Başvuru, yıkım kararının iptali istemiyle açılan davada makul sürede yargılamanın tamamlanmaması nedeniyle adil yargılanma hakkının; mülkün uzun süre yıkım tehdidi altında kalması nedeniyle de mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
Başvuru, yıkım kararının iptali istemiyle açılan davada makul sürede yargılamanın tamamlanmaması nedeniyle adil yargılanma hakkının; mülkün uzun süre yıkım tehdidi altında kalması nedeniyle de mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Başvuru 11/7/2017 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir: Başvurucu Ankara ili Yenimahalle ilçesi sınırları içinde bulunan taşınmazın malikidir. Taşınmazın, tarımsal tesis olarak planlanmasına karşın ofis şeklinde inşa edilmesi nedeniyle Yenimahalle Belediye Encümeni 4/5/2006 tarihinde yapının yıkımı ve başvurucuya idari para cezası verilmesi yönünde karar almıştır. İşlemin iptali istemiyle açılan davada Ankara İdare Mahkemesi (Mahkeme) 31/1/2008 tarihli kararı ile davayı reddetmiştir. Ret gerekçesinde öncelikle idari para cezasına karşı adli yargı kolunda dava açıldığı, verilen kararın kesinleştiği vurgulanarak idari para cezası yönünden davanın incelenemeyeceği ifade edilmiştir. Yıkım kararı yönünden ise özetle bilirkişi raporu uyarınca yapının konut ve sera binası olarak belirlendiği ancak taahhüt edilen koşullara ve alınan izinlere uygun inşa edilmediğinin anlaşıldığı belirtilmiştir. Danıştay Altıncı Dairesi 8/10/2008 tarihli kararı ile ret hükmünü onamıştır. Bu yargı süreci devam ederken taşınmazın bulunduğu bölgede yapılan imar planı değişiklikleri sonucunda ilgili alan Temakent Kentsel Dönüşüm ve Toplu Konut Alanı olarak belirlenmiş ve bunun üzerine başvurucu 2009 yılında yeniden yapı ruhsatı ve iskân izni talebinde bulunmuştur. Karar düzeltme aşamasında Danıştay Ondördüncü Dairesi 10/10/2011 tarihli kararı ile yıkım işlemi yönünden yapılaşma koşulları ve parsellerin kullanım alanlarına ilişkin olarak eksik inceleme ile karar verildiği gerekçesiyle hükmü bozmuştur. Mahkeme bozma kararına uyarak gereken incelemeleri davalı idareden bilgi ve belge temin etmek suretiyle yapmış ve yapının bu incelemeler sonucunda da ruhsata aykırı olduğunu tespit ederek 31/1/2013 tarihli kararıyla davayı reddetmiştir. Bu arada başvurucunun ruhsat talebi sonuçlandırılmış ve 6/5/2013 tarihli yapı ruhsatı ile 19/2/2014 tarihli yapı kullanma izin belgesi düzenlenmiştir. Danıştay Ondördüncü Dairesi 16/9/2014 tarihli kararı ile ret hükmünü onamıştır. Karar düzeltme aşamasında ise 24/12/2015 tarihli kararla, taşınmaz için düzenlenmiş olan yapı ruhsatı ve yapı kullanma izin belgesinin dosyaya sunulduğu ifade edilerek uyuşmazlık hakkında karar verilmesine yer olmadığı kararı verilmesi gerektiği gerekçesiyle ret hükmü bozulmuştur. Mahkeme 13/1/2017 tarihli kararı ile yapı kullanma izni alınmış olan yapının yıkımına imkân kalmadığını ifade ederek konusu kalmayan dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına hükmetmiştir. Başvurucu hükmü 19/6/2017 tarihinde tebellüğ etmesinin ardından 11/7/2017 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi şöyledir: " İdari dava türleri şunlardır:...b) İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları " Anayasa'nın maddesinin son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu belirtilmiştir. Bu hüküm Türk hukukunda idarenin mali sorumluluğunun anayasal temelini oluşturmaktadır. İdarenin kamu hukukundan kaynaklanan mali sorumluluğunun Anayasa'nın maddesinin son fıkrası haricinde bir yasal dayanağı bulunmamaktadır. Özel hukuktan farklı olarak -somut bazı konuları düzenleyen birkaç istisna dışında- idarenin idari nitelikteki işlem ve eylemlerinden doğan zararlara ilişkin mali sorumluluğunu düzenleyen genel bir kanun hükmü yoktur. İdarenin kamu hukuku alanından kaynaklanan mali sorumluluğunun çerçevesi ile hüküm ve esasları, Anayasa'nın anılan hükmünden yola çıkılmak suretiyle Danıştay içtihatlarıyla belirlenmiştir. Danıştay içtihatlarına göre idarenin mali sorumluluğu, kusur sorumluluğu ve kusursuz sorumluluk şeklinde ikiye ayrılmakta; kusursuz sorumluluk da dayandığı sebebe göre tehlikeli faaliyetler, mesleki risk, sosyal risk ve fedakârlığın denkleştirilmesi biçiminde tasnif edilmektedir. Kusur sorumluluğunda idarenin kusurlu bulunması (hizmet kusuru) sorumluluğun temel şartı iken kusursuz sorumluluk hâllerinde idarenin kusuru bulunmasa dahi idarenin mali sorumluluğu söz konusu olabilmektedir (Recep Tarhan ve Afife Tarhan, B. No: 2014/1546, 2/2/2017, §§ 28, 29, 30).