Başvuru, hakkında yapılan haberler nedeniyle başvurucunun şeref ve itibarının korunması hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru, hakkında yapılan haberler nedeniyle başvurucunun şeref ve itibarının korunması hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 6/4/2021 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyon başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasını kararlaştırmıştır. Bölüm Başkanı başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar vermiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir: Başvurucu 1989 doğumlu olup Düzce'de ikamet etmektedir. 4/5/2014 tarihinde aynı şehirde yaşayan 81 yaşındaki S.Y.nin mağduru olduğu nitelikli cinsel saldırı meydana gelmiştir. Düzce Cumhuriyet Başsavcılığının başlattığı soruşturmada mağdur S.Y.nin ek ifadesindeki beyanları sebebiyle başvurucu gözaltına alınmış ve bir gün gözaltında kalmıştır. Soruşturma kapsamında başvurucunun suçun faili olduğuna dair müştekinin soyut beyanları dışında herhangi bir delil bulunmadığı, aleyhine delil toplanan diğer şüpheli S.K.nın ise suçu ikrar ettiği gerekçesiyle başvurucu yönünden kovuşturmaya yer olmadığına 1/10/2014 tarihinde karar verilmiştir. Yaşananlar üzerine olay, basına yansımış ve haberturk.com internet sitesinde 5/5/2014 tarihinde "Düzce'den iğrenç haber! 81 yaşındaki nineye tecavüz etti." başlığıyla haberleştirilmiştir. Yine Vatan gazetesi 6/5/2014 tarihli nüshasında "Düzce'de 25'lik genç 85'lik nineye..." başlıklı haber yapmıştır. Haberde kullanılan ifadeler şu şekildedir: "Düzce'de, evine zorla girdiği 81 yaşındaki kadına tecavüz ettiği iddia edilen 25 yaşındaki S.Y. [haberin orijinalinde isim rumuzlanmıştır] gözaltına alındı. Olay önceki gün Sallar Mahallesi'nde meydana geldi. Yalnız yaşayan 81 yaşındaki S.Y.nin evine zorla giren S.Y., iddiaya göre önce dövdüğü yaşlı kadına ardından tecavüz etti. Düzce Üniversitesi Hastanesi'ne kaldırılan yaşlı kadın tedavi altına alındı. Düzce Emniyet Müdürlüğünün yürüttüğü soruşturma kapsamında deliller de değerlendirilerek kadına tecavüz ettiği iddia edilen S.Y., evinde gözaltına alındı. İfadesinde suçlamaları kabul etmeyen S.Y., dün öğle saatlerinde adliyeye sevk edildi. Polis delil torbalarının içerisindeki yorgan, yastık ve diğer delilleri de adliyeye götürdü." Haberde metnin hemen üzerinde başvurucunun gözaltına alındığı esnada sol profilinden çekildiği anlaşılan fotoğrafına yer verilmiş, fotoğrafın sol alt kısmında ise "Tecavüzcü gözaltına alınırken yastık ve yorgan da kanıt olarak götürüldü." yazılmıştır. Başvurucu, kendisinin işlemediği bir suçtan ötürü suçu işlemiş gibi haber yapıldığı, üstelik yüzü buzlanmaksızın Fotoğrafı haberde paylaşıldığı için basın yoluyla kişilik haklarına saldırıldığı iddiasıyla Düzce Asliye Hukuk Mahkemesinde, Gazetecilik A.Ş., Haber Ajansı A.Ş. ve Reklam Ltd. Şti. aleyhine ilk davalı yönünden 000 TL, diğer iki davalı yönünden 000 TL olmak üzere toplam 000 TL tutarında manevi tazminat davası açmıştır. Dava dilekçesinde başvurucu, ihtilaflı haberlerde tecavüzcü sapık olarak yansıtıldığını, fotoğrafının da tecavüzcü ifadesiyle paylaşıldığını belirtmiştir. Buna rağmen olayı haberleştiren dava dışı gazetelerde haberin başlığında iddia vurgusu olduğunun, fotoğrafının buzlama, şeritle kapama ya da karartma yöntemi ile tanınmaz hâle getirildiğinin altını çizmiştir. Düzce Asliye Hukuk Mahkemesi, davalılar Gazetecilik A.Ş. ve Haber Ajansı A.Ş. yönünden her bir davalıdan 000 TL manevi tazminat tahsil edilmek üzere davanın kısmen kabulüne, davalı Reklam Ltd. Şti. yönünden ise kişilik haklarına saldırı teşkil ettiği iddia edilen haberle ilgili olarak dosyada delil bulunmadığından davanın reddine karar vermiştir. Mahkeme gerekçesinde davalı Gazetecilik A.Ş.nin ihtilaflı haberinde henüz soruşturma aşamasındayken davacının fotoğrafı paylaşılarak fotoğrafta davacıdan tecavüzcü diye bahsedildiğini, haber metninde ise davacının nineyi döverek ona tecavüz ettiği yönünde kesin bir dil kullanıldığını belirtmiştir. Haber Ajansı A.Ş. tarafından servis edilen haberde de kullanılan ifadelerin kesinlik içerdiği, toplumda infial yaratabilecek bir olayda ihtilaflı haberlerin yeterince özenli hazırlanmadığı, başlık ve içeriğin uyumsuz olduğu, davacının yüzünün tanınmaya elverişli şekilde paylaşıldığı ve böylece masumiyet karinesinin ihlal edildiği, özel hayatında mağduriyetine sebebiyet verildiği değerlendirilmiştir. İlk derece mahkemesinin kararına karşı istinaf yoluna gidilmesi üzerine Ankara Bölge Adliye Mahkemesi haberin güncel nitelikte olup mahiyeti gereği olayın haberleştirilmesinde kamu yararı bulunduğunu, konuyla ilgili olarak yayım tarihi itibarıyla haberin görünür gerçeğe uygun olduğunu değerlendirmiş; tüm davalılar yönünden davanın reddine karar vermiştir. İstinaf incelenmesinde bunlara ilaveten ihtilaflı haberlerin başlığının gazetecilik tekniği ile uyumlu olarak okuyucuyu cezbetmek için kesin dille yazıldığı, fotoğrafın ise davacının adliyeye sevk edilirken çekildiği ve haberle ilgili olduğu, söz konusu haberlerin basın özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi gerektiği vurgulanmıştır. Yargıtay, temyiz incelemesinde davacı ile ilgisi bulunmayan bir eylemin davacı tarafından gerçekleştirildiği şeklinde asılsız haber yapılması ve haberde davacının fotoğrafının açık şekilde paylaşılmasının basın özgürlüğünün sınırlarını aştığı kanaatine varmış, davacı yararına uygun bir manevi tazminata hükmedilmesi için kararı bozmuştur. Bozma kararı neticesinde Ankara Bölge Adliye Mahkemesi; davalı Reklam Ltd. Şti. yönünden davanın reddine, diğer davalılar yönünden ise davanın kısmen kabulüne, her bir davalıdan ayrı ayrı 000 TL manevi tazminatın yasal faiziyle birlikte tahsiline karar vermiştir. Nihai kararın 8/3/2021 tarihinde başvurucunun vekili tarafından Ulusal Yargı Bilişim Sistemi (UYAP) üzerinden okunduğu görülmüştür. A. Ulusal Hukuk 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun "İlke" kenar başlıklı maddesi şöyledir:“Hukuka aykırı olarak kişilik hakkına saldırılan kimse, hâkimden, saldırıda bulunanlara karşı korunmasını isteyebilir.Kişilik hakkı zedelenen kimsenin rızası, daha üstün nitelikte özel veya kamusal yarar ya da kanunun verdiği yetkinin kullanılması sebeplerinden biriyle haklı kılınmadıkça, kişilik haklarına yapılan her saldırı hukuka aykırıdır.” 4721 sayılı Kanun'un "Davalar" kenar başlıklı maddesinin üçüncü fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:"Davacının, maddî ve manevî tazminat...istemde bulunma hakkı saklıdır." 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun "Sorumluluk" kenar başlıklı maddesi şöyledir: “Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür.Zarar verici fiili yasaklayan bir hukuk kuralı bulunmasa bile, ahlaka aykırı bir fiille başkasına kasten zarar veren de bu zararı gidermekle yükümlüdür.” 6098 sayılı Kanun'un "Kişilik Hakkının Zedelenmesi" kenar başlıklı maddesinin birinci fıkrası şöyledir:"Kişilik hakkının zedelenmesinden zarar gören, uğradığı manevi zarara karşılık manevi tazminat adı altında bir miktar para ödenmesini isteyebilir." 9/6/2004 tarihli 5187 sayılı Basın Kanunu'nun "Basın özgürlüğü" kenar başlıklı maddesi şöyledir:“Basın özgürdür. Bu özgürlük; bilgi edinme, yayma, eleştirme, yorumlama ve eser yaratma haklarını içerir.Basın özgürlüğünün kullanılması ancak demokratik bir toplumun gereklerine uygun olarak; başkalarının şöhret ve haklarının, toplum sağlığının ve ahlakının, milli güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği ve toprak bütünlüğünün korunması, Devlet sırlarının açıklanmasının veya suç işlenmesinin önlenmesi, yargı gücünün otorite ve tarafsızlığının sağlanması amacıyla sınırlanabilir.”B. Uluslararası Hukuk Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun 10/12/1948 tarihli ve 217 (111) sayılı kararı ile kabul edilen İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi'nin maddesi aşağıdaki gibi düzenlenmiştir: "Hiç kimse özel hayatı, ailesi, meskeni veya yazışması hususlarında keyfî karışmalara, şeref ve şöhretine karşı tecavüzlere mâruz kalamaz. Herkesin bu karışmalara ve tecavüzlere karşı kanun ile korunmağa hakkı vardır." Avrupa Birliği Temel Haklar Şartı 2000 yılında kabul edilmiş olmasına rağmen 1/12/2009 tarihinde yürürlüğe giren Lizbon Antlaşması ile beraber Avrupa Birliği'ne üye devletleri hukuken bağlayıcı nitelik kazanan Temel Haklar Şartı'nın somut olayla ilgili ve maddeleri ise aşağıdaki gibidir: "Madde – Özel ve aile yaşamına saygıHerkes, özel ve aile yaşamına, konutuna ve haberleşmesine saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir.Madde – Kişisel bilgilerin korunması Herkes, kendisine ilişkin kişisel bilgilerin korunmasını isteme hakkına sahiptir. Bu tür bilgiler, belirtilen amaçlar için ve ilgili kişinin muvafakatine veya yasada öngörülen başka meşru temele dayalı olarak adil şekilde kullanılmalıdır. Herkes, kendisi hakkında toplanmış olan bilgilere erişme ve bunlarda düzeltme yaptırma hakkına sahiptir. Bu kurallara uyulması, bağımsız bir makam tarafından denetlenecektir." Avrupa Konseyinin İlgili Tavsiye Kararları Gazetecilik etiğine ilişkin olarak Avrupa Konseyinin 1/7/1993 tarihli kararında "Gazeteciliğin İşlevi ve Etik Faaliyeti" başlığı altında somut olaya dair aşağıdaki ilkelere değinilmiştir:" Gazetecilik faaliyeti kapsamındaki bilgi ve fikirler, özellikle henüz karara bağlanmamış davalarda, masumiyet karinesini ihlal etmemeli ve yargı kararı şeklinde hüküm içermekten kaçınmalıdır. Bireylerin mahremiyet hakkına saygı gösterilmelidir. Kamusal hayatta görev alan kişiler, özel hayatlarının kamusal hayatları üzerinde etki ettiği durumlar haricinde, mahremiyetlerinin korunması hakkını haizdir. Bir kişinin kamusal görevinin olması, onun mahremiyete saygı hakkından mahrum olduğu anlamına gelmez. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin maddesinde düzenlenen özel hayata saygı hakkı ile maddesinde düzenlenen ifade özgürlüğü arasında bir denge kurma girişimi, İnsan Hakları Avrupa Komisyonu ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından geliştirilen yakın tarihli içtihatta detaylıca ele alınmıştır." Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin ceza yargılamalarına dair bilgilerin yayımlanmasına ilişkin hukuki kuralların düzenlenmesi hakkında 10/7/2013 tarihli tavsiye kararında medyanın kamuyu sürmekte olan ceza yargılamaları hakkında bilgilendirmesinin hem ceza hukukunun caydırıcı etkisinin görünür hâle gelmesi hem de ceza adaleti sisteminin işleyişi üzerinde halk denetiminin sağlanması açısından oldukça önemli olduğu belirtilmiştir. Buna karşın Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (AİHS) , ve maddelerinde düzenlenen haklar ve özgürlükler arasında meydana gelmesi olası çatışmalar ile söz konusu hak ve özgürlükler arasında her somut olayın kendine özgü şartları dikkate alınarak bir dengeleme yapılması, AİHS'ten doğan yükümlülüklere uyulmasının sağlanmasında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM) denetleyici rolünün de gözönünde tutulması gerektiği eklenmiştir. Söz konusu tavsiye kararının ekinde düzenlenen (1) numaralı ilkeye göre kamu, medya aracılığıyla adli makamların ve emniyet birimlerinin çalışmaları hakkında bilgi alabilmelidir. Tavsiye kararının devamında ise gazetecilerin ceza yargılaması sisteminin işleyişi hakkında haber yaparken uymaları gereken sınırlar belirtilmiştir. Bu ilkelerin somut olayla ilgili kısmı şu şekildedir: "İlke 2 - Masumiyet karinesi Masumiyet karinesi ilkesine saygı duyulması, adil yargılanma hakkının ayrılmaz bir parçasıdır. Bu nedenle, devam eden ceza yargılamalarıyla ilgili bilgi ve fikirler, suçlu veya şüphelinin masumiyet karinesi hakkına zarar vermeyecek şekilde medyada yer almalı veya yayımlanmalıdır....İlke 8 – Devam eden ceza yargılamalarında mahremiyetin (özel hayatın) korunmasıŞüpheli, sanık veya mahkûm kişiler veya ceza yargılamalarıyla ilgisi bulunan diğer taraflar hakkında bilgi edinimi düzenlenirken, Sözleşme'nin maddesi uyarınca özel hayatın korunması hakkına saygı gösterilmelidir. Bu kapsamda çocuklar ya da dezavantajlı gruplara dahil diğer bireylere olduğu gibi şüpheli, sanık ve mahkûm aileleri ile tanık ve mağdurlara da özel bir koruma sağlanmalıdır. Her durumda, kimliklerini ortaya çıkarabilecek bir bilginin yayımlanmasının, bu ilkede belirtilen kişiler üzerinde oluşturabileceği zararlı etkilere de özellikle dikkat edilmelidir." AİHS ve AİHM İçtihadı AİHS'in "Özel ve aile hayatına saygı hakkı" kenar başlıklı maddesi şöyledir:"(1) Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir. (2) Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz konusu olabilir." AİHM Times Newspapers Ltd/Birleşik Krallık (No 1 ve 2) (B. No: 3002/03, 23676/03, 10/3/2009, §§ 41, 42) kararında, basının halkın yararına olan ciddi meseleleri işlediği hâllerde dahi sınırsız bir ifade özgürlüğünün söz konusu olmadığını vurgulamıştır. AİHM'e göre basın, ifade özgürlüğünü kullanırken görev ve sorumluluklarına uygun davranmalıdır. Bu görev ve sorumluluklar, basının yayımladığı haberlerin bireylerin şeref ve hakları üzerinde ağır etkiler yaratma riski taşıdığı durumlarda özellikle önem arz etmektedir. Bu bağlamda AİHM Büyük Dairesi, aynı gün verdiği iki önemli kararda [-Von Hannover/Almanya (2) [BD] (B. No: 40660/08 ve 60641/08, 7/2/2012) ve Axel Springer AG/Almanya [BD] (B. No: 39954/08, 7/2/2012)] özel hayata saygı hakkı ile ifade hürriyetinin dengelenmesinde kullanılan ilkeleri sistematik olarak açıklamıştır. Bunlar kısaca, ifade özgürlüğüne konu açıklamanın kamu yararına ilişkin bir tartışmaya sağladığı katkı (Von Hannover/Almanya (2), § 109; Von Hannover/Almanya, B. No: 59320/00, 24/9/2004, §§ 63-66), ilgili kişinin tanınırlığı, toplumdaki rolü ve işlevi ile yazıya konu olan faaliyetin niteliği, haber veya makalenin konusu (Von Hannover/Almanya (2), § 110; kamu tarafından tanınan kişiler yönünden korumanın daha esnek olacağına ilişkin karar için bkz. Minelli/İsviçre (k.k.), B. No: 14991/02, 14/6/2005), ilgili kişinin daha önceki davranışları (Von Hannover/Almanya (2), § 111), yayının içeriği, şekli ve etkileri (Von Hannover/Almanya (2), § 112), bilgilerin elde edilme şartları ve gerçekliği (Axel Springer AG/Almanya, § 93; Von Hannover/Almanya (2), § 113) ve uygulanan yaptırımın niteliğidir (Axel Springer AG/Almanya, § 95). Worm/Avusturya (B. No: 22714/93, 29/8/1997) kararında AİHM, başvurucunun çoğunlukla politik konular hakkında yayım yapan bir dergide Avusturya eski finans bakanının vergi kaçırdığı şüphesiyle sanık sıfatıyla yargılandığı bir ceza davası hakkında yayımlanan yazısıyla, bahsi geçen ceza yargılamasının gidişatını etkilediği kabul edilerek gazetecinin mahkûmiyetine karar verildiği somut olayda demokratik bir toplumda ifade özgürlüğüne yapılan bu müdahalenin gerekli olup olmadığını incelemiştir. Yerel mahkemeye göre gazeteci başından beri sanık sıfatıyla yargılanan eski bakanın vergi kaçırdığını düşündüğünden söz konusu haber yazısında sadece sanığı eleştirmemiş, aynı zamanda son derece net bir dil kullanarak okuyucuyu sanığın suçlu olduğuna ikna etme ve mahkûmiyetini önden bildirme uğraşına girişmiştir. AİHM bu kararda sonuç olarak yerel mahkemenin ifade özgürlüğüne müdahalesinin meşru amaçla orantılı olduğuna ve somut olayda gazetecinin ifade özgürlüğünün ihlal edilmediğine karar vermiştir. Worm/Avusturya kararına paralel şekilde Tourancheau ve July/Fransa (B. No: 53886/00, 24/11/2005) kararında da sürmekte olan bir ceza yargılaması hakkında başvurucu gazetecilerin yaptığı haber sebebiyle haklarında ceza mahkûmiyetine karar verildiği somut olayda AİHM, gazetecilere verilen cezanın meşru amaçla orantılı olduğu kanaatine varmıştır. Şöyle ki gazetecilerin henüz ceza yargılaması kesinleşmeden sanıklardan birinin duruşma öncesinde gazetecilere verdiği röportajda diğer sanığın suçlu olduğuna dair açıklamalarının haber içerisine net bir dille, objektiflikten uzak şekilde yerleştirilmesinin şeref ve itibarın korunması hakkına ve masumiyet karinesine saldırı teşkil edeceği değerlendirilmiş; bu durumda sürmekte olan bir ceza yargılamasına dair kamuya bilgi verme ve kamunun da bu bilgilere erişme noktasında somut olayda daha üstün bir menfaati olmadığı kanaatine varılmıştır. Geçirdiği kaza sebebiyle travma sonrası stres bozukluğu yaşadığını iddia eden başvurucunun davacısı olduğu tazminat davasında, sigorta şirketinin karşı delil olarak sunduğu gizli detektiflerce çekilmiş görüntülerin özel hayata saygı hakkını ihlal edip etmediğini incelediği De La Flor Cabrera/İspanya (B. No: 10764/09, 27/8/2014) kararında AİHM, özel hayat kavramının kapsamının geniş olup sınırlı bir tanım yapmaya elverişli olmadığını, kişinin kimliği ile ilgili pek çok unsuru içerdiğini ve bunlardan birinin de kişinin fotoğrafı olduğunu belirtmiştir. Şu hâlde fotoğrafın paylaşılması kadar kişinin videoya kaydedilmesi de özel hayatına müdahale teşkil etmektedir. Fotoğrafın haberde ilgili kişinin tanınmasına imkân verecek şekilde paylaşılmasıyla ilgili Sciacca/İtalya (B. No: 50774/99, 11/1/2005) kararında ise AİHM, bir kişinin fotoğraflarının yayımlanmasının özel hayat kapsamında kaldığının, başvurucunun kamusal bir figür ya da siyasetçi olmayıp bir ceza soruşturmasının öznesi olduğunun altını çizmiştir. Somut olayda AİHM, özel bir okulda öğretmenlik yapan başvurucunun tanınırlığı bulunmayan sıradan bir kişi olması nedeniyle özel hayat sınırlarının çok daha geniş olup kişinin ceza soruşturmasının öznesi oluşunun bu sınırları daraltmadığı sonucuna ulaşmıştır. AİHM'in Tarman/Türkiye (B. No: 63903/10, 21/2/2018) kararı, eldeki başvuru yönünden oldukça önemlidir. Somut olayda Almanya'da yaşayan Türk vatandaşı başvurucunun, Diyarbakır Valiliğine bir saldırı düzenleneceğine dair savcılığa şikâyette bulunması üzerine şikâyet ettiği diğer kişilerle birlikte hakkında soruşturma başlatılması ve göz altına alınması neticesinde Takvim ve Star gazeteleri olayı sırasıyla "4 canlı bomba aranıyor", "4 canlı bomba için alarm verildi" başlıklarıyla haber yapmıştır. Her iki gazete de haberde başvurucunun fotoğrafını paylaşmış, Takvim gazetesi başvurucunun isim ve soy ismini açık şekilde yazarken Star gazetesi sadece isminin baş harfini belirtmekle yetinmiştir. Başvurucu haberlerin kişilik haklarına saldırdığı gerekçesiyle gazeteler aleyhine ayrı ayrı manevi tazminat davası açmıştır. Takvim gazetesi aleyhine görülen yargılamada, haberin yayım tarihi itibarıyla görünür gerçeğe uygun olduğundan basının ifade özgürlüğü sınırları içinde kaldığı değerlendirilmiş ve dava reddedilmiştir. Yargıtay ise kararı onamıştır. Star gazetesi aleyhine görülen yargılamada ise ilk derece mahkemesinin başvurucu lehine verdiği karar Yargıtay tarafından haberin görünür gerçeğe uygun olması nedeniyle bozulmuş, ilk derece mahkemesi de bozma kararı üzerine davayı reddetmiştir. Başvurucu, somut olayda masumiyet karinesinin ihlal edildiği iddiasıyla bireysel başvuruda bulunmuşsa da AİHM, ihtilafın özünde başvurucu hakkında yapılan haberler sebebiyle devletin başvurucunun özel hayatına saygı hakkını üçüncü kişilerin müdahalesine karşı koruyamadığı iddiası olduğundan başvuruyu, özel hayata saygı hakkı kapsamında maddeden incelemiştir. Kişinin itibarının korunmasının özel hayata saygı hakkı kapsamında değerlendirildiğinin bir kez daha altını çizen AİHM, kişinin isminin, fotoğrafının da özel hayat kavramı içerisinde olduğunu hatırlatmıştır. AİHM'e göre somut olayda devletin AİHS'in maddesi ile maddesi arasında adil denge kurup kurmadığı incelenmelidir. Bu bağlamda yapılan incelemede yerel mahkemelerce davanın reddine dair verilen kararlarda, söz konusu iki hak arasında dengeleme yapılırken değerlendirilmesi gereken kriterlerin dikkate alınmadığını, başvurucu hakkındaki ceza soruşturmasının tehdit ve şantaj suçları ile ilgili olup sonunda hakkında takipsizlik kararı verildiğini, buna rağmen ihtilaflı haberlerde başvurucunun fotoğrafı da yayımlanarak canlı bomba olduğunun okuyucuya aktarıldığını, haberlerin içeriğinin maddi vakıaların açıklanması ya da değer yargısı niteliğinde olup olmadıklarının dahi değerlendirilmediğini, soruşturma dosyasında mevcut verilere göre karar verildiğini belirten AİHM, haber içeriğinin görünür gerçeğe uygunluk kontrolünün dengeleme yaparken tek başına yeterli olmadığını vurgulamıştır. Tehdit ve şantaj suçları kapsamındaki soruşturmanın şüphelisi başvurucu hakkında kimlik ve fotoğrafı da paylaşılarak terörist canlı bomba olduğu yönünde haber yapılmasını basın özgürlüğü kapsamında değerlendiren yerel mahkeme kararlarının haklar arasında denge kurmaktan uzak olduklarını kabul etmiş ve başvurucunun özel hayatına saygı hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir. AİHM, Hájovský/Slovakya (B. No: 7796/16, 1/10/2021) kararında ise mahremiyet hakkı ile ifade özgürlüğü arasında üye devletin adil bir denge kuramadığı kanaatine varmıştır. Somut olayda Bratislavalı başvurucu, taşıyıcı annelik yoluyla baba olmak istediği için Slovakya’da taşıyıcı annelik hukuken düzenlenmiş bir kurum da olmadığından eşiyle birlikte ülke çapında yayımlanan bir gazeteye anonim bir ilan vermiştir. Bu ilanda başvurucu ve partnerine taşıyıcı annelik yapmayı kabul eden kişiye, karşılığında finansal bir ödül verileceği duyurulmakla birlikte her türlü görüşmenin de gizli tutulacağı taahhüt edilmiştir. Bunun üzerine araştırmacı gazeteci bir muhabir, taşıyıcı anne adayı olduğu izlenimi vererek başvurucuyla görüşmüş ve görüşmeyi gizli kamerayla kaydetmiştir. Ardından gazetecinin başvurucunun çocuk satın aldığı yönündeki haberi kamera görüntüleriyle beraber Slovak televizyonunda yayımlanmıştır. Yine konuyla ilgili popüler bir gazetede doğmamış çocuğu takas başlığıyla haber yapılmış ve haberde başvurucunun kamera kayıtlarından elde edilen görüntüsüne de yer verilmiştir. Başvurucunun manevi varlığının korunması amacıyla gazete aleyhine açtığı tazminat davası yerel mahkemelerce söz konusu haberin kamuyu ilgilendiren bir konuda okuyucuyu bilgilendirme amacıyla yapıldığı, taşıyıcı annelik meselesinin son derece hassas ve tartışmalı bir konu olduğu, başvurucunun gazeteye ilan vererek kamunun ilgisini bilerek üzerine çektiği, gazete haberinin televizyonda yayımlanan haberden alınan gerçek bilgilerle yapıldığı gerekçesiyle reddedilmiştir. AİHM somut olayı değerlendirirken hikâyenin kendisinden ziyade haberde başvurucunun görüntülerinin kullanılması üzerinde detaylıca durmuştur. AİHM'e göre sırasıyla fotoğrafları yayımlanan kişinin tanınırlığı, haberden önceki davranışları ile haberin konusu, haberin içeriği, şekli ve yayımlanmasının sonuçları, genel menfaate ilişkin bir tartışmaya katkı sunup sunmadığı, fotoğrafların elde ediliş yönteminin ayrı ayrı her somut olay özelinde değerlendirilmesi gereklidir. Ayrıca AİHM bir kişi hakkında haber yapılmasının ötesinde kişinin fotoğrafının da haberde paylaşılmasının müdahaleyi artırdığını, şeref ve itibarın korunması hakkı yönünden özel bir önem kazandığını vurgulamıştır. Bu bağlamda AİHM; başvurucunun tanınan kamusal bir figür olmadığının, yine de gazeteye taşıyıcı anne aradığına dair ilan vererek kamusal arenaya adım attığının, öte yandan anonim ilan vererek aslında kendini kamuya tanıtma iradesi taşımadığını gösterdiğinin altını çizmiştir. Haberin konusu yönünden taşıyıcı anneliğin kamunun ilgisini çeken tartışmalı bir mesele olduğu, buna karşılık haberin tonu ve haberde kullanılan ifadelerle başvurucu hakkında negatif bir imaj çizildiği kabul edilmiştir. Mezkûr kararda AİHM, başvurucunun görüntülerinin bir kez televizyonda yayımlanmasının artık başvurucuya maddenin sağladığı korumayı ortadan kaldırmadığını belirtmiştir. Ayrıca başvurucunun izni olmaksızın görüntülerinin kaydedildiği de hesaba katıldığında haber metninin kamusal ilgiyi haiz olduğu ve haberin yayımlanmasında kamu menfaati olduğunu değerlendirmişse de başvurucuyu okuyucularca tanınır kılan fotoğraflarının maskelenmeksizin ya da buzlanmaksızın yayımlanmasının haberin içeriğine herhangi bir katkısı olmadığından başvurucunun özel hayata saygı hakkının ihlal edildiği sonucuna ulaşmıştır. AİHM bu karardan yaklaşık altı yıl önce verdiği Haldimann ve diğerleri/İsviçre (B. No: 21830/09, 24/05/2015) kararında ise gazetecilerin sigorta brokeri ile yaptıkları görüşmeyi gizli kamerayla kaydetmeleri ve yayımlamaları nedeniyle yerel mahkemece cezalandırılmalarının gazeteci başvurucuların ifade özgürlüğünü ihlal ettiği kanaatine varmıştır. AİHM'in bu sonuca ulaşmasında gazetecilerin gizli çektikleri görüntüleri sigorta brokerinin yüzünü buzlayarak, sesini de değiştirerek yayımlamaları belirleyici olmuştur. AİHM kişiler arası ilişkilerde AİHS'in maddesine uyulmasını güvence altına alacak tedbirlerin seçiminin ulusal makamların takdirinde olduğunu, bu konudaki yükümlülüğü yerine getirmenin niteliğinin özel hayata yönelik müdahaleye göre farklılık oluşturabileceğini ifade etmiştir. Devletlerin madde uyarınca uygun bir yasal koruma çerçevesi oluşturma ve uygulama yükümlülüğünün her zaman ceza hükümlerinin tatbik edilmesi anlamına gelmeyeceğini de vurgulanmıştır (Söderman/İsveç [BD], B. No: 5786/08, 12/11/2013, § 79; P./Portekiz, B. No: 27516/14, 7/9/2021, §§ 40, 41).