11. Hukuk Dairesi 2012/13124 E. , 2012/14595 K. MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Taraflar arasında görülen davada Gebze 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 13.03.2012 tarih ve 2012/181-2012/107 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacılar vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakla…
**11. Hukuk Dairesi 2012/13124 E. , 2012/14595 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Taraflar arasında görülen davada Gebze 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 13.03.2012 tarih ve 2012/181-2012/107 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacılar vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacılar vekili, davalılar ile diğer müvekkili şirketin bünyesinde çalışmalarını yapan Asmaş Ağır Sanayi Malzemeleri İmal ve Tic. Şirketinde çalıştıkları sırada, haksız rekabete ilişkin olarak rekabet yasağı sözleşmesinin imzalandığını, ancak buna rağmen davalıların müvekkili şirketteki görevlerinden ayrılıp müvekkilleri ile aynı işi yapan Piromet Pirometalurji Malzeme Refrakter Makine San. ve Tic. A.Ş'de çalışmaya başlayarak rekabet yasağını çiğnediklerini ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 50.000 TL maddi ve 50.000 TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline, rekabet etmeme taahhüdüne aykırı eylemlerin sona erdirilmesine ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına, davalı şirketin ticari faaliyetlerinin durdurulmasına, tasfiyesine ve ticaret sicilinden terkinine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalılar vekili, görevli mahkemenin iş mahkemeleri olduğunu savunmuştur. Mahkemece, öncelikle davalılar hakkındaki dava, şirket aleyhine açılan davadan ayrılmış, sonrasında iddia, savunma ve yargısal içtihatlara göre, davalılar yönünden iş mahkemesinin görevli olduğu gerekçesiyle, dava dilekçesinin görev yönünden reddine karar verilmiştir. Kararı, davacılar vekili temyiz etmiştir. Dava, rekabet yasağı sözleşmesinin ihlal edildiği iddiasına dayalı, maddi ve manevi tazminat ile rekabet etmeme taahhüdüne aykırı eylemlerin sona erdirilmesi istemlerine ilişkindir. BK'nun 348. maddesi,“İş sahibinin müşterilerini tanımak veya işlerinin esrarına nüfuz etmek hususlarında işçiye müsait olan bir hizmet akdinde her iki taraf, akdin hitamından sonra, işçinin kendi namına iş sahibi ile rekabet edecek bir iş yapamamasını ve rakip bir müessesede çalışamamasını ve böyle bir müessesede şerik veya sair sıfatla alakadar olamamasını, şart edebilirler. Rekabet memnuiyetine dair olan şart, ancak işçinin müşterileri tanımasından ve esrara nüfuzundan istifade ederek iş sahibine hissolunacak derecede bir zarar husulüne sebebiyet verebilecek ise, caizdir.İşçi, akdin yapıldığı zamanda reşit değil ise rekabet memnuiyetine dair olan şart batıldır.”hükmünü içermektedir. Madde metninde açıkça “…akdin hitamından sonra…” sözcükleriyle ifade edildiği üzere BK’nun 348. maddesinde düzenlenen rekabet yasağı, hizmet akdi son bulduktan sonra geçecek döneme ilişkin olup, bu madde ile, sözü edilen sırlara vakıf işçinin mukavele yapmak şartıyla işten ayrılması halinde aynı işi kendi adına yapmaması, rakip bir müessesede çalışmaması ve böyle bir müessesede şerik veya sair sıfatla alakadar olmaması düzenlenmiştir. Düzenleme, hizmet sözleşmesi içinde yer almakla birlikte hizmet akdi süresinde yapılmaması gereken bir hususa değil, hizmet akdinin sona ermesinden sonra yapılmaması gereken bir hususa ilişkindir. Hizmet akdinin devamı sırasında meydana gelen bir sadakatsizlik, ister bir sözleşme ile düzenlensin ister kanunla düzenlensin, elbette İş Mahkemesinde görülecek bir davanın konusunu oluşturacaktır. Oysa eldeki davada, davacı taraf davalıların, akdin sona ermesinden sonra gerçekleşen eylemleri nedeniyle tazminat istemektedir. İş akdinin kurulması ile doğan sadakat borcu, işçi tarafından işverenin çıkarlarını koruma ve gözetme borcudur. Rekabet etmeme borcu ise, iş akdinin sonuçlarından olan; işçinin, işverene sadakat borcunun olumsuz yönünü ifade eder. 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 1.maddesi ve Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kurulu’nun 29.06.1960 gün, 1960/13 ve 1960/15 sayılı kararında; İş Mahkemelerinin, işçi sayılan kimselerle (Kanunun değiştirilen 2. maddesinin C, D ve E fıkralarında istisna edilen işlerde çalışanlar hariç) işveren veya işveren vekilleri arasında “iş akdinden doğan” veya “İş Kanunu'na dayanan” her türlü hak iddialarına ilişkin hukuki uyuşmazlıkların bu mahkemelerde çözümleneceği açıklanmıştır. Şu halde iş mahkemelerinin görev alanına giren hukuki uyuşmazlıklar olan iş uyuşmazlıkları, tarafları ve konusu kanunla belirlenmiş, yani belirli nitelikte uyuşmazlıklar olup, görev kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan, içeriği keyfi surette doldurulamayacak uyuşmazlıklardır. Bu nedenledir ki, bir hukuk mahkemesi olarak iş mahkemeleri, iş sözleşmesi veya İş Kanunu'ndan doğmuş olsa dahi idari ve cezai uyuşmazlıklara doğal olarak bakamayacağı gibi İş Kanunu kapsamı dışında kalan işçilerle onları çalıştıran işverenler arasındaki uyuşmazlıklara da, iş sözleşmesinden kaynaklanmış olsalar dahi, bakamayacaktır. İş akdinin devamı sırasında işçinin sadakat borcundan kaynaklanan rekabet etmeme yasağına aykırılık halinde, bu tür davalara bakmakla görevli mahkeme iş mahkemesidir. İş akdinin sona ermesinden sonra rekabet yasağına aykırı hareket edilmesi halinde ise, buna dayalı olarak açılacak dava niteliği itibariyle 818 sayılı BK’nun 348. maddesi kapsamına girdiği ve bu kapsamdaki davalar TTK'nun 4/1-3 maddesinin açık hükmü karşısında tarafların sıfatına bakılmaksızın mutlak ticari davalardan olduğundan, bu tür davaların ticaret mahkemesinde incelenip karara bağlanması gerekir. Yapılan bu ayrıntılı açıklamalar göstermektedir ki, dava konusu uyuşmazlığın niteliği itibariyle, davanın İş Mahkemesinde görülmesini gerektirir bir durum mevcut değildir. Ayrıca, ticari sırrın ne olduğunun değerlendirilmesinin, uzman mahkemelerce yapılması gerektiği de yadsınamaz bir gerçeklik olduğu gibi, "Rekabet Yasağı" kavramı da piyasa şartlarıyla sıkı sıkıya bağlı bulunan ticari bir konudur. Kaldı ki, TTK'nun 4. maddesiyle yasa koyucu, çok açık bir şekilde BK'nun 348. maddesinden kaynaklanan davaların, mutlak ticari davalardan olduğunu öngörmüştür. Mutlak ticari davalar herhangi bir unsurun, bağlanma noktasının veya sebebin, davanın ticari niteliğini değiştirmediği, mahkemenin kanaatinin rol oynamadığı davalar olup, aynı Kanunun 5.maddesine göre, ticari davalara bakma görevi ticaret mahkemelerine aittir. Nitekim aynı hususlara, Dairemizin 2008/7321 E.- 2008/9007 K., 2000/8808 E.-2000/10150 K., 2006/9411 E.- 2007/12223 K., 2007/4507 E.- 2008/6825 K., 2005/6508 E.-2006/9306 K. sayılı kararlarında olduğu gibi, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2011/11-781 E. 2012/109 K. sayılı kararında da işaret edilmiştir. O halde, mutlak ticari dava niteliğindeki eldeki davaya bakma görevi de ticaret mahkemesine aitken, yerel mahkemece, açıklanan bu hususlar dikkate alınmadan, iş mahkemesinin davaya bakmakla görevli olduğundan bahisle dava dilekçesinin görev yönünden reddine karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz eden davacılara iadesine, 28.09.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.