Danıştay 5. Daire Başkanlığı 2024/11681 E. , 2024/21074 K. T.C. D A N I Ş T A Y BEŞİNCİ DAİRE Esas No : 2024/11681 Karar No : 2024/21074 DAVACI : ... VEKİLİ : Av. ... DAVALI : ...Kurulu / ... VEKİLİ : Av. ... DAVANIN KONUSU : Davacının, 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin 3/1. maddesi uyarınca FETÖ ile iltisakI ve irtibatı olduğu gerekçesiyle meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin... tari…
Danıştay 5. Daire Başkanlığı 2024/11681 E. , 2024/21074 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y BEŞİNCİ DAİRE Esas No : 2024/11681 Karar No : 2024/21074 DAVACI : ... VEKİLİ : Av. ... DAVALI : ...Kurulu / ... VEKİLİ : Av. ... DAVANIN KONUSU : Davacının, 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin 3/1. maddesi uyarınca FETÖ ile iltisakI ve irtibatı olduğu gerekçesiyle meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin... tarih ve ... sayılı kararına karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin aynı Kurulun ... tarih ve ... sayılı kararının iptaline ve bu karar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesine, özlük haklarının iadesine karar verilmesi istenilmektedir. DAVACININ İDDİALARI : Dava konusu kararda FETÖ terör örgütü ile iltisak ve irtibatına dair somut gerekçe, tespit ve eyleme yer verilmediği, meslekten çıkarma kararı tesis edilirken disiplin hukukuna ilişkin yöntemlerin hiçbirisine uyulmadığı, delil sunma ve savunma hakkı tanınmadığı, disiplin soruşturması yapılmadan meslekten çıkarılmasına karar verilmesinin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne, Anayasa'ya ve 2802 sayılı Kanun'a aykırı olduğu, adil yargılanma hakkının, ayrımcılık ilkesinin, suç ve cezaların kanuniliği ilkesinin, savunma hakkının ve masumiyet karinesinin ihlal edildiği, anılan örgüt ile hiçbir bağının bulunmadığı ileri sürülerek dava konusu kararın hukuka aykırı olduğu iddia edilmiştir. DAVALININ SAVUNMASI : Dava dilekçesinin usule aykırılıklar yönünden incelenerek tespit edilmesi halinde davanın öncelikle usul yönünden reddi gerektiği, öte yandan dava konusu kararın amacının Türk yargı sistemini tamamen ele geçirmeyi hedefleyen ve bu amaç doğrultusunda hareket eden illegal bir yapının bu amaca ulaşmasının önlenmesi ile Türk yargısının bağımsızlığının ve tarafsızlığının korunması olduğu ve yargı mensuplarına olağan dönemde uygulanan 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu ve 6087 sayılı Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanununun ilgili hükümlerine değil Anayasa'nın 120. ve 121. maddeleri ile 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu çerçevesinde yürürlüğe konulan 667 sayılı Olağanüstü Hal Kanun Hükmünde Kararnamesine dayanılarak tesis edildiği, disiplin cezası niteliğinde olmayıp "göreve son" müessesesinin bir örneği olduğu, bu şekilde göreve son verme halinde zorunlu olmamasına rağmen ilgililere savunma haklarını kullanabilmeleri için 6087 sayılı Kanunun 33.maddesi uyarınca yeniden inceleme başvurusunda bulunma imkanı tanındığı, davacı hakkında tesis edilen karar ile ilgili olarak kişiselleştirmenin yapıldığı, dava konusu kararın hukuka ve mevzuata uygun olduğu ileri sürülerek davanın reddi gerektiği savunulmuştur. DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ...'NİN DÜŞÜNCESİ: Dava, meslekten çıkarma kararının iptali istemiyle açılmıştır. Gelinen aşamada Dairemizin işlemin iptaline ilişkin kararı, İdari Dava Daireleri Kurulunca yerinde görülmeyerek davanın reddine karar verilmesi gerektiği belirtilerek bozulmuştur. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "Temyiz" başlıklı 46. maddesinin birinci fıkrasında "Danıştay Dava Dairelerinin nihai kararları ile bölge idare mahkemelerinin aşağıda sayılan davalar hakkında verdikleri kararlar, başka kanunlarda aksine hüküm bulunsa dahi Danıştayda, kararın tebliğinden itibaren otuz gün içinde temyiz edilebilir. hükmüne, aynı fıkranın d bendinde ise Belli bir meslekten, kamu görevinden veya öğrencilik statüsünden çıkarılma sonucunu doğuran iptal davaları" hükmüne yer verilmiştir. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "Temyizen verilen karar üzerine yapılacak işlem" başlıklı 50. maddesinin 5. fıkrasında, "Bölge idare mahkemesi, bozmaya uymayarak kararında ısrar ederse, ısrar kararının temyizi hâlinde, talep, konusuna göre Danıştay İdari veya Vergi Dava Daireleri Kurulunca incelenir ve karara bağlanır. Danıştay İdari ve Vergi Dava Daireleri Kurulları kararlarına uyulması zorunludur." kuralı; "Temyiz incelemesi üzerine verilecek karar" başlıklı 49. maddesinin 4. fıkrasında ise, "Danıştayın ilk derece mahkemesi olarak baktığı davaların temyizen incelenmesinde bu madde ile ısrar hariç 50 nci madde hükümleri kıyasen uygulanır." kuralı yer almaktadır. Anayasa'nın 36. maddesinde: "Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz.", Anayasa’nın 13. maddesinde “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.” denilmiştir. Davacı yargı mensubu olarak görev yapmakta iken meslekten çıkarılmıştır. Kanun koyucu yargı mensuplarının meslekten çıkarılmasına ilişkin işlemlere karşı açılacak davalarda ilk derece mahkemesi olarak Danıştay'ı görevli kılmıştır. Danıştay dairesince ilk derece sıfatıyla bakılan bu davalarda nihai kararlara kaşı temyiz yolu açıktır ve temyiz merci İdari Dava Daireleri Kurulu'dur. Dava, ilk derece mahkemesi sıfatıyla Danıştayda açılmıştır. Davacı yargı mensubu olmayıp başka bir kamu görevlisi olsaydı davasını ilk derece mahkemesi olarak idare mahkemelerine açacak ve verilen karar Bölge İdare Mahkemesi ve Danıştay denetimlerinden geçerek hatta Danıştayın olası bir bozma kararı vermesi halinde Bölge İdare Mahkemesince bozma kararına uyulmayarak ilk kararda ısrar etmesi halinde uyuşmazlık İdari Dava Daireleri Kurulu kararı ile sonuçlanmış olacaktı. Davacı yargı mensubu olduğu için, hakkında ilk derece sıfatıyla karar veren Danıştay dairesi karanının denetimi ise İdari Dava Daireleri Kurulu'na aittir ve İdari Dava Daireleri Kurulunun verdiği kararlar kesin olup uyulması zorunludur. Kanun koyucu, usul ekonomisi ve makul sürede yargılanma hakkı ilkeleri ışığında bazı davalarda konu ve parasal miktar itibariyle kesinlik sınırı belirlemiş ve kanun yolunun açık olup olmadığını düzenlemiştir. Meslekten çıkarma işlemlerine karşı açılan davalarda ise üç dereceli yargılanmayı öngörmüştür Bu da kanun koyucunun meslekten çıkarma işlemlerine karşı açılan davalara verdiği önemi göstermektedir. Yukarıda da değinildiği üzere davacının yargı mensubu olarak kamu görevi üstlenmiş olması, hakkında verilen meslekten çıkarma kararına karşı yapılan hukuki denetimi iki dereceli olarak davacı aleyhine olacak şekilde sınırlandırmıştır. Anayasa Mahkemesi usul ekonomisi ve makul sürede yargılama ilkeleri açısından önemsiz sayılabilecek bazı davalarda verilen kararların kesin olmasını hükmün denetlenmesini talep etme hakkına aykırılık teşkil etmeyeceğine karar vermiştir. Bu kapsamda konu itibariyle önemsiz olduğu kabul edilemeyecek olan meslekten çıkarma işlemlerine karşı açılan davalarda ilk kez İdare Dava Daireleri Kurulunca davacı aleyhine bir hüküm kurulması durumunda kural nedeniyle bu hüküm denetlenememesi kişilere aşırı külfet yüklemekte ve hükmün denetlenmesini talep etme hakkına orantısız sınırlama getirdiği sonucuna ulaşılmıştır. Nitekim, Anayasa Mahkemesinin 13/10/2023 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanan 26/07/2023 tarih ve E:2023/36, K:2023/142 sayılı kararı da bu yöndedir. Açıklanan gerekçelerle İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinin 4. fıkrasında yer alan düzenlemenin somut norm denetimi yoluyla Anayasa Mahkemesine gönderilmesi gerektiği düşünülmektedir. DANIŞTAY SAVCISI...'IN DÜŞÜNCESİ: Dava 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin 3/1. maddesi uyarınca FETÖ ile iltisakı ve irtibatı olduğu gerekçesiyle davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun ... tarih ve... sayılı kararına karşı yapılan yeniden inceleme başvurusunun reddine ilişkin aynı Kurulun ... tarih ve... sayılı kararının iptaliyle, bu karar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının yasal faiziyle ödenmesi ve özlük haklarının iadesine karar verilmesi istemiyle açılmıştır. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 46. maddesinin 1. fıkrasında; Danıştay dava dairelerinin nihai kararlarına karşı Danıştayda temyiz yoluna başvurulabileceği, 49. maddesinin 2. fıkrasında, temyiz incelemesi sonunda Danıştayın; görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması, hukuka aykırı karar verilmesi ve usul hükümlerinin uygulanmasında kararı etkileyebilecek nitelikte hata veya eksikliklerin bulunması sebeplerinden dolayı incelenen kararı bozacağı; 4. fıkrasında, Danıştayın ilk derece mahkemesi olarak baktığı davaların temyizen incelenmesinde bu madde ile ısrar hariç 50. madde hükümlerinin kıyasen uygulanacağı hükme bağlandığından; ilk derece mahkemesi sıfatıyla bakılan davaların temyiz incelemesi sonucu ilgili dava daireleri kurulunca; usul veya esas bakımından yeniden bir araştırma, inceleme yapılmasını veya maddi ve hukuki olayın yeniden yorumlanmasını gerektirmeyecek şekilde verilen bozma kararlarına karşı, ilk kararı veren Danıştay dava dairesine “ısrar hakkı” tanınmamıştır. Dolayısıyla, kararı bozulan Danıştay dava dairesi, bozma kararına uymak zorundadır. Dosyanın incelenmesinden, Danıştay Beşinci Dairesince; dava konusu işlemin iptaline, davacının bu karar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının yasal faiziyle ödenmesine, özlük haklarının iadesine ilişkin olarak verilen kararın davalı idare tarafından temyiz edilmesi üzerine, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 29/02/2024 tarih ve E:2022/3713, K:2024/427 sayılı kararı ile temyiz isteminin kabulüyle; davacının, FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu ve bu nedenle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiği anlaşıldığından dava konusu kararda hukuka aykırılık görülmediği; bu itibarla, Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun... tarih ve... sayılı kararına karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin aynı Kurulun... tarih ve ... sayılı kararının iptali, davacının bu karar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının yasal faiziyle ödenmesi, özlük haklarının iadesi yolundaki Daire kararında hukuki isabet bulunmadığı gerekçesiyle kararın bozulmasına karar verildiği anlaşılmaktadır. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun yukarıda belirtilen maddeleri uyarınca Danıştay dava dairelerinin ilk derece mahkemesi olarak verdiği kararların bozulması halinde ısrar olanağı bulunmadığından, İdari Dava Daireleri Kurulunun bozma kararı uyarınca karar verilmesi zorunludur. Açıklanan nedenlerle, davanın bozma kararında yer alan gerekçelerle reddi gerektiği düşünülmüştür. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Beşinci Dairesince, dava konusu kararın iptali, davacının bu karar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının meslekten çıkarılmasına ilişkin işlemin tesis edildiği tarihten itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesi, özlük haklarının iadesi yolunda verilen 23/06/2022 tarih ve E:2017/5562, K:2022/5320 sayılı kararın, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 29/02/2024 tarih ve E:2022/3713, K:2024/427 sayılı kararıyla bozulması üzerine, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten, dosyadaki bilgi ve belgeler incelendikten sonra, gereği görüşüldü: İNCELEME VE GEREKÇE: MADDİ OLAY: Dairemizin 23/06/2022 tarih ve E:2017/5562, K:2022/5320 sayılı kararının ve bu kararın bozulmasına ilişkin Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 29/02/2024 tarih ve E:2022/3713, K:2024/427 sayılı kararının "Maddi Olay" kısımlarında da belirtildiği üzere; Türkiye'de TSK içindeki Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) mensupları tarafından Türkiye Büyük Millet Meclisini (TBMM), Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini, Cumhurbaşkanı'nı devirmek ve anayasal düzeni ortadan kaldırmak amacıyla 15 Temmuz 2016 gecesi darbe teşebbüsünde bulunulmuş, 21/07/2016 tarih ve 29777 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren ve aynı gün TBMM tarafından onaylanan Bakanlar Kurulu kararıyla, ülke genelinde 21/07/2016 Perşembe günü saat 01.00'den itibaren geçerli olmak üzere doksan gün süreyle olağanüstü hâl ilan edilmiş, sonrasında üçer aylık dönemler hâlinde uzatılan olağanüstü hâl 18/07/2018 tarihinde kaldırılmıştır. 23/07/2016 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin (667 sayılı KHK) 3/1. maddesi ile yargı mensupları ve bu meslekten sayılanlardan terör örgütlerine veya Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna MGK tarafından karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilenlerin meslekten veya kamu görevinden çıkarılmalarına karar verileceği düzenlenmiştir. Anılan KHK, 18/10/2016 tarih ve 6749 sayılı Kanun'la değiştirilerek kabul edilmiş, bu Kanun ise 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun ...tarih ve ... sayılı kararıyla, davacının FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin 3/1. maddesi uyarınca meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmiş ve davacının bu karara ilişkin yapmış olduğu yeniden inceleme talebi aynı Kurulun...tarih ve ... sayılı kararıyla reddilmiştir. Bunun üzerine, yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin kararın iptali ve bu kararl nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesine, özlük haklarının iadesine karar verilmesi istemiyle temyizen incelenen dava açılmıştır. Öte yandan,...Ağır Ceza Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararı ile davacı hakkında silahlı terör örgütüne üyelik suçundan, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun (CMK) 223/2-b maddesi uyarınca anılan suçu işlemediğinin sabit olduğu gerekçesiyle beraat kararı verildiği, UYAP ortamında yapılan inceleme sonucu anılan beraat kararının istinaf edilmeden 13/02/2018 tarihinde kesinleştiği görülmüştür. İLGİLİ MEVZUAT: Dairemizin 23/06/2022 tarih ve E:2017/5562, K:2022/5320 sayılı kararının ve bu kararın bozulmasına ilişkin Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 29/02/2024 tarih ve E:2022/3713, K:2024/427 sayılı kararının "İlgili Mevzuat" kısımlarında içeriklerine yer verilen düzenlemeler aşağıda belirtilmiştir: 1) T.C. Anayasası'nın Başlangıç kısmı ile 176. maddesi, 5., 6., 9., 13., 14. maddeleri, dava konusu kararın tesis edildiği tarihte yürürlükte olan hâliyle 15. maddesi, 20. maddesinin birinci fıkrası, 36. maddesi, 138. maddesinin birinci fıkrası, 139. maddesi, 140. maddesinin ikinci fıkrası, 159. maddesinin birinci ve sekizinci fıkraları. 2) Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (AİHS) 6. maddesinin birinci fıkrası, 8. ve 15. maddeleri. 3) 667 sayılı KHK'nın Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair 6749 sayılı Kanun’un 3. maddesinin birinci ve üçüncü fıkraları ile 4. maddesinin ikinci fıkrası. 4) "Bangalor Yargı Etiği İlkeleri", Savcılar İçin Etik ve Davranış Biçimlerine İlişkin Avrupa Esasları “Budapeşte İlkeleri”. HUKUKİ DEĞERLENDİRME: 1) Dava Konusu Edilen Kararın Hukuki Niteliği Dairemizin 23/06/2022 tarih ve E:2017/5562, K:2022/5320 sayılı kararının ve bu kararın bozulmasına ilişkin Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 29/02/2024 tarih ve E:2022/3713, K:2024/427 sayılı kararının "Hukuki Değerlendirme" başlığı altında yer alan "1) Dava Konusu Edilen Kararın Hukuki Niteliği" kısımlarında da belirtildiği üzere; 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi uyarınca terör örgütlerine veya MGK'ca Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplarla iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen ve üstün kamu gücü yetkisi kullanma ayrıcalığına sahip bir mesleği icra eden yargı mensuplarının, "meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına" ilişkin kararlar, adli suç veya disiplin suçu işlenmesi karşılığında uygulanan yaptırımlardan farklı olarak, terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapıların kamu kurum ve kuruluşlarındaki varlığını ortadan kaldırmayı amaçlayan "olağanüstü tedbir" niteliğindedir. Terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılarla iltisak veya bunlarla irtibat, anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan ve hâkim ve savcılar hakkında bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanmasını gerektiren hâller olup, bu yapılara üyelik ve mensubiyet olmasa da bu yapılara iltisaklı veya bunlarla irtibatlı bulunulması hâli de anılan tedbirin uygulanabilmesi için yeterlidir. Üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan yargı mensupları yönünden örgüt ile irtibat ve iltisak hususu değerlendirildiğinde, yetki ve nüfuzlarını kullanarak örgütün amaçlarını gerçekleştirmesi için ya da örgütün talimatları doğrultusunda kendilerine veya başkalarına yarar sağlamak için birtakım hal ve hareketlerde bulunmak suretiyle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüklerini ihlal ettikleri yönünde bir kanaat oluşması halinde örgüt ile irtibat ve iltisaklarının bulunduğunun söylenmesi mümkün olacaktır. 2) Kişiselleştirme ve Delillerin Değerlendirilmesi Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 29/02/2024 tarih ve E:2022/3713, K:2024/427 sayılı bozma kararında belirtildiği üzere; Yargı mensubu olarak görev yapanlar hakkında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanması için ilgililerin terör örgütleri ve millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılarla iltisakını ya da bunlarla irtibatını ortaya koyan delil, bulgu ve bu yönde değerlendirme yapılmasına neden olan hususların idare tarafından ortaya konulması gerekmektedir. Dava konusu kararın dayanağı olan delillerin, davalı idare tarafından dava konusu kararların tesisinden sonra tespit edilerek dosyaya sunulduğu anlaşılmakta ise de bu delillerin terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılarla iltisak veya bunlarla irtibatı ve anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan geçmişe ilişkin olay ve olgular olduğu görüldüğünden dava konusu kararların hukuka uygunluğunun değerlendirilmesinde dikkate alınabileceği tabiidir. Öte yandan, 667 sayılı KHK'nın 3/1. maddesi uyarınca olağanüstü tedbir niteliğinde bir idari yaptırım olarak meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilen yargı mensupları hakkında bu olağanüstü tedbirin sebebini oluşturan eylem ve davranışların niteliği ve mahiyeti itibarıyla aynı zamanda ceza hukuku bakımından da suç oluşturması halinde 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu (TCK) uyarınca "Silahlı Terör Örgütüne Üye Olmak" suçundan ceza soruşturması ve kamu davası açıldığı da görülmüştür. Bununla birlikte, 667 sayılı KHK uyarınca bir yargı mensubu hakkında terör örgütüne üyelik ve mensubiyeti olmasa da, bu terör örgütü ile iltisaklı veya irtibatlı olması nedeniyle meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına yönelik olağanüstü idari tedbirin uygulanabilmesi karşısında, anılan yargı mensubu hakkında yapılan ceza yargılamasında beraatine karar verilmiş olmasının, ilgili hakkında anılan olağanüstü tedbirin hukuka uygunluğu yönünden yürütülen idari yargılama faaliyeti için bağlayıcı olmayacağı açıktır. Bu durumda, davacı hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan açılan ceza davası sonucunda, ... Ağır Ceza Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararı ile 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun (CMK) 223/2-b maddesi uyarınca anılan suçu işlemediğinin sabit olduğu gerekçesiyle beraat kararı verilmiş olmasının, davacının FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibatının bulunup bulunmadığı yönünden idari yargı mercilerince farklı bir değerlendirme yapılmasına hukuki engel oluşturmayacağı gibi idari yargılama yönünden bağlayıcılığı da bulunmamaktadır. Bu bağlamda dava dosyasında yer alan davacı hakkındaki bilgi ve belgeler değerlendirerek Dairemizce verilen 23/06/2022 tarih ve E:2017/5562, K:2022/5320 sayılı kararda; Dijital materyal incelemesi yönünden, davacının evinde, iş yerinde ve arabasında yapılan aramalarda ele geçirilen dijital materyaller içinde Fetullah Gülen'e ait konuşmaların bulunduğu CD'lerin bulunmasının ve FETÖ ile iltisaklı olup örgütün propagandasını yapan internet sitelerine giriş yapması hususunun, davacının FETÖ ile irtibat ve/veya iltisaklı olduğunu gösterir delil niteliğinde olduğu ileri sürülmüşse de, davacının iddiaları ve bu iddiaları doğrulayan tutanaklar göz önüne alındığında, söz konusu tespitlerin tek başına davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakı bulunduğunun göstergesi olarak kabulüne olanak bulunmadığı, HTS kayıtları yönünden, belirli bir periyot veya yoğunluk tespiti yapılmaksızın, yalnızca haklarında FETÖ/PDY kapsamında soruşturma yürütülen birkısım kişilerle telefon görüşmesinin bulunduğu iddiasının, davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakını ortaya koymaya yeterli bir delil olarak değerlendirilmediği, Ankesörlü/Sabit hat telefon görüşmesi kaydı yönünden, davacının kendisi üzerine kayıtlı GSM hattının bir kez ankesör/sabit hattan aranmış olmasının, davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakını ortaya koyan delil olarak değerlendirilmesinin mümkün bulunmadığı sonucuna varıldığı, Davacıyla ilgili soruşturma bilgisi yönünden, Dairelerince, davacı hakkında FETÖ/PDY terör örgütü ile bağlantılı olarak yürütülen başkaca soruşturma bulunup bulunmadığı yönünde yapılan 18/10/2021 tarihli ara kararına davalı idare tarafından verilen 18/01/2022 tarihli cevapta, davacı hakkında yürütülmekte olan disiplin soruşturması bulunduğu belirtilmiş ise de, bu soruşturma kapsamında davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisakı ve irtibatına ilişkin elde edilen bilgi ve belgelerin neler olduğu ortaya konulmadığından söz konusu soruşturmanın, davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisakı ve irtibatı bulunup bulunmadığının değerlendirilmesinde dikkate alınmadığı, Sosyal çevre bilgileri yönünden, davacı hakkında somut bir tespiti içermeyen sosyal çevre bilgilerinin, davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakını ortaya koyan delil olarak değerlendirilmesinin mümkün bulunmadığı sonucuna varıldığı, Diğer hususlar yönünden, davacının babası ve kardeşleri hakkındaki tespitlerde, davacının bizzat kendisini FETÖ/PDY terör örgütü ile ilişkilendirecek herhangi bir hususa yer verilmediği görüldüğünden, davacının babası ve abisine yönelik tespitlerin davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibatını ve/veya iltisakını ortaya koyan bir delil olarak değerlendirilmesine olanak bulunmadığı sonucuna varıldığı belirtilerek, Dava dosyasında bulunan bilgi ve belgeler ile kararda yer verilen açıklamalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde; davalı idarece, davacının terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara iltisakı veya bunlarla irtibatı olduğuna ilişkin yeterli delil sunulmadığı, ayrıca ilgili kamu kurumları ve özel kuruluşlarca 18/10/2021 tarihli ara kararına verilen cevaplarda da davacının iltisakını veya irtibatını ortaya koyan herhangi bir bilgi ve belgenin bulunmadığı anlaşıldığından dava konusu kararda hukuka uyarlık görülmediği, Dava konusu kararda hukuka uyarlık görülmediğinden davacının bu karar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesi ve özlük haklarının iadesi gerektiği gerekçesiyle, Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun ... tarih ve... sayılı kararına karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin aynı Kurulun ... tarih ve... sayılı kararının iptaline, davacının bu karar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının meslekten çıkarıldığı tarihten itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davacıya ödenmesine ve özlük haklarının iadesine karar verilmiştir. Dairemizin 23/06/2022 tarih ve E:2017/5562, K:2022/5320 sayılı kararının davalı idarece temyiz edilmesi üzerine Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 29/02/2024 tarih ve E:2022/3713, K:2024/427 sayılı kararıyla; "... Dava dosyasında yer alan davacı hakkındaki bilgi ve belgelerin değerlendirilmesine gelince; "Yargı mensubu olarak görev yapan ve ifadesine başvurulan E.Y.'ye ait Hakimler ve Savcılar Kurulu müfettişlerince düzenlenen 03/01/2020 tarihli tanık ifade tutanağında; "2014-2015 tarihlerinde ...'da beraber çalışmıştık, kendisi Cumhuriyet Savcısı olarak görev yapmıştır. Ben sadece ilgilinin 2014 sonrası HSK seçim sonrası kimlere oy verdiğini sorduğumda, ... Başsavcı vekili olan İ.Ç. ve ... Başsavcılığında görev yapan M.K.'ye verdiğini, diğer oyları ise Yargıda Birlik üyelerine verdiğini söyledi..."; Yargı mensubu olarak görev yapan ve ifadesine başvurulan B.Ş.'ye ait Hakimler ve Savcılar Kurulu müfettişlerince düzenlenen ... tarihli tanık ifade tutanağında; "... Aynı lojmanda karşılıklı dairelerde oturuyorduk. Hatırladığım kadarıyla kolum kırıkken evde durduğum ve gündüz saatlerinde çocuğum gelip kapıyı çaldığında açtım, karşıda lacivert takım elbiseli beyaz gömlekli kır saçlı birisi ayakkabısını giyiyordu ve yandan gördüm ve ...'nın da kapısı açıktı. ... da çıkmak üzereydi. ... bana selam verdi ve daha sonraki olaylardan kapıda gördüğüm kişinin kamuoyunda gündeme gelen S.S. isimli savcı olduğunu anladım. Ve önden hızlıca aşağıya indi ve bana selam da vermedi. Ben S.S. kişi olaylardan sonra gündeme gelince o kişinin o olduğuna eminim..."; Yargı mensubu olarak görev yapan ve ifadesine başvurulan S.A.'ya ait Hakimler ve Savcılar Kurulu müfettişlerince düzenlenen 07/01/2020 tarihli tanık ifade tutanağında; "2014 yılında ...'dan ...'e Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı olarak atandım. ... da ...'da kıdemli savcı olarak çalışıyordu. Ben 17-25 Aralık sürecinden sonra ...e atanmıştım. Bu nedenle adliyede bu dönemde herkes temkinli davranıyordu. ... ...li idi, bizim adliyemizde de S.E.D. adlı ... bir Savcı Bey vardı. Kendisi dönem dönem ... Bey'i ziyarete gelirdi, bu ziyaretlerinin sebebini bilmiyorum. Ancak bir keresinde 2014 yılı HSYK seçimlerinden önce daha önce Yargıtay'a üye olarak seçilen 160 kişilik gruptan biri olan soyismini hatırlayamadığım ancak ...li olduğunu söyleyen ... isimli bir Yargıtay üyesi ile birlikte ......'e gelmişti. Beni de komisyon başkanı olmam hasebi ile ziyaret ettiler. Bu ziyaret esnasında HSYK seçimleri ilgili konu görüşülmedi. Ancak biz haricen yukarıda bahsettiğim şekilde üye olarak seçilen Yargıtay üyelerinin kendi memleketlerine giderek oradakiler ile seçim sürecinde görüşmelerinin istendiğini duymuştuk. Hatta bu konuda biz de uyarılmıştık. Kaldı ki bu süreçte biz de Yargıda Birlik adına çalışmalarda bulunuyorduk. ... ve ... isimli Yargıtay üyesinin ... ve ... dışında başka ilçelere gidip gitmediğini bilmiyorum. Bizden oy talebinde bulunmadılar, hatta seçim mevzu hiç açılmadı. Ancak benim o dönemki kanaatim oy istemek için gezdikleri idi..."; Yargı mensubu olarak görev yapan ve ifadesine başvurulan M.Ö.'ye ait Hakimler ve Savcılar Kurulu müfettişlerince düzenlenen 03/01/2020 tarihli tanık ifade tutanağında; "2014 HSYK seçimlerinden önceki günlerden birinde kendisini daha önce Türkiye Adalet Akademisinden hatırladığımı düşündüğüm bıyıklı bir Yargıtay üyesi...'a gelmişti, bu şahsın Akademi ile bağlantısı olduğunu biliyorum, kendisinin ...li olduğunu sonradan öğrendik, ama, Akademide tam olarak ne görev yaptığını bilmiyorum, bu üyenin ismi ... olabilir, ancak soy ismini bilmiyorum. Bu şahsın ... Adliyesine geldiğini sonradan duydum, kendisini ... ile adliyede gördüm, bu kişi benim odamı ziyarete gelmedi, sonradan bize söylenince odaların yakın olması sebebiyle ... ve bu Yargıtay üyesini bir arada gördüm. Bu esnada benim yanımda hakim E.Y. da vardı. Biz kısa süre sonra odadan ayrıldık, ... ve Yargıtay üyesinin ...'e gittiğini sonradan duyduk, ... Gelen Yargıtay üyesinin ne için geldiğini bilmiyorum, bizim yanımızda da seçimle ilgili herhangi bir şey konuşmadı. Ancak, ... ile bu üyenin daha önceden bir tanışıklığı olduğu kanaati bende oluşmuştu, bu Yargıtay üyesinin Yargıda Birlik üyesi olduğunu düşünmüyorum, olsaydı bize açıklama yapardı. Kaldı ki, Yargıda Birlik üyesi olan biri adliyemize ziyarete gelecek olsaydı biz bunu daha önceden öğrenirdik veya komisyon başkanlığı vasıtasıyla bilgilendirilirdik..." şeklinde beyanlarda bulunulmuştur. Tanık ifadelerinin değerlendirilmesinden; ifadelerde FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün amaçları doğrultusunda hareket ederek 7 Şubat 2012 tarihinde MİT Müsteşarını ifadeye çağıran savcı S.S.'nin davacının evinden çıkarken görüldüğü, davacının 2014 HSYK seçimlerinde örgüt adaylarına oy verdiği ve FETÖ ile iltisakı ve irtibatı nedeniyle görevine son verilen Yargıtay üyesi M.B. ile seçim çalışması kapsamında ...'e gittiği şeklinde birbiriyle örtüşen beyanlara yer verildiği anlaşılmaktadır. Yine davacı hakkında düzenlenen HTS raporunun incelenmesinden; davacının, kullanımında olan ... numaralı GSM hattı ile FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma suçu kapsamında işlem yapılan kişilerle görüşme yaptığı, ayrıca ByLock abonelik bilgisi bulunan 40 adet GSM numarası ile görüşmelerinin olduğu, davacının evinde, iş yerinde ve arabasında yapılan aramalarda Fethullah Gülen'e ait konuşmaların bulunduğu CD'lerin ele geçirildiği görülmektedir. Temyize konu Daire kararında, Dairece dosyadaki mevcut deliller davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakı için yeterli görülmemiş ise de, davacı hakkındaki yukarıda belirtilen tanık beyanları, HTS raporu ve dijital materyalleri üzerinde yapılan inceleme sonucu düzenlenen bilirkişi raporunun bir bütün olarak değerlendirilmesinden, davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisak ve irtibatlı olduğu sonucuna ulaşılmıştır... ... dava konusu kararda hukuka aykırılık görülmemiştir." yönündeki gerekçeyle davalı idarenin temyiz isteminin kabulüne, Dairemizin anılan kararının bozulmasına karar verilmiştir. Bilindiği üzere, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "Temyizen verilen karar üzerine yapılacak işlem" başlıklı 50. maddesinin 5. fıkrasında, "Bölge idare mahkemesi, bozmaya uymayarak kararında ısrar ederse, ısrar kararının temyizi hâlinde, talep, konusuna göre Danıştay İdari veya Vergi Dava Daireleri Kurulunca incelenir ve karara bağlanır. Danıştay İdari ve Vergi Dava Daireleri Kurulları kararlarına uyulması zorunludur." kuralı; "Temyiz incelemesi üzerine verilecek karar" başlıklı 49. maddesinin 4. fıkrasında ise, "Danıştayın ilk derece mahkemesi olarak baktığı davaların temyizen incelenmesinde bu madde ile ısrar hariç 50 nci madde hükümleri kıyasen uygulanır." kuralı yer almakta olup, Danıştay Dava Dairelerinin ilk derece mahkemesi olarak verdiği kararların temyizen bozulması halinde, anılan yasa hükümleri gereğince ilgili Danıştay Dairelerinin ısrar hakkı bulunmadığından, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun yukarıda belirtilen temyiz üzerine verdiği bozma kararına Dairemizce uyulması yasal zorunluluktur. Bu durumda, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 29/02/2024 tarih ve E:2022/3713, K:2024/427 sayılı bozma kararında; davacı hakkındaki yukarıda belirtilen tanık beyanları, HTS raporu ve dijital materyalleri üzerinde yapılan inceleme sonucu düzenlenen bilirkişi raporunun bir bütün olarak değerlendirilmesinden, davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisak ve irtibatlı olduğu sonucuna ulaşıldığından, dava konusu kararda hukuka aykırılık bulunmadığı, dava konusu kararla ortaya çıkan özel hayata saygı hakkına yönelik müdahalenin kanunilik şartını taşıdığı, meşru bir amaca dayandığı ve demokratik bir toplumda gereklilik arz ettiği belirtildiğinden, bozma kararına uyularak davanın reddi gerekmiştir. KARAR SONUCU: Açıklanan nedenlerle; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinin 4. fıkrası uyarınca Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun yukarıda belirtilen bozma kararına uyulmasına, 1.Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun ... tarih ve ... sayılı kararına karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin aynı Kurulun... tarih ve ... sayılı kararının iptali istemi yönünden DAVANIN REDDİNE, 2.Davacının bu karar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesine ve özlük haklarının iadesine karar verilmesi istemi yönünden DAVANIN REDDİNE, 3. Davacının adli yardım istemi kabul edilmiş olduğundan davanın açılışı sırasında tahsil edilemeyen ayrıntısı aşağıda gösterilen ... TL yargılama giderlerinin ve davalı idarenin harçtan muaf olması nedeniyle alınamayan ... TL temyiz başvuru ve karar harcının tahsili için ilgili tahsil dairesine müzekkere yazılmasına, temyiz aşamasında davalı idarece yatırılan posta giderinden harcanan ... TL'nin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine, 4. Posta gideri avansından artan tutarın kararın kesinleşmesinden sonra istemi halinde davalı idareye iadesine, 5.Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca duruşmalı işler için belirlenen ... TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine, 6. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 (otuz) gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, 12/12/2024 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.