Başvurucular, adlarına tescil edilmiş taşınmaza ilişkin tapu senetlerinin yapılan kadastro çalışmasında uygulanamayan tapu kayıtları listesine alınması nedeniyle açtıkları itiraz davasında kadastro mahkemesinin kararının Yargıtay tarafından düzeltilerek onanmasıyla taşınmazın kıyı olarak tescil edilmesi sonucu mülkiyet haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüşler ve maddi tazminat talebinde bulunmuşlardır.
Başvurucular, adlarına tescil edilmiş taşınmaza ilişkin tapu senetlerinin yapılan kadastro çalışmasında uygulanamayan tapu kayıtları listesine alınması nedeniyle açtıkları itiraz davasında kadastro mahkemesinin kararının Yargıtay tarafından düzeltilerek onanmasıyla taşınmazın kıyı olarak tescil edilmesi sonucu mülkiyet haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüşler ve maddi tazminat talebinde bulunmuşlardır. Başvuru, 15/11/2012 tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudan yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinde Komisyona sunulmasına engel bir eksikliğin bulunmadığı tespit edilmiştir. Birinci Bölüm İkinci Komisyonunca, 20/2/2013 tarihinde kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir. Birinci Bölümün 16/4/2013 tarihli ara kararı gereğince başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru konusu olay ve olgular ile başvurunun bir örneği görüş için Adalet Bakanlığına gönderilmiş, Adalet Bakanlığı’nın 14/6/2013 tarihli görüş yazısı 25/6/2013 tarihinde başvurucu vekiline tebliğ edilmiş, başvurucu vekili Adalet Bakanlığı cevabına karşı beyanlarını yasal süresi içinde 8/7/2013 tarihinde ibraz etmiştir. A. Olaylar Başvuru dilekçesi ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir: Marmaris ilçesi Hisarönü köyünde bulunan daha önce bir kısmı orman vasfıyla devletleştirilen ve eski tarihli tapu belgelerine dayalı mülkiyet iddialarıyla çok sayıda davaya konu olmuş üç çiftlik arazisini kapsayan taşınmazın bir bölümü olan 179 ada 9 nolu parsel, Marmaris Mal Müdürlüğünün 31/8/1983 tarihli yazısına istinaden 15/9/1983 tarihinde Hazine adına tescil edilmiştir. Başvurucular, 8/1/1990 tarihinde, taşınmazın 1/160 ve 2/160 hisseleriyle ilgili olarak eski tarihli tapuya dayanarak malik olduğunu iddia eden satıcı üçüncü şahısla satış vaadi sözleşmesi imzalamışlardır. Bahse konu tapunun kök kaydı Hicri 1208 (Miladi 1794) yılında üç adet çiftlik üzerindeki orman, ekili arazi ve müştemilatı ile birlikte vakfedilerek kaydedilmesine dayanmaktadır. Başvurucular, satıcı üçüncü şahıs tarafından hisselerin verilmemesini gerekçe göstererek Marmaris Asliye Hukuk Mahkemesinde dava açmışlardır. Mahkeme, 11/12/1995 tarihli duruşmada tarafların aralarında anlaşmaya vardığı, başvurucuların bir kısım taleplerinden feragat ettiği, davalıların ise başvurucuların kalan taleplerini kabul ettiğini imzalı beyanlarıyla sundukları gerekçesiyle ve aynı tarihte E.1993/9, K.1995/629 sayılı kararıyla taşınmazın 1/80’inin Kemal Yeler adına, aynı tarihli ve E.1993/234, K.1995/628 sayılı kararıyla taşınmazın 1/160’ının ise Ali Arslan Çelebi adına tesciline, başvurucuların feragat ettiği kısım içinse davanın reddine karar vermiştir. Tarafların temyizden feragat etmeleri nedeniyle dava aynı tarihte kesinleşmiştir. Başvurucular 12/12/1995 tarihinde bahse konu mahkeme kararına dayanarak anılan taşınmaza ilişkin olarak sınırları (pafta, ada ve parsel) belli olmayan müştemil çiftlik vasfıyla tapu senedi almışlardır. 2008 yılında yapılan kadastro çalışmasında 26/6/2008 tarihli kadastro edinme tutanağıyla bahsedilen taşınmazın 179 ada 9 nolu parselinin 15/9/1983 tarihinde Hazine adına tescil kaydı olduğu anlaşıldığından Hazine adına tespiti yapılmış ve 24/11/2008 tarihli kadastro komisyon raporuyla başvurucuların taşınmaza ilişkin tapu kaydı uygulanma imkânı olmadığından mahalline uygulanamayan tapu kayıtları listesine alınmıştır. Başvurucular Muğla ve Marmaris kadastro müdürlüklerinden adlarına kayıtlı tapu senedinin taşınmazın kadastro sırasında dikkate alınmasını istemişler, ancak Muğla Valiliği Kadastro Müdürlüğünün 5/1/2009 tarihli cevabi yazısında bu tapu kaydının uygulanamayan tapu kayıtları listesine alındığı bildirilmiştir. Başvurucular 9/2/2009 tarihinde Marmaris Kadastro Mahkemesi (Mahkeme) nezdinde kadastro tespitine itiraz davası açmışlardır. Mahkeme öncelikle tapu sicil müdürlüğünden uyuşmazlık konusu taşınmaza ilişkin gerekli kroki, harita, tespit tutanakları, tapu kayıtlarını istemiş, birçok kuruma müzekkere yazarak taşınmazın kıyı-kenar çizgisi veya sit alanı içinde kalıp kalmadığını sormuş, jeolog, harita, orman, kadastro ve ziraat uzmanı bilirkişiler eşliğinde 10/3/2010 tarihinde taşınmazda keşif yapmış, taraflara bilirkişi raporlarına itiraz için süre vermiş ve itiraz üzerine bilirkişi raporlarının ikmali amacıyla tekrar keşif yapılmasına 28/6/2010 tarihli duruşmada karar vermiştir. Mahkemece 11/3/2011 tarihinde jeolog, harita, kadastro, ziraat uzmanı ve mahalli bilirkişiler eşliğinde yapılan keşif çalışmasında; taşınmazda daha önce başka davalar nedeniyle keşif yapıldığı, taşınmazın büyük kısmının havuzvari alanlardan oluştuğu, deniz etkisine açık olduğu, mevcut haliyle zirai amaçlı kullanımının mümkün olmadığı anlaşılmış, davalı Hazinenin tutunduğu tapu kaydının zemine aynen uyduğu tespit edilmiş, mahalli bilirkişiler, taşınmazın üçüncü kişi tarafından Hazineden kiralandığını ve havuz yapılarak balık yetiştirilmek amacıyla kullanıldığını, başvurucuların ve taşınmazı başvuruculara sattığı iddia edilen kişinin dayandığı belgede gösterilen kişinin taşınmazla ilgilerinin bulunmadığını ve kendilerini tanımadıklarını, bu kişilerin köyde taşınmazları bulunsa idi mutlaka duyulup görüleceğini belirtmişler ve ziraatçı bilirkişi taşınmazın tarım arazisi niteliğinde olmadığını ifade etmiştir. Mahkemeye sunulan 13/4/2011 tarihli Jeoloji bilirkişi raporunda dava konusu taşınmazın tamamının kıyı kenar çizgisi içinde kaldığı tespit edilmiştir. Mahkemece taraflara bilirkişi raporuna karşı beyanlarını sunmak üzere süre verilmiştir. Mahkeme, yaptığı incelemede bahse konu kök tapu dayanak gösterilerek çok sayıda dava açıldığı ve bu davalarda yapılan keşif ve incelemelerde; tapuda gösterilen çiftliklerin toplam alanıyla haritalarda gösterilen toplam alan arasında çok farklılık bulunduğunu, aynı alanda orman içinde kalan yerlerin devletleştirilmesi işlemlerinin ve bu işlemlere karşı açılan davaların kesinleştiğini ve taşınmazın bir kısmının orman olarak kaydedildiğini tespit etmiştir. Marmaris Kadastro Mahkemesi, 30/5/2011 tarihli ve E.2009/857, K.2011/315 sayılı uzun açıklamalar içeren kararıyla ve özetle; başvurucuların dayandığı ve sabit sınırları bulunmayan tapu kaydındaki hudutların içinde kullanılmayan ve kullanılması mümkün olmayan deniz, dere, dağ, ırmak, orman, tepe, kayalık-taşlık ve 3-4 köy bulunduğu, bu nedenle çok sayıda parça halinde bulunduğu ve geçerli tapu kaydı addedilmesinin mümkün olmadığı; bahsedilen tapunun harita, plan ve kroki gibi belgelere dayanmayan sınırları belirsiz, değişebilir ve genişletilmeye elverişli olduğu, başvurucuların dayandığı tapunun arazinin geometrik şekline uymadığı gibi, miktarı itibarıyla da araziye uyum sağlamadığı ve hukuki sonuç doğurmasının mümkün olmadığı; tapu sicilinin kendisinden beklenen işlevi ancak, taşınmazın sınırlarının, yüzölçümünün ve diğer niteliklerinin güvenilir biçimde sicilde gösterilmiş olması şartıyla yerine getirebileceği, bunun ise kadastro ile mümkün olduğu, medeni hukukumuzun kaynağı olan İsviçre hukuku ile eski hukukumuzda tapu kavramının farklı olduğu, eski hukuka dayanan tapu kaydının zilyetlik olmadığı sürece hukuki sonuç doğurmayacağı; Rumi 26 Temmuz 1291 tarihli nizamname gereği vakıflarla ilgili her türlü işlemin tapu idaresince ve tapu sicil memurluğu önünde yapılması gerektiği halde Rumi 1290 (Miladi 1884) yılında bahse konu taşınmazı da kapsayan paylaşım başvurusunun bundan 26 yıl sonra Rumi 1326 (Miladi 1910) yılında liva meclisi önünde yapıldığı ve bu nedenle devir silsilesinde sorun bulunması nedeniyle kök tapu kaydının hukuki kıymetini kaybettiği; başvurucuların taşınmaz üzerinde zilyetliği ispatlayamadığı, davaya konu taşınmazı başvurucuya satan kişilerin taşınmaz üzerinde zilyetliğinin bulunmadığı; taşınmaz üzerinde başvurucuların taşınmazı satın aldığını iddia ettiği tarihten sekiz yıl önce 31/8/1983 tarihinde Hazine adına tespit ve tescil yapıldığı ve bu kaydın hukuken geçerli olduğu gerekçeleriyle davayı reddetmiş ve taşınmazın Hazine adına tesciline karar vermiştir. Başvurucular temyiz başvurusunda bulunmuş ve Yargıtay Hukuk Dairesi 28/2/2012 tarihli ve E.2011/15704, K.2012/2847 sayılı kararıyla yerel mahkeme kararında isabetsizlik bulunmadığı, ancak uyuşmazlık konusu taşınmazın kıyı kenar çizgisi içinde kaldığı ve kıyılar özel mülkiyete konu olamayacağından “kadastro tespit tutanağının iptaliyle taşınmazın kıyı olarak kadastro dışı bırakılmasına” cümlesiyle düzeltilerek onanmasına karar vermiştir. Başvurucuların karar düzeltme talebi Yargıtay Hukuk Dairesinin 8/10/2012 tarihli ve E.2012/8906, K.2012/11313 sayılı kararıyla reddedilmiş ve karar bu tarihte kesinleşmiştir.B. İlgili Hukuk 21/6/1987 tarih ve 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun “Kadastro tutanaklarının kesinleşmesi ve hak düşürücü süre” kenar başlıklı maddesinin ilgili kısımları şöyledir:“30 günlük ilan süresi geçtikten sonra, dava açılmayan kadastro tutanaklarına ait sınırlandırma ve tespitler kesinleşir.Kadastro müdürü tarafından onaylanarak kesinleşen tutanaklar ile kadastro mahkemesinin kesinleşmiş kararları; kesinleşme tarihleri tescil tarihi olarak gösterilmek suretiyle en geç 3 ay içinde tapu kütüklerine kaydedilir.…Kadastrosu tamamlanan çalışma alanı içerisinde kalan eski tapu kayıtları, işleme tabi kayıt niteliğini kaybederler. Bu kayıtlara dayanılarak kadastro ve tapu sicil müdürlüklerinde işlem yapılamaz. Kesinleşmemiş tutanaklar herhangi bir nedenle tapuya tescil edilmişse, iddia ve taşınmazın niteliğine bakılmaksızın, taşınmazı tescil tarihinden itibaren 20 yıl müddetle malik sıfatıyla zilyetliğinde bulunduranlar ile bunların akdi ve kanuni halefleri açılmış ve açılacak olan davalarda medeni kanunun tapuya itimat prensibinden yararlanırlar.” 3402 sayılı Kanunun “Kamu Malları” kenar başlıklı maddesinin (C) fıkrası şöyledir:“Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan kayalar, tepeler, dağlar (bunlardan çıkan kaynaklar) gibi, tarıma elverişli olmayan sahipsiz yerler ile deniz, göl, nehir gibi genel sular tescil ve sınırlandırmaya tabi değildir, istisnalar saklıdır.” 3402 sayılı Kanunun “Kayıt ve belgelerin kapsamını tayin” kenar başlıklı maddesinin ilgili kısımları şöyledir“Tapu kayıtları ile diğer belgelerin kapsadığı yeri tayinde; A) Kayıt ve belgeler, harita, plan ve krokiye dayanmakta ve bunların yerlerine uygulanması mümkün bulunmakta ise, harita, plan ve krokideki sınırlara itibar olunur. B) Harita, plan ve krokiye dayanmayan kayıt ve belgelerde belirtilen sınırlar mahalline uygulanabiliyor ve bu sınırlar içinde kalan yer hak sahibi tarafından kullanılıyor ise, kayıt ve belgelerde gösterilen sınırlar esas alınarak tespit yapılır. C) Harita, plan ve krokiye dayanmayan kayıt ve belgelerde belirtilen sınırlar, değişebilir ve genişletilmeye elverişli nitelikte ise, bunlarda gösterilen miktara itibar olunur. Ancak değişebilir ve genişletilmeye elverişli sınırlardaki taşınmaz malların kayıtları, fizik yapıları ve konumları itibariyle belli bir yeri kapsıyorsa, tespit o sınır esas alınarak yapılır.…” 22/11/2001 tarih ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun “Sahipsiz yerler ve yararı kamuya ait mallar” kenar başlıklı maddesi şöyledir“Sahipsiz yerler ile yararı kamuya ait mallar, Devletin hüküm ve tasarrufu altındadır.Aksi ispatlanmadıkça, yararı kamuya ait sular ile kayalar, tepeler, dağlar, buzullar gibi tarıma elverişli olmayan yerler ve bunlardan çıkan kaynaklar, kimsenin mülkiyetinde değildir ve hiçbir şekilde özel mülkiyete konu olamaz.Sahipsiz yerler ile yararı kamuya ait malların kazanılması, bakımı, korunması, işletilmesi ve kullanılması özel kanun hükümlerine tâbidir.”