(Kapatılan) 18. Hukuk Dairesi 2012/5268 E. , 2012/8704 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Dava dilekçesinde, davalı siyasi partinin disiplin kurulu tarafından kesin ihraca ilişkin kararının iptali istenilmiştir. Mahkemece davanın reddine karar verilmiş, hükmün temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılması davacı vekili tarafından yasal süresi içinde verilen temyiz dilekçesi ile istenilmekle taraflara yapılan tebligat üzerine duruşma için tayin olunan 26.06.2012 gününde temyiz
**(Kapatılan) 18. Hukuk Dairesi 2012/5268 E. , 2012/8704 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Dava dilekçesinde, davalı siyasi partinin disiplin kurulu tarafından kesin ihraca ilişkin kararının iptali istenilmiştir. Mahkemece davanın reddine karar verilmiş, hükmün temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılması davacı vekili tarafından yasal süresi içinde verilen temyiz dilekçesi ile istenilmekle taraflara yapılan tebligat üzerine duruşma için tayin olunan 26.06.2012 gününde temyiz eden davacı asil ... ile vekili Av.... ve aleyhine temyiz olunan davalı vekili Av.... geldiler. Gelen vekiller ile asilin sözlü açıklamaları dinlendikten sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunarak, tetkik hakiminin açıklamaları dinlenip, gereği düşünüldü: Y A R G I T A Y K A R A R I Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin ... ... milletvekili olduğunu, bu sıfatla yaptığı faaliyetlerden ... Genel Başkanının rahatsızlık duyduğunu, bu sebeple Genel Başkan tarafından kesin ihraç istemiyle Parti Merkez Disiplin Kuruluna sevk edildiğini, Parti Tüzüğünün 73/7 maddesi uyarınca 15 gün içinde soruşturma yapma kararı almayan Merkez Disiplin Kurulunun soruşturmayı yürütme imkanı bulunmadığını, soruşturmacı olarak da kendi içinden üç üyeyi görevlendirdiğini, soruşturmayı tamamlayan bu üyelerin karar aşamasındaki oylamaya katılarak partiden ihraç yönünde oy kullandıklarını, bu durumda hem savcı hem de hakim gibi görev yaptıklarını, Merkez Disiplin Kurulunun disiplin sürecini başlatma kararının müvekkilinin Türkiye Büyük Millet Meclisi’ndeki danışmanına odasında tebliğ edilmek istendiğini ve bu durumun da Tebligat Kanunu'na aykırılık teşkil ettiğini, kendisinin milletvekili olması nedeniyle disiplin cezasına ilişkin incelemenin Türkiye Büyük Millet Meclisi ... Grup Disiplin Kurulunca yapılması gerekirken görev ve yetkisi bulunmayan Merkez Disiplin Kurulunun soruşturma yaparak ihraç kararı vermesinin yetki gaspı niteliğinde olduğunu, Merkez Disiplin Kurulu üyesi ...'nin Merkez Disiplin Kurulu ve Müşterek Disiplin Kurulu kararlarındaki imzalarının birbirinden farklı olduğunu iddia ederek davalı siyasi partinin Merkez Disiplin Kurulunun 17.12.2011 gün 2011/27 ve Müşterek Disiplin Kurulunun 05.01.2012 gün 2012/2 sayılı davacının ...’nden kesin ihracına ilişkin kararlarının ayrı ayrı iptalini istemiş; mahkemece, davalı ...’ne ait Parti Tüzüğünün 73-81. maddelerinde düzenlenen disiplin hükümlerinin ihlal edilmediği, öngörülen sürelere uyulduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Dosya içerisinde bilgi ve belgelerin incelenmesinde; davalı ...’nin ..., ..., ..., ..., ..., ... İl Başkanlarınca Parti Genel Merkezine gönderdikleri dilekçelerinde davacı ... milletvekili ...’in il başkanlıklarını ziyareti sırasındaki yaptığı konuşmalarında parti genel başkanını ve genel merkezi eleştiren ifadelerinden rahatsızlık duyulması sebebiyle davacıdan şikayetçi oldukları ve bu durumun teşkilattan sorumlu Genel Başkan Yardımcısı ...’a ve parti genel merkezine ulaştırıldığı, bunun üzerine ... Genel Başkanının 22.10.2011 günü yazılı talebiyle parti tüzüğünün 78. maddenin 4. fıkrasındaki düzenleme uyarınca davacının partiden kesin ihraç istemiyle Merkez Disiplin Kuruluna sevk edildiği, 24.10.2011 günü Merkez Disiplin Kurulunca davacı milletvekili hakkında takibat açılması kararı alındığı, bu kararın davacıya 28.10.2011 günü Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde bulunan çalışma ofisinde tebliğ edilmek istendiği, ancak ilgilinin danışmanı tarafından tebligatın alınmasından imtina edilmesi üzerine tutanak tutulduğu, bu arada davacı vekili tarafından disiplin soruşturması açılması işlemine karşı 11.11.2011 günü itiraz edildiği, Merkez Disiplin Kurulunca itirazın üç günlük süre içinde yapılmadığı gerekçesiyle reddine karar verildiği, ayrıca davacı hakkında soruşturma yapılması için Merkez Disiplin Kurulunca kendi üyeleri arasından ..., ..., ...'ün soruşturmacı olarak atandığı, soruşturmacıların 19.11.2011 günlü yazı ile davacıdan 15 gün içinde savunma yapmasının istenmesi üzerine davacı, 06.12.2011 tarihli yazılı savunmasını yaptığı, bunun sonucunda Merkez Disiplin Kurulu 17.12.2011 tarihinde soruşturmacı üyelerin de katılımı ile yapılan toplantıda davacı ... milletvekili ...’in ... Partisinden kesin ihraç cezası ile tecziyesine itirazı kabil olmak üzere oybirliği ile karar verildiği, davacı tarafından 28.12.2011 günü verilen bu karara itiraz edildiği, ... Parti Tüzüğü uyarınca itirazı incelemekle görevli Müşterek Disiplin Kurulu tarafından itirazın incelendiği ve 05.01.2012 günü yine soruşturmacı üyelerin de katılımıyla itirazın reddedilerek Merkez Disiplin Kurulu kararının onandığı anlaşılmaktadır. Siyasi Partiler Kanununun 17. maddesinde, siyasi partinin merkez disiplin kurulunun, bu Kanunda ve parti tüzüğünde gösterilen şekilde kurulacağı, üye sayısının yediden az olamayacağı, aynı Kanunun 55. maddesinde ise disiplin kurullarının üye tamsayısının en az üçte iki çoğunluğuyla toplanıp hazır bulunanların çoğunluğuyla karar vereceği, partiden kesin çıkarma cezaları için üye tamsayısının çoğunluğunun kararı gerektiği, disiplin kuruluna sevk edilen partilinin, yazılı veya sözlü savunma hakkına sahip bulunduğu, savunma için süre, savunmaya çağrı belgesinin ilgiliye tebliği tarihinden başlamak üzere onbeş gün, ancak, seçimlerde veya herkesin gözü önünde açıkça veya yayın yoluyla işlenen disiplin suçlarında bu sürenin yedi gün olduğu, savunma süresini geçirenlerin, savunma hakkından vazgeçmiş sayılacağı, savunmaya çağırmanın, disiplin kurulu başkanlığınca yazı ile yapılacağı, bu yazıda uygulanması istenen disiplin cezası ile bu cezanın istenmesine sebep olan fiillerin açıkça gösterileceği; 57. maddesinde ise, hakkında partiden veya gruptan geçici veya kesin çıkarma cezası verilen parti üyesince bu cezaya karşı disiplin kuruluna sevk eden organ veya merci veya disiplin kurulunun görev ve yetkisizliği veya alınan kararların kanuna, parti tüzüğüne ve içyönetmeliğe şekil ve usul bakımından aykırı bulunduğu iddiasıyla, parti itiraz yollarını kullandıktan sonra nihai karar niteliğindeki son karara karşı otuz gün içinde nihai kararı veren merciin bulunduğu yer asliye hukuk mahkemesine itiraz edebileceği, mahkeme tarafından bu itirazların diğer işlerden önce ve en geç otuz gün içinde basit muhakeme usulüne göre incelenerek karara bağlanacağı, bu kararın kesin olacağı; 121. maddesinde de Türk Kanunu Medenisi ile Dernekler Kanununun ve dernekler hakkında uygulanan diğer kanunların bu Kanuna aykırı olmayan hükümlerinin, siyasi partiler hakkında da uygulanacağı; 4721 Sayılı Türk Medeni Kanununun 83.maddesinde ise, dernek kararlarının iptali için belirli bir süre öngörüldüğü ancak genel kurul kararlarının yok veya mutlak butlanla hükümsüz sayıldığı durumlarda bu sürelerin işlemeyeceği hükme bağlanmıştır. Buna göre, Siyasi Partiler Kanunu'nun 57. maddesinde düzenlenen ve asliye hukuk mahkemesince verilen kararın niteliğinin kesin olabilmesinin ancak yasa ve tüzük hükümlerinde öngörülen şekil ve usulde alınmış bir karar olmasına bağlıdır. Nitekim bu düzenlemeye ilişkin Yargıtay uygulamasında Siyasi Partiler Yasasında belirtilen kesinlik niteliğinin kazanılabilmesi için yukarıda açıklanan biçimde alınması gerektiği vurgulanarak “Mahkemece, dava konusu kesin çıkarma kararının yasada açıklandığı gibi sadece biçim ve usul kuralları yönünden incelemesi gerekirken, yasal yetki sınırları aşılarak karar verilmiş olmasının doğru bulunmadığı" (Yargıtay 4.H.D 06.02.2007 tarih 2005/15487-2007/1119) belirtilmiş ve bu gerekçeye karşı yerel mahkemece direnme kararı verilmesi üzerine Yargıtay Hukuk Genel Kurulu tarafından kararı veren “yerel asliye hukuk mahkemesinin kararının kesin nitelik kazanmadığı” vurgulanmıştır. (Yargıtay HGK, 12.12.2007 gün 2007/4-964-2007/965) Bu nedenle merkez disiplin kurulunun bulunduğu yer asliye hukuk mahkemesinin verdiği kararın yukarıda açıklandığı üzere sair hususlar incelenmeksizin sadece şekil ve usul açısından denetlenebileceği açıktır. Ayrıca davacı hakkındaki soruşturmanın süresinde başlaması, buna ilişkin tebligatın davacı milletvekilinin Türkiye Büyük Millet Meclisi çalışma ofisinde danışmanına yapılmak istenmesi, danışmanın tebliğden imtina etmesi nedeniyle tutanak tutulması göz önüne alındığında; tebligatın usulüne uygun yapılmadığı yöndeki iddianın da yerinde olmadığı ve ... Genel Başkanının Merkez Disiplin Kuruluna sevk etmesinden itibaren onbeş gün içinde soruşturma yapma kararının alınmaması nedeniyle “davacı lehine kazanılmış hak doğacağı” iddiası da yerinde değildir. Ancak; Dava konusu olayda, davacının disiplin soruşturması için ... Merkez Disiplin Kurulu üyeleri ..., ... ve ...’ün soruşturmacı olarak atandığı, yapılan soruşturma sonucunda Merkez Disiplin Kurulunun karar toplantısına bu kişilerin de katılarak davacı ... milletvekili ...’in ... Partisinden kesin ihraç cezası ile tecziyesine karar verildiği ve ayrıca itiraz üzerine toplanan Müşterek Disiplin Kurulu toplantılarına da aynı şekilde katılarak itirazın reddi doğrultusunda oy kullandıkları anlaşılmaktadır. ... Partisi Tüzüğünün 79/7. maddesinde disiplin takibatı yapma işleminin nasıl olacağının disiplin kuruluna sevk etmeye yetkili organ tarafından tayin edileceği, yetkili kurulun takibatı, üyelerden birine veya birkaçına yaptırabileceği gibi daha alt kademelerdeki bir organın üyelerine veya diğer partililere de yaptırabileceği öngörülmüştür. Buna göre, takibatı yapmakla görevli disiplin kurulu üyelerinden birinin veya birkaçının görevlendirilmesinde mevzuata bir aykırılık teşkil etmemekte ise de, bu kişilerin disiplin kararlarına katılarak oy kullanması, disiplin hukukunda kabul edilmemekte ve genel hukuk, adalet ve aynı zamanda hakkaniyet prensiplerine uygun düşmemektedir. Zira, disiplin hukukunda soruşturmayı yapan üyelerin yaptıkları soruşturmanın sonucunu ve bu doğrultudaki kanaatlerini de bildirmek suretiyle karar verecek makama iletmekle görevli oldukları, karar aşamasında ve itiraz üzerine bunun incelenmesinde bulunmalarının yasalar ve içtihatlara aykırı bulunduğunun dikkate alınması gereklidir. Bu husus Danıştay İdari Dava Daireleri Genel Kurulunun 23.10.1992 gün ve 164 sayılı kararında açıkça belirtilmiştir. Nitekim dava konusu edilen bir disiplin işleminde soruşturmayı yürütmekle görevli yönetim kurulu üyesinin disiplin uygulaması yapmakla görevli olan yönetim kurulunun toplantısına katılması ve ilgili hakkında verilen kararda oy kullanması nedeniyle, disiplin uygulamaları ve özellikle yukarıda açıklanan karar gerekçe gösterilerek “disiplin kurulu kararlarının sağlıklı ve objektif olması, kararı veren kurul üyelerinin olayı objektif değerlendirilmeleriyle mümkün bulunacağı, bu itibarla disiplin soruşturmasıyla görevlendirilen kişinin, delilleri toplayıp, ilgilinin savunmasını alıp kendi kanaatini de belirtir şekilde hazırladığı soruşturma raporunu, disiplin kuruluna intikal ettirdikten sonra, kurula katılarak oy kullanmasının disiplin hukukunda kabul edilmediği, bu durumda davacının soruşturmasında görevlendirilen soruşturmacının Yönetim Kuruluna katılarak oy kullandığı anlaşıldığından, dava konusu disiplin cezasına ilişkin işlem de hukuka uygunluk görülmediği” (Danıştay 12.Dairesi 18.01.2011 gün 2008/8305-2011/65) belirtilmiştir. Buna göre, davacı milletvekilinin partiden ihracı ile ihraç kararına yapılan itirazın reddine ilişkin alınan kararların açıklanan disiplin hukukunda öngörülen şekil ve usule aykırı biçimde alınmış bulunduğundan, mahkemece davacının bu husustaki isteminin kabulü ile çıkarma işleminin iptaline hükmedilmesi gerekirken davanın reddi yönünde karar verilmesi doğru görülmemiştir. Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, Yargıtay duruşmasında vekille temsil edilen davacı yararına takdir edilen 900,00 TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacı tarafa verilmesine, temyiz peşin harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 09.07.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.