Başvuru, 2006 yılında bir köyde gerçekleşen silahlı saldırı sonucu iki kişinin öldürülmesiyle ilgili ceza soruşturması ve kamu davasının etkili yürütülmemesi nedeniyle yaşam hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru, 2006 yılında bir köyde gerçekleşen silahlı saldırı sonucu iki kişinin öldürülmesiyle ilgili ceza soruşturması ve kamu davasının etkili yürütülmemesi nedeniyle yaşam hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru Bingöl Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla 7/2/2014 tarihinde yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir. Birinci Bölüm İkinci Komisyonunca 17/4/2014 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından 21/11/2014 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü 19/1/2015 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur. Bakanlık tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş 26/1/2015 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanını 6/2/2015 tarihinde sunmuştur. A. Olaylar Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP)aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir: 7/10/2006 tarihinde Bingöl ili Sancak beldesi Küçükbaşlar köyü Kozan mevkii denilen yerde iki çocuk yol üzerinde kan lekeleri görmeleri üzerine durumu köy muhtarına haber vermişlerdir. Köy muhtarının kolluk görevlilerine durumu bildirmesi üzerine, Cumhuriyet savcısı nezaretinde kolluk görevlileri olay yerine intikal etmiştir. Anılan görevliler tarafından yapılan gözlem ve incelemede, köyün doğu çıkışındaki kan lekelerinin yolun sağındaki boş araziden doğu istikametine doğru sürerek etrafı bir metre yüksekliğindeki taşlarla çevrili "köm" diye tabir edilen alana dek ulaştığı, kan lekelerinin bulunduğu alanda sürüklenme izlerinin de bulunduğu görülmüştür. Sürüklenme izleri takip edildiğinde köstekli bir saat zeminde parçalanmış halde ele geçirilmiş, taşların altında sadece ayak kısmı gözüken bir kişi bulunmuştur. Görevliler tarafından taşlar kaldırıldığında, yerde yüzü koyun yatan baş kısmı gövdesine doğru sıkışmış, ayakları şal ile bağlanmış, sol eli ceketinin cebinde ve sol elinde tespih bulunan elbiseli bir erkek cesedinin olduğu, cesedin sağ ayağında bir ayakkabı bulunduğu, sol ayağındaki ayakkabının ise olmadığı, cesedin elbiselerinin sürüklenmeye bağlı olarak yırtıldığı ve elbiseler üzerinde toz ve kan lekelerinin bulunduğu, cesedin sırt ve boyun bölgesinde ateşli silah yaralarının bulunduğu ve cesedin Küçükbaş köyünde ikamet eden başvurucunun babası Zülfü Çintosun’a ait olduğu belirlenmiştir. Maktul Zülfü Çintosun’un eşi Cemile Çintosun’un olaya ilişkin bilgisi ve görgüsünün bulunabileceği değerlendirilerek Cemile Çintosun’a ulaşılmaya çalışılmış ancak kendisine ulaşılamamış; bunun üzerine maktul Zülfü Çintosun’un evine gidilmiş, evin giriş kapısının dıştan asma kilitle kilitli olduğunun görülmesi ve Cemile Çintosun’a ulaşılamaması nedeniyle ev içerisinde incelemelerin yapılabilmesi için asma kilit üzerinde gerekli incelemeler yapıldıktan sonra kırılarak içeriye girilmiştir. Eve girildiğinde Cemile Çintosun, giriş kapısına yaklaşık 2 metre mesafede yerdeki döşek üzerinde sol yanı üzerine yatar halde bulunmuş; üzerinin battaniye ile örtülü olduğu, ağız ve burnundan kan geldiği görülmüştür. Üzerindeki battaniye kaldırıldığında sırt bölgesinden de kan geldiği ve Cemile Çintosun’un da öldürülmüş olduğu anlaşılmıştır. Olay Hakkında Yürütülen Ceza Soruşturması Bingöl Cumhuriyet Başsavcılığınca başlatılan 2006/2057 sayılı soruşturma kapsamında, Cumhuriyet savcısı nezaretinde aynı gün olay yerlerinde olay yeri inceleme birimince incelemeler yapılmış, maktule Cemile Çintosun’un evinde bulunan çay bardakları, kap kacak, takvim ve kapı kilidi, Zülfü Çintosun ve Cemile Çintosun'a ait çeşitli giysiler incelenmek üzere alınmıştır. Olay yeri incelemesi tamamlanınca cesetler üzerinde ölü muayene işlemi yapılmıştır. Maktullere ait cesetler otopsi için Malatya Adli Tıp Kurumu Grup Başkanlığına (Adli Tıp Kurumu) sevk edilmiştir. Anılan kurum tarafından yapılan otopsi sonucu tanzim edilen 8/10/2006 tarihli raporda; maktul Zülfü Çintosun’un sırt, ense, sol alt çeneve sol skapula bölgelerine 9 adet av tüfeği iri saçma tanesinin (şevrotin)isabet ettiği, maktulun av tüfeği iri saçma taneleri yaralanmalarına bağlı beyin kanaması, iç organ harabiyetine bağlı iç ve dış kanama sonucu öldüğü; maktule Cemile Çintosun’un ise sağ lomber bölgesinde 4x3cm.lik, etrafında atış artığı tefrik edilemeyen av tüfeği iri saçma taneleritoplu giriş deliğinin bulunduğu ve maktulün vücuduna 9 adet şevrotin isabet ettiği ayrıca bir adet plastik tapanın maktulün batın kısmında kalmış olduğu maktulün av tüfeği iri saçma tanelerine bağlı iç organ harabiyeti ve iç kanama sonucu öldüğü belirlenmiştir. Van Kriminal Jandarma Laboratuvarı Amirliğince düzenlenen 2/11/2006 tarihli ekspertiz raporunda maktule Cemile Cintosun'un ölü bulunduğu evde el konulan materyaller üzerinde parmak izi incelemesi yapılmış, çay bardakları üzerinde iki adet parmak izi tespit edilmiş ancak parmak izlerinin karakteristik özelliklerinin yeterli olmaması nedeniyle mukayeseye elverişli olmadıkları, bu nedenle kime ait olduğunun tespit edilemediği, maktul Zülfü Çintosun'un üzerinde ele geçirilen iki adet nakil kartı üzerinde bulunan parmak izlerinin araştırılması neticesinde parmak izlerinin karakteristik özelliklerinin yeterli olmaması sebebiyle mukayeseye elverişli olmadıkları ifade edilmiştir. Ankara Kriminal Polis Labarotuvarının10/11/2006 tarihli ekspertiz raporuna göre; yapılan swap analizi ve atış mesafesi tayini sonucu, Zülfü Çintosun'un uzak atış mesafesinden, Cemile Çintosun'un ise yakın atış mesafesinden yapılan atışlar sonucu öldükleri tespit edilmiştir. Başvurucu, ölü muayene işlemi sırasında verdiği ifadesinde, anne ve babası olan maktullerle aynı köyde oturan Şevket Ç. ve ailesi arasında su meselesi nedeniyle husumet bulunduğunu, yaklaşık 2 ay önce babasının telefonda kendisine "Şevket Ç. bana su kanalını kullandırmıyor, bu yüzden Şevket Ç. ile tartıştık, Şevket Ç. 'Bırakın öldüreyim' diyerek üzerime geldi." dediğini belirterek Şevket Ç. ve ailesinden şikâyetçi olması üzerine, olayın ortaya çıktığı gün Şevket Ç., Seyithan-Gülçin Ç. ve Şehmus Ç.nin evlerinde arama yapılmıştır. Arama sonucunda; i. Şevket Ç.nin evinde ... on iki kalibre otomatik av tüfeği ile bu tüfeğe ait yetmiş adet 12 kalibre dolu av fişeği ele geçirilmiş, tüfek üzerinde yapılan incelemede tüfeğin tetik muhafazasının ucunun kırık olduğu ancak tüfeğin çalışır vaziyette bulunduğu; iğnesi,tetik tertibatı ve emniyet mandalının sağlam ve çalışır halde olduğu, tüfeğin namlusunda barut artıklarının bulunduğu, namludan barut kokusunun geldiği, tüfek üzerinde mukayeseye elverişli parmak izinin bulunmadığı, ii. Şehmus Ç.nin evinde ... 12 kalibre, ... otomatik av tüfeği ile bu tüfeğe ait plastik seyyar dipçik ve doksan yedi adet 12 kalibre dolu av fişeği ele geçirilmiş, tüfek üzerinde yapılan incelemede tüfeğin çalışır vaziyette bulunduğu; iğnesinin, tetik tertibatının ve emniyet mandalının sağlam ve çalışır hâlde olduğu, tüfek üzerinde mukayeseye elverişli parmak izinin bulunmadığı,iii. Seyithan-Gülçin Ç.nin evinde, oturma odasında koltuk üzerinde ... otomatik av tüfeği ile tüfeğin içinde dört adet av fişeği, gardırop içinde yirmi dokuz adet dolu 12 kalibre av fişeği ele geçirilmiş, tüfek üzerinde yapılan incelemede, tüfeğin çalışır vaziyette bulunduğu; iğnesi, tetik tertibatı ve emniyet mandalının sağlam ve çalışır halde olduğu, tüfeğin namlusunda barut artıklarının bulunduğu ve namlusundan yeni barut kokusunun geldiği, tüfek üzerinde mukayeseye elverişli parmak izinin bulunmadığı tespit edilmiştir. Söz konusu tüfek ve fişeklere incelenmek üzere el konulmuş ve Ankara Kriminal Polis Labarotuvarının21/12/2006 tarihli ekspertiz raporuna göre tüfeklerin atışlarına mani herhangi bir arızalarının bulunmadığı, laboratuvarca yapılan tatbiki atışlarda çaplarına uygun av fişeklerini patlattıklarının görüldüğü, "G.Ç.nin evinin 25 metre ilerisinde bulunan bir adet 12 numaralı kartuşun G.Ç.ye ait tüfek ile atıldığı" 16 numaralı üç adet kartuşun ise inceleme konusu silahlar ile aralarında çap farklarının bulunması nedeniyle bu silahlar ile atılmalarının mümkün olmadığı tespit edilmiştir. Soruşturma aşamasında delil elde edebilmek için Şeymus Ç., Özhan Ç., Seyithan Ç., Ali T., Erkan B., Gülçin Ç. ve Şevket Ç.ye ait cep ve ev telefonları, Bingöl Sulh Ceza Mahkemesinin 10/10/2006 tarihli ve2006/1076 Değişik İş sayılıkararı ile üç ay süre ile teknik takip altına alınmıştır. Teknik takipler neticesinde 22/10/2006 tarihinde saat 53'te Şevket Ç.nin oğlu Seyithan Ç. amcası Hasan ile yaptığı görüşmede eşi olan Gülçin'e güvendiğini, eşinin kendisinden habersiz herhangi bir şey yapmayacağını, her yaptığı işten kendisine haber verdiğini belirtmiş yine 22/10/2006 tarihinde sanık Seyithan ile amcasının oğlu Rıfat arasında yapılan telefon görüşmesinde Rıfat'ın Seyithan'a tanık Ali Ç.nin beyanlarında geçen hususları aktardığı, sanık Seyithan'ın ise bunu söyleyenin kim olduğunu öğrenmek istediği ve "Allahından bulsun." şeklinde sözler sarfettiği, Rıfat'ın ise Seyithan'a Gülçin'in gizliden Jandarmaya giderek sanık İbrahim'i maktule Cemile'nin yanında gördüğünü söylemesini istediği anlaşılmış, 22/10/2006 tarihli sanık Seyithan ile Latif Y. İsimli kişi arasında yapılan telefon görüşmesinde sanık Seyithan'ın "Her şey boynumuza kalmış sakız olup yapışmış." dediği tespit edilmiştir. 24/10/2006 tarihinde Bingöl Emniyet Müdürlüğünde çalışan görevli bir polis memuru, sanık Seyithan'ı arayarak Bingöl'e geldiğinde kendi yanına uğramasını istemiştir. İlk Derece Mahkemesinin kararından (bkz. § 49) anlaşıldığı üzere bu telefondan sonra sanık Seyithan'ın yaptığı tüm telefon görüşmelerinde olayı kendi üzerlerine atılmış bir komplo olarak göstermeye çalışmıştır. 31/10/2006 tarihinde tanık olarak Jandarmaya ifade veren Ali Ç. iki ay kadar Balıkesir ilinde bir firmada kendi köyünden on beş kişi ile birlikte çalıştığını, bu köyden olan Fetullah Ç., Halim Ç. ve Murat Ç.nin kendi aralarında konuşurken Seyithan Ç.'den bahsettiklerini ve Seyithan'ın maktullerden bahsederek "Bunlar artık çok olmaya başladı, bunlardan sıkıldık, başımıza bela oldular, bunları vurmak lazım." şeklinde sözler söylediğini birbirlerine aktardıklarını duyduğunu beyan etmiş ancak bu tanığın beyanlarında isimleri geçen şahıslar tanığın beyanlarını doğrulamamışlardır. Soruşturma aşamasında (Şevket Ç.nin torununun kocası olan) sanık Erkan tarafından kolluk güçleri aranarak olayın faillerinin Mehmet U., Resul ve Sait Y. İsimli kişilerin olduğunun söylenmesi üzerine bu kişilerin evlerinde yapılan aramalarda Mehmet U.nun evinde bir adet P16 numaralı tüfek ele geçirilmiş ancak inceleme konusu üç adet kartuşun (bkz. § 19) bu tüfek ile de atılmadığı aynı rapor ile belirlenmiştir. Sait Y., Mehmet U. ve Resul hakkında soruşturmanın sonraki aşamalarında kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiştir. Maktullere ait evde olay sonrası maktullerin oğulları tarafından yapılan incelemede maktullere ait ziynet eşyalarının bulunduğu ancak maktul Zülfü'ye ait av tüfeğinin bulunamadığı anlaşılmıştır. Sözü edilen ve muhtemelen maktullerin ölümünde kullanılan suç aleti olduğu değerlendirilen B... marka ... av tüfeği, olayın üzerinden beş ay geçtikten sonra 19/3/2007 tarihinde Jandarma görevlileri tarafından olay yerine 500 metre mesafede Küçükbaş köyü Bostan mevkii üstü Küptaşı mevkiinde bulunmuştur. Tüfeğin metal kısmında paslanma ve oksitlenmenin olduğu, hava şartları itibarıyla tüfeğin en az bir aylık bir süredir burada bulunduğu ve üzerinde herhangi bir parmak izinin bulunmadığı yapılan inceleme sonrasında tespit edilmiştir. Maktule ait tüfeğin bulunmasından yaklaşık iki ay sonra 8/5/2007 tarihinde Küçükbaş köyü Koyun Yatağı mevkiinde otuz adet fişek koyulacak gözü olan bir av fişeği kütüklüğü ile iki adet 16 kalibre boş kartuş bulunmuştur. Diyarbakır Kriminal Polis Labarotubarının31/8/2007 tarihli ekspertiz raporuna göre tetkik için gönderilen av tüfeği ve iki adet av fişeği kartuşunun incelenmesi neticesinde 16 numara iki adet av fişeği kartuşunun inceleme konusu av tüfeği ile atıldıkları tespit edilmiştir. Olay sonrası bulunan av tüfeği kütüklüğü ile boş kartuşların bulunduğu yerin maktul Zülfü'nün ölü olarak bulunduğu yere 000 metre mesafede olduğu dosya kapsamında bulunan kroki ile tespit edilmiştir. 8/5/2007 tarihli Parmak İzi İnceleme Raporu'na göre inceleme konusu kütüklük üzerinde tozlama yöntemi ile yapılan parmak izi araştırması neticesinde herhangi bir parmak izine rastlanılmamıştır. Soruşturma sırasında maktul Zülfü'nün olaydan sonra kaybolan cep telefonunun görüşme kayıtları Telekomünikasyon İletişim Kurumu Başkanlığından istenmiş, gelen bilgiye göre olayın meydana gelmesinden sonra saat 24'te maktulün kullandığı telefon hattından İbrahim Ç. adlı şüphelinin kullandığı hatta yetmiş kontör transferi yapıldığı tespit edilmiştir. Bu bilgi doğrultusunda İbrahim Ç.nin cep telefonu hattı teknik takibe alınmış ancak dinleme sonucunda herhangi bir delil elde edilememiştir. 19/12/2007 tarihinde bu şüpheli hakkında yakalama kararı çıkartılmış, 25/1/2008 tarihinde şüpheli tutuklanmıştır. Başvurucunun, soruşturma sürecinde 20/3/2007, 16/7/2007, 12/5/2008 ve 23/6/2008 tarihlerinde Cumhuriyet savcısı tarafından ifadesinin alındığı soruşturma dosyasından anlaşılmaktadır. Başvurucu bu ifadelerinde eylemin asıl faillerinin genel olarak "Ç." ailesi üyeleri ve özellikle de Gülçin Ç. ve İbrahim Ç. olduğunu düşündüğünü, ayrıca Selahattin Ç.ın, babasına ait kayıp tüfeğin bulunması konusunda bilgisinin bulunduğunu ifade etmiştir. 21/5/2007 tarihinde başvurucunun belirttiği Selahattin Ç.nin da ifadesi Cumhuriyet Savcısı tarafından alınmış ve yine başvurucunun değindiği tüfeğin bulunma sürecine ilişkin sorular yöneltilerek cevapları alınmıştır.Başvurucunun soruşturma sırasında alınan ifadeleri mahkeme kararında (bkz. § 49) şöyle özetlenmiştir:"Anne ve babası olan maktullerle şüpheli Şevket Ç. ve ailesi arasında su meselesi yüzünden yıllardan beri gelen husumet bulunduğunu, yaklaşık 2 ay önce babasının telefonda kendisine “Şevket Ç. bana su kanalını kullandırmıyor, bu yüzden Şevket Ç. ile tartıştık, Şevket Ç., bırakın öldüreyim diyerek üzerime geldi, kızı Telli Ç. araya girerek beni kurtardı” dediğini, ölüm olayından bir süre önce Gülçin Ç.’ın başörtüsü ile annesinin boğazını sıkarak öldürmeye çalıştığını, Lütfiye Ç.’ın araya girmesiyle olayın önlendiğini, bu durumu köyde herkesin bildiğini, Gülçin Ç.’ın olaydan önce annesi tarafından başka kişilerle uygunsuz şekilde görülmesi nedeniyle, bu durumun fazlaca duyulmaması için annesini bizzat öldürdüğünü veya öldürttüğünü, ölüm olayından sonra babasına ait tüfek, tüfek fişekliği ve cep telefonunun kayıp olduğunu, kayıp tüfek ve fişekliğin olaydan bir süre sonra görevlilerce bulunduğunu, ancak babasına ait cep telefonunun bulunamadığını, 87 yaşında yaşlı bir insan olan babasının cep telefonunu sadece açmayı ve görüşmeyi bildiğini, onun dışında telefon kullanmayı bilmediğini, babasına ait cep telefonundaki kontörleri transfer eden kişinin babasının öldürülmesi olayındaki asli faillerden olduğunu, İbrahim Ç.’ın, anne ve babası olan maktullere ait eve rahatlıkla girip çıkabilen birisi olduğunu, olayda İbrahim Ç.’ın kullanıldığını düşündüğünü, olay günü İbrahim Ç.’ın akşam saatlerinde anne ve babasının evinin etrafında görüldüğünü, bunu bir çok kişinin bildiğini, İbrahim Ç.’ın hırsızlık olaylarına karıştığını duyduğunu, bu nedenle tekin bir kişi olmadığını, İbrahim Ç.’ın, babasına ait elmaları toplamada babasına yardımcı olduğuna da inanmadığını, çünkü babasına ait evin etrafında başkalarının yardımıyla toplanacak kadar bir elma ağacının bulunmadığını, 3-4 elma ağacının olduğunu bunlarında boylarının yüksek olmadığını, anne ve babasının bu elmaları rahatlıkla toplayabildiğini, yardım isteyecek olsalar kendisinden yardım istemeleri gerektiğini, babasına ait kayıp ayakkabının olaydan sonra İbrahim Ç.’ın babası tarafından, kayıp av tüfeği kütüklüğünün de İbrahim Ç.’ın amcası olan Hacı Ş.’in oğlu ve torunları tarafından bulunarak görevlilere teslim edilmesinin tesadüf olmadığını, İbrahim Ç.’ın olaydan kısa bir süre sonra güya ailesinin ziynet eşyalarını çaldığı bahanesiyle İstanbul iline gönderildiğini, su meselesi ve annesi tarafından, Gülçin Ç.’ın bir başkasıyla uygunsuz durumda görülmesi yüzünden Şevket Ç. ve ailesiyle aralarında yoğun husumet bulunduğunu, Şevket Ç. ve Gülçin Ç.’ın evlerinin anne ve babasına ait evin bitişiğinde bulunduğunu, bu kişilerin olaydan haberdar olmamalarının, tüfek sesi duymamalarının mümkün olmadığını, Selahattin Ç. ile görüştükleri sırada, kendisine anneni Gülçin Ç., babanı da İbrahim Ç. tüfekle vurarak öldürdü dediğinibelirterek şikâyetçi olduğu" şeklinde beyanda bulunmuştur." Olaya İlişkin Ceza Davası Süreci Soruşturma sonunda Bingöl Cumhuriyet Başsavcılığının 23/6/2008 tarihli ve E.2008/847 sayılı iddianamesi ile şüpheliler Şevket Ç., Seyithan Ç., Gülçin Ç., Ali T. ile İbrahim Ç. hakkında kasten iki kişiyi öldürme suçundan kamu davası açılmıştır. Anılan iddianamenin değerlendirme kısmı şöyledir:"Dosya kapsamındaki tüm deliller birlikte değerlendirildiğinde, maktuller Cemile Çintosun ve Zülfü Çintosun ile Şevket Ç. ve ailesi arasında, yıllardan beri süre gelen ve sürekli tartışmaya ve kavgaya sebep olan su anlaşmazlığı yüzünden yoğun husumet bulunduğu, olaydan önceki yakın bir tarihte çıkan su anlaşmazlığı sonrası şüpheli Şevket Ç.’ın, oğullarına, “gidin bunları öldürün, kan paralarını ben öderim, cezaevinde de ben yatarım” dediği, yine şüpheli Şevket Ç.’ın, Fahrettin Ç.’ın kızının nişanına gittiği sırada, maktul Zülfü için “bu adamı öldürseler kanının parasını ben vereceğim” dediği, hakkında ek takipsizlik kararı verilen Berfiye Ç.’ın ifadesine göre, olay günü de maktul Zülfü Çintosun’un, şüpheli Şevket Ç.’ın evinin önündeki kanaldaki suyu kestiği, şüpheli Seyithan Ç.’ın Balıkesir ilinde çalıştığı sırada, maktuller için, “bunlar artık çok olmaya başladı, bunlardan sıkıldık, artık başımıza bela oldular, bunları vurmak gerek” şeklinde sözler söylediği, yine SeyithanÇ.’ın olaydan önceki günlerde köye telefon açarak “onları neye mal olursa olsun, vurun, öldürün” şeklide konuşma yaptığı, ayrıca maktul Cemile Çintosun’un şüpheli Gülçin Ç. ile şüpheli Ali T. arasındaki gayri meşru ilişkiye tanık olması ve bunu dillendirmesi nedeniyle şüpheli Gülçin Ç. ve Ali T. ile maktuller arasında husumet oluştuğu, şüpheli Gülçin Ç.’ın bu nedenle olaydan bir ay kadar önce maktul Cemile Çintosun’u maktule ait evin çatısında boğarak öldürmeye kalkıştığı, Lütfiye Ç.’ın araya girmesi nedeniyle şüphelinin eylemini tamamlayamadığı, bu olaydan bir hafta kadar sonra şüpheli Ali T.’ın maktul Cemile Çintosun’u “Gülçin’le aramızda ilişki olduğunu bir daha söylersen seni öldürürüm, doğduğuna pişman ederim, siz benim kim olduğumu biliyor musunuz” şeklinde sözler söyleyerek tehdit ettiği, maktuller Zülfü ve Cemile Çintosun’un olaydan sonra köy muhtarı olan şüpheli Cindi Ç.’a giderek, şüpheli Gülçin Ç.’ın maktul Cemile Çintosun’u öldürmeye kalkıştığını bildirdikleri, köy muhtarı olan şüpheli Cindi Ç.’ın görevi sebebiyle öğrendiği kamu adına kovuşturma ve soruşturma gerektiren bu suçu yetkili makamlara bildirmediği, 2006 günü maktuller Zülfü ve Cemile Çintosun’un, iftar saati ile saat 21:24:11 arasındaki bir zaman aralığında öldürüldükleri, maktul Cemile Çintosun’un ev içerisinde maktul Zülfü Çintosun’un ise tanık Sait Ç.’ın evinden geldiği sıradabağ yolu üzerinde av tüfeği ile öldürüldüğü, olaydan sonra şüpheliler Şevket Ç. ve Gülçin Ç.’ın evinde yapılan aramada ele geçirilen tüfekler incelendiğinde, tüfeklerin namlularında barut artıklarının bulunduğunun ve namlularından taze barut kokusunun geldiğinin belirlendiği, 2006 günü iftar saatlerinde şüpheli İbrahim Ç.’ınmaktullerin evinin önünde görüldüğü, maktullerin evinde bulunan çay tepsisi içerisindeki bardaklardan iki adedinin kullanılmış, bir adedinin ise henüz kullanılmamış olmasının, maktul Zülfü Çintosun’un olay günü tanık Sait Ç.’ın evinde bulunduğunu ve maktulün iftar sonrası eve dönmesi düşünüldüğü için bir bardağın maktul için boş bırakıldığını gösterdiği, diğer iki bardaktaki çayların muhtemelen maktul Cemile Çintosun ile şüpheli İbrahim Ç. tarafından içilmiş olduğunun değerlendirildiği, maktul Zülfü Çintosun’a ait kayıp cep telefonundaki kontörlerin şüpheli İbrahim Ç.’a ait cep telefonuna transfer edilmesi işleminin maktullerin ölümünden sonra gerçekleştirildiği ve maktule ait cep telefonu ile yapılan son işlemin bu olduğu, şüpheli Erkan Bayri’nin eşi nedeniyle sihri hısımları olan Şevket Ç., Şehmus Ç., Özhan Ç., Gülçin Ç.’ı korumak ve bu kişilerin tutuklanmasını engellemek amacıyla, 2007 günü, saat 22:00 sıralarında şahsına ait *** *** **** nolu telefon ile 156 Jandarma İmdat telefonunu arayarak telefonu açan Bingöl İl Jandarma Harekat Merkezinde işlem elemanı olarak görev yapan tanık İbrahim Ö.’a “Sancak Beldesinde öldürülen kişileri, şuan nezarette tutulan kişiler değil, Resul , Mehmet U. ve Seyithan Y. öldürdü” diyerek, Mehmet U., Resul ve Sait Y.’ın, atılı suçu işlemediklerini bildiği halde bu kişiler hakkında soruşturma başlatılmasını sağlamak için asılsız ihbarda bulunarak bu kişilere iftira atıp, ev ve eklentileri ile araçlarında arama yapılmasına, Sait Y.’ın bir gün süre ile gözaltında tutulmasına neden olduğu, maktullerin öldürülmesi eyleminde tetiği kimin çektiğinin belirlenemediği ancak, izahı yapılan delillere göre, eyleme şüpheliler Şevket Ç., Gülçin Ç., Seyithan Ç., Ali T. ve İbrahim Ç.’ın aslen iştirak ettiklerinin değerlendirildiği ve şüpheliler hakkında kamu davası açılması için yeterli ve kuvvetli suç şüphesinin oluştuğu yukarıda yazılı olan delillerden anlaşılmakla;Şüphelilerin atılı suçlardan yargılamalarının yapılarak, eylemlerinin sabit görülmesi halinde yukarıda yazılı olan sevk maddeleri gereğince ayrı ayrı cezalandırılmalarına, şüpheli İbrahim Ç.’ın tutukluluk halinin devamına karar verilmesi kamu adına iddia ve talep olunur." Bingöl Ağır Ceza Mahkemesinde (Mahkeme) E.2008/192 sayılı dosya kapsamındaki yargılamada ilk duruşma 1/8/2008 tarihinde yapılmıştır. Duruşmada hazır olan tutuklu sanık ve diğer sanıklarla birlikte tanıkların dinlenmesine başlanılmış, dinlenemeyen tanıklar için talimat yazılmasına ve davetiye çıkartılmasına, tutuklu sanığın tutukluluk hâlinin devamına, duruşmanın 12/9/2008 tarihine bırakılmasına karar verilmiştir. Mahkemenin 10/10/2008 tarihli duruşmasında, "Bingöl İl Emniyet Müdürlüğüne müzekkere yazılarak Bingöl ilinde faaliyet gösteren T... iletişim Hizmetleri AŞ müşteri hizmetlerinden sorulmak sureti ile suç tarihi olan 2006 tarihi itibari ile T... Sim kartlardan diğer T... kontorlü hatlara yapılacak kontor transferlerinin hangi usulde yapıldığı, kontor transferi yapmak isteyen göndericinin kendi telefonundan ne gibi işlemler yapması gerektiği, kendisine kontor transferi yapılan alıcı konumundaki t... hat sahibine gelen kontorden haberi olması için herhangi bir mesaj gelip gelmediği, geliyor ise alıcının bu kontorleri kullanması için muhakak suretle ilgili kontor transfer edildiğine dair alıcıya ulaşan mesajı okumasının zorunlu olup olmadığı, kontor transfer işleminin gerçekleşmesi için alıcının herhangi bir işlem yapmasının gerekli olup olmadığı böylece suç tarihi itibari ile kendisine kontor transferi yapılmak istenen kişinin kontor transferini engeleme imkanının bulunup bulunmadığı hususlarının sorularak buna dair düzenlenecek tutanağın mahkememize gönderilmesinin istenilmesine" karar verilmiştir. Mahkemece bu konuda aynı gün Emniyet Müdürlüğüne müzekkere gönderilmiştir. 27/11/2008 tarihli duruşma tutanağında "Bingöl İl Emniyet Müdürlüğüne yazılan müzekkeremize ikmalen cevap verildiği ve T... müşteri hizmetlerinde çalışan bir personelin kontör transferi ile ilgili beyanının tespit edildiği görüldü okundu." bilgisi yer almaktadır. Duruşma tutanağında değinilen beyanın içeriğine ilişkin bir bilgi bulunmamaktadır. Duruşma tutanağından başvurucunun da duruşmada hazır bulunduğu anlaşılmaktadır. Mahkemenin 12/11/2008 tarihli duruşmasında, "mahkememizin 2008 tarihli celse 7 nolu ara kararında belirtildiği şekilde ve bu ara kararda istenilen hususları aydınlatacak şekilde bilgi verilmesi için T... GSM opetaratörüne müzekkere yazılmasına," karar verilmiştir. 22/1/2009 tarihli duruşma tutanağında, iletişim şirketine yazılan müzekkereye ikmalen cevap verildiğinin kayda geçildiği ve kayıtların başvurucunun huzurunda okunduğu anlaşılmaktadır. Duruşma tutanağına göre beyanı sorulan başvurucu, önceki beyanlarını tekrar ettiğini ifade etmiştir. 27/11/2008 tarihinde yapılan Duruşmada tutuklu sanık İbrahim Ç.nin, "üzerine atılı suçun niteliği, olay yerinde keşif yapılıp rapor alınmış olması, delilerin büyük oranda toplanmış ve ilgili GSM operatöründen de kontör transferine ilişkin bilginin mahkememize ulaşması, sanığın yaşı, tutuklu kaldığı süre, tutuklamanın bir tedbir olması dikkate alınarak" gerekçesiyle 500 TL güvence miktarını yatırması durumunda tahliyesine karar verilmiştir. 16/4/2010 tarihli duruşma tutanağında olaya ilişkin şu yönde yeni bir bilgi kayda geçirilmiştir:"Celse arasında katılan vekilinin 2010 tarihli dilekçesine ekli olarak ... TV de yayınlanan vicdanın sesi programının kaydının bulunduğu iki adet CD yi dosyaya ibraz ettiği, mahkememiz heyetince duruşma gününden evvel 2 adet CD nin incelendiği, bu CD lerin kayıt süresinin ortalama 5 saati bulduğu, CD lerdeki görüntülerin ... TV de yayınlanan vicdanın sesi programının 28 ve 29 Ocak 2010 tarihli görüntülerinin yer aldığı, katılan Zabıt Çintosunun programa katıldığı, programa telefon ile dosyamız sanıkları Seyithan Ç., İbrahim Ç., Ali T. ve Cindi Ç.'ın katıldıkları, ayrıca ismini vermeyen ve kimlik bilgileri olmayan bir kişinin de telefon ile programa katıldığı, yine sanık İbrahim in ağabeyi olan ve dosyamız kapsamında tanık olarak dinlenen Fettulah Ç.'ın da programa canlı olarak katıldığı, yine Rüştü B. isimli bir kişinin de programa telefon ile katıldığı ve bu kişilerin çeşitli beyanlarda bulundukları görüldü.Katılan Zab(i)t den soruldu; dosyaya ibraz edilen programa ben katıldım bu programa telefon ile katılan ve kimliğini açıklamak istemeyen bir kişi olay günü sanık İbrahimi kanlı elbiseleri ile halasının evine gidip üstünü değiştirdiğini beyan etmiştir, ancak bu kişiyiben araştırmalarıma rağmen sesinden tespit edemedim, ayrıca sanık İbrahimin anne ve babamı öldüren kişilerin içinde 1 numaralı sanık olduğunu düşünüyorum, olay yeri inceleme görüntü ve delilerinin tarafıma verilmesini istiyorum dedi," 16/9/2010 tarihli duruşma tutanağında olaya ilişkin şu yönde yeni bir bilgi kayda geçirilmiştir:"Bingöl İl Merkez Jandarma Komutanlığına yazılan müzekkeremize ikmalen cevap verildiği, mahkememizce gönderilen CD içeriğindeki sesin kime ait olduğu hususunun bu şekilde tespit edilmesinin mümkün olmadığı, ancak mukayesele elverişli ses kayıtları gönderilmesi halinde televizyonda konuşan kişinin sesinden kimlik tespitinin yapılabileceğinin bildirildiği,Bingöl Merkez İlçe Jandarma Komutanlığı tarafından mahkememize gönderilen 2010 ve 2010 tarihli tutanaklar üzerine tanık Hüseyin B.un beyanlarının ikamet ettiği adres belirtilmeksizin cep telefonundan aranmak sureti i(l)e alınması için Turgutlu Asliye Ceza Mahkemesine yazılan talimatımıza bila ikmal cevap verildiği, tanığın açılan telefonlara rağmen telefonlarına cevap vermediğinin bildirildiği görüldü." 23/12/2010 tarihli duruşma tutanağında Rüştü B. isimli kişinin tanık sıfatıyla alınan beyanında "Ben(im) maktullerin ölümüne ilişkin herhangi bir bilgim ve görgüm yoktur; sanık İbrahim Ç. benim kayınçomun oğludur yani benim eşim onun halası olur, olay tarihinde ve sonrasında ben sanık İbrahimi görmedim, sanık İbrahim bizim evimize gelmedi. ...kesinlikle olay dan sonra sanık İbrahimin bizim evimize gelerek kanlı elbiselerini evimde değiştirme durumu söz konusu olmamıştır, ... TV de yayınlanan vicdanın sesi programındaki kimliğini gizleyen kişinin buna dair beyanları doğru değildir, o programa ben de telefonla katılmıştım, olayın olduğu gece ben Kığı ilçesinde idim, evde değildim, yeğenlerimin evinde kalmıştım, eşim Sakine de benimle birlikte Kığı da idi." dediği, Sakine B. isimli kişinin tanık sıfatıyla alınan beyanında "Olay tarihinde ben eşim ile birlikte Nacarlı köyünde yeğenim Enver in evinde idik, bizim Büyükbaş köyündeki evimizde kimse yoktu, bu sebeple yeğenim İbrahimin olaydan sonra benim evime gelip üzerini değiştirmesi hususu iftiradır, böyle bir şey olmamıştır, ayrıca benim 3 tane çocuğum vardır onlarda olay gecesi Büyükbaş köyündeki nenesinin evine gitmişlerdi." dediği kayda geçirilmiştir. Mahkemece, suça konu maktullerin evinin bulunduğu konum ile sanık Gülçin Ç.nin evinin bulunduğu konumun tespiti, maktullerin öldürüldükleri ve cesetlerinin bulunduğu yerlerin tespiti ve bu yerlerin birbirine olan mesafe ve konumlarının tespiti amacıyla olay yerinde 31/10/2008 tarihinde keşif yapılmıştır. Yargılama esnasında mahkemece, maktule Cemile Çintosun'un vücudundan çıkan bir adet plastik tapa incelenmesi için Diyarbakır Kriminal Polis Laboratuvarına gönderilmiş, alınan 14/1/2009 tarihli raporda plastik tapa üzerinde atıldığı silaha ait karakteristik nitelikte izler oluşmaması nedeniyle teşhis niteliğinin bulunmadığı ve bu nedenle hangi silahtan çıktığının tespitinin mümkün olmadığı bildirilmiştir. Başvurucunun kovuşturma sırasında alınan ifadesi Mahkeme kararında şöyle özetlenmiştir:"Ben bu konuda daha önce ifade vermiştim ifadelerimi tekrar ediyorum, sanıklardan şikâyetçiyim, annem ve babamın öldürülmesi olayı basit bir su meselesi değildir çünkü aynı köyde uzun yıllardır yaşamaktadırlar su meselesi olsa idi daha önceki zamanlarda aynı şey olabilir di ancak su meselesinden kaynaklanmamıştır davaya katılmak istiyorum tüm sanıkların cezalandırılmasını istiyorum(.)Muhtar sanık Cindi nin olayı öğrenmesine rağmen benim cep telefonumun numarası muhtarda olmasına karşılık ben olayı 2006 günü akşam 00 a doğru oğlumun Bingölden araması üzerine öğrendim muhtar Cindiyi aradım ben sadece önce babamın ölümünü oğlumdan öğrendim daha sonra muhtar bana annemin de öldürüldüğünü telefonla bildirdi, bu nedenle muhtardan da şikâyetçiyim, müdahil olmak istiyorum müdahiliğime karar verilsin " şeklinde beyanda bulunmuştur." İlk Derece Mahkemesine göre "Ç." ailesi soruşturmanın kendi üzerlerinden yürütüldüğünü bilmeleri sebebiyle suçlamaları kendi üzerlerinden atmak için ilk etapta aralarında kız kaçırma meselesi sebebiyle husumet olan Sait Y., Mustafa Y. ve Burhan ile Orhan U.nun üzerine suçu atmaya çalışmışlardır. Tanıklar Ramazan Ç., Lütfiye Ç., Meryem Ç. ve Şevket Ç. Jandarmaya verdikleri beyanlarında kardeşleri Telli Ç.'ın Mustafa Y.nin oğlu Mehmet Latif Y. tarafından kaçırılması sebebiyle bu şahısların kendilerini iki kez ev telefonundan arayarak "Sen benim oğlumun, gelinimin, kızımın, çocuklarının yuvasını yıktın, ben de senin ve çocuklarının yuvasını dağıtacağım, nasıl Cemile ve Zülfi Çintosun'u öldürüp senin üstüne attıysak, seni de öldürüp Zülfi Çintosun'un çocuklarının üzerine atacağız." demek suretiyle tehdit ettiklerini beyan etmişlerdir. Mahkemeye göre bu aşamadan sonra sanık Gülçin Ç. jandarma ve savcılık beyanlarında geçmediği hâlde sonraki aşamalarda verdiği beyanlarında olay günü sanık İbrahim Ç.yi maktule Cemile ile birlikte gördüğünü beyan ettiği anlaşılmış, sanık Gülçin'in kayınvalidesi olan Lütfiye Ç.nin da yargılama boyunca aşamalarda alınan hiç bir beyanında bu hususa değinmediği hâlde Mahkemeye verdiği 28/4/2010 tarihli dilekçesi ile olay günü sanık İbrahim'i maktule Cemile'nin evinin önünde su arkının başında gördüğünü beyan etmiş, dolayısıyla "Ç." ailesinin bu sefer de suçlamaları kendi üzerlerinden atmak için sanık İbrahim'e yönelmiş oldukları değerlendirilmiştir. Bingöl Ağır Ceza Mahkemesi, yapılan tüm bu tespitler sonrasında nihai kararında olayın meydana geliş şekli ve olası sanıklara ilişkin kabulünü şu şekilde özetlemiştir:" 2009 günü maktül Zülfi Çintosun'un tanık Hacı S.'in evine iftara gittiği, maktül Cemile'nin ise evde kaldığı, maktül Cemile'nin evdeyken yakın atış mesafesinden av tüfeği ile vurulurak öldürüldüğü ve yatağa yatırılarak üzerine battaniye örtüldüğü ve evde bulunan maktül Zülfi'ye ait av tüfeği ile kütüklüğün alınarak evin kapısının dışarıdan asma kilitle kilitlendiği, maktül Zülfi'nin ise Hacı S.'in evinden dönüşte stabilize yol üzerinde yürürken uzak atış mesafesinden vurulduğu ve yaklaşık 100 metre sürüklenerek eski bir kömün olduğu yere getirildiği ve burada bulunan büyük taşların maktülün üzerine atılması ile cesedinin gizlendiği, olayın ertesi gün saat 16:00 sıralarında iki çocuğun yol üzerinde bulunan kan izlerini görmesi neticesinde ortaya çıktığı, ilk etapta maktül Zülfi'nin cesedinin bulunduğu sonrasında ise bilgisi olabileceği değerlendirilerek eşi olan Cemile ile konuşmak için evine gidildiği ancak evin kapısının kilitli olması sebebiyle bu kilidin kırıldığı ve maktül Cemile'nin cesedine ulaşıldığı anlaşılmıştır.Maddi oluş şekli kısaca bu şekilde meydana gelen somut olayda, olay tarihinde Balıkesir ilinde çalışmakta olan sanık Seyihtan, eşi olan sanık Gülçin ve Gülçin ile aralarında aşk dedikoduları olduğu söylenen sanık Ali, sanık Seyihtan'ın babası sanık Şevket ve olay sonrası maktülün cep telefonundan kendi telefonuna 70 kontör tranfer edilen sanık İbrahim hakkında maktüller Zülfi ve Cemile'yi iştirak halinde öldürdükleri iddiası ile mahkememizde kamu davası açılmıştır." Mahkemenin 27/2/2012 tarihli duruşmasında, iddia makamının, esas hakkında alınan mütaalasında, sanıkların "üzerine atılı suçu işlediğine dair mahkumiyetine yetecek her türlü şüpheden uzak, yeterli kesin ve inandırıcı delil elde edilemediğinden CMK'nın 223/2-e maddesi gereğince beraatine," karar verilmesi yönünde görüş sunduğu, mahkemenin sanık ve katılan müdafilerine ek süre verilmesine karar verdiği anlaşılmıştır. 15/3/2012 tarihinde yapılan ve son duruşmada, sanıkların müsnet suçları işlediklerine dair her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı yeterli delil elde edilemediğinden, suçların sanıklar tarafından işlendiğinin sabit olmaması nedeni ile sanıkların ayrı ayrı beraatlerine, kasten öldürülme olayının gerçek faillerinin bulunması için gereğinin takdir ve ifası yapılmak üzere Bingöl Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunulmasına karar verilmiştir. Bingöl Ağır Ceza Mahkemesinin 15/3/2012 tarihli ve E.2008/192, K.2012/52 sayılı (iddia ve savunmaya ilişkin beyanlar, çok sayıda tanık beyanı dâhil tüm deliller, delillerin değerlendirilmesi ve mahkemenin kabulü ve hüküm bölümlerine ayrıntılı olarak yer verilen 49 sayfalık)gerekçeli kararının sanıklara ilişkin değerlendirmeler yapılarak ulaşılan nihai kanaati gösterir kısmı şöyledir:"... sanık Seyithan'ın telefonlarının dinlendiğinden polis memuru vasıtasıyla haberi olduğu ancak 2006 tarihinden önce yaptığı telefon görüşmelerinde bu durumdan haberi olup olmadığının tespit edilemediği dolayısıyla 2006 tarihinden önce yaptığı telefon görüşmelerinde telefonunun dinlenildiğini bilmediğinin kabulünün gerekeceği bu telefon görüşmelerinin ise sanık aleyhine hususlar içermedikleri anlaşılmış olup, sanığın aleyhine beyanda bulunan tanık Ali Ç.'nın beyanlarının da yargılama aşamasında dinlenilen tanıklar Fetullah Ç., Halim Ç. ve Murat Ç. tarafından doğrulanmamış sebebiyle bu sanığın üzerine atılı suçu işlediği yönünde mahkememizde ciddi şüphe oluşmuştur.Yine sanık Gülçin hakkında maktüle Cemile'nin kendisini sanık Ali T. ile uygunsuz vaziyette gördüğü ve bunun dedikodusunu yaptığından bahisle öldürdüğü iddiası ile kamu davası açılmışsa da, mahkememiz tarafından 2008 günü olay mahalinde yapılan keşifte sanık Gülçin Ç.'ın evinden silah sesinin gelip gelmediğinin tespiti amacıyla mahkeme heyetince sanık Gülçin Ç.'ın evinde beklenilerek maktül Cemile Çintosun'un ölü olarak bulunduğu oda içerisinden tüfekle 4 el atış yaptırılmış, bu atışlardan iki adedinin odanın kapısı açık iken diğer ikisinin ise kapısı kapalı iken yaptırılması neticesinde, kapı kapalı iken yapılan 2 adet atışta sanık Gülçin Ç.'ın evinde herhangi bir av tüfeği sesinin duyulmadığının, üçüncü ve dördüncü atışlarda ise ancak çok dikkatli dinleme neticesinde bir patlama sesinin duyulduğunun ancak bu sesin tüfekle patlama sesi olup olmadığının ayırt edilemediğinin, netice olarak sanık Gülçin Ç.'ın evinde iken maktül Cemile'nin ölü olarak bulunduğu odadan kapı açık iken av tüfeği ile yapılan atış sesinin duyulmasının pek olanaklı olmadığının kanaatine varıldığı anlaşılmıştır. Her ne kadar sanık Gülçin hakkında mahkememizde bu nedene dayalı olarak kasten iki kişiyi öldürme suçundan kamu davası açılmışsa da, yargılama sürecinde toplanan tüm delillerden hiç birinin bu sanığın atılı suçu işlediğine dair delil ve emare teşkil etmemesi, ayrıca maktül Cemile öldürüldüğünde bu sanığın silah sesini duymamış olduğuna ilişkin savunmasının mahkememizce yapılan keşif sonucunda da anlaşıldığı ve bu nedenle savunmalarının aksinin kanıtlanamadığı, Ç. ailesinin bütün yargılama süreci boyunca suçu başkalarının üzerine atma çabalarının ise tek başına bu suçu Ç. ailesinden olan sanıklar Gülçin, Şevket ve Seyihtan tarafından işlendiğine dair delil teşkil etmeyeceği kaldı ki bu yönde gösterilen çabanın, hakkında kasten iki kişiyi öldürme suçlaması bulunan herkes tarafından da yapılabileceğinin hayatın olağan akışına uygun düştüğü hususları bir bütün olarak değerlendirildiğinde bu sanığın savunmalarının aksine delil bulunamaması sebebiyle üzerine atılı suçu işlediği yönünde mahkememizde ciddi anlamda şüphe oluşmuştur.Yine sanık Gülçin hakkında mahkememizde olaydan bir ay kadar önce maktul Cemile Çintosun’u maktule ait evin çatısında boğarak öldürmeye kalkıştığı, Lütfiye Ç.’ın araya girmesi nedeniyle sanığın eylemini tamamlayamadığı bu nedenle kasten adam öldürmeye teşebbüs ettiği iddiası ile cezalandırılması için mahkememizde kamu davası açılmışsa da; sözü edilen olayın tek görgü tanığı olan Lütfiye'nin bu olayı doğrulamaması ayrıca sanık Gülçin'in de bu hususu kabul etmemesi sanık aleyhindeki delillerin maktüllerin ölmeden önce başkalarına bu olay ile ilgili yaptıkları söylemler ile evin çatısında bulunan direkten alınan maktüle Cemile'ye ait kan örneği olduğu, dinlenilen tanıkların beyanlarının duyuma dayalı olduğu doğru söyleyip söylemediklerinin tespit edilemediği, ayrıca sözü edilen olay sebebiyle maktüle Cemile'nin ölmeden önce sanık hakkında şikâyetçi olmadığı tüm bu hususlar bir bütün olarak değerlendirildiğinde salt duyuma dayalı ve doğru olup olmadıkları bilinemeyen tanık beyanlarına dayanarak sanık Gülçin hakkında kasten öldürme suçundan ceza tayin etmenin hukuka ve hakkaniye aykırı olacağı sonucuna varılmış, direkten alınan maktüle Cemile'ye ait kan örneğinin ise bu olay sebebiyle mi yoksa başka bir olay sebebi ile mi meydana geldiği şüphe de kalmıştır. Dolayısıyla sanık hakkındaki atılı bu suç dolayısıyla mahkememizde oluşan şüphenin 'şüpheden sanık yararlanır' ilkesi uyarınca sanık lehine değerlendirilmesi gerektiği sonuç ve kanaatine varılmıştır.Her ne kadar aynı iddia ile sanık Ali T. hakkında da mahkememizde kamu davası açılmışsa da mahkememiz tarafından yargılama esnasında alınan bilirkişi raporunda olay tarihinde sanık Ali T.'ın kullandığı *********** numaralı telefona ait HTS raporlarının incelenmesi neticesinde; Ali T.'ın telefonunun olay tarihinde Dicle Hani Köy Dicle Diyarbakır bazında sinyal aldığı tespit edilmiş olup, bu sanığın olayın meydana geldiği akşam Bingöl Sancak Beldesi Küçükbaş Köyünde bulunmadığı anlaşılmıştır. Ayrıca bu sanığın olay akşamı Diyarbakır Dicle Arı köyünde bulunan kendi evinde olduğu dinlenilen tanık beyanları ile de sabit olmuştur. Dolayısıyla bu sanığın da üzerine atılı suçu işlediği yönünde mahkememizde ciddi şüpheler oluşmuştur.Sanık Şevket Ç. hakkında da, bu sanığın maktülleri aralarında yıllardır süregelen su uyuşmazlıklarından kaynaklanan husumet sebebiyle öldürdüğü iddiası ile kamu davası açılmışsa da, yapılan yargılama neticesinde bu sanığın savunmalarının aksine bu suçu işlediğine dair her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı somut delil elde edilememiş bu sanığın da üzerine atılı suçu işlediği yönünde mahkememizde ciddi şüpheler oluşmuştur.Yukarıda bahsi geçen Telekomünikasyon İletişim Kurumu Başkanlığının 2007 yazısına dayanılarak olay gecesi maktul Zülfü Çintosun’a ait olan ve olaydan sonra kaybolan içinde *** *** **** numaralı simkart bulunan cep telefonundan *** *** **** numaralı cep telefonuna 70 kontör transfer edildiği bu numaranın ise olayın meydana geldiği tarihte 15 yaşında olan sanık İbrahim Ç. tarafından kullanıldığı ayrıca sanık Gülçin Ç.'ın olay günü sanık İbrahim'i maktül Cemile ile birlikte maktülün evinin yan tarafındaki çeşmede konuşurlarken gördüğünü beyan etmesi üzerine sanık İbrahim hakkında iki kişiyi kasten öldürme suçundan mahkememizde kamu davası açılmıştır. Sanık İbrahim aşamalarda alınan savunmalarında üzerine atılı suçlamaları kabul etmemiş, maktülün cep telefonundan kendi cep telefonuna nasıl kontör geldiğini bilmediğini, gelen kontörü de fark etmediğini, olayın meydana geldiği günden 4 gün sonra başlık parası biriktirmek için çalışmak amacıyla İstanbul'a gittiğini beyan etmiştir. Mahkememizin 2008 tarihli duruşmasında maktül Zülfi Çintosun'a ait cep telefonu hattından sanık İbrahim Ç.'ın kullandığı cep telefonu hattına kontör transferi ile ilgili olarak teknik bilirkişi Cemal A. tanık olarak dinlenilmiş ve tanık beyanında kontör transferinin nasıl yapıldığına ilişkin detaylı bilgi vererek alıcıya göndericinin numarası ve kontör miktarı bilgisinin mesaj yoluyla geldiği, alıcının hattına bu transferin gerçekleşmesi için alıcının onaylamasının gerekli olmadığını beyan etmiştir. Her ne kadar bu tanık beyanında alıcının bunu bilmemesinin ve görmemesinin mümkün olmadığını söylemişse de, bunun tamamıyla tahmine dayalı bir yorum olduğu, tanığın kendi düşüncesinden ibaret bu yorumuna dayanılarak sanık İbrahim'in gelen kontörden haberi olduğunu hatta bu kontörü kendisinin transfer ettiğini söylemek mümkün olmayacaktır. Zira iki kişiyi öldürmüş olan bir kişinin şüpheleri kendi üzerine çekecek şekilde ölenin cep telefonundan kendi cep telefonuna kontör transfer etmesi hayatın olağan akışına ters düşmekte olup suçu işleyen gerçek failler tarafından da, suçun suç tarihinde 15 yaşında olan sanığın üzerinde kalması için yapılan bir komplo olabileceği ihtimalinin mevcut olduğunun da gözetilmesi gerekir. Dolayısıyla böylesine nitelikli bir cinayeti tek başına işlemesi mümkün olmayan sanığın tüm dosya kapsamında savunmalarının aksine cezalandırılmasına yeterli delil bulunamamıştır.Sanık Gülçin Ç.'ın sanık İbrahim aleyhine verdiği beyanlarının bir değerlendirmesi yapıldığında ise, sanık Gülçin'in jandarma ve savcılık beyanlarında olay günü sanık İbrahim'i maktülün yanında gördüğünü beyan etmemiş oluşu ancak sanığın cep telefonuna maktülün cep telefonundan kontör transferi yapıldığının anlaşılmasından sonra sanık Gülçin'in bu hususa kendi beyanlarında değinmesi ayrıca yine sanık Gülçin'in kayınvalidesi olan Lütfiye Ç.'ın da yargılama boyunca aşamalarda alınan hiç bir beyanın da bu hususa değinmediği halde mahkememize verdiği 2010 tarihli dilekçesi ile olay günü sanık İbrahim'i maktül Cemile'nin evinin önünde su arkının başında gördüğünü beyan etmesi hususları bir bütün olarak değerlendirildiğinde bu kişilerin bu beyanlarının kendilerini suçtan kurtarmaya yönelik çabalarından kaynaklandığı hatta bu durum teknik takip esnasında sanık Gülçin'in eşi Seyithan ile Rıfat arasındaki telefon konuşmalarına da yansıdığı dolayısıyla olay günü sanık İbrahim'in maktül Cemile'nin yanında olduğunun şüphede kaldığı anlaşılmış olup bir an için sanık İbrahim'in maktülün olay günü yanında olduğu kabul edilecek dahi olsa bu hususun tek başına sanığı atılı suçlardan cezalandırmaya yetmeyeceği sonuç ve kanaatine varılmıştır.Yargılama esnasında çok sayıda kişinin tanık olarak ifadelerine başvurulmuştur. Tanık yargılamanın tarafı olmayan ve beş duyusuyla elde ettiği bilgileri mahkemenin evrelerinde anlatan kişidir. Tanığın açıklamaları bir ispat aracıdır. Bu açıklamalar sunulmuş olduğu sübut konusunda karar vermeye yetkili makam tarafından, o safha için gerekli olan ölçüde, maddi gerçeği gösterdiğine kanaat getirilirse artık 'delil' niteliğini kazanacaktır. Bir tanığın anlatımının değerlendirilmesinde davanın tarafı ile olan hısımlığı, dayanışma duygusu, bulunduğu ortam, kültür yapısı, mesleği, yaşı, akli durumu gibi doğal ve ruhsal etkenlerin, ayrıca tanığın karakteri, ahlaki, geçmiş halleri, fikir yapısı, tutku ve heyecanları, eğilimlerinin gözetilmesi gerekir. Tanık sanığa karşı duyduğu kin ve nefret ya da merhamet ve sempati ile gerçeği saptırabileceği gibi şüpheli veya sanığın veya yakınlarının kendisine karşı kötü bir davranışta bulunacağı korkusuyla gerçekleri saklama yolunu seçebilir. Özellikle küçük yerleşim birimlerinde köylerde tanıklar her an bir arada bulunduklarından birbirlerini telkin altında bırakabilirler. (Ali Parlar, Muzaffer Hatipoğlu, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu Yorumu, Cilt, sf.269 vd.) Bu açıklamalar ışığında dosya kapsamında bulunan tüm tanık beyanları bir bütün olarak değerlendirildiğinde, bu tanıkların hiç birinin beyanının atılı suç yönünden görgüye dayalı beyan olmadığı ve dinlenilen tanıkların davanın tarafları ile aralarında bulunan hısımlık sebebiyle bir nevi dayanışma duygusu içinde taraflı olarak beyanda bulunmuş oldukları, olayın gerçekleştiği yerin küçük bir köy olduğu da gözetilerek tanıkların birbirlerini telkin altında bıraktıkları gibi davanın taraflarınca da baskı altında kalmış oldukları anlaşılmış olup, mahkememizce somut olayda maddi gerçeği gösterememeleri sebebiyle bu beyanlara delil olarak itibar edilememiştir. Tüm bu açıklamalardan sonra her ne kadar sanıklar Gülçin, Ali, Seyithan, Şevket ve İbrahim hakkında maktüller Zülfi ve Cemile Çintosun'u iştirak halinde öldürdükleri iddiası ile kamu davası açılmışsa da; bu sanıkların atılı eylemleri gerçekleştirip gerçekleşmedikleri yönünde mahkememizde ciddi anlamda şüphe uyanmış olup; Ceza Yargılamasında sanık hakkında mahkumiyet kararı verilebilmesi için sanığın üzerine atılı suçu işlediğinin sabit olması gerektiği, bu durumun ceza yargılamasının temel prensibi olan “şüpheden sanık yararlanır” ilkesinin tabii bir sonucu olduğu, bu ilkenin kabul edilmesinin sebebinin bir suçlunun cezasız kalmasının, bir suçsuzun mahkum olmasına tercih edilmesi olduğu, temel amacı hiçbir duraksamaya yer vermeden maddi gerçeğin ortaya çıkarılması olan Ceza Yargılamasında kuşkunun bulunduğu yerde mahkumiyet kararı verilemeyeceği anlaşılmakla sanıkların üzerlerine atılı suçlarıişlediğine dair her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı somut başkaca bir delilede ulaşılamadığından sanıklar hakkında mahkememizde açılan kamu davalarında CMK.nun 223/2-e maddesi gereğince ayrı ayrı beraat kararı vermek gerekmiştir.Her ne kadar sanık Cindi Ç. hakkında sanık Gülçin'in maktüle Cemile'nin boğazını sıkmasından sonra maktüller Zülfi ve Cemile'nin köy muhtarı olan sanığa giderek, durumu bildirdikleri sanığın ise görevi sebebiyle öğrendiği bu suçu yetkili makamlara bildirmediği bu nedenle atılı suçtan cezalandırılması için mahkememizde kamu davası açılmışsa da; sanık Gülçin'in maktüle Cemile'nin boğazını sıkıp sıkmadığının tüm dosya kapsamından sabit olmadığı, bu nedenle gerçekleşip gerçekleşmediği şüphe de kalan bir olay sebebiyle sanığın üzerine atılı suçu işlediğini kabul etmenin mahkememiz kararında kendi içinde çelişkiye sebebiyet vereceği kaldı ki sanığın aşamalarda alınan savunmalarında üzerine atılı suçu kabul etmediği anlaşılmış olup, sanık hakkında üzerine atılı bu suçu işlediğine dair her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı somut başkaca bir delile de ulaşılamaması sebebiyle CMK.nun 223/2-e maddesi gereğince beraat kararı verilmiştir.Sanık Erkan B. ise soruşturma aşamasında Jandarmayı arayarak kimliğini açıklamadan maktüller Zülfi ve Cemile'yi Resul , Sait Y. ve Mehmet U.'un öldürdüklerini beyan etmiş, yapılan soruşturma neticesinde Sait Y. 1 gün gözaltında kalmış ve sonrasında Genç Cumhuriyet Başsavcılığınca şüpheliler hakkında takipsizlik kararı verilmiştir. Sanık hakkında mahkememizde yürütülen iftira suçundan yapılan kamu davasında müştekiler Resul , Sait Y. ve Mehmet U.'un beyanlarının alınmamış olduğu anlaşılmış olup bu eksikliğin tamamlanılmasının beklenilmesinin yargılamayı uzatacağı, kaldı ki bu suç ile diğer sanıkların işledikleri suçlar arasında birlikte görülmelerinin ve birlikte karara bağlanmalarını gerektirir hukuki ve fiili bir bağlantının bulunmadığı sonuç ve kanaatine varılmış ve sanık Erkan hakkında kamu davasının CMK'nun maddesi gereğince bu dava dosyamızdan ayrılarak mahkememizin başka bir esasına kaydına karar verilerek aşağıdaki gibi hüküm kurulmuştur." Yapılan yargılama sonunda sanıkların beraat etmesi nedeniyle Mahkemece maktullerin öldürülmeleri olayının gerçek faillelerinin bulunması için Bingöl Cumhuriyet Başsavcılığına 16/3/2012 tarihinde suç duyurusunda bulunulmuştur. Cumhuriyet Başsavcılığı, Mahkemenin E.2008/192 sayılı dosyasının kesinleşmediğinden bahisle kovuşturmaya yer olmadığına (KYO) karar vermiştir. Bingöl Ağır Ceza Mahkemesinin 15/3/2012 tarihli ve E.2008/192, K.2012/52 sayılı kararı başvurucu vekili tarafından temyiz edilmiştir. Yargıtay Ceza Dairesi 26/9/2013 tarihli ve E.2013/2640, K.2013/5259 sayılı ilamıyla "...elde edilen delillerin hükümlülüğe yeter nitelik ve derecede bulunmadığı gerekçeleri gösterilerek mahkemece kabul ve takdir kılınmış olduğundan, katılan vekilinin sübuta ve delillerin hatalı takdir edildiğine yönelen ve yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle..." gerekçesine dayanarak kararın onanmasına karar vermiştir. Başvurucu, onama kararından 13/1/2014 tarihinde haberi olduğunu beyan ederek 7/2/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. UYAP üzerinden Derece Mahkemesinin dosyasının incelenmesinden, Mahkeme tarafından 27/11/2013 tarihinde Cumhuriyet Başsavcılığına E.2008/192 sayılı dosyanın kesinleştiğinden bahisle yeniden suç duyurusunda bulunulmuştur. Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından olay hakkında yürütülmekte olan herhangi bir soruşturma olup olmadığı konusunda bilgi bulunmamaktadır. Anayasa Mahkemesi Bölümler Başraportörlüğünün 30/5/2016 tarihli ve 2014/1741 sayılı yazısı ile suç duyurusuna konu olay hakkında, suç duyurusu üzerine ya da resen Cumhuriyet Başsavcılığınca açılmış bulunan bir soruşturma varsa bu soruşturmaya ilişkin bilgi ve belgelerin onaylı suretlerinin gönderilmesi talep edilmiştir. Cumhuriyet Başsavcılığının cevabi yazısı ve eki belgelerden, suç duyurusu sonrasında olay hakkında yeni bir soruşturma dosyası açıldığı ve soruşturma kapsamında 17/12/2013 tarihli ve 2013/4630 sayılı "daimî arama kararı" verildiği anlaşılmıştır.B. İlgili Hukuk 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:"(1) Duruşmanın sona erdiği açıklandıktan sonra hüküm verilir. Beraat, ceza verilmesine yer olmadığı, mahkûmiyet, güvenlik tedbirine hükmedilmesi, davanın reddi ve düşmesi kararı, hükümdür.(2) Beraat kararı; a) Yüklenen fiilin kanunda suç olarak tanımlanmamış olması,b) Yüklenen suçun sanık tarafından işlenmediğinin sabit olması,c) Yüklenen suç açısından failin kast veya taksirinin bulunmaması,d)Yüklenen suçun sanık tarafından işlenmesine rağmen, olayda bir hukuka uygunluk nedeninin bulunması,e) Yüklenen suçun sanık tarafından işlendiğinin sabit olmaması,Hallerinde verilir." Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun soruşturma usul ve esaslarına ilişkin 18/10/2011 tarihli Genelge'sinin ilgili bölümü şöyledir:“… Faili meçhul olay ve cinayetlerin soruşturulmasında,...g) Soruşturma evraklarının ilgili Cumhuriyet savcısı tarafından sık sık gözden geçirilmesi, ancak sadece soruşturma evrakının en üstündeki müzekkereye cevap verilmiş olup olmadığı ile yetinilmeyerek içeriği itibarıyla başkaca eksik kalmış bir husus varsa onun da tamamlanması için gerekli yazının yazılması, sonucunun uygun aralıklarla takip edilmesi,”