5. Ceza Dairesi 2012/7431 E. , 2013/3974 K. MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi SUÇ : Görevi yaptırmamak için direnme ve görevli memura hakaret HÜKÜM : Mahkümiyet Mahalli mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle dosya incelenerek, gereği düşünüldü: Mahküm olduğu hapis cezalarının TCK'nın 58. maddesine göre mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine karar verilen sanık hakkında, aynı maddenin 6-2. fıkrası gereğince, cezanın infazından sonra denetimli serbestlik tedbirin…
**5. Ceza Dairesi 2012/7431 E. , 2013/3974 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi SUÇ : Görevi yaptırmamak için direnme ve görevli memura hakaret HÜKÜM : Mahkümiyet Mahalli mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle dosya incelenerek, gereği düşünüldü: Mahküm olduğu hapis cezalarının TCK'nın 58. maddesine göre mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine karar verilen sanık hakkında, aynı maddenin 6-2. fıkrası gereğince, cezanın infazından sonra denetimli serbestlik tedbirinin uygulanmasına karar verilmemesi, aleyhe temyiz olmadığından; hakaret suçu ile ilgili olarak TCK'nın 53/1. maddesi gereğince hapis cezasına mahkümiyetin sonucu olarak hak yoksunluğuna hükmedilmemesi, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun Dairemizce de benimsenen 28/04/2009 gün 2008/5-202 Esas, 2009/102 sayılı Kararında da belirtildiği üzere, bu hususun mahkümiyetin yasal sonucu olması nedeniyle kazanılmış hakka konu olamayacağından, kararda uygulanmamış olması yalnız başına bozma nedeni teşkil etmeyeceğinden ve infaz sırasında re'sen dikkate alınması mümkün görüldüğünden bozma nedeni yapılmamış ve bu hususlarda Tebliğnamede bozma isteyen düşünceye iştirak edilmemiştir. Yine hakaret suçu yönünden, kısa kararın 3. fıkrasında TCK'nın 62. maddesinin uygulanması sonucu belirlenen ceza miktarı 11 ay 20 gün olmasına rağmen dosyadaki gerekçeli kararda buna ilişkin uygulama gösterilmeyerek cezanın 1 yıl 2 ay hapis olarak belirlendiği görülmüş ise de; Yargıtay Ceza Genel Kurulunun Dairemizce de benimsenen 20/03/2012 gün 2011/2-339 Esas, 2012/103 sayılı Kararında da belirtildiği üzere, hükmün esasını oluşturan kararın; duruşmada tefhim edilerek hukuken geçerlilik kazanan kısa karar olduğunun kabulünde zorunluluk bulunduğu, duruşmada tefhim olunan kısa karar ile gerekçeli karar arasındaki çelişkinin, hükmün infazında karışıklığa neden olabilecek bir hukuka aykırılık olduğu, gerekçeli kararın; tefhim olunan kısa karar ile çelişki doğuracak şekilde yazılmasının, tefhimle geçerli hale gelerek hükmün esasını oluşturan kısa kararın sıhhatinin zedelenmesine yol açabilmesi söz konusu olmakla birlikte, çelişkili durumlarda itibar edilmesi ve infaza esas alınması gerekenin, tefhimle geçerli hale geldiğinde hiçbir .../... -2- kuşku bulunmayan kısa karar olduğu, 1412 sayılı CMUK'nın, 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi gereğince halen yürürlükte bulunan 308. maddesinde sayılan hukuka mutlak aykırılık halleri dışındaki aykırılıkların bozma nedeni yapılabilmesi için esasa etkili olmasının gerektiği, esasa yani yerel mahkemece verilen hükme etkisi olmayan nisbi hukuka aykırılık hallerinin ise bozma nedeni oluşturmayacağı, nitekim 20/05/1957 gün ve 5-13 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında; “Bir hükmün bozulmasını istilzam eylemesi bakımından, sureti mutlakada kanuna muhalefet kâfi olmayıp kanuna vuku bulan muhalefetin hükmün esasına ve neticesine tesir etmiş veya etmesi mümkün bulunmuş olmasının icap eylediği, duruşmada hazır bulunan hükümlüye TCK’nın 94. maddesinde yazılı ihtaratın yapılmamasının, esasa ve sonuca etkili olmaması bakımından hükmün bozulmasını gerektiren hallerden olmadığı”, öğretide de; “Haksız kararın kaldırılması demek olan bozmanın işe yaraması, yani sonunda başka ve haklı bir karar verilmesi lazımdır. Eğer önceki hükümden başka bir karar verilemeyecekse bozmanın manası yoktur. Onun için aykırılığın son karara tesirini araştırmak gerekir. Son karar doğru ve haklı bulunduğunda, ona tesir etmediği kabul olunan aykırılıklar bozma nedeni sayılmamalıdır” (Nurullah Kunter, Ceza Muhakemesi Hukuku, 9. Bası, s. 529), “CMUK’nun 308. maddesinde sayılanlar dışındaki muhakeme hukukuna aykırılıklar mutlak olmayan temyiz sebepleri olarak ifade edilir. Mutlak temyiz nedenleri bulunduğunda hüküm mutlaka bozulacaktır. Mutlak olmayan temyiz nedenlerinin varlığı halinde ise, hükmün bozulabilmesi için söz konusu temyiz sebebinin hükmü etkilemiş olup olmadığına bakılacaktır” (Bahri Öztürk, Uygulamalı Ceza Muhakemesi Hukuku, 3. Bası, s. 611), “Temyiz sebebi ile bozma sebebi birbirlerinden farklı kavramlardır. Hükme tesiri bulunmayan aykırılıklar bozma sebebi teşkil etmezler” (Feridun Yenisey, Duruşma ve Kanun Yolları, 2. Bası, s. 184), şeklinde görüşler ileri sürülmek suretiyle, hükmün esasına etkisi bulunmayan ve hukuka kesin aykırılık hallerinden sayılmayan aykırılıkların bozma nedeni sayılmamasının gerektiği düşüncesinin benimsendiği, esasen somut olayda da UYAP'ta kayıtlı gerekçeli kararın hüküm fıkrasının, tefhim edilen kısa karar ile uyumlu olduğu ve fiziki olarak düzenlenen gerekçeli kararda hakaret suçuna ilişkin 3. fıkranın yazılmamış olmasının; 2. sayfanın sonu ve 3. sayfanın başı itibariyle 2. ve 4. fıkraların yazılması sırasındaki yazım hatasından kaynaklandığı, CMK'ya 6352 sayılı Kanunun 95. maddesi ile eklenen 38/A maddesine göre; infaz işlemlerinin de dahil olduğu her türlü ceza muhakemesi işlemlerinde Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) kullanılması gerektiğinden, hakaret suçu yönünden infaz aşamasında dikkate alınması gereken ceza süresinin; (elektronik imza eksikliği mahallinde giderildikten sonra) kısa kararla uyumlu olan ve UYAP'ta kayıtlı olan gerekçeli karardaki 11 ay 20 gün hapis cezası olduğu gözetilerek, tebliğnamede bu hususta da bozma isteyen düşünceye iştirak edilmemiştir. Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin soruşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine, .../... -3- Ancak; 5237 sayılı TCK'nın 53/1-3. maddesi gereğince, sanığın kendi altsoyu dışındaki kişiler yönünden, hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar velayet, vesayet ve kayyımlığa ait bir hizmette bulunmaktan yoksun bırakılmaya ilişkin hak yoksunluğunun uygulanması gerektiğinin gözetilmemesi, Kanuna aykırı, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden hükmün 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gözetilerek CMUK'nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, ancak bu cihetin yeniden duruşma yapılmaksızın CMUK'nın 322. maddesine göre düzeltilmesi mümkün bulunduğundan, hüküm fıkrasında yer alan hak yoksunluklarına ilişkin bölümün çıkarılarak yerine “5237 sayılı TCK'nın 53/3. maddesine göre 53/1-c maddesinde yer alan kendi altsoyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık yetkileri ile haklarından koşullu salıverilme tarihine, 53/1. maddesinde yazılı diğer haklardan 53/2. maddesi gereğince hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar yoksun bırakılmasına” denilmek suretiyle sair yönleri usul ve kanuna uygun olan hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 29/04/2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.