7. Hukuk Dairesi 2014/16067 E. , 2014/18060 K. Mahkemesi : Konya 2. İş Mahkemesi Tarihi : 11/06/2014 Numarası : 2013/418-2014/293 Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtayca incelenmesi taraf vekillerince istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, gereği görüşüldü: Davacı vekili, davacının Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğünde geçici işçi olarak çalışmakta iken bu kurumun lağvedilmesi üzerine davacının İl Özel İdaresi bünye…
**7. Hukuk Dairesi 2014/16067 E. , 2014/18060 K.** **"İçtihat Metni"** Mahkemesi : Konya 2. İş Mahkemesi Tarihi : 11/06/2014 Numarası : 2013/418-2014/293 Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtayca incelenmesi taraf vekillerince istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, gereği görüşüldü: Davacı vekili, davacının Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğünde geçici işçi olarak çalışmakta iken bu kurumun lağvedilmesi üzerine davacının İl Özel İdaresi bünyesine alındığını ancak kademe ve derecesinin belirlenmesinde geçici işçi statüsünde çalıştığı sürelerin dikkate alınmadığını belirterek, kademe ve derecesinin tespiti ile bir kısım fark işçilik alacaklarının hüküm altına alınmasını talep etmiştir. Davalı İl Özel İdaresi vekili;davacının taleplerinin zamanaşımına uğradığını,davacının intibakının yasa ve Toplu İş Sözleşmesi hükümlerine uygun yapıldığını, davalı K.. M.. vekili;idareye husumet yöneltilemeyeceğini, davacının taleplerinin zamanaşımına uğradığını, davacının intibakında hata bulunmadığını beyanla davanın reddini savunmuşlardır. Mahkemece, dosyadaki delillere ve bilirkişi raporuna göre davanın kabulüne karar verilmiştir. İşin esasının incelenmesine geçilmeden önce, davaya konu kısa karar ile gerekçeli karar arasında çelişki bulunup bulunmadığı hususu öncelikle irdelenmelidir. Hemen belirtmek gerekir ki; mahkemece davada verilen davanın kabulüne ilişkin kısa karar, bir davayı sona erdiren temyizi mümkün olan (nihai) son kararlardandır. Bu kararla mahkeme davadan elini çeker ve davayı sona erdirmiş olur. Bu aşamada yapılması zorunlu iş, gerekçeli kararı kısa karar doğrultusunda ve kanuni gerekçeleriyle birlikte mahkemenin yazmasından ibarettir. Artık bu karardan dönme mümkün olmadığı gibi, kararın asli unsurlarından olan gerekçenin de hüküm fıkrasına uygun biçimde kararda yer alması gerekir. (Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 1991/7 esas; ve 1992/4 karar sayılı ve 10.04.1992 günlü kararı) Esasen ilamın tefhim edilen karara uygun yazılması ve gerekçe taşıması kamu düzeni ile doğrudan ilgili temel kurallardan olup, bu kurala kanun koyucu 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 294. ve 298. maddeleriyle varlık kazandırmıştır. Gerçekten de 6100 sayılı Kanun'un 294. ve 298. maddeleri kamu düzeni amacıyla konulmuş, emredici hükümlerdendir. Bu maddeler hükmünce kararların alenen tefhim edilmesi gerekir. Yine Anayasamızın “Duruşmaların açık ve kararların gerekçeli olması” başlıklı 141. maddesinin 3. fıkrasında; “Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır.” hükmüne yer verilmiştir. Mahkeme kararlarında nelerin yazılacağı 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 388. maddesinde belirtilmiştir. Buna göre, hüküm sonucu kısmında gerekçeye ait her hangi bir söz tekrar edilmeksizin isteklerin her biri hakkında verilen hükümle taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların mümkünse sıra numarası altında birer birer açık şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gerekir. Aynı kural 6100 sayılı Kanun'un 294. maddesinde de tekrarlanmış; 6100 sayılı Kanun'un 297. maddesinde ise “kararın tefhimi hüküm sonucunun duruşma tutanağına geçilerek okunması suretiyle olur.” 6100 sayılı Kanun'un 298/2 maddesinde de “gerekçeli karar, tefhim edilen hüküm sonucuna aykırı olamaz.” hükmüne yer verilmiştir. Bu biçim yargıda açıklık ve netlik prensibinin gereğidir. Aksi hal, yeni tereddüt ve ihtilaflar yaratır. Hatta giderek denebilir ki, dava içinden davalar doğar ve hükmün hedefine ulaşması engellenir. Kamu düzeni ve barışı oluşturulamaz. Davanın reddine veya kabulüne dair karar tefhim edilikten sonra bundan dönülerek yeni ve bundan farklı bir hüküm kurulamayacağı gibi, gerekçeli kararın kısa karara uygun yazılması ve kısa kararla çelişik olmaması da gerekir. Aksinin kabulü mahkemelere güveni sarsacağı gibi Anayasa ve yasalarda yer alan açık kurallara aykırılık oluşturur. Somut olayda, davacının kademe ve derecesinin tespitine dair hüküm ve buna bağlı olarak belirlenen fark işçilik alacaklarının tutarları bakımından kısa karar ile gerekçeli karar arasında çelişki yaratılmıştır. Hal böyle olunca, mahkemece 6100 sayılı Kanun'un 294, 297 ve 298. maddelerinin açık hükmü gözetilmeksizin yazılı biçimde karar verilmesi doğru değildir. Karar bu nedenle bozulmalıdır. SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, bozma nedenine göre tarafların diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, peşin alınan temyiz harcının istek halinde davacı ve davalı Belediyeye iadesine, 25.9.2014 gününde oybirliği ile karar verildi.