Başvuru, hatalı tıbbi müdahale iddiasıyla açılan tazminat davasının süre aşımı gerekçesiyle reddedilmesi ve davanın makul sürede tamamlanmaması nedenleriyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru, hatalı tıbbi müdahale iddiasıyla açılan tazminat davasının süre aşımı gerekçesiyle reddedilmesi ve davanın makul sürede tamamlanmaması nedenleriyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 21/11/2014 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüş sunmamıştır. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: 1966 doğumlu olan başvurucu; "kalça çıkıklığı" teşhisi ile 1976 yılında kamuya ait bir üniversite hastanesinde ameliyat edilmiş, ilerleyen yaşında iyileşme olmayışı ve bunun yanında başka nedenlerle 24/8/2000 tarihinde aynı hastanede yeniden ameliyat olmuştur. Başvurucu, ameliyatı yapacağını söyleyen profesörün ameliyata girmediği, ameliyatın asistanlar tarafından hatalı şekilde yapıldığı iddialarıyla ameliyattan yaklaşık beş yıl sonra 9/6/2005 tarihinde, Ankara Asliye Hukuk Mahkemesinde, hem 1976 yılındaki ameliyatı yapan hekimler aleyhine hem de 2000 yılındaki ameliyatı yapan hekimler aleyhine maddi ve manevi tazminat istemli dava açmıştır. Mahkeme 24/5/2011 tarihli ve E.2005/229, K.2011/151 sayılı kararıyla davanın 1976 yılındaki ameliyata ilişkin kısmının zaman aşımı nedeniyle reddine, diğer kısmının ise Adli Tıp Kurumu raporuna göre ameliyatın tıp kurallarına uygun yapıldığı gerekçesiyle esastan reddine karar vermiştir. Karar, Yargıtay Hukuk Dairesinin 20/12/2011 tarihli kararıyla, kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken veya görevlerini yaparken kişilerin zarar görmesi hâlinde davanın ancak ilgili kamu idaresi aleyhine açılabileceği gerekçesiyle bozulmuştur. Ankara Asliye Hukuk Mahkemesi bozmaya uymuş ve 3/5/2012 tarihli ve E.2012/98, K.2012/148 sayılı kararıyla pasif husumet nedeniyle davanın reddine karar vermiştir. Karar, başvurucu vekilinin yüzüne karşı verilmiş ve 17/7/2012 tarihinde temyiz edilmeden kesinleşmiştir. Başvurucu, 20/11/2012 tarihinde Ankara İdare Mahkemesinde 24/8/2000 tarihindeki ameliyat nedeniyle uğradığı zararların tazmini istemiyle üniversite aleyhine tam yargı davası açmıştır. Ankara İdare Mahkemesi, 20/3/2012 tarihli ve E.2012/1677, K.2013/626 sayılı kararıyla davanın yukarıda belirtilen Asliye Hukuk Mahkemesi kararının kesinleştiği 17/7/2012 tarihinden itibaren otuz gün içinde açılmadığı gerekçesiyle 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun ve maddeleri uyarınca davayı süre aşımı gerekçesiyle reddetmiştir. Kararı temyizen inceleyen Danıştay Onbeşinci Dairesi ise 20/2/2014 tarihli ve E.2013/8756, K.2014/1025 sayılı kararıyla 2577 sayılı Kanun'un maddesine göre idari eylemler için öngörülen bir yılık süre içinde idareye başvuru yapılmadığı ve görevsiz yargı yerinde açılan davanın da bir yıllık süre içinde açılmadığı gerekçeleriyle anılan kararı onamıştır. Danıştay Dairesinin gerekçeli onama kararı 22/10/2014 tarihinde tebliğ edilmiş ve karar düzeltme yoluna gidilmeyerek karar kesinleşmiştir. Başvurucu 21/11/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.A. Ulusal Hukuk Anayasa’nın maddesinin son fıkrası şöyledir:“İdare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür.” 2577 sayılı Kanun’un "Görevli olmayan yerlere başvurma" kenar başlıklı maddesi şöyledir: " Çözümlenmesi Danıştayın, idare ve vergi mahkemelerinin görevlerine girdiği halde, adli ve askeri yargı yerlerine açılmış bulunan davaların görev noktasından reddi halinde, bu husustaki kararların kesinleşmesini izleyen günden itibaren otuz gün içinde görevli mahkemede dava açılabilir. Görevsiz yargı merciine başvurma tarihi, Danıştaya, idare ve vergi mahkemelerine başvurma tarihi olarak kabul edilir. Adli veya askeri yargı yerlerine açılan ve görevsizlik sebebiyle reddedilen davalarda, görevsizlik kararının kesinleşmesinden sonra birinci fıkrada yazılı otuz günlük süre geçirilmiş olsa dahi, idari dava açılması için öngörülen süre henüz dolmamış ise bu süre içinde idari dava açılabilir." Aynı Kanun'un "Doğrudan doğruya tam yargı davası açılması" kenar başlıklı maddesi şöyledir:" İdari eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanların idari dava açmadan önce, bu eylemleri yazılı bildirim üzerine veya başka süretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri gereklidir. Bu isteklerin kısmen veya tamamen reddi halinde, bu konudaki işlemin tebliğini izleyen günden itibaren veya istek hakkında altmış gün içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiği tarihten itibaren, dava süresi içinde dava açılabilir. Görevli olmayan adli ve askeri yargı mercilerine açılan tam yargı davasının görev yönünden reddi halinde sonradan idari yargı mercilerine açılacak davalarda, birinci fıkrada öngörülen idareye başvurma şartı aranmaz." Aynı Kanun'un “Dilekçeler üzerine ilk inceleme” kenar başlıklı maddesinin (3) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:"Dilekçeler, ...:a) Görev ve yetki,b) İdari merci tecavüzü,c) Ehliyet,d) İdari davaya konu olacak kesin ve yürütülmesi gereken bir islem olup olmadığı,e) Süre aşımı,...yönlerinden sırasıyla incelenir." Aynı Kanun’un “İlk inceleme üzerine verilecek kararlar” kenar başlıklı maddesinin birinci fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:“Danıştay veya idare ve vergi mahkemelerince yukarıdaki maddenin 3 üncü fıkrasında yazılı hususlarda kanuna aykırılık görülürse, 14 üncü maddenin;a) ...b) 3/c, 3/d ve 3/e bentlerinde yazılı hallerde davanın reddine,...Karar verilir..”B. Uluslararası Hukuk Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme/AİHS) maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:“Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini istemek hakkına sahiptir...” Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Sözleşme'nin maddesinin (1) numaralı fıkrasında ifade edilen hakkın kurucu unsurlarından birinin mahkemeye erişim hakkı olduğunu belirtmiştir (Golder/Birleşik Krallık, B. No: 4451/70, 21/2/1975, § 36). Mahkemeye erişim hakkı, Sözleşme'nin maddesinde yerini bulan güvencelerin doğal bir parçası olup (Lawyer Partners A.S./Slovakya, B. No: 54252/07, 16/6/2009, § 52) bu kapsamda (1) numaralı fıkra, herkesin kişisel hakları ve yükümlülükleriyle ilgili her türlü iddiasını bir mahkeme veya bir yargı yeri önüne çıkarma hakkını güvence altına alır (Golder/Birleşik Krallık, § 36). Mahkemeye erişim hakkı, niteliği gereği devlet tarafından düzenleme yapılmayı gerektirdiğinden mutlak bir hak olmayıp sınırlamalara tabidir. AİHM'e göre bu hak, Sözleşme'nin tanımlamaksızın kabul ettiği bir hak olduğundan bir hakkın kapsamını belirleyen (çerçevesini çizen) sınırlardan başka sınırlamalara da tabi olabilir. Ancak hiçbir durumda bu sınırlamalar hakkın özünü zedelememelidir (Golder/Birleşik Krallık, § 38). Ayrıca bu sınırlama, meşru bir amaç izlemeli ve kullanılan araçlarla gerçekleştirilmek istenen amaç arasında makul bir orantılılık ilişkisi bulunmalıdır; aksi takdirde sınırlama maddenin (1) numaralı fıkrasıyla bağdaşmaz (Ashingdane/Birleşik Krallık, B. No: 8225/78,28/5/1985, § 57). Temyize başvurma, dava açma gibi usul kurallarına ilişkin kanunlarda birtakım süreler öngörülmesi, hukuksal güvenlik ilkesi ve mahkemelerin zamanın geçmesi nedeniyle güvenilirliği kalmayan ve eksik olan kanıtlara dayanarak uzak geçmişte meydana gelmiş olaylar hakkında karar vermelerini istemekle oluşabilecek adaletsizliklerin önüne geçmek gibi önemli ve meşru amaçlara hizmet etmektedir (Stubbings ve digerleri/Birleşik Kralık, B. No: 22083/93, 22/10/1996, § 51). Süre koşulu gibi dava açmaya ilişkin usul koşulları birden fazla yoruma neden olabilecek nitelikte ise mahkemeye erişim hakkı kapsamında o yorumlardan birinin davayı açmak isteyen kişileri engelleyecek şekilde katı bir şekilde kullanılmaması veya söz konusu koşulların katı bir uygulamaya tabi olmaması gerekir (Beles/Çek Cumhuriyeti, B. No: 47273/99, 12/11/2002, § 51). Dava açma hakkını kullanmak yasal birtakım şartlara bağlansa da mahkemelerin usul kurallarını uygularken hem yargılamanın adil olmasına halel getirecek aşırı şekilcilikten ve hem de yasalar tarafından konulan usul kurallarını ortadan kaldırma sonucunu doğuracak aşırı esneklikten kaçınmaları gerekir (Walchli/Fransa, No. 35787/03, 26/7/2007, § 29). Yapılan düzenlemeler, hukuk güvenliği ilkesi ve adaletin iyi bir şekilde tecelli etmesi amaçlarına hizmet etmediği ve dava açmak isteyen kişinin önünde davasının esasını yetkili ve görevli mahkeme önünde inceletmek bakımından bir engel oluşturduğu durumlarda mahkemeye erişim hakkı ihlâl edilmiş olur (Efstathiou ve diğerleri/Yunanistan, No. 36998/02, 27/7/2006,§ 24). Bir tazminat davasının kusur veya ihmale dayandırıldığı hâllerde, başvurucu söz konusu kusur veya ihmali oluşturan olaydan haberi olduğu ya da haberi olması gerektiği tarihten itibaren dava açma hakkına sahip olmaktadır (Miragall Escolano ve diğerleri/İspanya, No. 38366/97, 38688/97, 40777/98, 40843/98, 41015/98, 41400/98, 41446/98, 41484/98, 41487/98 ve 41509/98, § 37, AİHM 2000-I ve Canete de Goni/İspanya, No. 55782/00, § 40, AİHM 2002-VIII). Bu kapsamda tazminat davasının ileri sürülen bir kusur veya ihmale dayandığı durumlarda, başvurucunun yalnızca bu kusur veya ihmalin sonuçlarından haberdar olduğu veya haberdar olması gerektiği andan itibaren yani haklarının ihlal edildiğiyle ilgili belge ya da karardan haberdar olduğu tarihten itibaren dava açma süresi işleyebilecektir (Yeşilkaya/Türkiye (k.k.), B. No: 47157/10, 26/5/2015,§ 39). AİHM; Eşim/Türkiye (B. No: 59601/09, 17/9/2013) kararında, süre aşımı nedeniyle davası reddedilen başvuranın mahkemeye erişim hakkının engellenip engellenmediği hususunu değerlendirmiştir. Söz konusu olayda başvurucu, askerlik hizmetini yerine getirirken 25/9/1990 tarihinde yaşanan bir çatışmada yaralanmış, tedavisi uzunca bir süre devam etmiş ve sonunda başvurucunun 1992 yılında askerlikle ilişiği kesilmiştir. Başvurucu sonraki yıllarda sürekli baş ağrısından ve baş dönmesinden yakınmış, 2004 yılında başında belirlenemeyen metal bir cismin olduğu tespit edilmiş, 2007 yılında GATA'daki muayenesinde başvurucunun başında mermi olduğu anlaşılmıştır. Başvurucu 19/9/2007 tarihinde tazminat almak amacıyla idareye başvurmuş ancak bu talebi reddedilmiştir. Bunun üzerine başvurucunun idare aleyhine maddi ve manevi tazminat istemiyle açtığı davada AYİM söz konusu olayın yaşandığı tarihten itibaren beş yıl içinde dava açılmadığı gerekçesiyle davayı süre aşımı yönünden reddetmiştir. AİHM anılan kararında, davanın temelinde yer alan konunun aslen beş yıllık süre sınırını başvurucunun yaralandığı tarihten itibaren hesaplayan yerel Mahkeme kararındaki gerekçelendirme olduğunu ifade etmiş; başvurucunun 25/9/1995 tarihinde kafatasındaki mermiden haberdar olmaması tartışma konusu olmadığından kendisinden beş yıl içinde tazminat davası açmasının beklenmesinin makul olarak değerlendirilemeyeceğine, Mahkemenin nazarında şahsi yaralanmayla ilgili tazminat davalarında dava açma hakkının, tarafların uğradığı zararı gerçekte değerlendirebildiğinde kullanılması gerektiğine hükmetmiş ve AYİM’in süre sınırı hakkındaki katı yorumunun, davanın esasının tam olarak incelenmesine engel olması nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği sonucuna varmıştır (Eşim/Türkiye, §§ 23, 25, 26). Öte yandan AİHM Rodoplu/Türkiye (B. No: 41665/02, 23/1/2007) kararında, hastanede yapılan ameliyat sonrasında bir gözünü kaybeden başvurucunun açtığı tam yargı davasının süre aşımı yönünden reddedilmesine ilişkin başvuruyu mahkemeye erişim hakkı kapsamında incelemiştir. Olayda 24/4/1994 ve 28/4/1994 tarihlerinde başvurucu kamu üniversitesi hastanesinde iki göz ameliyatı olmuş ve bunların sonucunda başvurucunun bir gözü işlevini kaybetmiştir. Ameliyatı gerçekleştiren doktorlar 9/6/1994 tarihinde başvurucunun bir gözünün bir daha eski hâline dönmeyeceğini bildirmişlerdir. Başvurucu, dikkatsizlik ve görevi ihmal iddiasıyla 22/6/1994 tarihinde söz konusu cerrahi müdahaleleri gerçekleştiren doktorlar hakkında suç duyurusunda bulunmuştur. Savcılık soruşturma izni için üniversiteye başvurmuş ve üniversite yönetimince yaptırılan idari soruşturma sonucunda 10/1/1995 tarihinde düzenlenen raporla; tartışmalı cerrahi müdahalelerden sorumlu doktorların mesleki sorumlulukları itibarıyla herhangi bir kusur işlemedikleri ve söz konusu olaylar sebebiyle soruşturma açılmasına gerek bulunmadığı kanaatine varılmıştır. Başvurucu,10/9/1995 tarihinde uğradığı zararın tazmini talebiyle üniversiteye müracaatta bulunmuştur. Tazminat talebinin 18/9/1995 tarihinde reddi üzerine başvurucu 13/10/1995 tarihinde İdari Mahkemede tam yargı davası açmıştır. İdare Mahkemesi başvurucunun görme kaybının kalıcı nitelikte olduğunun kendisine bildirildiği tarih olan 9/6/1994 tarihinden itibaren bir yıl içinde başvuruda bulunmuş olması gerektiği gerekçesiyle davayı reddetmiş ve karar Danıştay tarafından onanmıştır. AİHM, olayda başvurucunun öngörülen usul kurallarına uygun hareket etmesine mani olacak herhangi bir durum tespit edemediğini, başvurucunun her durumda belirtilen kanuni süreler içinde başvuruda bulunabilme imkânına sahip olduğunu belirterek başvurunun bu kısmının mahkemeye erişim hakkını ihlal etmediğinden kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.