10. Hukuk Dairesi 2020/9929 E. , 2021/14681 K. Mahkemesi :İş Mahkemesi Asıl ve bozma sonrasında birleştirilen davalar rücuen tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece, bozmaya uyularak, ilamında belirtildiği şekilde asıl davanın kısmen kabulüne, birleşen davanın ise reddine dair karar verilmiştir. Hükmün, davacı Kurum ve davalılardan ... Sigorta A.Ş.vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteklerinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından d…
**10. Hukuk Dairesi 2020/9929 E. , 2021/14681 K.** **"İçtihat Metni"** Mahkemesi :İş Mahkemesi Asıl ve bozma sonrasında birleştirilen davalar rücuen tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece, bozmaya uyularak, ilamında belirtildiği şekilde asıl davanın kısmen kabulüne, birleşen davanın ise reddine dair karar verilmiştir. Hükmün, davacı Kurum ve davalılardan ... Sigorta A.Ş.vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteklerinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi. 5510 sayılı Kanun'un “İş Kazası ve Meslek Hastalığı İle Hastalık Bakımından İşverenin ve Üçüncü Kişilerin Sorumluluğu” başlıklı 21. maddesine göre; İş kazası ve meslek hastalığı, işverenin kastı veya sigortalıların sağlığını koruma ve iş güvenliği mevzuatına aykırı bir hareketi sonucu meydana gelmişse, Kurumca sigortalıya veya hak sahiplerine bu Kanun gereğince yapılan veya ileride yapılması gereken ödemeler ile bağlanan gelirin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değeri toplamı, sigortalı veya hak sahiplerinin işverenden isteyebilecekleri tutarlarla sınırlı olmak üzere, Kurumca işverene ödettirilir. Anılan madde ile işveren davalının, Kurumun rücu alacağından sorumluluğu ancak kusurunun varlığı halinde mümkündür. Kusurun belirlenmesinde ise; zararlandırıcı sigorta olayının ne şekilde oluştuğunun, dosya içeriğindeki tüm deliller takdir olunarak belirlenmesi ve kabul edilen maddi olgular doğrultusunda, konusunda uzman sayılacak kişilerden oluşturulacak bilirkişi heyetinden, aynı olay nedeni ile daha önce açılmış ve kesinleşmiş tazminat ve ceza davaları varsa, tazminat davasında verilen kararın güçlü delil oluşturduğu hususu ile ceza davasında belirlenen maddi olguların bağlayıcı olacağı hususu da gözetilmek suretiyle sigortalı ile davalının ve varsa dava dışı kişilerin kusur oran ve aidiyetleri konusunda rapor alınması gereklidir. Kusur raporlarının, 506 sayılı Kanunun 26, 5510 sayılı Kanunun, 4857 sayılı Yasanın 77. ve İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Tüzüğünün 2 vd. maddelerine uygun olarak düzenlenmesi gerekir. 4857 sayılı Yasanın 77. maddesi; “İşverenler işyerlerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli her türlü önlemi almak, araç ve gereçleri noksansız bulundurmak, işçiler de iş sağlığı ve güvenliği konusunda alınan her türlü önleme uymakla yükümlüdürler. İşverenler, işyerinde alınan iş sağlığı ve güvenliği önlemlerine uyulup uyulmadığını denetlemek, işçileri karşı karşıya bulundukları mesleki riskler, alınması gerekli tedbirler, yasal hak ve sorumlulukları konusunda bilgilendirmek ve gerekli iş sağlığı ve güvenliği eğitimini vermek zorundadırlar...” düzenlemesini içermektedir. Anılan düzenleme, işçiyi gözetim ödevi ve insan yaşamının üstün değer olarak korunması gereğinden hareketle; salt mevzuatta öngörülen önlemlerle yetinilmeyip, bilimsel ve teknolojik gelişimin ulaştığı aşama uyarınca alınması gereken önlemlerin de işveren tarafından alınmasını zorunlu kılmaktadır. İş kazasının oluşumuna etken kusur oranlarının saptanmasına yönelik incelemede; ihlal edilen mevzuat hükümleri, zararlı sonuçların önlenmesi için koşulların taraflara yüklediği özen ve dikkat yükümüne aykırı davranışın doğurduğu sonuçlar, ayrıntılı olarak irdelenip, kusur aidiyet ve oranları gerekçeleriyle ortaya konulmalıdır. Buna göre; işverenin ve üçüncü kişilerin iş kazasındaki kasıt veya kusurunun tespiti amacıyla; iş kazasının oluşumuna ilişkin maddi olguların eksiksiz biçimde saptanması, sorumluluğu gerektiren her koşulun, kendi özelliği çerçevesinde araştırılıp irdelenmesi, işveren ve diğer ilgililerin kusur oran ve aidiyetlerinin belirlenmesi gerekir. Bu kapsamda; 6331 sayılı Kanunun 37’nci maddesi uyarınca yürürlükten kaldırılan ancak zararlandırıcı sigorta olayının meydana geldiği tarihte yürürlükte bulunan 4857 sayılı İş Kanunu'nun 77’nci maddesi uyarınca, işverenler işyerlerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli her türlü önlemi almak, araç ve gereçleri noksansız bulundurmak, işçiler de iş sağlığı ve güvenliği konusunda alınan her türlü önleme uymakla yükümlüdürler. İşverenler işyerinde alınan iş sağlığı ve güvenliği önlemlerine uyulup uyulmadığını denetlemek, işçileri karşı karşıya bulundukları mesleki riskler, alınması gerekli tedbirler, yasal hak ve sorumlulukları konusunda bilgilendirmek ve gerekli iş sağlığı ve güvenliği eğitimini vermek zorundadırlar. Anılan madde ile, işverenlere, işçi sağlığı ve iş güvenliği kavramından kapsamlı olarak, her türlü önlemi almak yanında, bir anlamda objektif özen yükümlülüğü de öngörülmektedir. Bu itibarla işverenin, mevzuatın kendisine yüklediği tedbirleri, işçinin tecrübeli oluşu veya dikkatli çalıştığı takdirde gerekmeyeceği gibi bir düşünce ile almaktan sarfınazar etmesi kabul edilemez. Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) ile Dünya Sağlık Örgütü'nün (WHO) ortak Komisyonunda işçi sağlığının esasları: Bütün işkollarında işçinin fiziksel, ruhsal ve sosyo-ekonomik bakımdan sağlığını en üst düzeye çıkarmak ve bunun devamını sağlamak; çalışma şartları ve kullanılan zararlı maddeler nedeni ile işçi sağlığının bozulmasını engellemek; her işçiyi kendi fiziksel ve ruhsal yapısına uygun işte çalıştırmak; özet olarak işin işçiye ve işçinin işe uyumunu sağlamak olarak tanımlanmaktadır. Belirlenen amaçlara ulaşmak, dolayısıyla iş kazalarını ve meslek hastalıklarını önlemek temel sorumluluktur. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 08.11.2006 gün ve E: 2006/10-696, K: 2006/704 sayılı kararı). Diğer taraftan, tarafları ve konusu farklı olan sigortalının açtığı tazminat dosyasında verilen karar, rücuan tazminat davalarında kesin hüküm teşkil etmez. Dolayısıyla o dosyada alınan kusur raporu da eldeki davada kesin delil teşkil etmeyecektir. Şayet, kesinleşmiş ise ancak, güçlü delil teşkil edebilir. Nitekim bu husus, Yargıtay'ın yerleşmiş ve kökleşmiş görüşleri ile de kabul edilmiş bulunmaktadır. Eldeki davada, Mahkemece verilen karar Dairemizin 21.12.2015 günlü ilamı ile; “…Davada somutlaşan olayda; davacı Kurum, yukarıda anılan yasa maddesi uyarınca trafik-iş kazası sonucu yaralanan sigortalılara yapılan yardımların "üçüncü kişi" sıfatıyla davalılardan müteselsilen tahsilini istemiş olup, aldırılan kusur raporunda meydana gelen kazada kurum alacağına konu yardımların yapıldığı sigortalı ... ve onun işvereni davalı şirketmiş gibi değerlendirme yapıldığı anlaşılmış olup her iki davalı bakımından da davanın yasal dayanağının 5510 sayılı Kanunun 21’inci maddesinin dördüncü fıkrası olduğunun dikkate alınması ile, davacı kurumun ıslah talebi dikkate alınarak, tedavi giderleri bakımından davacı Kurumun talebinin kabulünün mümkün olmadığı belirtilerek, olay hakkında kesinleşmiş ceza mahkemesi kararındaki maddi olguların hukuk Mahkemesini de bağlayacağı ilkesini dikkate alacak şekilde ve yukarıdaki ilkeler kapsamında davalıların kusur durumlarını irdeleyen oluşa ve hukuka uygun bir kusur raporu alındıktan sonra oluşacak sonuca göre ve davacı kurum talebini tam olarak karşılayarak infaza elverişli şekilde karar verilmesi…” gereğine işaret edilerek araştırma ve inceleme yapılmak üzere bozulmuştur. Mahkemenin, Yargıtay Dairesince verilen bozma kararına uyması sonunda, kendisi için o kararda gösterilen şekilde inceleme ve araştırma yaparak, yine, o kararda belirtilen hukuki esaslar gereğince hüküm verme yükümlülüğü doğar. “Usuli kazanılmış hak” olarak tanımlayacağımız bu olgu; mahkemeye, hükmüne uyduğu Yargıtay bozma kararında belirtilen çerçevede işlem yapma ve hüküm kurma zorunluluğu getirdiği gibi, mahkemenin kararını bozmuş olan Yargıtay Hukuk Dairesince; sonradan, ilk bozma kararı ile benimsemiş olduğu esaslara usuli kazanılmış hakka aykırı bir şekilde, ikinci bir bozma kararı verilememektedir (09.05.1960 gün ve 21/9 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı, Hukuk Genel Kurulu’nun 12.07.2006 gün, 2006/9-508 E., 2006/521 sayılı kararı) Yargıtay tarafından bozulan bir hükmün bozma kararının kapsamı dışında kalmış olan kısımları kesinleşir. Bozma kararına uymuş olan mahkeme kesinleşen bu kısımlar hakkında yeniden inceleme yaparak karar veremez. Bir başka anlatımla, kesinleşmiş bu kısımlar, lehine olan taraf yararına usuli kazanılmış hak oluşturur. (04.02.1959 gün ve 13/5 sayılı YİBK) Eldeki davada ise, mahkemece bozma sonrasında, bozmaya uyulmasına rağmen, bozma gereklerinin yerine getirilmediği anlaşılmaktadır. Mahkemece bozmadan sonra 3 farklı heyetten kusur raporları aldırılmış ise de, öncelikle olayla ilgili olarak ceza davasının kesinleştiği de gözetilerek maddi olguların tespiti yapılmalı, devam eden süreçte bozma sonrasında birleşen davadaki davalıların hukuki konum ve durumlarının tayini için bu davalıların ortak girişim olarak dava dışı Belediye ile yaptıkları çöp toplama ihaleli işine ait sözleşme ve evraklarının celbinin sağlanması ile meydana gelen olaydaki konumları tespit edilmeli, kazalı Ahmet Çevik’in bildiriminin yapıldığı işyerinin de tespiti ile hak sahiplerince açılmış maddi manevi tazminat davalarının bulunup bulunmadığı hususu irdelenmeli, bu davada verilen kararın kesinleşmesi halinde kesin delil teşkil etmese de güçlü delil oluşturacağı dikkate alınarak, olay hakkında tazminat davalarında alınan kusur raporları dâhil şimdiye kadar aldırılan tüm raporlar ve tarafların hukuki konum ve durumları ile kusurlarının tayin ve tespiti ile çelişkileri giderecek şekilde ve olayın meydana geldiği iş kolunda alanında uzman iş güvenliği uzmanlarından oluşturulacak bir heyetten aldırılacak kusur raporu sonrasında asıl ve birleşen davalar bakımından davalıların zamanaşımı definin değerlendirilmesi ile oluşacak sonunca ve davacı Kurum talebine uygun şekilde bir karar verilmelidir. Mahkemece, açıklanan maddi ve hukuki esaslar gözetilmeksizin, eksik araştırma ve inceleme ile yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı biçimde hüküm kurulması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. O hâlde, davacı Kurum ve davalılardan ... Sigorta A.Ş.vekillerinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hükmü temyiz etmeyen diğer davalılar bakımından davacı Kurum lehine oluşan usuli kazanılmış haklar dikkate alınarak bir karar verilmek üzere, hüküm bozulmalıdır. SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde temyiz eden ilgiliye iadesine, 23.11.2021 gününde oybirliğiyle karar verildi.