10. Hukuk Dairesi 2012/12315 E. , 2012/15497 K. Mahkemesi :İş Mahkemesi No :1215-1886 Davacı, iş kazası sonucu sürekli iş göremezlik durumuna giren sigortalıya bağlanan gelirler ile yapılan ödemelerin 506 sayılı Yasanın 26 ve 10. maddeleri uyarınca tazminine karar verilmesini istemiştir. Mahkemece, Anayasa Mahkemesi iptal kararı resen dikkate alınarak ve davalı işveren şirkete %80, sigortalıya %20 oranında kusur izafe edilen bilirkişi raporu hükme dayanak kılınarak ve 10. mad…
**10. Hukuk Dairesi 2012/12315 E. , 2012/15497 K.** **"İçtihat Metni"** Mahkemesi :İş Mahkemesi No :1215-1886 Davacı, iş kazası sonucu sürekli iş göremezlik durumuna giren sigortalıya bağlanan gelirler ile yapılan ödemelerin 506 sayılı Yasanın 26 ve 10. maddeleri uyarınca tazminine karar verilmesini istemiştir. Mahkemece, Anayasa Mahkemesi iptal kararı resen dikkate alınarak ve davalı işveren şirkete %80, sigortalıya %20 oranında kusur izafe edilen bilirkişi raporu hükme dayanak kılınarak ve 10. madde koşullarının varlığı kabul edilmekle birlikte davalı işverenin bu maddeye dayalı kusur sorumluluğu oransal olarak saptanmaksızın yazılı biçimde davanın kabulüne karar verilmiştir. Hükmün, davacı kurum avukatı ile davalı işveren avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi. 1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillere ve hükmün dayandığı gerektirici sebeplere göre, taraflar avukatlarının sair temyiz itirazlarının reddi gerekir. 2-Dava, iş kazasından doğan rücu tazminatı istemine ilişkin olup, 506 sayılı Kanunun 26/1.inci maddesindeki “....sigortalı veya hak sahibi kimselerin işverenden isteyebilecekleri miktarlarla sınırlı olmak üzere...” bölümünün, Anayasa Mahkemesince 23.11.2006 tarih ve 2003/10 Esas 2006/106 Karar sayılı kararı ile iptal edilmiş olması karşısında, Kurumun bu maddeden doğan rücu hakkının, “halefiyete” değil, “kanundan doğan basit rücu hakkına” dayandığının kabul edilmesi ve bu kabul çerçevesinde, Kurumun rücu alacağının, ilk peşin değerin kusura tekabül eden miktarıyla sınırlı bulunmasına, öte yandan, kesinleşen önceki rücu davalarında hükmolunan miktarın mahsubu yapılırken, sigortalıya bağlanan gelirin ilk peşin sermaye değerinin esas alınması gerektiğine; şayet ilk peşin sermaye değerli gelirle birlikte artışlara da hükmedilmişse, artışların hükmolunacak rücu tazminatından mahsup edilmesine olanak bulunmamasına, bu çevrede meseleye fiili ödemeler açısından bakıldığında ise fiili ödemenin mevcudiyeti halinde, kurumun talep edebileceği miktarın hesabının da aynı şekilde gerçekleştirilmesi gerekmekte olup; şayet ilk peşin sermaye değerli gelirin kusur karşılığı, fiili ödeme miktarından düşük ise o takdirde ilk peşin sermaye değerine itibar edilmesi; aksine fiili ödeme miktarı ilk peşin değerden düşük ise o takdirde de fiili ödeme miktarının esas alınması gerektiğine göre, mahkemece, Anayasa Mahkemesinin iptal kararının derdest davalara uygulanması gerektiği gerekçe gösterilerek yargılama yapılıp, hüküm tesis edilmesinde bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Somut olayda, zararlandırıcı sigorta olayının 13.09.2001 tarihinde davalı işverene ait mobilya işyerinde meydana gelmesi ve anılan işyerinden her hangi bir bildirimin yapılmadığının sigorta müfettişi tahkikat raporu ve dosya kapsamıyla sabit bulunması karşısında, 10. madde koşullarının mevcut olduğuna dair mahkeme kabulünde bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Diğer taraftan, sigortalı ve davalı işverenin kusur oran ve aidiyetlerini belirleyen 14.02.2009 tarihli kusur raporu olaya uygun olup bu yönleri amaçlayan temyiz itirazlarının reddi gerekir. Ancak, mahkemece, hükme dayanak kılınan bilirkişi raporundaki kusur oranları dikkate alınarak ve sigortalının kusurundan Borçlar Kanunu’nun 43 ve 44. maddelerine göre %50 oranından aşağı olmamak üzere hakkaniyet indirimi yapılarak davalı işverenin 10. maddeye dayalı kusur oran ve aidiyetinin saptanması ve Anayasa Mahkemesi İptal Kararında belirtilen ilke ve esaslar çerçevesinde, davalı işverenin, ilk peşin sermaye değerli gelirin kusura karşılık gelen tutarının belirlenerek sonucuna göre bir karar verilmesi gereğinin gözetilmemesi usul ve yasaya aykırı görülmüştür. Kabule göre de ilk peşin değerli gelirlerin %80 istem karşılığı olan 24187,91 TL’ye hükmedilmesi gerekirken, artışları da içeren talebin %80 istem karşılığının tahsiline karar verilmesi isabetsiz bulunmuştur. O halde, taraflar vukatlarının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır. SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, alınan temyiz harcının istek halinde davalıya iadesine, 18.09.2012 gününde oy birliğiyle karar verildi.