Başvuru, alacak davasında Mahkemenin kanun ve usule aykırı karar vermesi nedeniyle adil yargılanma hakkının; kararın miras payından yoksun bırakılması sonucunu doğurması nedeniyle de mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
Başvuru, alacak davasında Mahkemenin kanun ve usule aykırı karar vermesi nedeniyle adil yargılanma hakkının; kararın miras payından yoksun bırakılması sonucunu doğurması nedeniyle de mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Başvuru 9/5/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudan yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir. İkinci Bölüm Birinci Komisyonunca 15/7/2015 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm tarafından 20/10/2015 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlığın 11/11/2015 tarihli yazısında Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarına ve bu kapsamda sunulan görüşlerine atfen başvuru hakkında görüş sunulmayacağı bildirilmiştir. A. Olaylar Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucunun murisi N.N., 79 yaşındayken Samsun Noterliğinin 29/9/2006 tarihli düzenleme şeklinde vekaletnamesi ile torunu ve aynı zamanda başvurucunun ablasının oğlu olan Ç.yi vekil tayin etmiştir. Ç. vekaletnameye dayanarak murise ait Samsun ili Atakum ilçesi Yalı Mahallesi'nde bulunan 1562 parsel sayılı taşınmaz üzerindeki 1 numaralı bağımsız bölümü babası H.Ç.ye, 6 numaralı bağımsız bölümü ise annesi diğer mirasçı Ş.H.ye tapuda satış suretiyle devretmiştir. Ç., aynı yerde 9 numaralı bağımsız bölümü ise 3/11/2006 tarihinde A.U. ve Ü. isimli şahıslaratapuda satış suretiyle devretmiştir. Başvurucunun 1 ve 6 numaralı bağımsız bölümler için Samsun Asliye Hukuk Mahkemesinin E.2011/404 sayılı dosyasında açtığı tapu iptali ve tescil davasında Mahkeme, Adli Tıp Kurumu Başkanlığından alınan rapora göre vekaletnamenin düzenlendiği tarihte muris N.N.nin akli dengesinin yerinde olmadığının belirlenmesi üzerine davayı kabul etmiştir. Başvurucu, Samsun Asliye Hukuk Mahkemesinin E.2011/404 sayılı dosyası ve Adli Tıp Kurumu raporunu delil göstererek aynı yerdeki 9 numaralı bağımsız bölümle ilgili, geçerli olmayan vekaletname ile satış işleminin gerçekleştirilmesini sağlayan Noter H. ile vekil Ç. aleyhine miras hissesine düşen miktarın tahsiline karar verilmesi istemiyle dava açmıştır. Samsun Asliye Hukuk Mahkemesi 3/5/2012 tarihli ve E.2011/474, K.2012/176 sayılı kararı ile davayı reddetmiştir. Ret gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:"...Tarafların talep ve savunmalarının araştırılabilmesi açısından gerekli bilgi belgeler toplanmış, tarafların gösterdikleri deliller eksiksiz şekilde getirtilmiş, taraflara yöntemince tebligatlar yapılmış, iddia ve savunmalarını yapmaları sağlanmış, tüm defi ve itirazları değerlendirilmiş, karar altına alınmış, tefhimle tebliğ edilmiş, tarafların gösterdikleri tüm deliller toplanmış, dava konusu yerin tapu kaydı temin edilmiş, istenilen dosyalar getirtilmiş, gösterilen tanıkların bir kısmı dinlenmiş olup, temin edilen bilgi belgeler dosya içeriğiyle karşılaştırılıp denetlenmiştir.İştirak halindeki mülkiyette hisseye hasren dava açılamaz, mirasçılar arasında hisseye hasren dava açılabilir, ancak somut olayda davalı H. mirasçı değildir. Ç.'de davalı olarak mirasçı sıfatına sahip değildir. Çünkü, dava ve karar tarihi itibariyle mirasçı sıfatına annesi sahiptir. Bu hale göre eldeki dava mirasçılar arasında görülen dava değildir. Davacı taraf üçüncü kişilere karşı terekeye ilişkin bir hakka ilişkin, kendi hissesine hasren dava açamaz. Sırf bu sebeple bu tip davaların reddi gerekir. Yargıtay H.'nin 24/1/2012 tarihli ve E.2011/21340-K.2012/2324 sayılı kararı bu yoldadır. Aynı şekilde Yargıtay H.D'nin 24/10/2005 tarihli ve E.2005/903-K.2005/10610 sayılı kararı, Yargıtay H.D'nin 21/12/2006 tarihli ve E.2006/11020-K.2006/12961 sayılı kararları da bu doğrultudadır. Dava bu şeklide açıldığı takdirde, terekeye mümessil tayini ya da diğer mirasçıların muvafakatının yöntemince temini suretiyle de davaya devam edilemez. Bu haliyle davacı tarafınaktif tarafta davacı sıfatıyla davayı yürütmesi mümkün değildir. Tüm bu nedenlerle takdiren aşağıdaki şekilde hüküm kurulması zorunluluğu doğmuştur." Temyiz üzerine karar, Yargıtay Hukuk Dairesinin 17/1/2013 tarihli ve E.2012/21365, K.2013/610 sayılı ilamı ile onanmıştır. Karar düzeltme talebi, aynı Dairenin 15/4/2013 tarihli ve E.2013/5177, K.2013/6280 sayılı ilamı ile reddedilmiştir. Ret kararı 3/5/2013 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiş, başvurucu tarafından 9/5/2013 tarihinde bireysel başvuruda bulunulmuştur. B. İlgili Hukuk 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun maddesi şöyledir:"Kanun veya kanunda öngörülen sözleşmeler uyarınca oluşan topluluk dolayısıyla mallara birlikte malik olanların mülkiyeti, elbirliği mülkiyetidir.Elbirliği mülkiyetinde ortakların belirlenmiş payları olmayıp her birinin hakkı, ortaklığa giren malların tamamına yaygındır." 4721 sayılı Kanun'un maddesinin ilgili kısımları şöyledir:"Kanunda veya sözleşmede aksine bir hüküm bulunmadıkça, gerek yönetim, gerek tasarruf işlemleri için ortakların oybirliğiyle karar vermeleri gerekir....Ortaklardan her biri, topluluğa giren hakların korunmasını sağlayabilir. Bu korumadan bütün ortaklar yararlanır." 4721 sayılı Kanun'un maddesinin ilgili kısımları şöyledir:"Birden çok mirasçı bulunması hâlinde, mirasın geçmesiyle birlikte paylaşmaya kadar, mirasçılar arasında terekedeki bütün hak ve borçları kapsayan bir ortaklık meydana gelir.Mirasçılar terekeye elbirliğiyle sahip olurlar ve sözleşme veya kanundan doğan temsil ya da yönetim yetkisi saklı kalmak üzere, terekeye ait bütün haklar üzerinde birlikte tasarruf ederler....Mirasçılardan her biri, terekedeki hakların korunmasını isteyebilir. Sağlanan korumadan mirasçıların hepsi yararlanır...." 22/4/1926 tarihli ve 818 sayılı mülga Borçlar Kanunu'nun maddesinin birinci fıkrası şöyledir:"Gerek kasten gerek ihmal ve teseyyüp yahut tedbirsizlik ile haksız bir surette diğer kimseye bir zarar ika eden şahıs, o zararın tazminine mecburdur."