10. Hukuk Dairesi 2024/6360 E. , 2024/8527 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi SAYISI : 2024/618 E., 2024/599 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Alanya 2. İş Mahkemesi SAYISI : 2021/102 E., 2023/215 K. Taraflar arasındaki hizmet tespiti davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Kararın davalı ve fer'i müdahil Kurum vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf
**10. Hukuk Dairesi 2024/6360 E. , 2024/8527 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ : Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi SAYISI : 2024/618 E., 2024/599 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Alanya 2. İş Mahkemesi SAYISI : 2021/102 E., 2023/215 K. Taraflar arasındaki hizmet tespiti davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Kararın davalı ve fer'i müdahil Kurum vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf isteminin esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı ve fer'i müdahil Kurum vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I.DAVA Davacı vekili, davacının 01.10.2005-02.07.2011 ve 26.08.2012-06.09.2012 dönemlerinde davalı nezdinde mobilya boya ustası olarak çalıştığının tespitini talep etmiştir. II. CEVAP Fer'i müdahil Kurum vekili, fer'i müdahil olarak davaya katıldıklarını, hizmet tespiti davalarının kamu düzenine ilişkin olduğunu, hak düşürücü süre itirazında bulunduklarını, bordro tanıkları ve yazılı belgelerle çalışmanın ispat edilmesi gerektiğini belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili, davacının iddialarını kabul etmediklerini, hak düşürücü süre itirazında bulunduklarını, Alanya İş Mahkemesinde işçilik alacaklarına yönelik açılan davada davacının 01.10.2005-25.07.2016 arası aralıksız çalıştığının kabul edilmediğini, sigortasız dönemlerin hesaplama dışı tutulduğunu, davacının iddialarının gerçeklikten uzak olup daha fazla kazanç sağlamak üzerine olduğunu belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararı ile davanın kısmen kabulüne, davacının davalıya ait işyerinde Kuruma bildirilen süreler haricinde 01.03.2006-31.03.2009 ve 25.01.2010-12.10.2010 tarihleri arasında sigortasız bir şekilde kesintisiz çalıştığının ve sigortasız geçen çalışmalarının sigortalı sayılması gerektiğinin ve davacının sigortasız çalıştığı dönemlerde eksik bildirilen prim tutarlarının tespitine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı ve fer'i müdahil Kurum vekilleri tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davalı vekili, davacının iddiaları gerçeklikten uzak salt daha fazla kazanç sağlamak üzerine olduğu, davacı ve davalı arasında Alanya 1. İş Mahkemesinde 2016/815 E. sayılı dosyasıyla görülen işçi ile işveren ilişkisinden kaynaklanan alacak davasının kesinleştiği ve söz konusu davada çalışma dönemlerinin tespit edildiği, kesinleşmiş Mahkeme kararının göz ardı edilmesi hatalı hüküm kurulmasına sebebiyet verdiği, hak düşürücü sürenin dikkate alınmadığı, uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek ölçüde önemli delillerin toplanmadığı ve değerlendirilmediği belirtilerek kararı istinaf etmiştir. Fer'i müdahil Kurum vekili, eylemli ve gerçek biçimde çalışmanın varlığının saptanması gerektiği, hak düşürücü süre itirazının değerlendirilmediğinden bahisle kararı istinaf etmiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile tüm dosya kapsamındaki bilgi ve belgeler, tanık beyanları, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında Mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresinde davalı ve fer'i müdahil Kurum vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davalı ve fer'i müdahil Kurum vekilleri istinaf dilekçesi ile birebir aynı sebeplerle eksik incelemeye dayalı kararın bozulmasını istemiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, davacının 01.10.2005-02.07.2011 ve 26.08.2012-06.09.2012 dönemlerinde davalı nezdinde çalıştığının tespiti istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369. maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371. maddeleri, 506 sayılı Kanun'un 79, 5510 sayılı Kanun'un 86. maddeleridir. 3. Değerlendirme 1) Davanın yasal dayanağı 506 sayılı Kanun'un 79/10 maddesi ile 5510 sayılı Kanun'un 86/9. maddesidir. 506 sayılı Kanun'un 6. maddesinde ifade edildiği üzere, “sigortalı olmak hak ve yükümünden kaçınılamaz ve vazgeçilemez.” Anayasal haklar arasında yer alan sosyal güvenliğin yaşama geçirilmesindeki etkisi gözetildiğinde, sigortalı konumunda geçen çalışma sürelerinin saptanmasına ilişkin davaların, kamu düzenine ilişkin olması nedeni ile özel bir duyarlılık ve özenle yürütülmesi zorunludur. Bu bağlamda, hak kayıplarının ve gerçeğe aykırı sigortalılık süresi edinme durumlarının önlenmesi, temel insan haklarından olan sosyal güvenlik hakkının korunabilmesi için bu tür davalarda tarafların gösterdiği kanıtlarla yetinilmeyip, gerek görüldüğünde re'sen araştırma yapılarak kanıt toplanması gerektiği özellikle göz önünde bulundurulmalıdır. Kuruma bildirilmeyen hizmetlerin sigortalı hizmet olarak değerlendirilmesine ilişkin davanın, tespiti istenen hizmetin geçtiği yılın sonundan başlayarak 5 yıl içinde açılması gerekir. Çalışmanın tespiti istemiyle hak arama yönünden kanun ile getirilen süre, doğrudan doğruya hakkın özünü etkileyen hak düşürücü niteliktedir ve dolması ile hakkın özü bir daha canlanmamak üzere ortadan kalkmaktadır. 506 sayılı Kanun'un kabul edilip yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla beş yıl olarak öngörülen süre, 09.07.1987 tarihinde yürürlüğe giren 3395 sayılı Kanun'un 5. maddesiyle on yıla çıkarılmış, daha sonra 07.06.1994 tarihinde yürürlüğe giren 3995 sayılı Kanun'un 3. maddesiyle yeniden beş yıl olarak belirlenmiştir. Bu yönde, anılan madde hükmünde yer alan hak düşürücü süre; yönetmelikle tespit edilen belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya çalışmaları Kurumca tespit edilemeyen sigortalılar için geçerlidir. Bir başka anlatımla; sigortalıya ilişkin olarak işe giriş bildirgesi, dönem bordrosu gibi yönetmelikte belirtilen belgelerin Kuruma verilmesi yada çalışmaların Kurumca tespit edilmesi halinde; Kurumca öğrenilen ve sonrasında kesintisiz biçimde devam eden çalışmalar bakımından hak düşürücü sürenin geçtiğinden söz edilemez. Ne var ki sigortalının Kuruma bildiriminin işe giriş tarihinden sonra yapılması, bir başka ifade ile sigortalının hizmet süresinin başlangıçtaki bir bölümünün Kuruma bildirilmeyerek sonrasının bildirilmesi ve Kuruma bildirimin yapıldığı tarihten önceki çalışmaların, bildirgelerin verildiği tarihide kapsar biçimde kesintisiz devam etmiş olması halinde, Kuruma bildirilmeyen çalışma süresi yönünden hak düşürücü sürenin hesaplanmasında; bildirim dışı tutulan sürenin sonu değil kesintisiz olarak geçen çalışmaların sona erdiği yılın sonu başlangıç alınmalıdır. 2) Anayasa Mahkemesi bireysel başvuru üzerine verdiği kararda: “Yargıtay kararlarında da belirtildiği üzere hizmet tespiti davalarıyla işçilik alacakları davaları birbirini etkileyebilecek bağlantılı davalardır. Nitekim Yargıtaya göre işçilik alacakları davasında -açılmış ise- kural olarak hizmet tespiti davasının sonucu beklenmelidir. Yine Yargıtay kararlarında her iki davanın birbirlerini etkilemesi mümkün ise de davaların niteliği gereği farklı sonuçlara varılabileceğinin kabul edildiği görülmektedir. Zira hizmet tespiti davalarında -kamu düzenine ilişkin olduğundan- re'sen araştırma ilkesinin, işçilik alacaklarıyla ilgili davalarda ise taraflarca hazırlama ilkesinin geçerli olduğu kabul edilmektedir. Bu nedenle işçilik alacakları davasında verilen karar hizmet tespiti davasında kesin delil değil güçlü delil olarak kabul edilmektedir. Hemen belirtmek gerekir ki delil değerlendirmesi İlk Derece Mahkemelerinin takdirinde olup bariz takdir hatası veya açık bir keyfîlik içermedikçe Anayasa Mahkemesinin bu takdire müdahalesi söz konusu değildir. Bununla birlikte bağlantılı davalarda birbirine aykırı karar verilmesi hâlinde bu aykırılığın-taraflarca ileri sürülmesi durumunda- gerekçesinin açıkça ortaya konması anayasal bir yükümlülüktür ve bu husus Anayasa Mahkemesinin inceleme alanı kapsamındadır” Gerekçesi ile işçilik alacaklarında hizmet süresi ve prime esas kazanç tespitinin, açılacak hizmet tespiti davasında kuvvetli delil olacağını belirtmiştir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu da aynı hukuki değerlendirmeyi yapmıştır (Y. HGK. 16.07.2020 tarih ve 2016/10-2141 Esas, 2020/585 Karar). 3) İnceleme konusu dosyada; davacı 01.10.2005-02.07.2011 ve 26.08.2012-06.09.2012 tarihleri arasında çalıştığının tespitini talep etmiş, Mahkemece davacının 01.03.2006-31.03.2009 ve 25.01.2010-12.10.2010 tarihleri arasında çalıştığının tespitine karar verilmiştir. Davacının hizmet cetvelinde 02.07.2011-26.08.2012 ve 06.09.2012-09.09.2016 dönemlerinde davalı iş yerinden sigorta bildirimleri yapılmış olup talep döneminde başka iş yerinden bildirimi bulunmamaktadır. Ayrıca Mahkemece işçilik alacakları dosyasında tespit edilen ücretin asgari ücrete oranlaması yapılarak davacının kabul edilen dönemlerde asgari ücretin 1.9 katı ücretle çalıştığı yönünde hüküm kurulmuştur. Ancak kesinleşen işçilik alacakları dosyasında davacı işçilik alacakları için davalı işyerinde 01.10.2005 tarihinden 05.10.2026 tarihine kadar çalıştığını iddia ederek, bu süre için kıdem ve ihbar tazminatı ile işçilik alacakları talep etmiş, ancak Mahkemece davacının Kuruma bildirilen ilk hizmet süresi olan 02.07.2011-25.07.2016 tarihleri arasında çalıştığı, öncesinde davalı işyerinde çalıştığını kanıtlayamadığı gerekçesi ile 02.07.2011-25.07.2016 çalışma süresi için işçilik alacaklarına karar verilmiştir. İşçilik alacakları dosyasında dinlenen ve çalışma süresi ile ilgili beyanda bulunan aynı tanıklar bu hizmet tespit davasında da dinlenmişlerdir. Mahkemece tanık beyanlarına itibar edilerek kayıt öncesi davacının 01.03.2006-31.03.2009 ve 25.01.2010-12.10.2010 tarihleri arasında çalıştığı kabul edilerek davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. 4) Kesinleşen işçilik alacaklarında davacının kayıt öncesi 02.07.2011 tarihinden önce çalışmadığı belirlenmiş ve kesinleşmiştir. Davacı sigortalı bu dosyada bu süreler için işçilik alacağı talep etmiştir. 02.07.2011 öncesi çalıştığını kanıtlayamadığına göre bu durum hizmet tespiti için kuvvetli delil niteliğini almıştır. Bu dosyada dinlenen tanıkların beyanı esas alınmadığına göre bu dava için delil olarak değerlendirilemez. İşçilik alacaklarındaki tespit yazılı delil haline gelmiştir. 5) Kaldı ki davacı kayıt öncesi bu dosya için 12.10.2010-02.07.2011 arası hizmetin olmadığına dair tespiti temyiz etmemiş, iş ilişkisinin kesildiğini kabul etmiştir. Bu durumda dava 2021 yılında açıldığına göre 02.07.2011 öncesi hak düşürücü süreye de uğramıştır. Davanın reddi gerekirken kabulü hatalıdır. Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular göz önünde tutulmaksızın yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1.Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, 2.İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgilisine iadesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 16.09.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.