1. Hukuk Dairesi 2010/6646 E. , 2010/7054 K. MAHKEMESİ : URLA ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 04/03/2010 Taraflar arasında görülen davada; Davacı Hazine, kayden davalının maliki olduğu 1363 parsel sayılı taşınmazın 46 m2 lik bölümünün kıyı kenar çizgisine göre kıyıda kaldığını ileri sürerek tapu iptali isteğinde bulunmuştur. Davalı, davanın reddini savunmuştur. Davanın kabulüne ilişkin olarak verilen karar Dairece " 5841 Sayılı Yasa hükümleri gözetilerek davanın hakdüşürücü s…
**1. Hukuk Dairesi 2010/6646 E. , 2010/7054 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ : URLA ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 04/03/2010 Taraflar arasında görülen davada; Davacı Hazine, kayden davalının maliki olduğu 1363 parsel sayılı taşınmazın 46 m2 lik bölümünün kıyı kenar çizgisine göre kıyıda kaldığını ileri sürerek tapu iptali isteğinde bulunmuştur. Davalı, davanın reddini savunmuştur. Davanın kabulüne ilişkin olarak verilen karar Dairece " 5841 Sayılı Yasa hükümleri gözetilerek davanın hakdüşürücü süreden reddine karar verilmesi gerektiği" gerekçesiyle bozulmuş, mahkemece hükmüne uyulan bozma ilamı doğrultusunda hak düşürücü süre nedeniyle davanın reddine karar verilmiştir. Karar, davacı Hazine vekili tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi ...raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp, düşünüldü. Dava, 3621 sayılı Kıyı Yasasından kaynaklanan tapu iptal ve kaydın sicilden terkini isteğine ilişkin olup, Mahkemece, hükmüne uyulan Daire bozma kararında gösterildiği şekilde araştırma yapılmak suretiyle, taşınmazın tamamının tanımı aynı Yasanın 4. maddesinde yapılan kıyıda kaldığı saptanmış ise de, 14 Mart 2009 tarihli Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren ve kesin hüküm halini almayan eldeki davalarada uygulanması öngörülen 5841 sayılı Yasa uyarınca davanın hak düşürücü süreden reddine karar verilmiş olmasında kural olarak bir isabetsizlik yoktur. Davacı Hazinenin, bu yöne ilişkin temyiz itirazı yerinde değildir, reddine. Ancak, bir taraf, dava açıldığı andaki mevzuata ve içtihat durumuna göre davasında haklı olup da, dava açıldıktan sonra yürürlüğü giren (geçmişe etkili) yeni bir yasa hükmü ya da yeni bir İnançları Birleştirme Kararı gereğince davayı kaybederse, davada haksız çıkmış olmasına rağmen, yargılama giderlerinden sorumlu tutulamaz. Anılan bu kural yasal ve yargısal uygulamada kararlılık kazanmıştır.(Baki Kuru, Hukuk Usulü Muhakemeleri 5. cilt, sayfa 5338, dipnot 159; 10. H.D. 21/12/1976, 8770/8739 ve dipnot 160: 5. HD 12/09/1977, 5445/5655 dipnot 161: 10.HD 24/02/1976, 6296/1297) Ayrıca her dava açıldığı tarihteki koşullara bağlıdır. Öte yandan avukatlık ücreti 29.05.1957 tarih ve 4/16 sayılı İnançları Birleştirme Kararı uyarınca yargılama giderlerinden sayılır. Hal böyle olunca; Mahkemece yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucu alınan krokili bilirkişi raporda, çekişmeli taşınmazın tamamının kıyı kenar çizgisine göre kıyıda bulunduğu, dava tarihinde davacı hazinenin davasında haklı olduğu anlaşıldığına ve yargılama sırasında yürürlüğe giren 5841 sayılı yasa gereğince dava reddedildiğine göre, davalının, maktu harçtan, tüm yargılama giderlerinden ve avukatlık ücretinden sorumlu tutulması gerekirken aksine düşüncelerle yazılı olduğu üzere hüküm kurulması isabetsizdir. Davacı hazinenin, harç, yargılama giderleri ve avukatlık ücreti açısından temyiz itirazı yerindedir. Kabulüyle hükmün açıklanan nedenlere hasren HUMK’nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 16.6.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.