4. Hukuk Dairesi 2024/6284 E. , 2025/4657 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi SAYISI : 2019/1895 Esas 2021/1141 Karar İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 9. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2016/518 Esas 2019/14 Karar Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili ve davalılar vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetk
**4. Hukuk Dairesi 2024/6284 E. , 2025/4657 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi SAYISI : 2019/1895 Esas 2021/1141 Karar İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 9. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2016/518 Esas 2019/14 Karar Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili ve davalılar vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; davalı ...'ın yönetim kurulu başkanı, diğer davalının yayın sahibi olarak sorumlu olduğu Birgün Gazetesi'nde 27.02.2014 tarihinde 1. ve 11. sayfada yapılan haber nedeniyle müvekkilinin kişilik haklarının saldırıya uğradığını, basın ve ifade özgürlüğü sınırlarının aşıldığını belirterek 50.000,00 TL manevi tazminatın yayın tarihinden işleyecek yasal faizi ile beraber davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile kararın yayınlanması talep edilmiştir. II. CEVAP Davalılar vekili cevap dilekçesinde; adli soruşturmaya konu olan bir olayla ilgili kamuoyunu bilgilendirmek için dava konusu haberin yapıldığını, haberin basın özgürlüğü sınırları içerisinde değerlendirilmesi gerektiğini, kabul anlamına gelmemekle beraber talep edilen manevi tazminat miktarının da fahiş olduğunu belirterek davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile haberde kullanılan söz ve ifadelerin kamuoyunda davacı hakkında olumsuz bir kanı oluşturduğu, basın ve ifade özgürlüğü sınırlarının aşıldığı, davacının kişilik haklarına saldırı niteliğinde olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile 20.000,00 TL manevi tazminatın yayın tarihinden işleyecek yasal faizi ile beraber davalılardan tahsiline karar verilmiştir. IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili ile davalılar vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine; Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile kamuoyunda 17-25 Aralık olarak bilinen soruşturmalar esnasında ortaya atılan ses kaydının haber yapılmasının görünür gerçeğe uygun ve basın özgürlüğü kapsamında olduğu ancak haber içeriğinin ses kaydından ibaret olmayıp ses kaydında yer almayan ifadeler ve asılsız isnatlara yer verildiği; gerçek dışı, asılsız yorumlarla davacının kişilik haklarına saldırıda bulunulduğu, davacının tanınmış kişi olmasının hakkında asılsız isnatlara katlanmasını gerektirmeyeceği, davacı yararına manevi tazminata hükmedilmesinin ve manevi tazminat miktarının yerinde olduğu, haberin üzerinden geçen zaman ve haberin güncelliğini yitirmiş olması dikkate alındığında yayın talebinin reddedilmesinin de hukuka uygun olduğu gerekçesi ile tarafların istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde; dava konusu haberin müvekkilinin toplum nezdindeki itibarına ve kişilik haklarına saldırı niteliğinde olduğunu, olumsuz algının telafisi mümkün olmamakla beraber hükmedilen manevi tazminat miktarı az olup hakkaniyete uygun olmadığını, caydırıcı nitelikte değerlendirilemeyeceğini, manevi tazminat ve yayın talebi yönünden tam kabul kararı verilmesi gerektiğini belirtmiştir. Davalılar vekili temyiz dilekçesinde; haberin o tarihte kamuoyunun gündeminde olan ses kayıtlarına dayanılarak yapıldığını, haber tarihinde henüz kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın verilmediğini, haberin basın özgürlüğü sınırları içerisinde değerlendirilmesi gerektiğini, hükmedilen manevi tazminat miktarının da fahiş olduğunu belirtmiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık; Birgün Gazetesi'nde 27.02.2014 tarihinde 1. ve 11. sayfada yapılan haber nedeniyle davacının kişilik haklarının saldırıya uğradığı iddiası ile manevi tazminat ve kararın yayınlanması talebine ilişkindir. Uyuşmazlığın çözümü açısından öncelikle konuyla ilgili kavram ve yasal düzenlemelerin irdelenmesinde yarar vardır. Anayasa'nın 26 ncı maddesi şöyledir: "Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmî makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar. ... Bu hürriyetlerin kullanılması, ... başkalarının şöhret veya haklarının, özel ve aile hayatlarının ... korunması ... amaçlarıyla sınırlanabilir...." AİHS'nin 10 uncu maddesi şöyledir: "1. Herkes ifade özgürlüğü hakkına sahiptir. Bu hak, kamu makamlarının müdahalesi olmaksızın ve ülke sınırları gözetilmeksizin, kanaat özgürlüğünü ve haber ve görüş alma ve de verme özgürlüğünü de kapsar. ... 2. Görev ve sorumluluklar da yükleyen bu özgürlüklerin kullanılması, yasayla öngörülen ve demokratik bir toplumda ... başkalarının şöhret ve haklarının korunması ... için gerekli olan bazı ...sınırlamalara ... tabi tutulabilir." TMK'nın "Kişiliğin korunması" kısım başlıklı 24 üncü maddesi şöyledir: “Hukuka aykırı olarak kişilik hakkına saldırılan kimse, hakimden, saldırıda bulunanlara karşı korunmasını isteyebilir. Kişilik hakkı zedelenen kimsenin rızası, daha üstün nitelikte özel veya kamusal yarar ya da kanunun verdiği yetkinin kullanılması sebeplerinden biriyle haklı kılınmadıkça, kişilik haklarına yapılan her saldırı hukuka aykırıdır.” TBK’nın “Kişilik hakkının zedelenmesi” başlıklı 58 inci maddesi şöyledir: “Kişilik hakkının zedelenmesinden zarar gören, uğradığı manevi zarara karşılık manevi tazminat adı altında bir miktar para ödenmesini isteyebilir. Hâkim, bu tazminatın ödenmesi yerine, diğer bir giderim biçimi kararlaştırabilir veya bu tazminata ekleyebilir; özellikle saldırıyı kınayan bir karar verebilir ve bu kararın yayımlanmasına hükmedebilir.” Anılan anayasal ve yasal düzenlemeler ile Anayasa'nın 90 ıncı maddesinin beşinci fıkrasının son cümlesine göre ulusal hukukun bir parçası hâline gelmiş bulunan AİHS'nin 10 uncu maddesi uyarınca kişilik hakları zarara uğrayanların manevi tazminat isteme hakları vardır. Manevi zarar, kişilik değerlerinde oluşan objektif eksilmedir. Duyulan acı, çekilen ızdırap manevi zarar değil, onun görüntüsü olarak ortaya çıkabilir. Acı ve elemin karşılığı manevi zarar olarak kabul edilerek keder ve acılarını içlerinde gizleyenleri tazminat isteme haklarından yoksun bırakmamak için kanunlarımız manevi tazminat verilebilecek bazı olguları özel olarak düzenlemiştir. TMK'nın 24 ve TBK'nın 58 inci maddelerinde yer verilen kişilik haklarının korunması da bunlardan biridir. Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere, gerçekliğine ilişkin hiçbir somut bilgi bulunmayan Twitter'da Başçalan isimli bir hesaptan yayınlanan davacıya ait olduğu iddia edilen ses kayıtlarının yeterli araştırma ve inceleme yapılmadan haber konusu yapıldığının, dava konusu haberde gerçek olmayan ses kayıtlarına dayanılarak davacıya somut olgu isnadında bulunulduğunun, kesin yargı içeren şekilde beyanda bulunularak özle biçim arasındaki dengenin bozulduğunun, doğrulanmamış ve/veya yanlış bilgilerin yayılmasında kamunun haber alma hakkı bulunduğunun kabul edilemeyeceğinin (AYM; Enver Kaya (3), B. No: 2020/20482, 6/9/2023, § …), haberde kamu yararının ve toplumsal ilginin bulunmadığının, kullanılan söz ve ifadelerin ifade ve basın özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesinin mümkün olmadığının, davacının kişilik haklarına saldırı olduğu kabul edilerek manevi tazminata hükmedilmesinin ve olay tarihi, tarafların konumu, zararın ağırlığı dikkate alındığında hükmedilen manevi tazminat miktarının yerinde olduğunun anlaşılmasına göre, temyizen incelenen karar usul ve kanuna uygun olup davacı vekili ve davalılar vekili tarafından temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Davacı vekili ve davalılar vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın ONANMASINA, Aşağıda yazılı temyiz harçlarının temyiz eden davacı ile davalılara yükletilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,20.03.2025 tarihinde üye ...'ın karşı oyu ve oy çokluğuyla karar verildi. KARŞI OY Dava; basın yoluyla kişilik haklarına saldırı nedeniyle manevi tazminat ve hükmün yayınlanması istemine ilişkindir. Anayasa’nın 28. maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca basın özgürlüğünün sınırlanmasında ifade özgürlüğünün sınırlandırılmasına ilişkin hükümler uygulanır. Bu anlamda basın özgürlüğü, ifade özgürlüğünün farklı bir görünümü olarak karşımıza çıkar. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) göre ifade özgürlüğü, demokratik toplumun temelini oluşturan ana unsurlardan olup, sadece toplum tarafından kabul gören, zararsız veya ilgisiz kabul edilen bilgi ve fikirler için değil incitici, şok edici ya da endişelendirici bilgi ve düşünceler için de geçerlidir. İfade özgürlüğü, yokluğu hâlinde demokratik bir toplumdan söz edemeyeceğimiz çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin bir gereğidir (AİHM; Handyside/Birleşik Krallık, B. No: 5493/72, 7/12/1976, p.49; Von Hannover/Almanya (No:2), B. No: 40660/08 ve 60641/08, 7/2/2012, p.101). Ancak belirtmek gerekir ki basın özgürlüğü sınırsız değildir. Anayasa'nın 17. maddesi gereğince, bireyin manevi varlığının bir parçası olan şeref ve itibara üçüncü kişilerin saldırılarını önlemek de yargı mercilerinin görevleri arasındadır. Mahkemeler, Anayasa'nın 17. maddesi gereğince kişilik haklarını korurken aynı zamanda Anayasa'nın 26. ve 28. maddeleri gereğince ifade ve basın özgürlüklerinin gerçek ve etkili bir biçimde korunmasını sağlama yükümlülüğü sebebiyle yarışan haklar arasında adil bir denge kurmak zorundadır. Bu denge kurulurken Anayasa’nın 13. maddesi kapsamında hakkın özüne dokunulmamalı, demokratik toplum düzeninin gerekleri ve sınırlama amacı ile aracı arasındaki ölçü gözetilmelidir. Bu anlamda, mahkemece dayanılan gerekçelerin, ifade özgürlüğünü kısıtlama bakımından “demokratik toplum düzeninin gerekleri” ve “ölçülülük” ilkelerine uygun olduğunu inandırıcı bir şekilde ortaya koyup koyamadığı denetlenmelidir. Mahkeme, düşüncelerin açıklanması ve yayılmasına yönelik olarak tazminata karar verirken düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğünün kullanılmasından kaynaklanan yarardan çok daha ağır basan, korunması gereken bir yararın varlığını somut olgulara dayanarak göstermelidir. Mahkemeler, yarışan haklar arasında dengeleme yaparken; yayında kamu yararı bulunmasına, kamusal yarara dair bir tartışmaya katkı sağlamasına, toplumsal ilginin varlığına ve konunun güncel olmasına, haber veya makalenin konusu ile yayımlanma şartlarına, bunlarda kullanılan ifadelerin türüne, yayının içeriğine, şekli ve sonuçlarına, habere yönelik kısıtlamaların niteliğine ve kapsamına, haberde yer alan ifadelerin kim tarafından dile getirildiğine, hedef alınan kişinin kim olduğuna ve tanınırlık derecesi ile ilgili kişinin önceki davranışlarına dikkat etmelidir. Somut olay yukarıda yer verilen ilkeler ışığında incelendiğinde; haberin verildiği dönemin (17/25 Aralık soruşturmalarından bir kaç ay sonra 2014 yılı şubat ayı) koşulları şöyledir: Ülke, (15 Temmuz 2016 tarihindeki darbe teşebbüsü ve sonrasında terör örgütü olduğu açıkça ortaya çıkan ve hukuken de böyle kabul edilen) FETÖ/PDY’ye mensup kolluk kuvvetleri ile yargı mensuplarınca 17/25 Aralık (2013) ismiyle anılan ve hükümeti çalışamaz hâle getirmeye yönelik olarak başlatıldığı sonradan kesinleşen soruşturmalarla ilgili basın-yayın organlarında ve sosyal medyada aynı örgüt mensuplarınca bir takım ses kayıtlarının servis edilmekte olduğu bir süreçten geçmektedir. Terör örgütünün, anılan soruşturmaların gerçekliği konusunda toplumu etkileme, soruşturmaların toplumsal meşruiyetini sağlayarak hükümeti çalışamaz hâle getirme amacıyla yapıldığı bu süreçten çok sonra darbe teşebbüsüyle anlaşılmış, tüm bu manipülasyonlara neden olan haberlerin de Devletin kolluk, istihbarat ve yargı kurumları içerisine sızmış örgüt mensuplarınca servis edildiği ortaya çıkmıştır. Bu itibarla belirtilmelidir ki basın, somut gerçeği değil, o anda beliren, var olan ve orta düzeydeki kişilerce de yayının yapıldığı biçimi ile kabul edilen olguları yayınlamak durumundadır. O anda ve görünürde var olup da sonradan gerçek olmadığı anlaşılan olayların ve olguların yayınından basın sorumlu tutulamaz. Böyle bir kaos ve belirsizlik ortamında, çeşitli basın ve yayın platformlarında yayınlanan ve henüz terör örgütü eliyle oluşturulduğu kesin olarak bilinemeyen ses kayıtlarındaki bilgilerden yararlanılarak söz konusu haberlerin yapıldığı anlaşılmaktadır. Söz konusu kayıtların, hâlen devam eden soruşturma dosyalarına yansıyan ve dönemi itibariyle gerçekliği bilinemeyen belge ve dokümanlara yollama yapması nedeniyle haberin görünür gerçekliğe uygun olduğunu kabul etmek gerekir. Öte yandan, haberin verilişinde kesin ifadelerden kaçınıldığı, kaynak gösterildiği, yazı içeriğinde ileri sürülen ve iddia olunan şeklindeki vurgularla kesinliğinin ve gerçekliğinin sorgulanmasına imkân tanındığı, haberin kapsamı ve ceza soruşturmalarına dayandırılması nedeniyle kamuyu ilgilendiren konulara ilişkin olup kamunun bilgi alma hakkı kapsamında kaldığı ve hakaret kabul edilebilecek ölçüde küçük düşürücü ve aşağılayıcı söz ve ifadelerden kaçınıldığı göz önüne alındığında basın özgürlüğü kapsamında kabul edilmesi gerektiği düşüncesindeyim. Dolayısıyla somut gerçeği o anda bilemeyecek durumda olan basını, sonradan gerçek olmadığı anlaşılan olayların ve olguların yayınından sorumlu tutmak mümkün değildir. Tüm bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davaya konu yayının ve ifadelerin; Yargıtay, AYM ve AİHM’nin istikrar bulmuş içtihatlarına göre basın özgürlüğü sınırları içerisinde kaldığı ve davacının şöhret ve itibarına saldırı oluşturmadığı anlaşıldığından davanın tümden reddine karar verilmesi gerektiği düşüncesiyle Sayın Çoğunluğun onama yönündeki düşüncesine iştirak edemiyorum.