8. Ceza Dairesi 2024/15514 E. , 2024/3788 K. MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2022/3729 E., 2022/4052 K. SUÇ : Genel güvenliğin taksirle tehlikeye sokulması HÜKÜM : Beraat İTİRAZA KONU KARAR : Onama İTİRAZ EDEN : Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı Yargıtay 8. Ceza Dairesinin, 25.01.2024 tarihli ve 2023/3598 Esas, 2024/806 sayılı kararına karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 22.02.2024 tarihli ve KD - 2023/26076 sayılı itirazı üzerine yapılan inceleme neticesinde; 5271 say…
**8. Ceza Dairesi 2024/15514 E. , 2024/3788 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2022/3729 E., 2022/4052 K. SUÇ : Genel güvenliğin taksirle tehlikeye sokulması HÜKÜM : Beraat İTİRAZA KONU KARAR : Onama İTİRAZ EDEN : Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı Yargıtay 8. Ceza Dairesinin, 25.01.2024 tarihli ve 2023/3598 Esas, 2024/806 sayılı kararına karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 22.02.2024 tarihli ve KD - 2023/26076 sayılı itirazı üzerine yapılan inceleme neticesinde; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun’un) 308 inci maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesi uyarınca yapılan itiraz başvurusu üzerine dava dosyası, aynı Kanun’un 308 inci maddesinin ikinci fıkrası gereği Dairemize gönderilmekle, gereği düşünüldü: I. İTİRAZ SEBEPLERİ Cumhuriyet savcısının temyiz başvurusunun hüküm tarihindeki yasal düzenlemeler itibarıyla 5271 sayılı Kanun'un 286 ncı maddesinin ikinci fıkrasının (d) bendi ve aynı Kanun'un 298 inci maddesi uyarınca reddine karar verilmesi talebine ilişkindir. II. GEREKÇE Sanığın üzerine atılı genel güvenliğin taksirle tehlikeye sokulması suçunun düzenlendiği 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 171 nci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde " Taksirle yangına neden olan kişi fiilin başkalarının hayatı, sağlığı veya malvarlığı bakımından tehlikeli olması halinde üç aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır" hükmüne yer verilmiştir. 5271 sayılı Kanun'un Temyiz kenar başlıklı 286 ncı maddesinin birinci fıkrasında kural olarak bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin bozma dışında kalan hükümlerinin temyiz edilebileceği düzenlenmiş olup, temyiz edilemeyecek hükümlere ilişkin istisnalara yer verilen aynı maddenin ikinci fıkrasının, Anayasa Mahkemesinin 27.12.2018 tarihli 2018/71 Esas, 2018/118 Karar sayılı iptal kararı üzerine 20.02.2019 tarihli 7165 sayılı Kanun'un 7 nci maddesi ile yeniden düzenlemeye konu edilen (d) bendinde, "İlk defa bölge adliye mahkemesince verilen ve 272 nci maddenin üçüncü fıkrası kapsamı dışında kalan mahkûmiyet kararları hariç olmak üzere, ilk derece mahkemelerinin görevine giren ve kanunda üst sınırı iki yıla kadar (iki yıl dâhil) hapis cezasını gerektiren suçlar ve bunlara bağlı adlî para cezalarına ilişkin her türlü bölge adliye mahkemesi kararları" temyiz edilemez hükmüne yer verilmiştir. İlk derece mahkemelerinin görevine giren ve kanunda üst sınırı iki yıla kadar (iki yıl dâhil) hapis cezasını gerektiren suçlar ve bunlara bağlı adlî para cezalarına ilişkin, ilk defa bölge adliye mahkemesince verilen mahkumiyet hükümleri hariç olmak üzere diğer her türlü bölge adliye mahkemesi kararları kesin niteliktedir. Dava konusu olayda sanığın üzerine atılı taksirle genel güvenliğin tehlikeye sokulması suçunun ceza miktarının üst sınırı bir yıla kadar hapis cezası olup, Cumhuriyet savcısının temyizinin de vasfa ilişkin olmadığı değerlendirildiğinde; Bölge Adliye Mahkemesince verilen hükmün temyize tabi olmadığı belirlenmiştir. III. KARAR 1. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı İTİRAZININ KABULÜNE, 2. 5271 sayılı Kanun’un 308 inci maddesinin ikinci fıkrası gereği Yargıtay 8. Ceza Dairesinin, 25.01.2024 tarihli ve 2023/3598 Esas, 2024/806 Karar sayılı kararın onanmasına dair ilâmının KALDIRILMASINA, 3. Cumhuriyet savcısının temyizinin incelenmesinde; Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 5. Ceza Dairesinin, 29.12.2022 tarihli ve 2022/3729 Esas, 2022/4052 sayılı kararının gerekçede açıklanan nedenlerle 5271 sayılı Kanun'un 298 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca talebe uygun olarak, oy çokluğuyla REDDİNE, Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 02.05.2024 tarihinde karar verildi. (K.D) KARŞI OY Yüksek Dairenin sayın çoğunluğu ile aramızdaki uyuşmazlık CMK.286/2-d bendinde düzenlenen "ilk derece mahkemelerin görevine giren ve kanunda üst sınırı iki (iki yıl dahil) yıla kadar hapis cezasını gerektiren suçlar ve bunlara bağlı adli para cezalarına ilişkin "her türlü" bölge adliye mahkemesi kararlarının temyiz edilemeyeceğine" ilişkin düzenlemeye yerel mahkemece verilmiş mahkumiyet kararlarının bölge adliye mahkemesince beraat kararına çevrilmesi halininde dahil olup olmadığı hususundadır. Bölge adliye mahkemelerinin faaliyete geçmesiyle birlikte, ilk derece mahkemelerinden verilen hükümlere karşı olağan kanun yolu olarak CMK'nun 272. maddesi uyarınca istinaf kanun yoluna, istinaf üzerine verilen bölge adliyesi mahkemesi hükümlerine karşı olağan kanun yolu olarak da CMK'nun 286. maddesi uyarınca temyiz kanun yoluna başvurulabilecektir. Kural bu olmakla birlikte, ilk derece mahkemelerinden verilen hükümlerden hangilerine karşı istinaf yoluna başvurulamayacağı CMK'nun 272. maddesinin üçüncü fıkrasında, istinaf üzerine bölge adliye mahkemesi ceza dairelerince verilen hükümlerden hangilerine karşı temyiz kanun yoluna başvurulamayacağı da CMK'nun 286. maddesinin ikinci fıkrasında sayılmak suretiyle kuralın istisnaları gösterilmiştir. Karşı oyun konusunu oluşturması nedeni ile burada temyiz kanun yolunun istisnaları üzerinde durulmuştur. "...CMK'nun 286. maddesi; “(1) Bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin bozma dışında kalan hükümleri temyiz edilebilir. (2) Ancak; a) İlk derece mahkemelerinden verilen beş yıl veya daha az hapis cezaları ile miktarı ne olursa olsun adlî para cezalarına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine dair bölge adliye mahkemesi kararları, b) İlk derece mahkemelerinden verilen beş yıl veya daha az hapis cezalarını artırmayan bölge adliye mahkemesi kararları, c) (Ek: 20/7/2017 - 7035/20 md) Hapis cezasından çevrilen seçenek yaptırımlara ilişkin ilk derece mahkemesi kararları ile ilgili olarak bölge adliye mahkemesince verilen; seçenek yaptırımlara ilişkin her türlü kararlar ve istinaf başvurusunun esastan reddine dair kararlar, d) (Değişik: 18/6/2014 - 6545/78 md.) İlk derece mahkemelerinin görevine giren ve kanunda üst sınırı iki yıla kadar (iki yıl dâhil) hapis cezasını gerektiren suçlar ve bunlara bağlı adli para cezalarına ilişkin her türlü bölge adliye mahkemesi kararları, e) Adlî para cezasını gerektiren suçlarda ilk derece mahkemelerinden verilen hükümlere ilişkin her türlü bölge adliye mahkemesi kararları, f) (Değişik: 18/6/2014 - 6545/78 md) Sadece eşya veya kazanç müsaderesine veya bunlara yer olmadığına ilişkin ilk derece mahkemesi kararları ile ilgili olarak istinaf başvurusunun esastan reddine dair kararları, g) On yıl veya daha az hapis cezasını veya adlî para cezasını gerektiren suçlardan, ilk derece mahkemesince verilen beraat kararları ile ilgili olarak istinaf başvurusunun esastan reddine dair kararları, h) (Değişik: 18/6/2014 - 6545/78 md.) Davanın düşmesine, ceza verilmesine yer olmadığına, güvenlik tedbirine ilişkin ilk derece mahkemesi kararları ile ilgili olarak bölge adliye mahkemesince verilen bu tür kararlar veya istinaf başvurusunun esastan reddine dair kararlar, ı) Yukarıdaki bentlerde yer alan sınırlar içinde kalmak koşuluyla aynı hükümde, cezalardan ve kararlardan birden fazlasını içeren bölge adliye mahkemesi kararları, Temyiz edilemez.” şeklinde düzenlenmiştir. Bilindiği üzere, bir karar veya hükme ilişkin kanun yolunun belirlenmesi sırasında öncelikle kanunun sistematiği ve normları dikkate alınacak, bu belirleme yapılırken kıyas ve yorum yoluna başvurulabilecektir. Ceza muhakemesinde kıyas ve her türlü yorum mümkün olmakla birlikte, temel hak ve özgürlükleri daraltan normlar ile istisnai normlarda kıyas yasağı mevcuttur. Kanun koyucunun düzenlediğinin aksine sonuçlara ulaşmaya izin verecek şekilde, kıyas veya yorum yoluyla temel hak ve özgürlüklere ilişkin normları daraltıcı, istisnai normları genişletici şekilde hareket etmek mümkün değildir. CMK'nun 286. maddesinin ikinci fıkrasındaki istisnaların hem uluslararası sözleşmeler ve Anayasa'nın 36. maddesinde düzenlenen "hak arama özgürlüğü"ne ilişkin temel hak ve özgürlükler kapsamında kalması, hem de istisnai bir norm olma özelliği taşıması nedeni ile, bir bölge adliye mahkemesi kararının bu bentler kapsamında kalıp kalmadığına ilişkin yorum yapılırken, hak arama özgürlüğünü daraltıcı nitelikte kıyas yapılamayacağı gibi bu düzenlemenin istisnai nitelikte olması nedeniyle kapsamını genişletici şekilde yorum da yapılamayacağı gözetilmelidir. CMK 286 maddesinin temyiz kanun yolunun istisnalarını düzenleyen 2. fıkrasının bentlerine yakından bakıldığında gerek CMK.nın 286/2fıkrası (b) bendindeki cezaları arttırmayan kararlar ifadesinden, gerek (c) bendindeki hapis cezasından çevrilen seçenek yaptırımlara ilişkin her türlü kararlar ifadesinden, gerekse (d) bendinde düzenlenen ve istisnanın istisnası niteliğindeki düzenlemelerden ve (e) bendinde düzenlenen "ilk derece mahkemesince verilen hükümlere ilişkin her türlü bölge adliye mahkemesi kararları" (f) bendindeki "sadece eşya veya kazanç müsaderesine veya bunlara yer olmadığına ilişkin ilk derece mahkemesi kararları," ile ilgili istinaf başvurusunun esastan reddine dair temyizin istisnaları niteliğindeki düzenlemelerin hepsinde hapis cezası olsun, para cezası olsun veya tedbir niteliğindeki diğer kararlar olsun (bölge adliye mahkemesince denetlenerek esastan red verilen veya cezaları azaltılarak esastan red kararı verilen kararlar da) sonuçta ortada mahkumiyet veya ilk derece mahkemesi kararı ile aynı yönde bir karar bulunmaktadır. Yani ilk derece mahkemesinin verdiği bu kararlar iki dereceli yargı denetiminden geçerek kesinlik kazanmakta bu nedenle ne sanığın ne de katılanın hak arama özgürlüğünün önü kapatılmamaktadır. Görüldüğü üzere bu düzenlemelerde bölge adliye mahkemesince ilk derece mahkemesinin kararı beraatse beraat, mahkumiyet ise mahkumiyet yönünde sonuçlanmakta ve bölge adliye mahkemesinin kararına yönelik temyiz yasa yolunun kapalı olduğu anlaşılmaktadır. Keza CMK 286 maddesinin 2 fıkrasının (h) bendindeki davanın düşmesine ceza verilmesine yer olmadığına güvenlik tedbirine ilişkin ilk derece mahkemesince verilen kararlara ilişkin olarak da bölge adliye mahkemesince verilen bu tür kararlar (davanın düşmesi veya ceza verilmesine yer olmadığı) veya istinaf başvurusunun reddine dair kararlar aleyhine temyiz yoluna gidilemez ifadelerine baktığımızda bu düzenlemelerde de ilk derece mahkemesince verilen mahkumiyet kararının bölge adliye mahkemesince beraat kararına çevrilmesine ilişkin bir durumun olmadığı görülmektedir. Bu tür kararlarda da sanığın haklılığına (yani beraatine) dair bir tespit yapılmadığından katılanın özel hukuka ilişkin haklarına bir halel getirmemektedir. CMK.nın 286 maddesinin 2 fıkrasının (g) bendindeki düzenlemeye baktığımızda ise bu maddedeki düzenlemenin üst sınırı on yıl veya daha az hapis cezasını gerektiren suçlarda ilk derece mahkemesince verilen beraat kararlarının istinaf edilmesi üzerine bölge adliye mahkemesince esastan red kararı verilmesi halinde yani bölge adliye mahkemesince beraat şeklinde aynı yönde kararlar verilmesi halinde bu kararların temyize tabi olmadığını düzenlemiş olduğu görülmektedir. Bu düzenlemenin karşı anlamından Kanun koyucunun üst sınırı belli bir miktarın üzerinde( on yıl üzeri) olan suçlarda mahkemelerce aynı(beraat) yönde kararlar verilmiş olsa bile ilk derece mahkemelerinde beraatle sonuçlandırılan bu davaları temyize (üç dereceli incelemeye) tabi tuttuğu anlaşılmaktadır. Buna göre üst sınırı on yılın üzerinde olan suçlarda kanun koyucunun, ilk derece mahkemesi ve bölge adliye mahkemesi kararları aynı yönde bile olsa beraat kararlarına karşı denetim yönüne gittiği ve kanun yolunu açık tuttuğu görülmektedir. Yani kanun koyucunun üst sınırı belli bir miktarın altında olan(on yılın altında) suçlarda aynı yönde verilen (ilk derece ve bölge adliye mahkemesi) beraat kararlarının temyize tabi olmadığını kabul ettiği halde on yıl üzerinde cezayı gerektiren suçlarda bu kararlar aynı yönde olsa bile temyiz kanun yoluna tabi olması gerektiğini dolaylı yoldan düzenlediği görülmektedir. Buna karşın kanunda yerel mahkemece verilen mahkumiyet kararının bölge adliye mahkemesince beraat kararına çevrilmesi halinde ilk defa bölge adliye mahkemesince verilen bu beraat kararının temyiz kanun yoluna tabi olmadığına dair bir düzenleme bulunmamaktadır. Buna rağmen bu kararların temyiz kanun yoluna tabi tutulmadığını kabul etmek, kanunda açıkça ifade edilmeyen bir karar çeşidinin hak arama özgürlüğünün hilafına genişletilerek istisna kapsamına alınması anlamına gelecektir. Aksinin kabulü ortada ilk defa bölge adliye mahkemesince verilmiş beraat kararının denetimsiz bırakılması olacaktır. Oysa CMK.nın 286 ncı maddesinde kanun koyucu kural olarak en az iki dereceli kanun yolu denetimini öngörmektedir. Bu nedenlerle Kanaatimizce Kanundaki düzenlemeye göre Bölge adliye mahkemesince verilen bir kararın temyiz edilemez olması için ya bölge adliye mahkemesi kararının ilk derece mahkemesi kararıyla aynı yönde olması (ki CMK.nın 286/2. fırkrası g bendi üst sınırı on yılın üzerindeki suçlarda ilk derece mahkemesince verilen beraat kararının istinaf mahkemesince esastan red edilmesi halinde bunun dahi temyize tabi olduğunu kabul etmektedir.) yada cezayı azaltıcı nitelikte olsa bile beraat sonucunu doğurmayan karar niteliğinde olması gerekmektedir. Aksi düşünce istisnanın kanun koyucunun iradesinin hilafına genişletilmesi anlamına gelecektir. Kanun koyucunun Üç dereceli yargı sisteminde kesin olduğu belirtilenler dışında kalan kararlar bakımından en azından bir denetim yolunu öngördüğü gözetildiğinde ilk derece mahkemelerince verilen "mahkumiyet" hükmünü beraat şeklinde değiştiren ve birbirlerinden tamamen ayrı nitelikte olan ilk derece ve bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin kararları yönünden bir denetim yolunu ön görmediği düşünülemez. Aksi takdirde kanunlarımızda yer alan bir çok suça yönelik olarak ilk defa bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin verebileceği bu tür kararlara karşı her hangi bir kanun yolunun öngörülmediği kanun yolunun kapatıldığı anlamı çıkacaktır ki bu durum kanundaki düzenlemenin içeriğine kanun koyucunun gerçek iradesine ve hak arama özgürlüğüne aykırılık oluşturacaktır. Nitekim CMK.nın 286 maddesi 2 nci fıkrasının (d) bendinin ilk cümlesi ile ilk defa bölge adliye mahkemesince verilen kararların temyize tabi olduğu açıkça düzenlenmiştir. Olayda ilk derece mahkemesi kararının mahkumiyet, bölge adliye mahkemesinin bu karara yönelik itiraza karşı beraat yönünde bir karar vermesi hali nazara alındığında artık ortada tamamen farklı ilk defa bölge adliye mahkemesince verilmiş bir karar bulunmaktadır. Burada artık ilk derece mahkemesince verilmiş mahkumiyet kararından tamamen ayrı ve beraat yönünde bir karar mevcut olduğundan bu karara karşı temyiz yasa yolunun açık olduğunun kabul edilmesi gerekir. CMK.nın 286 maddesinde temyiz edilemeyecek kararların açıkça ve ayrı ayrı sayıldığı nazara alındığında bu sayılanlar arasında açıkça belirtilmeyen ilk defa bölge adliye mahkemesince verilmiş beraat kararlarının temyiz kanun yoluna tabi olacaklarının yani açıkça sınırlayıcı hükümler kapsamında yer almayan ilk defa bölge adliye mahkemesince verilen beraate ilişkin hükümlerin temyize tabi olduğunun kabul edilmesinin kanun koyucunun gerçek iradesine, kanunundaki düzenlemenin lafzına, ruhuna ve hak arama özgürlüğüne daha uygun olacağı kabul edilmelidir. Bu açıklamalar ışığında söz konusu olay değerlendirildiğinde incelemeye konu genel güvenliğin "taksirle tehlikeye sokulması" suçunun cezasının üst sınırı iki yıla kadar(iki yıl dahil) hapis cezası olması nedeni ile CMK.nın 286/2 nci fıkrasının (d) bendi kapsamında kaldığı görülmekte ise de yerel mahkemece verilen mahkumiyet kararının istinaf incelemesi sonucunda bölge adliye mahkemesince beraat kararına çevrilmesi ve bu kararında ilk defa bölge adliye mahkemesince verilmiş olması karşısında bu hüküm ve kararlara karşı başvurulabilecek kanun yolunun açık olmasının kural, kanun yolunun kapalı olmasının ise istisna olması gerektiği hususları birlikte değerlendirildiğinde kanunda bu şekilde verilen beraat kararlarının temyiz edilemeyeceğine ilişkin açık ifadenin bulunmaması nedeni ile istisnanın dar yorumlanması gerektiği ve her türlü karar ifadesinin ilk defa bölge adliye mahkemesince verilen beraat kararlarını kapsamaması gerektiği düşüncesi ile sanık hakkında ilk derece mahkemesince verilen mahkumiyet kararına karşı istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine, davayı inceleyerek ilk defa verdiği kararla davayı beraatle sonuçlandıran bölge adliye mahkemesi ceza dairesi kararına karşı, kanun (temyiz) yolunun açık olması gerektiğinden hareketle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmesi yerine kabulüne karar verilmesine ilişkin sayın çoğunluğun kararına katılmadığımı saygıyla arz ederim. 02.05.2024 ... Karşı Düşünce