T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 13. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2025/2053 Esas KARAR NO : 2025/2075 Karar T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İSTANBUL 17. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ(DENİZCİLİK İHTİSAS MAHKEMESİ SIFATIYLA) NUMARASI : 2014/375 Esas- 2025/413 Karar TARİH: 23/05/2025 DAVA:Tazminat KARAR TARİHİ: 08/12/2025 İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanu…
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 13. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2025/2053 Esas KARAR NO : 2025/2075 Karar T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İSTANBUL 17. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ(DENİZCİLİK İHTİSAS MAHKEMESİ SIFATIYLA) NUMARASI : 2014/375 Esas- 2025/413 Karar TARİH: 23/05/2025 DAVA:Tazminat KARAR TARİHİ: 08/12/2025 İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi: TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Dava dışı ... Cam Dış Ticaret A..Ş.ye ait muhtelif emtianın nakliyesi sırasındaki rizikolara karşı ... numaralı sigorta poliçesi ile müvekkili şirket tarafından sigortalandığını, sigortalı emtiaların 2 nolu davalı tarafından düzenlenmiş olan ... Sözleşmesi kapsamında kararlaştırılan araçlara yüklendiğini, yine bu araçlarda İstanbul'dan Trieste Limanı'na gitmek üzere ... gemisine bindiğini, ... gemisinin 06.02.2008 tarihinde yanması neticesinde emtianın zayi olduğunu, hasar nedeniyle müvekkili şirket tarafından sigortalıya toplam 25.423,00 Euro sigorta tazminatı ödendiğini, işbu ödeme ile sigortalısının haklarına akdi ve kanuni halef olan müvekkili şirketçe 1 ve 2 nolu davalılara taşımayı üstlenmiş olmaları ve 3 nolu davalıya da gemi sigortacısı olarak teminat vermiş olması nedeniyle rücu davası açılması zorunlu olduğunu beyanla 25.423,00 Euro sigorta tazminatının davalılardan tahsiline, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalılara yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı ... Servis Uluslararası Nakliye ve Tic. Ltd. Şti. vekili cevap dilekçesinde özetle; Davanın aktif husumet yokluğu nedeniyle reddedilmesi gerektiğini, söz konusu yangında müvekkilinin de mağdur olduğunu ve yangın hadisesi taşıyıcının önleyemeyeceği bir sebepten dolayı meydana geldiğinden müvekkiline husumet yöneltilemeyeceğini, davayı kabul anlamına gelmemesi kaydıyla; davacının iddiasının tüm iddialarıyla birlikte bir zararının olup olmadığının, müvekkilinden istenilen paranın haklı bir dayanağının bulunup bulunmadığının araştırılması gerektiğini, müvekkilinin ticari adresi Kartal olup, yetkili mahkemenin Kadıköy Asliye Ticaret Mahkemesi olduğunu, dava konusu olayın ... konvansiyonuna tabi olduğunu, ... konvansiyon hükümleri gereğince taşıyıcı konumundaki müvekkilinin sorumluluğuna gidilemeyeceğini, davacının talep ettiği tazminat fahiş olup, ... Konvansiyonuna göre yeniden hesaplanması gerektiğini beyanla davanın reddine, vekalet ücretinin ve yargılama masraflarının karşı tarafa tahmiline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı ... İşletmeleri A.Ş. vekili cevap dilekçesinde özetle; Dava konusu zararın gemide çıkan yangın sonucu meydana geldiğini, söz kosunu yangının başladığı anda güvertede tamamı yanabilir obje ihtiva eden akülü-dizel yakıtlı yaklaşık 60 tır ve kamyon bulunduğunu, bu tır ve kamyonlardan başka ana güvertede yangına neden olabilecek bir tutuşturma kaynağının bulunmadığını, taşıyanın şahsi kusurundan kaynaklanmayan yangından ileri gelen zararlardan mutlak surette sorumsuz olduğunu, dava konusu olayda yangın müvekkili donatanın adamları ve gemi adamlarının bir kusur yada ihmalinden kaynaklanmadığı gibi yangının çıkmasında müvekkili donatanın herhangi bir şahsi kusurunun da bulunmadığını, söz konusu yangının Und Anriyatik gemisinde bulunan yük ve yüklerden kaynaklandığını, müvekkiline ait geminin tamamının yanarak zayi olduğunu, müvekkili donatanın dava konusu zarardan sorumlu tutulabileceği bir an için ihtimal dahilisinde görülse bile bu durumda müvekkili donatanın yük zararının tazmin borcu hakkında 1976 Londra Konvansiyonunun uygulanması gerektiğini, 1976 Londra Konvansinou 6. maddesinin 1.paragrafına göre toplam hesap biriminin 3.907.800 olduğunu ve toplam 7.331.423,58 YTL müvekkilinin borcu olduğunu, 1976 Londra Konvansiyonu'nun 2.maddesi uyarınca dava konusu yükün zararından kaynaklanan tazminat alacağı dahil gemide bulunan yüklerin yanarak zayi olmasından kaynaklanan tüm tazminat alacaklarının sınırlamaya tabi olduğunu, taşıma konusu konişmentonun arka yüzünde yer alan 19.madde de parça başında sorumluluk kuralı gereğince ünite veya birim başına taşıyanın sorumluluğunun 100.000,00 TL olarak sınırlandırıldığını, davacının talep ve faiz miktarının fahiş olduğunu beyanla davanın reddine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacıya yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.Davalı ... AS vekili cevap dilekçesinde özetle; Dava konusu zarardan müvekkilinin sorumlu tutulmasının mümkün olmadığını, müvekkilinin P&I'ın koruma ve tazmin sigortacısı olup, üyesi donatanların sorumluluklarını sigorta ettiğini, kulüp sigortacısı aleyhine açılan davanın pasif husumet yokluğu nedeniyle reddi gerektiğini belirterek davanın reddine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacıya yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ: İlk Derece Mahkemesi'nin 23/05/2025 tarih 2014/375 Esas- 2025/413 Karar sayılı kararında;"...Bu açıklamalara göre bekletici mesele yapılan dosyada Yargıtay 11.Hukuk Dairesinin 23/02/2023 tarihli, 2021/4620 Esas ve 2023/1074 Karar sayılı ilamı ile ... gemisinde çıkan yangın olayında gemi donatanının sorumlu olmadığına karar verilmiş olduğu, dava konusu yangın olayının meydana gelmesinde kara taşımacısının kusurunun bulunduğunun davacı tarafça iddia ve ispat olunamadığı, bu durumda sorumluluğunun ... Konvansiyonunun 2. Maddesine göre taşıyan bakımından uygulanan hükümlere göre tespit edileceği, dosya kapsamı ve anılan Yargıtay ilamına göre davalı donatanın sorumluluğunun bulunmadığı tespit edilmiş olduğundan davanın reddine dair aşağıdaki şekilde karar vermek gerekmiştir..."gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Öncelikle Yerel mahkeme yargılamasının 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'na uygun yürütülmediğini, hukuki dinlenilme ve adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini, Yerel mahkeme dosyasında 14/06/2016 tarihli celsede İstanbul 17. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2016/94 E. Sayılı dosyasının neticesinin beklenilmesine karar verildiğini ve beklenen dosya kesinleştikten sonra duruşma günü tayin edilerek tahkikat aşamasına geçilmesine karar verildiğini, bu surette dosyanın duruşmadan çekildiğini, 2016'dan bu yana dosyanın herhangi bir işlem görmediğini, akabinde dosyadan yapılan ilk usuli işlem olarak 20/03/2025 tarihli ara karar ile yeni duruşma günü belirlenerek kendilerine tebliğ edildiğini;Ancak ara kararda ve ara karara ilişkin tebligatta bekletici mesele yapılan dosyaya ilişkin herhangi bir ihtarın yer almadığını, bu nedenle kendileri tarafından ancak 18.04.2025 tarihli duruşma sırasında bekletici mesele yapılan dosyada kısmen kabul yönündeki ilk derece mahkemesi kararının Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 25.10.2018 tarihli kararı ile yeniden bilirkişi raporu alınması gerektiğinden bahisle bozulduğunu öğrendiklerini, bu aşamadan sonra 2019/211 esas sayılı dosyadan yapılan yargılamada 17/03/2021 tarihli karar ile davanın kısmen kabulüne karar verildiğini, akabinde bu kararın da Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 23/02/2023 tarihli ilamı ile bozulduğunu, bozma ilamından sonra 2024/215 esas sayılı dosyadan yapılan yargılamada bozma ilamına uyularak davanın reddine karar verildiğini, bu kararın da davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyanın Yargıtay'a gönderildiğini ve Yargıtay'dan henüz dönmediğini;Bekletici mesele yapılan söz konusu dosyada müvekkili şirket taraf olmadığı gibi gerek mahkemenin 2024/215 Esas sayılı dosyasından alınan bilirkişi raporları, gerek 03/07/2024 tarih, 2024/215 Esas, 2024/294 karar sayılı gerekçeli kararı, gerekse de Yargıtay ilamlarının kendilerine tebliğ de edilmediğini, oysaki 6100 sayılı Hukuk Mahkemeleri Kanunu'nun ("HMK") 27. maddesinde yer alan hukuki dinlenilme hakkı gereğince davanın taraflarının, müdahiller ve yargılamanın diğer ilgilileri, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahip olup bu hak yargılama ile ilgili olarak bilgi sahibi olunmasını, açıklama ve ispat hakkını, mahkemenin açıklamaları dikkate alarak değerlendirmesini ve kararların somut ve açık olarak gerekçelendirilmesini içerdiğini, bu hak çerçevesinde tarafların gerek yargı organlarınca gerekse karşı tarafça yapılan işlemler konusundabilgilendirilmelerinin zorunlu olduğunu, yine HMK'nun 280. maddesi uyarınca bilirkişi raporunun da taraflara tebliğ zorunluluğunun öngörüldüğünü, buna göre mahkemece esas hakkında karar verilmeden önce bilirkişi raporunun ve alınmış ise ek bilirkişi raporunun bir örneğinin taraflara tebliğ edilmesi ve Kanunda belirtilen süre içinde bilirkişi raporuna tarafların itiraz edebilmelerine olanak tanınmasının, uygulanması zorunlu bir usul kuralı olduğunu, bekletici mesele yapılan dosyadan alınan raporların usulüne uygun biçimde kendilerine tebliğ edilmeden ve raporlara karşı itirazlar değerlendirilmeden, herhangi bir tahkikat yürütülmeksizin karar verilmesi usule ve yasaya olduğu gibi adil yargılanma hakkına ve hukuki dinlenilme hakkına da aykırı olup bozma sebebi teşkil ettiğinin açık olduğunu;Bilirkişi raporlarının kendilerine tebliği ve itirazların toplanılması ile usuli eksikliğin tamamlanması talep edilmişse de, bu taleplerin karşılanmadığını ve bekletici mesele yapılan dosyadaki tüm tespitlerin huzurdaki dosyada esas alınarak hüküm kurulduğunu, hal böyleyken, Yerel mahkeme yargılaması sırasında HMK'da düzenlenen usul kurallarına uygun yargılama yürütülmediğinden ve kendilerine rapora itiraz etme veya beyanda bulunma hakkı verilmeden, Anayasa ve HMK ile koruma altına alınan hukuki dinlenilme ve adil yargılanma hakları kısıtlanarak hüküm kurulmasının hatalı olduğunu, kararın öncelikle bu yönüyle kaldırılmasını ve usulüne uygun yargılama yürütülmek üzere dosyanın Yerel mahkemeye iadesini talep ettiklerini;Bekletici mesele yapılan dosyanın huzurdaki davaya emsal olma niteliği olmadığı gibi söz konusu dosyadan verilen kararın kesinleşmesinin dahi beklenilmediğini, Yerel mahkeme dosyasında bekletici mesele yapılan İstanbul 17. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2016/94 E. Sayılı dosyasında (bozma sonrası esas: 2024/215) huzurdaki davanın tüm davalılarının birlikte yer almadığını, bu yönüyle söz konusu dosyadan alınan raporun huzurdaki rücuen tazminat davasına emsal olma niteliğinin de olmadığını, bu nedenle bekletici mesele yapılan dosyadaki kusur ve sorumluluğa ilişkin tespitlerin huzurdaki dava bakımından kesinleştiği söylenemeyecek olup tüm davalıların yer aldığı, her bir davalının kusur ve sorumluluğu hakkında ayrı ayrı değerlendirme içeren, taraf ve Yargıtay denetimine uygun rapor alınmasının elzem olduğunu;Kaldı ki, dosyada taraf olmadıklarından akıbeti hakkında bilgi sahibi olmadıkları 18.04.2025 tarihinde Yerel mahkeme tarafından zapta geçirildiği üzere bekletici mesele yapılan dosyada verilen 03/07/2024 tarihli karar ile bozma ilamı doğrultusunda davanın reddine karar verildiğini, ancak red kararından sonra davacı vekilinin temyiz istemi üzerine dosyanın Yargıtay'a gönderildiğini ve Yargıtay'dan henüz dönmediğini, kararın kesinleşmesi beklenilmeden huzurdaki dosyada hükme esas alınarak karar verilmesinin usul ve yasaya uygun olmadığını, bekletici mesele yapılan dosyanın neticesinin beklenilmesine karar verilen 14/06/2016 tarihli celse ara kararında, Yerel mahkeme tarafından sonucu beklenen dosya kesinleştikten sonra duruşma günü tayin edilerek tahkikat aşamasına geçilmesine karar verildiğini, ancak yukarıda açıklandığı üzere karardan evvel herhangi bir tahkikat yürütülmediği gibi, Yerel mahkeme dosyasının kesinleşmesinin dahi beklenilmediğini; Her halükarda davalıların zarardan sorumluluğunun dosya kapsamı ile sabit olduğunu, Yerel mahkeme tarafından maddi gerçek hilafına hüküm kurulmasının haksız ve çelişkili olduğunu, aşamalardaki dilekçelerde geminin sefere elverişsiz olması ve zararın tespit olunabilir niteliği gereği TTK uyarınca davalıların zarardan sorumlu olduğunun teknik gerekçeleri ile ispatlandığını, öyle ki, bekletici mesele yapılan dosyada dahi kısmen kabul kararına esas alınan ve davalıların sorumluluğunu gösterir bilirkişi raporlarının mevcut olduğunu, bu raporlarda dava konusu geminin ro-ro gemisi olup yakıt dolu araçlarla yüklü olması nedeniyle yangın riskinin en üst seviyede bulunduğu ve bu nedenle alınacak tedbirlerin de en üst düzeyde olması gerektiği, zira TTK'nun 817/2 maddesinde belirtildiği üzere geminin denize elverişli olması gerektiği gibi, yakıtı, yükleme hali ve gemi adamlarının da yeterli olması gerektiği ancak gerek mürettebat beyanları gerekse de değişik iş dosyalarında alınan raporlara göre yangında mücadelede basiretsizlik gösterildiği, geminin uluslararası yeterlilik belgeleri tam ise de yola elverişli olmadığının açıkça tespit edildiğini, zira yola elverişliliğin hukuki bir kavram olduğunu ve varlığının ispatının yolculuğun başlangıcında var olan belgelerle sınırlı olmadığını;Nitekim İtalyan Ulaştırma Bakanlığı Liman Komutanlığı Venedik Sahil Güvenlik Teknik İdare Bölümüne ait faks mesajında olaydan hemen sonra İtalyan makamları nezdinde geminin kurtarılan personelinin ifadelerine başvurulduğu ve buna göre gemi personelinin gemideki yangın söndürme sistemini, yangın çıkması halinde kullanılacak su pompasını ve gemi ambarındaki yağmurlama yangın söndürme sistemini çalıştıramadığı, dolayısıyla yangına müdahale ve söndürme anlamında hiçbir şey yapılamadığı, yangının kısa sürede yayılması nedeniyle gemi personelinin ve yolcularının kurtarma donanımlarına ulaşamadığı, gemideki herkesin kaptan köprüsünde toplandığı ve buradan bulabildikleri araçlarla değişik zorlukları aşarak denize atladıkları, denizde birbirlerine kenetlenerek kurtarılmayı bekledikleri bilgisi verildiğini, bununla birlikte gemi adamlarının ifadeleri ile sabit olduğu üzere, yangın algılama alarmının verilmesi ile gemi adamlarının kontrolü ve maindeck'te yoğun bir duman olduğunu tespit etmesi arasında yaklaşık 16 dakika bulunduğunu, oysaki yangın algılama alarmının verilmesinden sonra 2 dakika içerisinde yangının kontrol edilip doğrulanması mümkün iken 2. Kaptanın durumu gemi kaptanına bildirmesi için makul sayılamayacak kadar çok sürenin geçtiği ve yangınla mücadelede azami önem arz eden uzun bir zamanın gemi adamlarının yönetim zafiyeti ile geçirilmiş ve dolayısıyla müdahalede gecikilmiş olduğunun aşikar olduğunu;Ayrıca yine gemi adamlarının ifadelerinden anlaşıldığı üzere, yangın mahalline yangın donanımlı (uygun elbiseli/maskeli) inilmediğinin sabit olduğunu, gemide SOLAS kurallarının aradığı sayıda yangın elbisesinin, oksijen tüpünün ve gaz maskesinin varlığının kabulü halinde neden sadece yağcının elbise giyerek indiği, gaz maskelerinin neden kullanılmadığı ve neden yetersiz donanımla ve gereği gibi olmayan şekilde yangınla mücadeleye başlanılmak istendiğinin belirsiz olduğunu, yine gemideki yangın söndürme donanımı kapasitesinin (yangın musluklarından hortumla deniz suyu sıkma ve tavanlardaki yağmurlama -sprinkler- nozullardan deniz suyu püskürtme donanımı) yürürlükteki mevzuata uygun olduğunun kabulü halinde bu donanımların neden aktif hale getirilemediği, çalıştırılamadığının da belirsiz olduğunu;Öte yandan gemi personelinin yangına müdahale edemediği, yangınla mücadelede yönetim zafiyeti gösterdikleri ve fiilen yetersiz oldukları hususu dosyalarda mübrez Prof. Dr. ...'in 22.02.2012 tarihli ayrık bilirkişi raporu, Doç. Dr. ... ... ve... tarafından hazırlanan 29.03.2013 tarihli ayrık bilirkişi raporu ve Prof. Dr. ...tarafından hazırlanan hukuki mütalaa ile de sabit olduğunu, bu çerçevede her ne kadar yangının çıkış sebebi tespit edilemese de yangının gemide sefer başlangıcında mevcut elverişsizlikler yüzünden yayıldığı ve denetim altına alınamayarak sonunda gemideki bütün araçların ve yüklerin zayi olmasına yol açtığı, bu elverişsizliklerin sefer başına kadar tedbirli bir taşıyanın göstereceği özenle saptanmasının mümkün olduğu, bu bağlamda davalıların TTK 1019. maddesi uyarınca sorumluluğunun bulunduğunun sabit olduğunu, kaldı ki donatanın mutlak sorumsuzluk hükümlerinden de yararlanamayacağı, zira sorumluluktan kurtulmak isteyen donatan/taşıyanın başlangıçta mevcut bir elverişsizlik olsa da tedbirli bir taşıyanın özenine rağmen yolculuk başına kadar keşfedilemediğini ve keşfedilememesinde kendisinin ve fiillerinden sorumlu olduğu kişilerin bir kusuru olmadığını ispat edemediği, bu tür bir ispat faaliyetine dahi girmediğinin söylenilmesi gerektiğini, bu durumda davalıların zararının tazminle yükümlü olduğunun açık olduğunu beyanla İstanbul 17. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 23.05.2025 tarihli, 2014/375 E. ve 2025/413 K. Sayılı kararı usul ve yasaya aykırı olduğundan istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının itirazları doğrultusunda kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir. İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava; davacının sigortalısına ait emtiaların bir nolu davalı taşıyana ait gemi ile nakliyesi esnasında gemide çıkan 06/02/2008 tarihli yangın sonucu tamamen zayi olması nedeniyle sigortaya yapılan hasar ödemesinin davalı donatan, davalı kara taşımacısı ile gemi sigortacısından rücuen tahsili talebine ilişkindir. Mahkemece yukarıda açıklanan gerekçe ile davanın reddine karar verilmiş, karara karşı davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.Davacı vekili tarafından ileri sürülen istinaf sebepleri; iş bu dava bakımından bekletici mesele yapılan İstanbul 17. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2019/211 Esas, 2021/140 Karar sayılı kararının kesinleşmesi beklenmeden karar verildiği, Mahkemece dosyada bekletici mesele kararı verilmesine, dosyanın tahkikattan çekilmesine rağmen, bekletici mesele yapılan dosyada alınan bilirkişi raporları tebliğ edilmeden, taraflara beyanda bulunmak için süre verilmeden, savunma ve adil yargılanma hakkını kısıtlar şekilde yargılama yapıldığı, bekletici mesele yapılan dosyada alınan raporlarda gemi mürettebatının yangına müdahale edemediği, yetersiz olduklarının tespit edildiği, 2. kaptan ve vardiya zabitinin yangın hadisesini zamanında haber vermemesi ve genel alarmı çalıştırmaması sonucu, yangında hayati önem taşıyan erken müdahale imkanının kaybedildiği, yetersiz sayıda mürettabatla yangın yerine ulaşılmaya çalışılması ve gemideki yangınla mücadele cihazlarının çalışamamasının, geminin fiili olarak yola, yüke ve denize elverişli olmadığını gösterdiği, gemi adamlarının yangına geç müdahale etmelerinden davalı donatanın sorumlu olduğu, davalının sınırlı sorumluluktan faydalanamayacağına ilişkindir. Somut olayda; davacının sigortalısına ait emtiaların da içerisinde bulunduğu davalı ... Denizcilik ve Taşımacılık A.Ş.'nin donatanı olduğu ... isimli gemi varma limanı olan İtalya - Trieste'ye doğru Adriyatik Denizi'nde seyir halinde iken 06/02/2008 tarihinde, saat 05.30 civarında geminin ana güvertesinde nedeni tespit edilemeyen TIR araçlarının birinde yangın çıktığı ve yangına yapılan müdahalelerin başarısız kalması sonucunda geminin ve gemide yer alan tüm yükün yanarak zayi olduğu ihtilaf konusu değildir. Eldeki dava; bu yangında zarar gören yük ilgilileri ve sigortacıları tarafından davalı donatana karşı İstanbul 17. Asliye Ticaret Mahkemesi nezdinde ikame edilen davalardan biri olup, ilk derece mahkemesi tarafından bu davalar arasında ... Turizm Ticaret ve Nakliyat Anonim Şirketi tarafından donatana karşı açılan davada donatanın sorumluluğu yönünden pilot yargılama yapılarak, eldeki dava ile birlikte diğer tazminat davaları bakımından bu dosya bekletici mesele yapılmıştır. Bekletici mesele yapılan ve ... Turizm Şirketi tarafından İstanbul Denizcilik İhtisas Mahkemesi'nde ikame edilen 2008/151 esas sayılı dava dosyasında; mahkemece yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucu 27/01/2011 tarihli ve 2011/20 karar sayılı karar ile davanın reddine karar verildiği, karara karşı davacının yaptığı temyiz başvurusunun Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 18/07/2011 tarihli 2011/6376 esas, 2011/9220 karar sayılı ilamı ile davacının rapora itirazlarının karşılanmadığı gerekçesi ile kabul edildiği, bozma sonrası dosyanın İstanbul 51. (Kapatılan) Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2011/411 esasına kaydolunduğu, bu dosyada bozma ilamı doğrultusunda yapılan yargılama sonucu 19/12/2013 tarihli ve 2013/331 karar sayılı davanın kısmen kabulüne karar verildiği, karara karşı taraf vekillerinin temyiz yoluna başvurdukları, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2014/7243 esas, 2015/4347 karar sayılı ve 27/03/2015 tarihli ilamı ile; mahkemenin bozma öncesi aldığı ve çoğunluğu gemi inşa-gemi makine mühendisi olan bilirkişilerden oluşan heyet raporu, bozma sonrası alınan ilk raporun gemi inşa, gemi makine mühendisleri ve uzak yol kaptanından oluşan çoğunluk görüşü ile bozma sonrası alınan ikinci raporun ayrık görüşünde, dava konusu geminin yapısı, teknik donanımı, yangın algılama ve söndürme donanımı bakımından ulusal ve uluslararası normlara uygun olduğunun bildirildiği, yine bu raporlarda ... gemisi gemi adamlarının gemide çıkabilecek yangın konusunda eğitildiklerinin, tatbikatlarını yaptıklarının, bu konuda gerekli ve yeterli belgelere sahip olduklarının, ancak yangının denizde karşılaşılabilecek en tehlikeli olay olarak kabul edilmesi gerektiğinin ve bu tür olaylarda kusur değerlendirmesi yapılırken, yangının çok hızlı ve kısa bir süre içerisinde yayılıp ve büyüdüğünün, gemi adamlarının eğitildikleri ve tatbikatını yaptıkları şekilde tamamen insani duygular ile ani gelişen bu olağanüstü duruma müdahalede yetersiz kalmalarının geminin yolculuğun başında yola elverişsizliği sonucunu doğurmayacağının belirtildiği, tarafları farklı olmakla beraber dava konusu ... isimli RORO gemisinde taşınmakta iken yanan treyler(içindeki yükler) ile ilgili olarak taşımanın kara taşıması ayağı için ... Konvansiyonu hükümleri çerçevesinde görülüp sonuçlandırılan Federal Eyalet Mahkemesi’nin 15/12/2011 tarih IZR 12/11 sayılı kararında da, dava konusu ... gemisinde meydana gelen yangın riskinin, sadece açık denizdeki bir geminin başına gelebilecek bir riske dönüştüğünün kabul edildiği, buna göre mahkemece teknik uzmanlık gerektiren bu konularda, teknik bilirkişilerin görüşleri yerine, ilk rapordaki hukukçu bilirkişinin ayrık görüşü ve ikinci rapordaki hukukçu bilirkişilerin çoğunluk görüşüne itibar edilerek davalıya ait geminin, yolculuğun başında yola elverişli bulunmadığının kabul edilmesinin doğru olmadığı gerekçesi ile kararı davalı yararına bozduğu anlaşılmıştır. Bozma sonrası dosyanın İstanbul 17. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin (Denizcilik İhtisas Mahkemesi Sıfatıyla) 2016/94 esasına kaydedildiği, mahkemenin 27/04/2016 tarihli ve 2016/189 karar sayılı kararı ile önceki kararda direndiği, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2018/11-624 esas, 2018/1566 karar sayılı ilamı ile; geminin teknik donanımının yolculuğun başında yola ve denize elverişli olup olmadığı hususunda raporlar arasında çelişki giderilmeden karar verildiği, geminin teknik donanımının yolculuğun başında denize ve yola elverişli olup olmadığı hususundaki çelişkinin yeniden bilirkişi raporu alınması suretiyle giderilmesi ile davalı taşıyan-donatanın gemi adamlarının kusurlarından dolayı sorumlu olup olamayacağının yeniden değerlendirilmesi gerektiği gerekçesi ile direnme kararının bozulmasına karar verildiği tespit edilmiştir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun bozma ilamı sonrası mahkemece bozmaya uyularak yeniden bilirkişi raporu alınmış ve yapılan yargılama sonucunda 17/03/2021 tarihli ve2019/211 esas, 2021/140 karar sayılı karar ile davanın kısmen kabulüne karar verilmiş olup, bu karara karşı taraf vekillerince yapılan temyiz başvurusu sonucu Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2021/4620 esas, 2023/1074 karar sayılı ilamı ile; tüm dosya kapsamına göre; dava konusu geminin yapısı, teknik donanımı, yangın algılama ve söndürme donanımı bakımından ulusal ve uluslararası normlara uygun olduğu, gemi adamlarının gemide çıkabilecek yangın konusunda eğitildikleri, tatbikatlarını yaptıkları, bu konuda gerekli ve yeterli belgelere sahip oldukları, yangın olayının denizde karşılaşılabilecek en tehlikeli olay olarak kabul edilmesi gerektiği, gemi personelinin yangının çok hızlı ve kısa bir süre içerisinde yayılması ve büyümesi sonucu yangına müdahalede yetersiz kalmasının can korkusu ve panik duygusu gibi tamamen insani sebeplerle geliştiği, bu durumun geminin yolculuğun başında yola elverişsizliği sonucunu doğurmayacağı, ayrıca aynı yangın olayı nedeniyle yanan treylerle ilgili olarak görülüp sonuçlandırılan ve davalıyı sorumlu tutan Landshut Eyalet Mahkemesinin (2.Ticaret Mahkemesi) ve temyizi inceleyen Münih Eyalet Yüksek Mahkemesinin kararına karşı karar düzeltme istemini inceleyen Federal Eyalet Mahkemesinin 15.12.2011 tarih IZR 12/11 sayılı kararında da dava konusu gemide çıkan yangın riskinin, sadece açık denizdeki bir geminin başına gelebilecek bir riske dönüştüğü, taşıyıcının mallarda yangın sebebiyle meydana gelen zarar ve ziyadan, kendi kastı ve ihmali yoksa sorumlu olmayacağı, davalı taşıyıcının kasıt veya ihmali ile ilgili maddi delil bulunmadığı, bu sebeple taşıyıcının sorumluluktan kurtulabildiği gerekçesi ile davalının karar düzeltme talebinin kabulü ile davanın tamamen reddedilmesi gerektiği sonucuna varıldığı da nazara alındığında, davalının bir bütün olarak meydana gelen zarardan sorumlu olmadığına karar vermek gerekirken davanın kısmen kabulüne karar verilmesinin doğru olmadığı gerekçesi ile ilk derece mahkemesi kararının davalı yararına bozulduğu anlaşılmıştır. Mahkemece bozmaya uyularak verilen 03/07/2024 tarihli 2024/215 esas, 2024/294 karar sayılı karara karşı davacının yaptığı temyiz başvurusu Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2024/5455 esas, 2025/4965 karar sayılı ve 08/07/2025 tarihli ilamı ile reddedilerek, bekletici mesele yapılan dosyada verilen davanın reddine ilişkin hüküm onanmıştır. Dosya içeriği belgelere göre; mahkemece bekletici mesele yapılan dosyada Yargıtay bozma ilamı doğrultusunda davanın reddine dair verilen hükmün Yargıtay incelemesinden geçerek onanmış olması karşısında, davacının, mahkemece bekletici mesele yapılan dosyanın kesinleşmesinin beklenmediğine yönelik istinaf sebebinin yerinde olmadığı anlaşılmıştır. Davacı tarafından geminin denize, yüke ve yola elverişli olmadığına, yine donatan ve gemi adamlarının kusurlarının bulunduğuna, bu hususta bilirkişi incelemesi yapılmadan ve deliller toplanmadan karar verildiğine, bekletici mesele yapılan dosyadaki bilirkişi raporlarının kendilerine tebliğ edilmediğine ve bu şekilde savunma hakkının ihlal edildiğine yönelik istinaf sebepleri; bu uyuşmazlıklar hakkında bekletici mesele yapılan dosyada teknik bilirkişilerden oluşan birden fazla heyetten rapor alınmış olduğu ve geminin ulusal ve uluslararası normlara göre yüke, denize ve yola elverişli olduğu, gemi adamlarının yangın konusunda eğitilmiş oldukarı, gerekli tatbikatların yapılmış olduğu, yangının denizde meydana gelebilecek en tehlikeli olay kabul edilmesi gerektiği, gemi adamlarının yangının çok hızlı ve kısa bir süre içerisinde yayılması ve büyümesi karşısında, can korkusu ve panik gibi insani sebeplerle yangına müdahalede yetersiz kalmalarının, geminin başlangıçta yola elverişli olmadığını kabule yeterli olmayacağı, davalı donatanın bu nedenle yangın nedeniyle meydana gelen zararlardan bir bütün halinde sorumlu olmadığı hususlarının Yargıtay denetiminden geçen mahkeme ilamı ile tespit edilmiş olduğu ve bu ilam kesin delil mahiyetinde olup aksinin ancak aynı nitelikte bir delil ile ispat edilmesinin gerektiği, böyle bir delilin ise sunulmadığı, Mahkemece alınacak yeni bir raporun sonuca etkisinin bulunmadığı, davacının taraf olmadığı dosyadaki bilirkişi raporlarının davacıya tebliğ zorunluluğunun bulunmadığı gibi bekletici mesele yapılan dosyanın, iş bu dosya kapsamına dahil edilmesi ve davacı vekiline beyanda bulunması için süre verilmesi sebebiyle adil yargılama hakkının ihlal edildiğinden söz edilemeyeceği, yine Mahkemece, yükün hasarlanmasına denizde meydana gelen yangın olayının neden olduğu ve hasarın meydana gelişinde kara taşıyıcısının kusurunun bulunduğunun davacı tarafından iddia ve ispat olunamadığı gerekçesiyle ... Konvansiyonu'nun 2/1 fıkrası da nazara alınarak bu davalı yönünden de davanın reddine karar verilmesinin usul ve yasaya uygun olduğu anlaşıldığından yerinde görülmemiştir. Sonuç itibariyle; İlk derece mahkemesi hüküm ve gerekçesinde usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı gibi kamu düzenine aykırılık da saptanmadığından, davacının istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nun 353/1-b1 maddesi uyarınca esastan reddine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir. HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davacının istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK' nın 353/1-b-1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 615,40-TL istinaf karar harcı istinaf eden tarafından peşin olarak yatırıldığından yeniden harç alınmasına yer olmadığına, yatırılan harcın hazineye gelir kaydına, 4-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep eden üzerinde bırakılmasına, 5-Artan gider avansı varsa karar kesinleştiğinde ve talep halinde avansı yatıran tarafa iadesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 361/1. maddesi gereğince kararın taraflara tebliğ tarihinden itibaren iki haftalık yasal süre içerisinde Yargıtay temyiz yasa yolu açık olmak üzere 08/12/2025 tarihinde oy birliği ile karar verildi.