12. Ceza Dairesi 2013/5029 E. , 2013/26686 K. Mahkemesi :Sulh Ceza Mahkemesi Suç : Özel hayatın gizliliğini ihlal etme Hüküm : Beraat Özel hayatın gizliliğini ihlal etme suçundan sanığın beraatine ilişkin hüküm, katılanlar vekili tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü: Özel hayat kavramı; kişinin sadece gözlerden uzakta, başkalarıyla paylaşmadığı, kapalı kapılar ardında, dört duvar arasındaki yaşantısı ve mahremiyetinden ibaret değil, herkesin bilmedi…
**12. Ceza Dairesi 2013/5029 E. , 2013/26686 K.** **"İçtihat Metni"** Mahkemesi :Sulh Ceza Mahkemesi Suç : Özel hayatın gizliliğini ihlal etme Hüküm : Beraat Özel hayatın gizliliğini ihlal etme suçundan sanığın beraatine ilişkin hüküm, katılanlar vekili tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü: Özel hayat kavramı; kişinin sadece gözlerden uzakta, başkalarıyla paylaşmadığı, kapalı kapılar ardında, dört duvar arasındaki yaşantısı ve mahremiyetinden ibaret değil, herkesin bilmediği veya bilmemesi gereken, istenildiğinde başka kişilere açıklanabilen, tamamen kişiye özel hayat olayları ve bilgilerin tamamını içerir. Bu nedenle, kamuya açık alanda bulunulması, bu alandaki her görüntü veya sesin dinlenilmesine, izlenilmesine, kaydedilmesine, sürekli ve izinsiz olarak elde bulundurulmasına rıza gösterildiği anlamına gelmez. Kamuya açık alanda bulunulduğunda dahi, “kalabalığın içinde dikkat çekmezlik, tanınmazlık, bilinmezlik” prensibi geçerli olup, kamuya açık alandaki kişinin, gün içerisinde yapıkları, gittiği yerler, kiminle niçin, nasıl, nerede ve ne zaman görüştüğü gibi hususları tespit etmek amacıyla sürekli denetim ve gözetim altına alınması sonucu elde edilmiş bilgileri ya da onun başkalarınca görülmesi ve bilinmesini istemeyeceği, özel yaşam alanına girdiğinde şüphe bulunmayan faaliyetleri özel hayat kavramı kapsamına dahildir; ancak, süreklilik içermeyen ve özel yaşam alanına dahil olmayan olay ve bilgiler ise bu kapsamda değerlendirilemez. Sonuç olarak, bir olay ya da bilginin, özel hayat kavramı kapsamına girip girmediği belirlenirken, sadece içinde bulunulan fiziki çevrenin özelliklerine bakılmamalı, kişinin toplum içindeki konumu, mesleği, görevi, kamuoyu tarafından tanınıp tanınmadığı, dışa yansıyan davranışları, rıza ve öngörüleri, sosyal ilişkileri, müdahalenin derecesi gibi ölçütler de göz önüne alınmalıdır. Bu açıklamalar ışığında incelenen dosya kapsamına göre; 1- Olay günü, okul kıyafetli mağdurenin durakta otobüs beklediği sırada, arkasında bulunan sanığın, kamera sistemi çalışır taşınabilir telefonunu, katılanın eteğinin altına tutarak arkasından gizlice çekim yaptığı sırada çevrede bulunanlar tarafından fark edilmesi üzerine kolluk görevlileri tarafından yakalanarak hakkında adli soruşturma başlatılması şeklinde gelişen olayda; Çekimi yapılan katılana ait görüntülerin özelliği dikkate alındığında, katılanın fiziksel mahremiyetini içeren görüntülerini kaydeden sanığın eyleminde özel hayatın gizliliğini ihlal suçunun yasal unsurlarının oluştuğu; ayrıca, sanığın, katılanın onur ve namusunu ilgilendiren bir konuda ve onun vücut dokunulmazlığını ihlal etmeden, cinsel arzu ve isteklerini tatmin maksadına yönelik eylemiyle cinsel taciz suçunu da işlediği, bir fiil ile birden fazla farklı suçun oluşmasına neden olan sanığın, TCK'nın 44. maddesi gereğince, daha ağır cezayı gerektiren özel hayatın gizliliğini ihlal suçundan cezalandırılması gerektiği; Dosya içeriğine göre, olaydan sonra polis merkezine sevkedilen sanığın karakolda alınan ayrıntılı savunmasında “Mağdurenin yüz tipi ve bacakları çok hoşuma gittiğinden ben cep telefonumu elime aldım ve Kübra'nın arkasında durarak bu şahsın sadece bacaklarının üç poz resminini çektim. Kübra'nın arkası bana dönük olduğundan benim fotoğrafını çektiğimi görmedi, bu esnada bana daha önceden tanımadığım şu anda da görsem tanıyamayacağım iki erkek şahıs yanıma gelerek bana "Sen neden bu kızın fotoğrafını çektin, bu fotoğrafları sil" deyince ben de hemen cep telefonumundan Kübra'nın fotoğraflarını sildim. Bu esnada Polisler de gelerek beni buradan alıp Karakola getirdiler.” şeklinde üzerine atılı suçlamayı kabul ve ikrar ettiği; mağdurenin gerek karakolda, gerekse duruşmada verdiği ayrıntılı beyanında, durakta cama yaslanmış vaziyette otobüs beklediği sırada arkasında bir kargaşa olduğunu, çevreden gelenlerin sanığa fotoğrafları silmesini söylediklerini, sanığın da tamam sildim dediğini, daha sonra yanına gelen kişilerin sanığın, arkadan fotoğrafını çektiğini söylediklerini ve şikayetçi olduğunu beyan ettiği; olay sırasında katılanla birlikte otobüs durağında bekleyen tanık ...'nun, gerek hazırlık gerekse de duruşmadaki sırasında, sanığın çevreden gelenler tarafından yakalandığı sırada etrafındakilere "üzgünüm, yaptım bir eşeklik" dediğini beyan ettiği; yine katılanın arkadaşı olan tanık ...'ın karakolda, sanığın elinde bulunan büyük bir telefonla mağdurenin eteğinin altına doğru tuttuğunu söylediği ve aynı tanığın gerek karakolda gerekse duruşmada verdiği beyanlarında, durakta beklerken arkalarında bulunan bir şahsın etrafta bulunanlar tarafından yakalandığını, olay yerine gelen polislerin bu şahsı götürdüklerini beyan ettiği; olay yerine gelen motorize ekiplerin tuttuğu ve sanık tarafından da imzalanan 22.04.2011 tarihli tutanakta, sanığın karakola götürüldüğü sırada kolluk görevlilerine hitaben “Bu hareketi şeytana uyarak gerçekleştirdim, çevredekilerin fark etmesi üzerine sildim” dediğinin belirtildiği halde, oluşa, mevcut delil durumuna, mağdurenin aşamalı anlatımına, tanık beyanlarına, sanık tarafından aralarında bir husumet bulunduğuna ilişkin bir iddiada bulunulmayan ve dosya kapsamına göre, sanık hakkında gerçeğe aykırı işlem yapmaları için bir neden bulunmayan kolluk görevlilerinin tanzim ettikleri tutanaklara göre, sanığın katılan mağdureye yönelik özel hayatın gizliliğini ihlal suçundan cezalandırılmasına karar verilmesi gerektiği halde, sanığın ceza almaktan kurtulmaya yönelik ve hayatın olağan akışına aykırı olan “Ben karakolda ifade vermek içim saat 23.00'e kadar bekledim, beklediğim sürede değişik polisler olayı bana sordu, ben şimdi anlattığım gibi anlattım, saat 23.00 sıralarında ifadeyi yazacak olan polis geldi, eğer olayı şimdi anlattığım gibi anlatırsam beni savcılığa sevk edeceklerini ve tutuklayacaklarını söyledi, bunun üzerine ne yapmam gerektiğini sordum, ben onun yazacağı şekilde ifadeyi kabul edeceğimi söyledim, bu şekilde ifadeyi imzaladım.” şeklindeki duruşmadaki savunmasına itibar edilerek, oluşa ve dosya kapsamına uygun olmayan gerekçeler ile yazılı şekilde sanığın mahkumiyeti yerine beraatine karar verilmesi kanuna aykırı, 2- Hükümlerden sonra 05.07.2012 tarihli Resmi Gazete'de yayınlanarak yürürlüğe giren 6352 sayılı Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması ve Basın Yayın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesi Hakkında Kanunun 81. maddesi ile TCK'nın 134/1. maddesinde yapılan değişikliğe göre hapis cezasının üst sınırı itibariyle 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanunun 11. maddesi uyarınca davaya bakma görevinin Asliye Ceza Mahkemesine ait olması nedeniyle görevsizlik kararı verilmesinde zorunluluk bulunması, Bozmayı gerektirmiş olup, katılanlar vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün bu sebeplerden dolayı 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK'un 321. maddesi gereğince isteme uygun olarak BOZULMASINA, 25.11.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.