8. Hukuk Dairesi 2016/15314 E. , 2019/10177 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi DAVA TÜRÜ : İstihkak Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş olup hükmün davacı üçüncü kişi vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü. K A R A R Davacı üçüncü kişi vekili, müvekkiline ait menkullerin haczedildiğini, borçlu ile müvekkili arasında sadece ticari ilişki bulunduğunu
**8. Hukuk Dairesi 2016/15314 E. , 2019/10177 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi DAVA TÜRÜ : İstihkak Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş olup hükmün davacı üçüncü kişi vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü. K A R A R Davacı üçüncü kişi vekili, müvekkiline ait menkullerin haczedildiğini, borçlu ile müvekkili arasında sadece ticari ilişki bulunduğunu belirterek, istihkak iddiasının kabulüne karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı alacaklı vekili, borçlu ve üçüncü kişinin muvazaalı işlemlerle mal kaçırmaya çalıştıklarını, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Mahkemece; 04/02/2016 tarihli tensip zaptının 3 nolu ara kararı uyarınca toplam 720,00 TL keşif giderinin davacı vekili tarafından 7 gün içerisinde dosyaya yatırılmasına karar verildiği, duruşma zaptı davacı tarafa 16/02/2016 tarihinde tebliğ edilmesine rağmen, masraflar yatırılmadığı gibi davacı vekilinin duruşmalara katılmadığı, davanın türü itibariyle bilirkişi raporu olmaksızın iddianın ispat edilemeyeceği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı üçüncü kişi vekili tarafından temyiz edilmiştir. Dava, üçüncü kişinin İİK'nin 96. vd. maddelerine dayalı istihkak iddiasına ilişkindir. Öncelikle; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “Tarafların Duruşmaya Gelmemesi, Sonuçları ve Davanın Açılmamış Sayılması” başlığını taşıyan 150. maddesinin 2. fıkrasında “Usulüne uygun şekilde davet edilmiş olan taraflardan biri duruşmaya gelir, diğeri gelmezse, gelen tarafın talebi üzerine, yargılamaya gelmeyen tarafın yokluğunda devam edilir veya dosya işlemden kaldırılır. Geçerli bir özrü olmaksızın duruşmaya gelmeyen taraf, yokluğunda yapılan işlemlere itiraz edemez.” hükmüne, 320. maddesinin 4. fıkrasında; "Basit yargılama usulüne tabi davalarda, işlemden kaldırılmasına karar verilmiş olan dosya, yenilenmesinden sonra takipsiz bırakılırsa, dava açılmamış sayılır" hükmüne yer verilmiştir. 6100 sayılı Kanun'un “Hukuki Dinlenilme” başlıklı 27. maddesi, Anayasa’nın hak arama hürriyetini düzenleyen 36. maddesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin adil yargılanma hakkına ilişkin 6. maddesi nazara alındığında davanın tarafları, müdahiller ve yargılamanın diğer ilgilileri, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahiptirler. Yargılama ile ilgili bilgi sahibi olunmasını, açıklama ve ispat hakkını mahkemenin açıklamaları dikkate alarak değerlendirmesini içeren bu hakkın ve yargılamanın aleniliği ilkelerinin gerçekleşmesinin en önemli aracı duruşma yapılmasıdır. Duruşma günü celseye katılma imkanı olmayan taraf buna ilişkin mazeretini bildirip, belgeleyerek duruşmanın ertelenmesini isteme olanağına sahiptir. O halde, 6100 sayılı Kanun'un 150. maddesi kapsamında duruşma tayin edilerek, usulüne uygun şekilde davet edilmiş olan taraflardan yalnız biri duruşmaya katılırsa gelmeyen tarafın geçerli mazeret gönderip göndermediği incelenerek; mazeretin kabulü ya da reddine göre dosyanın işlemden kaldırılıp kaldırılmayacağına karar verilecektir. Somut olayda,taraf vekilleri 14.4.2016 tarihli son oturum için mazeret dilekçesi sunmuşlar, Mahkemece; "Davacı ve davalı vekillerinin bu zamana kadar bütün celselerde mazeret dilekçesi sunmuş oldukları ve mazeretlerinin dayanağının da esaslı olmayıp, başka mahkemelerin duruşma ve işlerinin mahkemeler arası altlık üstlük ilişkisi olamayacağı" gerekçesi ile taraf vekillerinin mazeret dilekçelerinin reddine karar vermiştir. Ne var ki, mazeretin reddi sonucunda HMK 150. maddesi uyarınca dosyanın işlemden kaldırılmasına karar verilmesi gerekirken, davanın reddine karar verilmesi hatalı olmuştur. Öte yandan; dava dosyasındaki bilgi ve belgelere göre, Mahkemece; 04.02.2016 tarihli oturumda "davaya konu ticari defter ve belgeler ile mahcuz mallar arasındaki uygunluk denetimi yapılması için resen seçilecek bir mali müşavir bilirkişi ile 04/03/2016 tarihinde mahcuz malların başında keşif icrasına, bilirkişi ücreti ve mahkeme keşif gideri olan 720,00 TL giderin davacı vekili tarafından tebliğden itibaren 1 haftalık kesin süre içerisinde mahkememiz veznesine yatırılmasına" şeklinde ara karar kurulmuştur. Hemen belirtmek gerekir ki; davacı tarafından yatırılması istenen avans, delil avansı niteliğindedir. Bu avansın yatırılmaması da sadece o delile dayanmaktan vazgeçme sonucunu doğurur (HMK mad. 324). Öte yandan, 6100 sayılı HMK'nın 94. maddesi uyarınca kesin süreye ilişkin ara kararının, hiçbir duraksamaya yer vermeyecek biçimde açık olması, taraflara yüklenen yükümlülüklerin, yapılması gereken işlerin neler olduğunun ve her iş için yatırılacak ücretin hiç bir şüpheye yer vermeyecek şekilde açıklanması gerekir. Ayrıca verilen sürenin amaca uygun, yeterli ve elverişli olması, kesin süreye uymamanın doğuracağı hukuki sonuçların açık olarak anlatılması ve anlatılanların tutanağa geçirilmesi, bunlara uyulmaması durumunda mevcut kanıtlara göre karar verilip, gerektiğinde davanın reddedileceğinin açıkça bildirilmesi suretiyle ilgili tarafın uyarılması gerekir (YHGK’nin 18.02.1983 tarihli ve 1980/1-1284, 1983/141; 22.11.1972 tarihli ve 8/832, 935; 13.10.2010 tarihli ve 2010/17-510-485; 28.04.2010 tarihli ve 2010/2-221-241; 28.03.2012 tarihli 2012/19-55-2012-249; 12.12.2012 tarihli ve 2012/9-1180-1182 sayılı kararlarında da değinilmiştir.) . Yukarıda açıklanan yasal düzenleme ve ilkeler uyarınca yapılan incelemede; Somut olayda, bilirkişi ücretinin yatırılması için verilen sürenin kesin olduğu belirtilmesine rağmen kesin süreye uymamanın doğuracağı hukuki sonuçları içeren ihtarat yapılmamıştır. Buna göre usulüne uygun kesin süre verilmediği, kaldı ki davanın uzamasına sebebiyet vermeyecek şekilde duruşma öncesinde delil avansının yatırıldığı gözetilmeksizin, davanın reddine karar verilmesi hatalı olmuştur. O halde, Mahkemece keşif yapılarak uzman bilirkişi raporu alınması, tarafların diğer delillerinin toplanması ve bundan sonra dosyadaki tüm deliller birlikte tartışılıp değerlendirilerek oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı üçüncü kişi vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün İİK'nin 366 ve HUMK'un 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, taraflarca İİK'nin 366/3. maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 10 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 12.11.2019 tarihinde oy birliğiyle karar verildi