11. Hukuk Dairesi 2010/12176 E. , 2011/7493 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Taraflar arasında görülen davada Düzce 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 11.05.2010 tarih ve 2008/52-2010/162 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi duruşmalı olarak davacılar vekili tarafından istenmiş olmakla, duruşma için belirlenen 21.06.2011 gününde davacılar avukatı ... ile davalı avukatı ... gelip, temyiz dilekçesinin süresinde verildiği anlaşıldıktan ve duruşmada hazır bulunan taraf avukat
**11. Hukuk Dairesi 2010/12176 E. , 2011/7493 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Taraflar arasında görülen davada Düzce 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 11.05.2010 tarih ve 2008/52-2010/162 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi duruşmalı olarak davacılar vekili tarafından istenmiş olmakla, duruşma için belirlenen 21.06.2011 gününde davacılar avukatı ... ile davalı avukatı ... gelip, temyiz dilekçesinin süresinde verildiği anlaşıldıktan ve duruşmada hazır bulunan taraf avukatları dinlenildikten sonra, duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakılmıştı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacılar vekili, davalının müvekkili şirketin ortağı ve münferiden temsile yetkili müdürü iken 04.04.2007 tarihinde ortaklıktan ayrıldığını, davalıya bu nedenle her birisi (11.664)TL bedelli 10 adet bono verildiğini, daha sonra yapılan incelemede gerçek alacak-borç durumun farklı olduğunun ve davalının sebepsiz zenginleştiğinin anlaşıldığını, davalının bonolara dayanarak icra takibine giriştiğini ve icra tehdidi altında iki adet bononun ödendiğini ileri sürerek, anılan bonoların iptalini, (28.152,97)TL’nın davalıdan istirdadını, (3.536,63)TL fazla tahsil edilen meblağın ve %40 kötüniyet tazminatının davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, davacının haksız iddialarla borcun ödenmesini geciktirmeye çalıştığını savunarak davanın reddini istemiş, %40 oranında tazminatın davacıdan tahsilini talep etmiştir. Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak, şirketin aktif ve pasiflerinin karşılıklı olarak belirlendiği reel fiili envanter durumuna göre hazırlanan protokolün tarafların serbest irade ve tespitlerine göre düzenlendiği ve tarafların karşılıklı olarak ibralaştığı, bu protokolün aksinin aynı kuvvetteki delillerle ispatlanamadığı, tedbir kararı verilerek davalının üç adet bonodan kaynaklanan alacağına geç kavuştuğu gerekçesiyle davanın reddine, (13.996)TL tazminatın davacılardan tahsiline karar verilmiştir. Kararı, davacılar vekili temyiz etmiştir. Dava, davacı şirket ortaklığından ayrılması nedeniyle davalıya fazladan verildiği ileri sürülen paranın istirdadı ve bonoların iptali istemine ilişkindir. Ancak mahkemece davanın sebebi, dayandığı maddi olgular ve uyuşmazlığın neden kaynaklandığı hususları incelenip açıklığa kavuşturulmadan karar verilmiştir. Zira davalı sadece hissesini devredip ortaklıktan ayrılmış ve işbu davada sadece davalıya fazladan ödenen “hisse devir bedelinin” iadesi isteniyorsa, davanın TTK.’nun 520. maddesinde belirtilen koşullar uyarınca incelenip değerlendirilmesi gereklidir. Anılan maddede, bir pay devrinin şirket hakkında ancak şirkete bildirilmek ve pay defterinekaydedilmek şartı ile hüküm ifade edebileceği, devir hususunun pay defterine kaydedilebilmesi için ortaklardan en az dörtte üçünün devre muvafakat etmesi ve bunların esas sermayenin en az dörtte üçüne sahip olması şartları ile birlikte nihayet, anılan maddenin son fıkrasında, pay devri veya devir vaadi hakkındaki mukavelelerin yazılı şekilde yapılmış ve noterde imzası tasdik ettirilmiş olmadıkça ilgiler hakkında dahi hüküm ifade etmeyeceği açıkça belirtilmiştir. O halde mahkemece dava hisse devir sözleşmesinden kaynaklanıyorsa öncelikle somut uyuşmazlık yönünden davacıların aktif dava ehliyetinin bulunup bulunmadığı, daha sonra da davalının hisse devrinin bu koşulları taşıyıp taşımadığı ve taraflar arasında geçerli olup olmadığı incelenmelidir. Devir sözleşmesi yazılı değilse veya imzası noterden tasdik ettirilmemişse ilgililer arasında dahi hüküm ifade etmeyeceğinden, bu amaçla verilen senetler de geçersiz olacak ve taraflar aldıklarını iade etmek zorunda kalacaktır. Hisse devri geçerli ise bu kez davacı, hisse devir bedelinin fazla olduğunu ileri sürebilecek ve taraflar arasında imzalanan 04.04.2007 tarihli protokol, bu iddianın dinlenmesine engel teşkil etmeyecektir. Uyuşmazlık hisse devrinden değil de davacı limited şirketin mal ve haklarının ortaklar arasında paylaştırılmasından, diğer bir deyişle fesih ve tasfiyesinden kaynaklanıyorsa, mahkemece öncelikle davacı şirketin halihazırdaki durumu araştırılmalıdır. Zira bir şirketin hangi yöntemle fesih ve tasfiye edilebileceği TTK.’nda düzenlenmiş olup, fesih ve tasfiyenin özellikle şirket alacaklılarının haklarını koruyan bu hükümlere uyularak yapılması zorunludur. Eğer davacı şirket fiilen ayakta duruyor ve hayatiyetini sürdürüyorsa, gerekli ortaklar kurulu kararları alınıp tescil ve ilanlar yaptırılmamış ve alacaklılar davet edilmemişse, bu durum şirketin gerçekte fesih ve tasfiye edilmediği anlamına geleceğinden, şirketin mal ve haklarının da bu şekilde paylaştırılması mümkün değildir. Eğer şirket fiilen hayatiyetini sürdürmüyorsa ve TTK.’nun hükümlerine uygun bir şekilde ve dava konusu protokol uyarınca tasfiye edilmeye başlanmışsa, davacının bu kez de hata veya hile nedenlerine, diğer bir deyişle BK.’nun 23 vd. maddelerinde düzenlenen irade fesadı hallerine dayanarak, anılan protokol ile bağlı olmadığını ileri sürebilmesi mümkündür. Bu durumda da dava konusu şirketin defter ve kayıtlarında belirtilen mal ve hakları ile defterlerde belirtilmese de anılan protokolde yer alan mal ve haklarının, devir tarihi itibariyle gerçek değerinin belirlenmesi ve davacının bu iddiasının incelenmesi gereklidir. Ayrıca mahkemece davacı ...’ın diğer davacı şirketin ortağı olup olmadığı, ortağı değilse işbu davada aktif dava ehliyetinin bulunup bulunmadığı ve davacıların dava konusu senetlerdeki durumları da incelenip açıklığa kavuşturulmalıdır. Bu durum karşısında mahkemece, öncelikle davacı şirketin ticaret sicil dosyası getirtilip ortaklarının kim olduğunun ve mevcut durumunun tespit edilmesi ve taraflar arasındaki uyuşmazlığın yukarıda açıklanan şekilde incelenip değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik incelemeye dayanılarak yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamış, kararın bozulması gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacılar yararına BOZULMASINA, takdir edilen 825.00 TL duruşma vekillik ücretinin davalıdan alınarak davacılara verilmesine, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 21.06.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.