Başvuru, İzmir ili Menderes ilçesi Efemçukuru köyünde belirlenen alanda altın madeni işletilmesi için çevresel etki değerlendirmesinin ÇED) uygun bulunması nedeniyle özel hayata ve aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru, İzmir ili Menderes ilçesi Efemçukuru köyünde belirlenen alanda altın madeni işletilmesi için çevresel etki değerlendirmesinin (ÇED) uygun bulunması nedeniyle özel hayata ve aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 5/2/2014 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir. Başvurucular, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda bulunmuşlardır. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucular İzmir iline bağlı Bornova, Karşıyaka ve Konak ilçelerinde ikamet etmektedirler. A. ÇED Raporunun Uygun Bulunması İşleminin İptali İstemiyle Açılan Dava T. Madencilik San. ve Tic. A.Ş. (Şirket), İzmir ili Menderes ilçesi Efemçukuru köyünde belirlenen alanda altın madeni arama ve işletilmesi için ÇED raporu verilmesi istemiyle başvuruda bulunmuştur. Bu başvurunun değerlendirilmesi amacıyla komisyon kurulmuş, 3/2/2005 tarihinde Efemçukuru köyü kıraathanesinde ÇED sürecine halkın katılımı toplantısı yapılmıştır. Çevre ve Orman Bakanlığı 8/5/2005 tarihinde altın madeni için ÇED raporunun uygun bulunmasına (ÇED olumlu) karar vermiştir. Başvurucular ÇED olumlu işlemine karşı 1/5/2006 tarihinde İzmir İdare Mahkemesinde iptal davası açmışlardır. Mahkeme, jeoloji ve maden mühendislerinden oluşan bir teknik bilirkişi kurulu eşliğinde mahallinde keşif yapmıştır. Bilirkişi Kurulu raporunda, gerek madenin işletilmesi sırasında gerekse de işletme faaliyetinin sona ermesinden sonra çevreye zarar verilmemesi veya zararın en aza indirilmesi hususunda ulusal ve uluslararası standartların gerektirdiği bütün tedbirlerin alındığı belirtilmiştir. Başvurucular rapora itiraz ederek maden işletmesinin faaliyetlerinin İzmir ili Güzelbahçe ilçesi Çamlı köyünde Devlet Su İşleri (DSİ) Genel Müdürlüğünce yapılması planlanan Çamlı Barajı'na etkilerinin tartışılmadığını belirtmişlerdir. Mahkeme ise Bilirkişi Kurulu raporunu hükme esas alarak 2/4/2008 tarihinde davanın reddine karar vermiştir. Kararın gerekçesinde, tarafların bilirkişi raporlarına itirazları da değerlendirilmiş ve DSİ tarafından Çamlı Barajı'nın yapımından vazgeçildiği tespitine yer verilmiştir. Mahkeme, bilirkişi raporundaki açıklamalar doğrultusunda ÇED olumlu kararında usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı sonucuna varmıştır. Temyiz edilen karar, Danıştay Altıncı Dairesince 26/1/2009 tarihinde onanmıştır. Başvurucuların karar düzeltme istemleri aynı Dairenin 12/11/2013 tarihli ilamıyla reddedilmiştir. Nihai karar, başvuruculara 6/1/2014 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucular 5/2/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuşlardır.B. Maden İşletmesinin Kapasitesinin Artırılmasına İzin Verilmesine İlişkin 31/12/2012 Tarihli İşlemin İptali İstemiyle Açılan Dava Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından 31/12/2012 tarihinde Şirketin maden işletmesinin kapasitesinin artırılmasına ilişkin projesine ÇED olumlu belgesi verilmiştir. Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) Çevre Mühendisleri Odası, İzmir Tabip Odası ile başvuruculardan Arif Ali Cangı tarafından bu işlemin iptali istemiyle 18/8/2011 tarihinde açılan davada İzmir İdare Mahkemesi 16/4/2015 tarihinde davanın kabulüne ve ÇED olumlu belgesinin iptaline karar vermiştir. Mahkeme, mahallinde yapılan keşif sonucu düzenlenen Bilirkişi Kurulu raporunu hükme esasalmıştır. Bu raporda, keşif sırasında alınan örneklerin yapılan analiz sonuçlarına göre sülfür ve bazı ağır metal elementlere ait değerlerin ÇED raporları içeriğinde belirtilen seviyelerin üzerinde olduğu tespitine yer verilmiştir. Temyiz edilen karar, Danıştay Ondördüncü Dairesinin 25/2/2016 tarihli ilamıyla bozulmuştur. Daire, bilirkişi raporunda yapılan eleştirilere yönelik olarak davalıların bazı cevaplarına yer vermiştir. Bu hususlar, üç temel noktada toplanmaktadır:i. Davalı idare ve müdahil Şirket, incelemeyi yapan araştırma merkezi laboratuvarının hiçbir ulusal veya uluslararası akreditasyon kurumundan analiz için akreditasyona sahip olmadığını öne sürmüşlerdir. Bunlara göre, Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu (TÜBİTAK) Bursa Test ve Analiz Laboratuvarı ve Kanada'da bulunan bir laboratuvarın sonuçları ÇED raporu içeriğinde belirtilen değerler ve dünya kabuk ortalaması değerleriyle örtüşmektedir. ii. Ayrıca ÇED raporunda belirtilen "eluat" analizinden çok daha ayrıntılı ve doğru sonuçlar ortaya koyan "yapay yağış özütlenebilirlik prosedürü" testinin uygulandığı ifade edilmiştir. iii. Yine maden alanı ve çevresinde maden işletmeye başladıktan sonra ortalama arsenik derişimlerinin işletmenin faaliyete başlamadan önce yapılan ölçümler neticesinde ortaya çıkan değerlerle uyumlu olduğunun DSİ Genel Müdürlüğünce bildirildiği tespitlerine yer verilmiştir. Daire; bütün bu hususların araştırılması için çevre mühendisi, maden mühendisi, kimya mühendisi, jeoloji mühendisi ve hidrojeoloji mühendisi olmak üzere İzmir dışındaki üniversitelerde görev yapanöğretim üyelerinden oluşturulacak yeni bir bilirkişi heyetiyle mahallinde yeniden keşif ve bilirkişi incelemesi yapılarak yeniden bir karar verilmesi gerektiğini belirtmiştir. Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi'nden (UYAP) yapılan sorgulama sonucuna göre davanın ilk derece mahkemesi önünde derdest olduğu görülmektedir. Maden İşletmesinin Kapasitesinin Artırılmasına İzin Verilmesine İlişkin 17/11/2015 Tarihli İşlemin İptali İstemiyle Açılan Dava Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından 17/11/2015 tarihinde Şirketin maden işletmesinin kapasitesinin artırılmasına ilişkin projeye ÇED olumlu belgesi verilmiştir. Bu işlemin iptali istemiyle açılan davada İzmir İdare Mahkemesi 26/5/2016 tarihinde davanın kabulüne ve ÇED olumlu belgesinin iptaline karar vermiştir. Mahkeme, kapasite artırımı işleminin iptaline ilişkin İzmir İdare Mahkemesinde görülen davaya atıfta bulunarak dava konusu işlemin hukuki dayanağının bulunmadığını gerekçe göstermiştir. Temyiz edilen karar, Danıştay Ondördüncü Dairesinin 20/4/2017 tarihli ilamıyla bozulmuştur. Daire, dava konusu işlemin dayanağı olan 31/12/2012 tarihli ÇED olumlu kararının yargılama sonucunda verilecek karara göre davanın karara bağlanması gerektiğini belirtmiştir. UYAP'taki sorgulama sonucuna göre davanın ilk derece mahkemesi önünde derdest olduğu görülmektedir. Maden İşletmesine İşyeri Açma ve Çalışma Ruhsatı Verilmesi İşleminin İptali İstemiyle Açılan Dava İzmir İl Özel İdaresi tarafından Şirkete altın ve gümüş madeni işletilmesi için 24/5/2012 tarihinde işyeri açma ve çalışma ruhsatı verilmiştir. TMMOB ile Ege Çevre ve Kültür Platformu Derneği tarafından bu işlemin iptali istemiyle izni veren idare aleyhine 7/9/2012 tarihinde İzmir İdare Mahkemesinde dava açılmıştır. Şirket de müdahil olarak yargılamaya dâhil edilmiş, Mahkeme 20/9/2013 tarihinde davanın reddine karar vermiştir. Kararın gerekçesinde, işletmenin çevre kirliliğine yol açacağı ve ekolojik dengeyi bozacağına ilişkin iddiaların ÇED olumlu kararına yönelik davada değerlendirilerek reddedildiği belirtilmiştir. Mahkeme, bu ÇED olumlu kararına dayanılarak işyeri açma ve çalışma ruhsatı verilmesinde hukuka aykırılık görülmediği sonucuna varmıştır. Temyiz edilen karar, Danıştay Sekizinci Dairesinin 23/6/2014 tarihli ilamıyla onanmıştır. Karar düzeltme talebi de aynı Dairenin 14/4/2015 tarihli ilamıyla reddedilmiştir. A. Ulusal Hukuk 9/8/1983 tarihli ve 2872 sayılı Çevre Kanunu'nun “Tanımlar” kenar başlıklı maddesinin birinci fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:“ Bu Kanunda geçen terimlerden;Çevre: Canlıların yaşamları boyunca ilişkilerini sürdürdükleri ve karşılıklı olarak etkileşim içinde bulundukları biyolojik, fiziksel, sosyal, ekonomik ve kültürel ortamı,…Çevresel etki değerlendirmesi: Gerçekleştirilmesi plânlanan projelerin çevreye olabilecek olumlu ve olumsuz etkilerinin belirlenmesinde, olumsuzyöndeki etkilerin önlenmesi ya da çevreye zarar vermeyecek ölçüde en aza indirilmesi için alınacak önlemlerin, seçilen yer ile teknoloji alternatiflerinin belirlenerek değerlendirilmesinde ve projelerin uygulanmasının izlenmesi ve kontrolünde sürdürülecek çalışmaları,…İfade eder.” 2872 sayılı Kanun'un “Çevresel etki değerlendirilmesi” kenar başlıklı maddesinin ilgili kısmı şöyledir:“Gerçekleştirmeyi plânladıkları faaliyetleri sonucu çevre sorunlarına yol açabilecek kurum, kuruluş ve işletmeler, Çevresel Etki Değerlendirmesi Raporu veya proje tanıtım dosyası hazırlamakla yükümlüdürler.Çevresel Etki Değerlendirmesi Olumlu Kararı veya Çevresel Etki Değerlendirmesi Gerekli Değildir Kararı alınmadıkça bu projelerle ilgili onay, izin, teşvik, yapı ve kullanım ruhsatı verilemez; proje için yatırıma başlanamaz ve ihale edilemez.Çevresel Etki Değerlendirmesine tâbi projeler ve Stratejik Çevresel Değerlendirmeye tâbi plân ve programlar ve konuya ilişkinusûl ve esaslarBakanlıkça çıkarılacakyönetmeliklerle belirlenir.”B. Uluslararası Hukuk Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) “Özel ve aile hayatına saygı hakkı” kenar başlıklı maddesi şöyledir:“(1) Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.(2) Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz konusu olabilir.” Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) çevresel meselelere ilişkin başvuruları iki açıdan incelemektedir. Buna göre söz konusu müdahalelerin esas bakımından Sözleşme'nin maddesine uygunluğunun yanı sıra karar alma süreci de bir bütün olarak ayrıca değerlendirilmektedir. AİHM kararlarında; çevresel meselelerin usul boyutu bağlamında çevresel bilgi edinme hakkı, çevresel karar alma süreçlerine katılım hakkı ve çevresel konularda yargısal yollara başvurma hakkı şeklindeki usule ilişkin güvencelere vurgu yapıldığı anlaşılmaktadır (Hatton ve diğerleri/Birleşik Krallık, § 104; Taşkın ve diğerleri/Türkiye, § 115 ). Taşkın ve diğerleri/Türkiye kararında (bkz. §§ 111-126) esas yönünden, çevre ile ilgili uyuşmazlıklarda devletlerin geniş bir takdir yetkilerinin bulunduğu belirtilmiştir. Usule ilişkin yükümlülükler yönünden yapılan değerlendirmede ise çevresel etki değerlendirmesi sürecine değinilmiş ve başvurucuların bu kapsamda gerekli bilgi ve belgelere ulaşabildikleri vurgulanmıştır. AİHM; buna karşılık idari yargı kararlarına rağmen altın madeni ocağı faaliyetlerinin devam etmesine izin verilmesinin, bu kararlarla belirlenmiş olan başvurucuların usule ilişkin elde ettikleri güvenceleri ortadan kaldırdığını tespit etmiştir. AİHM bu gerekçeyle Sözleşme'nin maddesinin ihlal edildiğine karar vermiştir (Aynı yöndeki kararlar için bkz. Öçkan ve diğerleri/Türkiye, B. No: 46771/99, 28/3/2006, §§ 37-50; Lemke/Türkiye, B. No: 17381/02, 5/6/2007, §§ 30-46). Aydın ve diğerleri/Türkiye ((k.k.), B. No: 40806/07, 13/9/2007, §§ 18-29) kararında AİHM, bir baraj ve hidroelektrik santrali yapımı projesinin çevresel etkisine yönelik şikâyeti incelemiştir. AİHM, uyuşmazlık konusu baraj inşaatı ile hidroelektrik santralinin yapımına henüz başlanmadığına dikkat çekmiştir. AİHM, Sözleşme’nin maddesinin olası bir hak ihlalinin önlenmesini güvence altına almadığını hatırlatmış ve başvurucuların da başvuru konusu projenin çevreye olumsuz etkilerine ilişkin inandırıcı kanıtlar ortaya koyamadıklarına karar vermiştir. AİHM, ayrıca başvurucuların ikamet ettiklere yere önem vermiş ve başvurucuların projenin yapıldığı yerde ikamet etmediklerini tespit etmiştir. Bu sebeplerle AİHM, başvurucuların özel hayatlarına bir müdahalenin bulunmadığını kabul etmiştir.