7. Hukuk Dairesi 2010/4380 E., 2010/4881 K. 7. Hukuk Dairesi 2010/4380 E., 2010/4881 K. - HAK DÜŞÜRÜCÜ SÜRE - KAMULAŞTIRMA- 4721 S. TÜRK MEDENİ KANUNU [ Madde 718 ] - 4721 S. TÜRK MEDENİ KANUNU [ Madde 484 ] - 3402 S. KADASTRO KANUNU [ Madde 12 ] "" Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davalı Şehriban tarafından istenilmiş olup, temyiz isteminin süresinde olduğu anlaşılmakla; dosya incelendi, gereği görüşüldü: Dava taşınmaz üzerinde …
7. Hukuk Dairesi 2010/4380 E., 2010/4881 K. **7. Hukuk Dairesi 2010/4380 E., 2010/4881 K.** **- HAK DÜŞÜRÜCÜ SÜRE - KAMULAŞTIRMA**- 4721 S. TÜRK MEDENİ KANUNU [ Madde 718 ] - 4721 S. TÜRK MEDENİ KANUNU [ Madde 484 ] - 3402 S. KADASTRO KANUNU [ Madde 12 ] **"İçtihat Metni"** Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davalı Şehriban tarafından istenilmiş olup, temyiz isteminin süresinde olduğu anlaşılmakla; dosya incelendi, gereği görüşüldü: Dava taşınmaz üzerinde bulunan muhdesatları meydana getirenin ve mülkiyetinin tespiti istemine ilişkindir. Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiş ise de varılan sonuç ve kurulan hüküm davanın niteliğine uygun düşmediği gibi yapılan araştırma ve soruşturma ile toplanan deliller de hüküm vermeye yeterli değildir. 3402 sayılı Kadastro Kanununun 12/3 maddesi hükmünde kadastro tutanaklarının kesinleştiği tarihten itibaren 10 yıl geçtikten sonra bu tutanaklarda belirtilen haklara, sınırlandırma ve tespitlere karşı kadastrodan önceki hukuki sebeplere dayanarak dava açılamayacağı açıklanmıştır. Bu süre hak düşürücü niteliktedir. Hak düşürücü süre kamu düzenine ilişkin olup taraflarca öne sürülmese bile mahkemece kendiliğinden dikkate alınması ve davanın süre geçtikten sonra açıldığının belirlenmesi halinde esasa girilmeyerek davanın hak düşürücü süre nedeniyle reddine karar verilmesi zorunludur. Öte yandan; 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 684. maddesi hükmünde, bir şeye malik olan kimsenin, o şeyin bütünleyici parçalarına da malik olacağı, bütünleyici parçanın, yerel âdetlere göre asıl şeyin temel unsuru olanve o şey yok edilmedikçe, zarara uğratılmadıkça veya yapısı değiştirilmedikçe ondan ayrılmasına olanak bulunmayan parça olduğu, aynı kanunun 718. maddesi hükmünde de arazi üzerindeki mülkiyetin kullanılmasında yarar olduğu ölçüde, üstündeki hava ve altındaki arz katmanlarını kapsayacağı, bu mülkiyetin kapsamına yasal sınırlamalar saklı kalmak üzere yapılar, bitkiler ve kaynakların da gireceği açıklanmıştır. Bu hükümler karşısında taşınmaz üzerinde bulunan ve bütünleyici parça niteliğindeki bina, ağaç gibi muhtesatların taşınmazın arzından ayrı bir mülkiyetinin varlığından söz edilemeyeceğinden, kural olarak ve aksine bir kanun hükmü bulunmadıkça muhtesatların mülkiyetinin tespiti dava edilemez ve mah-kemelerce de anılan kanun hükümleri göz ardı edilerek mülkiyet tespitine karar verilemez. Bu hukuksal olgu ve "çoğun içinde azı da vardır" kuralı dikkate alındığında, taşınmaz üzerindeki muhtesatın mülkiyetinin tespiti istemiyle açılan davalarda, koşullarının varlığı ve davanın kanıtlanması halinde davanın kısmen kabulü ile davaya konu muhtesatların davacı tarafça meydana getirildiğinin tespitine, mülkiyet tespitine ilişkin istemin ise reddine karar verilmesi gerektiği kuşkusuzdur.