10. Hukuk Dairesi 2011/19762 E. , 2012/14725 K. "İçtihat Metni" Mahkemesi :İş Mahkemesi No :552-930 Dava, itibari hizmet süresinin tespiti istemine ilişkindir. Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir. Hükmün, davalı SGK Başkanlığı avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi. İstem, 1990, 1991, 1992, 199
**10. Hukuk Dairesi 2011/19762 E. , 2012/14725 K.** **"İçtihat Metni"** Mahkemesi :İş Mahkemesi No :552-930 Dava, itibari hizmet süresinin tespiti istemine ilişkindir. Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir. Hükmün, davalı SGK Başkanlığı avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi. İstem, 1990, 1991, 1992, 1993, 1994, 2004 yıllarında dava dışı işverene ait işyerinde gemi adamı olarak geçen çalışmalar yönünden 506 sayılı Kanunun ek 5. maddesi kapsamındaki itibari hizmet süresinin tespitine ilişkin olup, anılan Kanunun 134. maddesinde, bu Kanunun uygulanmasından doğan uzlaşmazlıkların, yetkili iş mahkemelerinde veya bu davalara bakmakla görevli mahkemelerde görüleceği belirtilerek görev konusu açıklanmış olmasına karşın, söz konusu Kanunda yetkiye ilişkin herhangi bir düzenleme yapılmamıştır. Bu Kanunun 80. maddenin yedinci fıkrasında, Kurum alacaklarının tahsilinde 6183 sayılı Kanunun uygulanmasından doğacak uyuşmazlıkların çözümlenmesinde, alacaklı Sigorta Müdürlüğü’nün bulunduğu yer İş Mahkemesinin yetkili olduğu bildirilmiş ise de, bu hükmün, inceleme konusu davada uygulama yeri bulunmamaktadır. Diğer taraftan, 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun genel yetki kuralını içeren 9. maddesinde, her davanın, kanunda aksine hüküm bulunmadıkça açıldığı tarihte davalının Türk Medeni Kanunu gereğince ikametgahı sayılan yer mahkemesinde görüleceği, davalının ikametgahı belli değilse, davaya Türkiye'de son defa oturduğu yer mahkemesinde bakılacağı belirtilmiş, 17. maddesinde, gerçek veya tüzel bir kişinin çeşitli yerlerde şubeleri bulunduğu takdirde o şubenin işleminden dolayı iflas davası ayrık olmak üzere o şubenin bulunduğu yerde de dava açılabileceği açıklanmış, bununla birlikte 9. maddeye koşut hüküm içeren 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanununun 5. maddesinde, iş mahkemelerinde açılacak her davanın, açıldığı tarihte dava olunanın Türk Medeni Kanunu gereğince ikametgahı sayılan yer mahkemesinde bakılabileceği gibi, işçinin işini yaptığı işyeri için yetkili mahkemede de bakılabileceği bildirilmiş, 15. maddesinde ise, bu Kanunda açıklık bulunmayan durumlarda Hukuk Muhakemeleri Usulü Kanunu hükümlerinin uygulanacağı belirtilmiş, ayrıca 01.10.2011 günü yürürlüğe girerek 1086 sayılı Kanunu yürürlükten kaldıran 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun “Genel yetkili mahkeme” başlığını taşıyan 6. maddesi ile “Şubeler ve tüzel kişilerle ilgili davalarda yetki” başlıklı 14. maddesinde de aynı yetki hükümlerine yer verilmiştir. Tüm davalar için uygulanan yetki kuralına genel yetki kuralı denilmekte olup, 1086 ve 6100 sayılı Kanun hükümlerine göre genel yetkili mahkeme, davalının ikametgahının bulunduğu yer mahkemesidir. Başka bir anlatımla, her dava, kanunda aksine hüküm öngörülmediği takdirde, açıldığı tarih itibarıyla davalının yerleşim yeri sayılan yer mahkemesinde görülür. Anılan genel yetki kuralının yanında, bazı davalar için başka yer mahkemeleri de yetkili kılınmış olup, istisna niteliğindeki bu düzenlemelere özel yetki kuralları denilmektedir. Özel yetki kurallarının kamu düzenine ilişkin olmadığı, özel yetkinin genel yetkiyi kaldırmayıp her iki kuralın beraber uygulandığı, davacının her iki yetki düzenlemesi arasında seçim hakkı bulunup davasını, öngörülen iki mahkemeden birinde açabileceği temel ilke olmakla birlikte, bazı davaların mutlak surette belli bir yer mahkemesinde açılması benimsenmiştir ki, bu durumda kesin yetki söz konusudur. Diğer taraftan, tüzel kişilere karşı açılacak davalarda genel yetkili mahkeme, tüzel kişilerin yerleşim yeri sayılan merkezinin bulunduğu yer mahkemesi olmakla birlikte, şube işlemleri nedeniyle açılacak dava, taraf olarak bağlı bulunulan merkez davalı gösterilerek, şubenin bulunduğu yerde de açılabilir. Kurum adına işlem yapmaya yetkili bulunmak, şubenin tanımından ortaya çıkan bir sonuç olup, şubenin bulunduğu yer mahkemesinin yetkili olmasında yalnız başına yeterli değildir. Şubenin bulunduğu yer yetkisi, o şubenin yapmış olduğu işlemlerden, davacıya ait işlemlerin yürütülmesinden doğan uyuşmazlıklarda geçerli bulunmaktadır. Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 16.04.2008 gün ve 2008/10-329 Esas - 2008/334 Karar, 16.04.2008 gün ve 2008/10-330 Esas - 2008/335 Karar, 08.07.2009 gün ve 2009/10-236 Esas - 2009/345 Karar, 14.10.2009 gün ve 2009/21-381 Esas - 2009/427 Karar sayılı ilamlarında da aynı görüş ve yaklaşım benimsenmiştir. Şu durumda, iş mahkemeleri bakımından, iş ve sosyal güvenlik hukuku mevzuatının yanı sıra 1086 ve 6100 sayılı Kanunlarda yer alan genel ve özel yetki hükümlerinin de dikkate alınması gerekmekte olup, inceleme konusu dava yönünden yetkili mahkeme sorununun, anılan yasal düzenlemeler kapsamında çözümü yönünde, dava tarihi itibarıyla davalı Kurumun yerleşim yerinin (merkezinin) veya davalı Kurum şubesinin işleminden dolayı o şubenin bulunduğu yerin esas alınması gerektiği açıktır. Buna göre; sigortalının dava konusu dönemdeki çalışmalarının T.C. Devlet Demiryolları İşletmesi Genel Müdürlüğü Mersin Liman İşletmesi Müdürlüğü’nde gerçekleşmesi, sigorta primlerinin Sosyal Sigortalar Kurumu Mersin İl Müdürlüğü hesabına yatırılmış olması, davalı Kurum vekilince yasal süresi içerisinde ilk oturum günü yetki itirazında bulunularak Mersin İş Mahkemesi’nin yetkili olduğunun belirtilmesi karşısında, karar tarihi itibarıyla yürürlükte olan 6100 sayılı Kanunun 20. maddesi kapsamında yetkisizlik kararı verilmesi gerekirken, mahkemece eksik inceleme ve araştırma sonucu, işin esasına girilerek davanın kabulüne ilişkin hüküm kurulması isabetsiz olduğu gibi, bu davada verilecek karar ve elde edilecek sonuç yönünden hak alanını ilgilendirmesine karşın işverenin davaya yöntemince katılımı sağlanmaksızın yargılamanın sonuçlandırılmış olması da usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. O halde davalı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır. S O N U Ç : Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 20.09.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.