T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 13. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO:2023/1380 Esas KARAR NO:2026/111 Karar T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ:İstanbul 20. Asliye Ticaret Mahkemesi ESAS NO:2022/167 Esas - 2023/302 Karar TARİHİ:13/04/2023 DAVA : İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan) KARAR TARİHİ:22/01/2026 İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna …
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 13. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO:2023/1380 Esas KARAR NO:2026/111 Karar T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ:İstanbul 20. Asliye Ticaret Mahkemesi ESAS NO:2022/167 Esas - 2023/302 Karar TARİHİ:13/04/2023 DAVA : İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan) KARAR TARİHİ:22/01/2026 İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi: TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davacı şirket ile davalı şirket arasında ticari ilişki mevcut olduğunu, davacı şirket, davalı şirketten satın aldığı her ürüne karşılık Euro döviz cinsi teklifler karşılığında proforma fatura düzenlemiş olup davalı şirket tarafından yapılan ödemelerin tamamı da yine Euro döviz cinsi üzerinden fiili ödeme günü üzerinden TL'ye çevrilerek yapıldığını, davacı şirket tarafından düzenlenen faturalar Vergi Usul Kanunu uyarınca TL cinsinden düzenlenmiş olsa da fatura üzerine fatura tarihindeki kur miktarı açıkça yazıldığını, davalı taraf, davacı şirket ile ticari ilişkide bulunduğu 2016 yılından bu zamana dek davacıya yapması gereken ödemeleri fatura kesim tarihinden ya da belirlenen ödeme tarihinden sonra gerçekleştirildiğini, taraflar arasındaki ticaret yabancı para birimine dayandığından bu durum zaman içerisinde yaşanan kur dalgalanmaları sebebi ile davacı şirketin zararına sebebiyet verdiğini, bilindiği üzere kur farkı; ürünün alıcıya teslim edildiği gün veya faturanın düzenlendiği gün ile satıcı tarafından ödemenin yapıldığı gün arasındaki kur değişiminden kaynaklanan ve satıcı lehine olan alacak miktarı olduğunu, Yargıtay'ın istikrar kazanmış görüşüne göre ise kur farkının talep edilebilmesi için 3 şartın varlığı arandığını,yabancı para üzerinden ticari ilişkinin ispatı, faturaların döviz cinsinden düzenlenmesi ve kararlaştırılan ödemenin gününde yapılmaması olduğunu, somut olayımıza bakıldığında ise Yargıtay kararlarında aranan 3 ana şart mevcut olup tarafların ticari defterleri incelendiğinde davalı tarafa düzenlenen, teklif formları, proforma faturaların döviz cinsinden olduğu ve davalı tarafından yapılan ödemelerin tamamının ise yine döviz cinsinden olduğu görüleceğini, davalı taraf ile davacı şirket arasındaki ticari ilişkiden doğan kur farkı 2021 yılı itibari ile 64.297,63 Euro tutarına ulaştığını, bu kur farkı miktarının bugünkü TL karşılığı ise toplamda 1.156.466,77-TL olup, buna ilişkin davacı şirket tarafından davalı yana 26.01.2022 tarihinde ... numara ile gönderilen fatura, 26.01.2022 tarihinde ... numaralı fatura ile iade edildiğini, bunun yanı sıra davacı şirket, davalı taraf ile aralarındaki ticari bağ ve güven ilişkisine dayanarak 24.02.2016 tarihinde davalı şirkete 140.000-TL geri ödenmek şartı ile avans/ödünç vermiş olup bu husus da banka ve taraf şirket defter kayıtları ve cari hesabı ile sabit olduğunu, ancak gelinen zaman itibari ile bu borç da halen ödenmediği gibi 24.02.2016 tarihinden itibaren işleyen ana para faizi ile birlikte borç miktarı toplamda 214.667,95-TL olduğunu, davacı şirket kur farkı nedeni ile uğradığı zararı hem de tahsil edemediği borcu için davalı şirkete gönderdiği Bakırköy ... Noterliğinin 27.01.2022 tarih ve ... yevmiye numaralı ihtarnamesi ile ödemelerin en kısa zamanda yapılması aksi halde hukuki yollara başvurulacağını bildirildiğini, davalı taraf, hem kur farkı için kesilen faturayı iade etmiş hem de kendisine gönderilmiş olan ihtarnameye karşı olumlu ya da olumsuz herhangi bir cevap vermediğini, işbu sebeple davacının uğramış olduğu zararı gidermek amacı ile İstanbul 32. İcra Müdürlüğü'nün ... sayılı dosyasında davalı taraf aleyhine icra takibi başlatıldığını, davalı taraf, hakkında başlatılmış olan icra takibine 24.02.2022 tarihinde hiçbir haklı gerekçe göstermeksizin kötü niyetle itiraz ederek takibin durmasına sebebiyet verdiğini, üstelik davacının ihtarname yolladıktan sonra icra takibine girişmesini taciz olarak yorumladığını, halbuki tarafların ticari defter ve belgeleri ile banka kayıtları incelendiğinde taleplerimizdeki haklılığımız anlaşılacağını, taraflar arasında uyuşmazlığın giderilmesi amacıyla dava şartı olan arabuluculuk müzakereleri yapılmışsa da herhangi bir anlaşmaya varılamadığını, işbu sebeple huzurdaki davayı açma zarureti hasıl olduğunu, davacı şirketin ticari belge ve defterleri incelendiğinde kur farkı alacağımızın sabit olduğu ve davamızın haklılığı anlaşılacağını, davalı tarafça İstanbul 32. İcra Müdürlüğü'nün ... sayılı dosyasındaki itirazın iptali ile takibin devamını, davalının haksız itirazı nedeniyle alacak tutarının %20'si oranında icra inkâr tazminatına mahkum edilmesini, yargılama giderleri ile vekalet ücretin davalı taraf üzerine bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Davacı tarafından davalı aleyhine açılan davanın haksız ve kötü niyetli olduğunu belirttiklerini, davacı tarafından davalı 27/01/2022 tarihinde noter ihtarı gönderilmiştir ve bu talepler ileri sürüldüğünü, bu ihtara Kartal ... Noterliği'nin 01/02/2022tarih ve ... yevmiye nolu ihtarnamesi ile ihtarlarındaki iddialarının gerçek olmadığını, kabul etmediğimizi ifade ettiklerini, davacı ile davalı arasında TL ticaret yapılsın, ödemeler döviz cinsinden yapılsın şeklinde yazılı veya sözlü bir anlaşmanın olmadığını, davacının sunmuş olduğu evraklara, evraklardaki imzaya, proforma faturaya üzerindeki kayıtlarına tüm yönleri ile itiraz ettiklerini, esasen davacı, dava dilekçesinde ifade ettiği üzere, kur farkı faturası-alacağı için kanunlarımızın ve Yargıtay'ın içtihatları gereği; kur farkı alacağı talebinde bulunulabilmesi için bu konuda ayrı bir yazılı sözleşme olması, faturanın döviz cinsinden düzenlenmesi ve ödemenin gününde yapılmamasının gerektiğini, bu 3 şartın birlikte olması gerekmekte olduğunu, bu konuda yazılı sözleşmenin olmadığını, faturanın döviz cinsinden düzenlenmediği ve ödeme konusunda da döviz cinsinden yapmadıklarının görüleceğini, davacı ile eskiye dayalı olan tüm, fatura alacak-borçlarımızı TL olarak yapmış bulunmaktayız ve hesaplarımızı sıfırlamış bulunmakta olduğunu, davacının ikinci iddiası aksine, davacı tarafından davalıya daha önceki dönemlerde verilmiş 140.000,00 TL avans bulunduğunu, arada ticari ilişki kapsamında bu şekilde uygulama yapıldığını, bu avans da davacıya 21/12/2021 tarihinde teslim edilen çek ile ödendiğini ve davacının ihtar-icra-dava tarihi itibari ile bu kalem için alacağının olmadığını, davalı şirketin kayıtlarında bugün için bu yönde bir kaydın olmadığını, bu alacak için geçmiş günler faiz istenmesi de ihtar olmadığından mümkün olmadığını, itiraz ettiklerini, esasen davacı ile davalının uzun yıllar ticaret yaptığını ve 2021-2022'de alışveriş yaptıklarını ve bu aşamaya kadar davalıya karşı bir talepte bulunmadığını, bugün için bu talepte bulunması kötü niyetli bir davranış olduğunu, kabul anlamına gelmemek kaydı ile, davacının talebi zamanaşımına uğradığını, davanın reddiyle davacı tarafın, %20 kötü niyet tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini, HMK 329/2 maddesi gereği, sırf mağduriyet yaratmak için kötü niyetli dava açan davacının ayrıca hazineye irat kaydedilmek üzere 5.000,00 TL disiplin para cezasına mahkum edilmesini, HMK 329/1 maddesi gereği kötü niyetli dava açan davacının yargılama giderlerinin davacı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ:İlk Derece Mahkemesi 13/04/2023 tarih ve 2022/167 Esas - 2023/302 Karar sayılı kararında;"....Mahkememizce yapılan yargılama sırasında toplanan deliller birlikte değerlendirildiğinde; davacı tarafça davalı şirket aleyhine taraflar arasındaki ticari alım satım kapsamında düzenlenen faturalara ilişkin kur farkı ve avans alacağına yönelik başlatılan icra takibine karşı itirazın iptali talep edilmiş ise de, taraflar arasındaki ticari alım satıma ilişkin düzenlenen faturalar, mutabakat metni, taraflar arasındaki ihtarnameler ve tarafların vergi kayıtları incelendiğinde taraflar arasında gerçekleşen ticari alım satıma ilişkin proforma fatura döviz cinsi üzerinden düzenlenmiş ancak ödemenin fatura tarihindeki TCMB efektif satış kuru üzerinden yapılacağı belirtilmiş olup, taraflar arasında ödemelerin döviz cinsi üzerinden yapılacağı ve ödeme tarihindeki kurun esas alınacağına dair bir sözleşme ve kabul bulunmadığı sabit olduğundan davacının kur farkı talebinde bulunamayacağı açık olup, taraflar arasındaki ticari alım satıma ilişkin düzenlenen fatura bedellerinin belirlendiği şekilde fatura tarihlerindeki kur üzerinden vadesinde ödendiği, tarafların yapılan ödemeler hususunda mutabık kaldıkları, davacının avans alacağının da bulunmadığı anlaşılmakla düzenlenen dosya kapsamına ve denetime elverişli bilirkişi raporundaki tespitler ile de davacının kur farkı alacağı talep edemeyeceği ve davalıdan alacağının bulunmadığı tespit edilmiş olup, taraflar arasında ödemelerin döviz cinsi üzerinden ve ödeme günündeki kur üzerinden yapılacağı hususunda bir anlaşma bulunmaması, taraflar borç-alacak hususunda mutabık oldukları ve tarafların incelenen ticari defter ve kayıtlarına göre davacı tarafın kur farkı ve avans alacağından dolayı davalıdan alacaklı olduğu hususu ispata elverişli delillerle ispatlanamadığından davacı tarafça açılan itirazın iptali davasının reddine ve davalı tarafça başlatılan takibin kötü niyetli olduğu ispatlanamadığından davalı tarafın kötü niyet tazminatı talebinin reddine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir." gerekçesi ile, ''1- Davacı tarafça açılan DAVANIN REDDİNE, 2- Davacı tarafça başlatılan takibin kötü niyetli olduğu ispatlanamadığından davalı tarafın kötü niyet tazminatı talebinin reddine,'' karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili ve davalı vekili (katılma yoluyla) tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; bir sözleşmenin kurucu şartları olan icap ve kabulün proforma fatura ile gerçekleştiğini ve taraflar arasında bir sözleşme kurulduğunu, proforma faturada 'fatura tarihi T.C.M.B efektif satış kuru geçerlidir' yazmakta olduğunu, bu proforma faturalarda Euro cinsi üzerinden fiyatlar teklif edildiğini, davalının da bu Euro ödeme şartlarını içeren proforma faturaların altını kaşeleyip imzalayarak bu teklifi kabul ettiğini ve böylece kur fark konusunda icap ve kabulü havi bir sözleşme kurulduğunu, bu husus gözetilmeden verilen karar dosya kapsamına ve delil durumuna uygun olmadığından ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesi gerektiğini, Tarafların Euro cinsinden yaptıkları anlaşma çerçevesinde davalı şirket tarafından yapılacak ödemelerin tamamının teklifin kabul günündeki Euro döviz cinsi üzerinden TL'ye çevrildiğini, ancak dava konusu ihtilafın tam da bu noktadan sonra gerçekleştiğini ve davalının ödemelerini vadeli bir çek ile yaptığını, dava konusu olarak talep ettikleri alacak miktarının da bu ileri tarihli çekteki keşide tarihindeki kur ile teklifin onaylandığı tarihteki kur arasındaki fark olduğunu, bu sebeple çekin teslim tarihindeki kur ile ödeme tarihindeki kur farkının tespit edilmesi önemle arz ederken bilirkişi tarafından kur farkının her iki raporda da tespit edilmediğini, ilk derece mahkemesinin de bu raporlar çerçevesinde eksik incelemeyle karar verdiğini, Yine aynı şekilde 05/09/2022 tarihli bilirkişi raporunda yalnızca 2021 yılı defterleri üzerinden yapılmış olup söz konusu kayıtların müvekkil şirket çalışanları tarafından mail yolu ile bilirkişiye gönderildiğini, şayet ticari defterlerin tamamının diğer destekleyici ticari tüm kayıtlardan olan ve döviz üzerinden satışlar gösteren ve uygulayan proforma faturalar ile bu proforma faturaların , döviz kurlarının çevrilerek faturalandığı sadece son senenin değil tüm senelerin ticari kayıtlarından incelenmediğini, bu hususun da hükme esas alınan incelemeyi hatalı ve eksik hale getirdiğini, Gerekçeli karara dayanak olarak gösterilen mutabakatlar müvekkil şirket yetkilisi tarafından imzalanmadığından ve taraflar arasında uygulanagelen kur uygulamasını teyit etmediğinden hem hatalı hem de imzalayan açısından şirketi bağlar nitelikte olmadığını, bu nedenle işbu mutabakatların bir bağlayıcılığı olmadığından işbu yargılamada karara esas alınmaması gerektiğini, diğer yandan taraflar arasındaki TTK'nun 89 maddesi uyarınca cari hesap sözleşmesi de bulunmadığı dikkate alındığında taraflar arasındaki mutabakatların bu açıdan da bir bağlayıcılığı olmadığını, Taraflar arasındaki ticari ilişkinin yabancı para üzerinden yürüdüğünün hem davalıya gönderilen proforma faturalar hem de davalı tarafından yapılan Euro cinsi ödemeler ile sabit olduğunu, Yargıtay'ın istikrar kazanmış görüşüne göre kur farkının talep edilebilmesi için yazılı bir sözleşmenin varlığının da aranmadığını, İşbu dosyada iptali talep edilen takip dayanağı ve dolayısıyla işbu dava konusu proforma faturanın icap ve kabul unsurlarını içerdiği ve bu nedenle sözleşme hükmünü haiz olduğunu, bu sebeple haklı davalarının kabulü ile takibin devamına karar verilmesi gerekirken davanın reddine karar verilmesinin hukuka ve dosya kapsamına uygun olmadığını belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. DAVALI VEKİLİ KATILMA YOLU İLE İSTİNAF DİLEKÇESİNDE ÖZETLE;Davacının herhangi bir hak ve alacağı olmamasına, ticari defterlerinde dahi kaydı olmamasına rağmen eldeki haksız davayı açmış olması ve müvekkili şirketin bu kapsamda vekil tutması dahil, masraf yapmasına ve manevi olarak üzüntü içinde bulunmasına binaen, davacının %20 tazminata mahkum edilmesi gerektiğini, cevap dilekçesinde bu yönde talepte bulunduklarını, mahkemece bu taleplerinin kabul edilmemesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, zira davacının sırf taciz olması ve adliye uyap kaydında davalı görünmeleri için 'haksız nasıl menfaat temin ederim' mantığı ile bu davayı açtığını, davacının 'basiretli tacir' olup dava açarken haklılığına binaen dava açması gerektiğini, ancak bunu yapmadığını, bu nedenle lehe dava konusu miktarın %20'si oranında tazminat takdir edilmesi için ilk derece mahkemesi kararının HMK 353/1/b-2 gereği düzeltilerek lehe karar verilmesini talep etmiştir. İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır.Dava, kur farkı ve borç/avans ödemesinden kaynaklı bakiye açık hesap alacağının tahsili talebiyle başlatılan ilamsız icra takibine vaki itirazın iptali ve icra inkar tazminatı taleplerine ilişkindir. Mahkeme, davanın reddine ve davalının kötü niyet tazminatı talebinin reddine karar verilmiş, karara karşı davacı vekili ile davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.Mahkemece taraf delillerinin ibrazı sağlanarak, bilirkişi incelemesi yaptırılmış, mali müşavir bilirkişiden kök ve ek rapor alınarak istinafa konu karar verilmiştir. HMK'nın 282. maddesinde "Hakim bilirkişinin oy ve görüşünü diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendirir." yasal düzenlemesi yer almaktadır. Taraflarca istinaf sebebi olarak ileri sürülen hususlar yargılama aşamasında sunulan dava, cevap, itiraz ve beyan dilekçeleri ile de ileri sürülmüş, ilk derece mahkemesince alınan bilirkişi kök ve ek raporunda bu iddialar ve itirazlar değerlendirilmiş, gerekçeli kararda her bir iddia ve savunma sebebi hakkında ne şekilde değerlendirme yapıldığı açıklanmıştır.Dosyadaki belgelere, duruşma sürecini yansıtan tutanaklar ve gerekçe içeriğine göre; Mahkemece alınan bilirkişi raporunda tarafların ticari defter ve kayıtları üzerinde usulüne uygun şekilde inceleme yapıldığı, raporda, yeniden rapor alınmasını gerektirir bir eksiklik olmadığı, Mahkemece rapor içeriğinde yer alan incelemelerin diğer delillerle birlikte değerlendirildiği, taraflar arasında proforme faturaya dayalı ticari ilişki bulunduğu, davacı tarafından ibraz edilen proforme faturada, fatura tarihindeki TCMB efektif satış kuru üzerinden fatura bedelinin düzenleneceği belirtilmiş ve bilirkişi raporuna ekli satış faturaları incelendiğinde; faturaların TL. Cinsinden düzenlendiği, döviz karşılığının gösterilmediği, sol alt kısımda faturanın düzenlendiği tarihteki döviz kurunun gösterildiği, faturaların her iki tarafında ticari defter ve belgelerinde TL. Cinsinden kayıtlı olduğu, davalı tarafça da ödemelerin proforme fatura da belirtildiği üzere çek ile yapıldığı, her iki tarafın usulüne uygun şekilde tutulmuş ticari defterlerine göre takip tarihinde davacının davalıdan alacaklı olmadığı, davacı ticari defterlerine göre takip tarihi itibariyle davalıya 11.752,07 TL. Borçlu gözüktüğü, davalı ticari defter ve kayıtlarına göre ise takip tarihi itibariyle davacıdan 11.752,16 TL. Alacaklı olduğunun sabit olduğu, taraf ticari defter ve kayıtları arasında fark olmadığı, TBK'nın 99/2. maddesi uyarınca kur farkı alacağının talep edilebilmesi için; satış sözleşmesinde satış bedelinin yabancı para cinsinden kararlaştırılması veya faturaya konu malların yabancı para karşılığı satımının yapılmış olması yeterli olup, kur farkında vade farkından farklı olarak sözleşme veya teamülün aranmayacağı, davacı tarafından düzenlenen faturalarda döviz kurunun gösterilmiş olması sebebiyle taraflar arasındaki ticari ilişkinin EURO cinsinden yürütüldüğü kabul edilebilirse de, proforme faturaya göre faturanın fatura tarihindeki TCMB efektif satış kuru üzerinden TL. Cinsinden düzenlendiği, ayrıca Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarında da belirtildiği üzere, çek bir ödeme aracı olup, çekle yapılan ödemeler için TBK'nın 99/2. maddesine göre kur farkı talep edilemeyeceği, zira çekin döviz cinsinden düzenlenmesinin mümkün olduğu, ayrıca davacı tarafın ticari defter ve kayıtlarına göre takip talebinde talep edilen borç/avans ödemesine ilişkin alacak kaydının olmadığı, bu tespitler doğrultusunda mahkemece davanın reddine karar verilmesinde usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı, dosya kapsamı itibariyle davacının ağır kusurlu ve kötü niyetli olarak takip yaptığı tespit edilemediğinden ve şartları oluşmadığından mahkemece ret edilen miktar yönünden davalı lehine tazminata hükmedilmemesi usul ve yasaya uygun olduğu anlaşılmış, taraf vekillerinin aksi yöndeki tüm istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir.Sonuç olarak, dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere göre, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı gibi kamu düzenine aykırılık da görülmediğinden, tarafların istinaf başvurusunun HMK 353/1-b-1 maddesi gereğince ayrı ayrı esastan reddine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir. HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davacı ve davalının istinaf başvurularının 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b1 maddesi gereğince ayrı ayrı ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden davacı ve davalı tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harçlarının hazineye gelir kaydına, 3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 732,00 TL istinaf karar harcından istinaf eden davacı tarafından peşin olarak yatırılan 179,90 TL harcın mahsubu ile bakiye 552,10 TL'nin davacıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 4-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 732,00 TL istinaf karar harcından istinaf eden davalı tarafından peşin olarak yatırılan 179,90 TL harcın mahsubu ile bakiye 552,10 TL'nin davalıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 5-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf eden davacı ve davalı üzerinde bırakılmasına, 6-Artan gider avansı bulunması ve talep halinde karar kesinleştiğinde yatıran tarafa iadesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 361/1. maddesi gereğince kararın taraflara tebliğ tarihinden itibaren iki haftalık yasal süre içerisinde Yargıtay temyiz yasa yolu açık olmak üzere 22/01/2026 tarihinde oy birliği ile karar verildi.