Başvuru, yakalama kararı nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının, yargılamanın makul sürede bitirilmemesi ve adil bir şekilde yürütülmemesi nedenleriyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
Başvuru, yakalama kararı nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının, yargılamanın makul sürede bitirilmemesi ve adil bir şekilde yürütülmemesi nedenleriyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Başvuru 7/11/2014 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü sunmuştur. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmuştur. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: İstanbul Emniyet Müdürlüğü 10/4/2009 tarihli yazıyla iddia edilen Ergenekon Örgütü üyeleriyle bağlantısı olduğu gerekçesiyle başvurucunun da aralarında bulunduğu bazı kişilere ilişkin olarak arama ve el koyma izni talep etmiştir. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 12/4/2009 tarihinde, başvurucunun da aralarında bulunduğu altmış üç kişinin ev ve iş yerlerinde arama kararı verilmiştir. 13/4/2009 tarihinde, başvurucunun da aralarında bulunduğu otuz beş kişinin evinde ve Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği şubelerinde arama yapılmıştır. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 25/11/2010 tarihli iddianamesi ile başvurucu hakkında "Ergenekon silahlı terör örgütü üyesi olmak ve kişilerin, bir suç işleme kararı kapsamında siyasi, felsefi, dini görüşlerine veya ırki kökenlerine ilişkin bilgileri hukuka aykırı bir şekilde kişisel veri olarak kaydetmek" suçlarından kamu davası açılmıştır. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesinin E.2010/356 sayılı dosyasında verilen10/12/2010 tarihli tensip kararıyla başvurucu hakkında yakalama kararı çıkarılmasına karar verilmiştir. Yakalama kararının infaz edilememesi nedeniyle İstanbul Ağır Ceza Mahkemesinin 11/2/2011 tarihli kararı ile başvurucu hakkında kırmızı bülten çıkarılmasına karar verilmiştir. Başvurucunun yargılanmasına İstanbul Anadolu Ağır Ceza Mahkemesinin E.2014/155 sayılı dosyasında devam edilmiştir. Başvurucu vekilince 18/9/2014 tarihli celsede sözlü olarak açıklamalarda bulunulmuş ve başvurucu hakkındaki yakalama kararının kaldırılması talep edilmiştir. Mahkeme, aynı celsede verdiği sekiz numaralı ara kararı ile başvurucunun talebini reddetmiştir. Başvurucu vekili, ret kararına itiraz etmiş ancak itirazı İstanbul Anadolu Ağır Ceza Mahkemesinin 1/10/2014 tarihli ve 2014/1332 Değişik İş sayılı kararı ile reddedilmiştir. Bu karar, başvurucu vekiline 23/10/2014 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucu, 7/11/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. İstanbul Anadolu Ağır Ceza Mahkemesi 27/1/2015 tarihli duruşmanın 5 no.lu ara kararı gereğince başvurucu vekilinin, Amerika Birleşik Devletleri'nde bulunan başvurucunun savunmasının istinabe yoluyla alınması ve hakkındaki yakalama emrinin kaldırılması yönündeki talebini 3/4/2015 tarihinde değerlendirmiş, İstanbul Ağır Ceza Mahkemesince 10/12/2010 tarihinde çıkarılan yakalama emrinin kaldırılmasına, başvurucunun savunmasının istinabe yoluyla alınmasına karar vermiştir. Başvurucu hakkındaki yakalama kararı infaz edilmeksizin kaldırılmıştır. Başvurucu daha sonra Türkiye'ye dönmüş, 11/9/2015 tarihli duruşmada savunmasını yapmıştır. Aynı günlü duruşmada başvurucunun duruşmadan vareste tutulmasına ve savunması alındığından yurt dışı talimat yazılması yönündeki karardan vazgeçilmesine karar verilmiştir. İstanbul Anadolu Ağır Ceza Mahkemesi 22/10/2015 tarihli ve E.2014/155, K.2015/359 sayılı kararıyla tüm sanıkların suç işlemedikleri gerekçesiyle beraatine karar vermiş, dosyada yer alan delillerin sahte olduğu kanaatine vararak bu sahtecilikten sorumlu olduğu iddia edilen şahıslar hakkında şikâyette bulunmuştur. Beraat kararının ilgili kısmı şöyledir: "...Yukarıda ayrıntı ve gerekçeleri yazıldığı üzere sanıkların üzerlerine atılı suçları işledikleri yönünde somut, kabul edilebilir, her türlü şüpheden uzak kesin ve inandırıcı delillerin dosya kapsamında elde edilemediği anlaşıldığından, tüm sanıkların üzerlerine atılı bulunan suçlardan ayrı ayrı beraatlerine karar verilmesi gerektiği kanaatine varılmıştır. Mahkememize açılan tüm dava dosyaları ile ilgili olarak yukarıda ayrıntılı bir şekilde değerlendirmeler yapıldığı, suç konusunu oluşturan delillerle ilgili ayrıntıların gerekçeli bir şekilde anlatıldığı, delillerin kanuna aykırı bir şekilde elde edilişi, imaj alma işlemlerinin yapılmamış oluşu, dijital delillere el konulduktan sonra ve dijital delillerin soruşturma makamlarının elinde iken verilerle oynanmış oluşu, ekleme ve silinme işlemlerinin yapılıp verilerin değiştirilmiş oluşu, benzer tüm dava dosyalarında özel olarak belirlenmiş aynı kişilerin tüm soruşturma aşamalarında görev almış olmaları, dijital delillerin incelenmesine yönelik soruşturma ve kovuşturma aşamasında takınılınan olumsuz tavırlar, maddi gerçeğin ortaya çıkarılması için sanıklar ve müdafiileri tarafından yapılan pek çok talebin kanuna uygun gerekçe gösterilmeden reddedilmiş oluşu dikkate alındığında soruşturma ve kovuşturma makamında görev alanların belli bir grup ya da yapı adına hareket ettiklerine dair kuvvetli şüphelerin bulunması, açıkça delillere el konulduktan sonra sahteciliğin yapılmış olduğunun belirlenmesi dikkate alındığında sorumluların tespit edilerek cezalandırılmaları gerektiği kanaatine varıldığından bu konuda suç duyurusunda bulunulmasına karar verilmesi gerektiği kanaatine varılmıştır." Bu karar temyiz edilmeden 19/11/2015 tarihinde kesinleşmiştir. A. Ulusal Hukuk 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun "Yakalama emri ve nedenleri" kenar başlıklı maddesi şöyledir:"(1) Soruşturma evresinde çağrı üzerine gelmeyen veya çağrı yapılamayan şüpheli hakkında, Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimi tarafından yakalama emri düzenlenebilir. Ayrıca, tutuklama isteminin reddi kararına itiraz halinde, itiraz mercii tarafından da yakalama emri düzenlenebilir.(2) Yakalanmış iken kolluk görevlisinin elinden kaçan şüpheli veya sanık ya da tutukevi veya ceza infaz kurumundan kaçan tutuklu veya hükümlü hakkında Cumhuriyet savcıları ve kolluk kuvvetleri de yakalama emri düzenleyebilirler.(3) Kovuşturma evresinde kaçak sanık hakkında yakalama emri re'sen veya Cumhuriyet savcısının istemi üzerine hâkim veya mahkeme tarafından düzenlenir.(4) Yakalama emrinde, kişinin açık eşkâli, bilindiğinde kimliği ve yüklenen suç ile yakalandığında nereye gönderileceği gösterilir." 5271 sayılı Kanun'un "sanığın duruşmadan bağışık tutulması" kenar başlıklı maddesinin (2) ve (6) numaralı fıkraları şöyledir:"(2) Sanık, alt sınırı beş yıl ve daha fazla hapis cezasını gerektiren suçlar hariç olmak üzere, istinabe suretiyle sorguya çekilebilir. Sorgu için belirlenen gün, Cumhuriyet savcısı ile sanık ve müdafiine bildirilir. Cumhuriyet savcısı ile müdafiin sorgu sırasında hazır bulunması zorunlu değildir. Sorgusundan önce sanığa, ifadesini esas mahkemesi huzurunda vermek isteyip istemediği sorulur.(6) Yurt dışında bulunan sanığın, belirlenen duruşma tarihinde hazır bulunmasının zorluğu halinde, bu tarihten önce duruşma açılarak veya istinabe suretiyle sorgusu yapılabilir."B. Uluslararası Hukuk Sözleşme Metinleri Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) "Özgürlük ve güvenlik hakkı" kenar başlıklı maddesinin (1) numaralı fıkrasının birinci cümlesi şöyledir:"Herkes özgürlük ve güvenlik hakkına sahiptir." Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin İçtihadı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) göre Sözleşme'nin maddesinin (1) numaralı fıkrasında geçen "özgürlük" kavramı, kişinin fiziksel özgürlüğünü kapsamaktadır (Engel ve diğerleri /Hollanda, B. No: 5100/71; 5101/71; 5102/71; 5354/72; 5370/72, 8/6/1976, § 58). AİHM, özgürlükten yoksun bırakmanın nesnel ve öznel iki unsurunun bulunduğunu belirtmektedir. Buna göre nesnel unsur, kişinin göz ardı edilemeyecek uzunlukta bir süre boyunca sınırları belli bir yere kapatılması; öznel unsur ise bu kapatılmanın geçerli bir rızaya dayanmamasıdır (Storck/Almanya, B. No: 61603/00, 16/6/2005, § 74). AİHM'e göre kişilerin fiziksel özgürlüğünün konu edildiği Sözleşme'nin maddesinin (1) numaralı fıkrasının amacı hiç kimsenin özgürlüğünden keyfî bir biçimde mahrum bırakılmamasını güvence altına almaktır. Yalnızca seyahat özgürlüğüne ilişkin kısıtlamalar ise bu maddenin değil Sözleşme'ye ek 4 No.lu Protokol'ün maddesinin kapsamına girmektedir. Bununla birlikte özgürlükten mahrum bırakma ve özgürlüğün kısıtlanması arasındaki fark esasa ya da niteliğe ilişkin olmayıp bir derece ya da yoğunluk farkıdır. Bir kimsenin madde anlamında özgürlüğünden mahrum bırakılıp bırakılmadığının değerlendirilmesinde somut olayın özelliklerinin yanı sıra uygulanan tedbirin çeşidi, süresi, etkileri ve uygulanma şekli gibi çeşitli faktörlerin dikkate alınması gerekir (Guzzardi/İtalya, B. No: 7367/76, 6/11/1980, §§ 92, 93).