1. Hukuk Dairesi 2025/1699 E. , 2025/2099 K. MAHKEMESİ : Adana Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/150 E., 2023/1104 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Pozantı Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2020/17 E., 2021/200 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacılar vekili ve tereke temsilcisi tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkim…
**1. Hukuk Dairesi 2025/1699 E. , 2025/2099 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ : Adana Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/150 E., 2023/1104 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Pozantı Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2020/17 E., 2021/200 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacılar vekili ve tereke temsilcisi tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacılar vekili dava dilekçesinde özetle; davacılar ..., ... ve ...'un muris ...’ün kardeşleri, diğer davacıların ise murisin kardeşi ...'in çocukları olduğunu, murisin 16.02.2018 tarihinde altsoy mirasçısı olmadan öldüğünü, eşi ...'ün ise muristen önce öldüğünü, murisin geriye yasal mirasçı olarak kardeşleri ve kardeşlerinin altsoy mirasçılarını bıraktığını, murisin uhdesinde değeri milyon TL olan taşınmazlar yer almakta iken bu taşınmazlardan bir kısmını yasal mirasçılarından mal kaçırmak için iki vasiyetname düzenlediğini, ayrıca davaya konu Adana ili, Pozantı ilçesi, ... Mahallesinde bulunan 386 ada 4 parsel sayılı taşınmazını muvazaalı bir şekilde davalı ...'a devrettiğini, murisin 14.06.2013 tarihinde 260.000,00 TL bedelle satın aldığı dava konusu taşınmazı edindiği tarihten 3 ay gibi kısa bir süre sonra ... 9. Noterliğince düzenlenen 13.09.2013 tarih ve ... yevmiye numaralı vasiyetname ile dava dışı kardeşi ...'a bıraktığını, vasiyetnameye rağmen daha sonra 18.12.2014 tarihinde 8.000,00 TL bedelle dava konusu taşınmazı davalı ...'a satış yoluyla muvazaalı olarak devrettiğini, davalı ...'un dava dışı ...'ın gelininin abisi olduğunu, her ne kadar dava konusu taşınmaz ...’a satış gösterilmiş ise de murisin yayladaki dava konusu taşınmaza her yaz gitmeye devam ettiğini, iptali gereken vasiyetname ve muvazaalı şekilde satış yaparak davacılardan sağlığında malını kaçırdığını ve muvazaalı şekilde işlem yaparak davacıları miras payından mahrum etmeyi amaçladığını ya da buna zorlandığını, murisin muvazaalı olarak sattığı taşınmazın mamelekinde bulunan mallara oranla çok daha fazla değerli olduğunu, ekte sundukları vasiyetnamelerden ve murisin malvarlığı listesinden anlaşılacağı üzere murisin mamelekinde yer alan değerli olan taşınmazları diğer mirasçılardan kaçırmak amacıyla muvazaalı işlem yaptığını ileri sürerek dava konusu taşınmazın tapu kaydının iptali ile mirasçı davacılar adına payları oranında tesciline, mirasçılara iadesine karar verilmesini talep etmiştir. Davacılar vekili 23.11.2020 tarihli beyan dilekçesinde terekeye iade isteminde bulunduklarını belirtmiştir. Davacılardan ...'un aşamada 28.01.2019 tarihinde öldüğü, geriye mirasçı olarak eşi ..., kardeşleri ..., ..., ..., ..., ...'un kaldığı, mirasçı ...'un müteveffa davacı vekiline vekalet vermek suretiyle davayı sürdürdüğü, diğer mirasçıların zaten davacı olarak ekli olduğu anlaşılmıştır. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkilinin davacıların murisi olan ...'ün mirasçısı olmadığını, husumet itirazında bulunduklarını, müvekkilinin üçüncü kişi konumunda olduğunu ve iyi niyetli olarak taşınmazı yatırım amacı ile satın aldığını, taşınmazın satış bedelinin 15.000,00 TL'sini elden, geri kalan kısmı olan 225.000,00 TL'sini de murisin banka hesabına yatırmak sureti ile ödediğini, muris muvazaasına dayalı tapu iptali ve tescil davalarında yerleşik Yargıtay kararları gereğince murisin dava konusu taşınmazı sattığı dönemde başka taşınmazları olup olmadığının araştırılması gerektiğini, murisin birçok taşınmazının bulunduğunu, bu itibarla murisin bu kadar taşınmazları varken dava konusu taşınmazı kaçırmasının imkansız olduğunu, tapu harcının fazla çıkmaması için taşınmazın satış bedelinin 8.000,00 TL olarak rayiç bedel üzerinden gösterildiğini, zira muris ...'ün de dava konusu taşınmazı satın alırken satış değerinin 5.000,00 TL olarak gösterildiğini, muris ve kız kardeşi ...'ın dava konusu yayla evini beğenmesi ve müvekkilin de kiraya verebileceğinin kabulü ile taşınmazda kiracısı ... olarak kira sözleşmesi ile kira bedelleri ödenerek oturmaya devam edildiğini ileri sürerek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin 17.05.2019 tarih ve 2018/74 Esas ve 2019/115 Karar sayılı kararıyla; tapu kayıtları incelendiğinde dava konusu taşınmazın davacıların murisleri tarafından 8.000,00 TL bedel üzerinden 18.12.2014 tarihinde davalı ...'a devredildiği, dava konusu taşınmazın dava tarihi olan 15.05.2018 tarihi itibariyle değerinin 294.569,80 TL olarak tespit edildiği, satış bedeli ile gerçek bedel arasında fahiş bir fark olduğu, davalı vekili söz konusu satış işlemi nedeniyle davacıların murisi ...'ün banka hesabına müvekkili tarafından 18.12.2014 tarihinde 225.000,00 TL'nin yatırıldığını beyan etse dahi, ilgili banka şubesine yazılan müzekkerenin 02.05.2019 havale tarihli cevabından bu hesabın 18.12.2014 tarihinde açılmış olduğu, ayrıca 18.12.2014 tarihinde yatırılan 225.000,00 TL'nin bu işlemden 6 dakika sonra çekilmiş olduğu ve bu Vakıfbank hesabının bir daha kullanılmadığının anlaşıldığı, dinlenilen tanık beyanları ve murisin malvarlığına ilişkin yapılan araştırmalar neticesinde murisin başkaca yerlerde de taşınmazlarının olduğu, varlıklı bir insan olduğu, taşınmazını satmaya ihtiyacı olmadığı neticesine varıldığı, her ne kadar davalı vekili müvekkili ile dava dışı ... arasındaki kira sözleşmesini dosyaya sunmak sureti ile dava konusu satışın gerçek bir satış olduğunu kanıtlamaya çalışsa dahi dosya içerisine alınan kira sözleşmesinin şekli itibari ile bir kanıt niteliği taşımayacağı, ayrıca davacı vekilinin dava dışı ... ile ilgili iddialarının davacı tanıkları tarafından doğrulandığı, dava konusu taşınmazın ...'ın kullanımında olmasının satışın gerçek bir satış olmadığı hususunu güçlendirici nitelikte olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. Bölge Adliye Mahkemesince Verilen Kaldırma Kararı İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin 16.12.2019 tarihli ve 2019/1186 Esas, 2019/1138 Karar sayılı kararıyla; öncelikle davacı tarafa süre verilerek paya yönelik mi yoksa tereke adına mı istekte bulunduğunun tam olarak açıklattırılmasının istenmesi, tereke adına istekte bulunduğunu açıklaması halinde, dava dışı mirasçıların olurlarının alınması ya da miras şirketine TMK'nın 640. maddesi uyarınca atanacak temsilci aracılığı ile davanın sürdürülmesi, davanın görülebilirlik koşulunun yerine getirilmesi, ondan sonra işin esasına girilmesi; yok eğer davacının payına yönelik istekte bulunduğunun saptanması halinde ise terekenin elbirliği mülkiyetine tabi olması nedeniyle paya yönelik isteğin dinlenme olanağı bulunmadığı gözetilerek davanın reddine karar verilmesi gerekirken, davanın görülebilirlik koşulu göz ardı edilerek yazılı olduğu şekilde davanın esası hakkında hüküm kurulmasının doğru olmadığı gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verilmiştir. B. Kaldırma Kararı Sonrasında İlk Derece Mahkemesince Verilen Karar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; tereke temsilcisi ile davanın görüldüğü ve taraf teşkilinin sağlandığı, dava dilekçesinde davacıların yemin deliline dayandığı, davacılar vekilinin 08.03.2019 tarihli dilekçesinde yemin metni sunularak davalıya yemin teklifinde bulunulduğu, yemin edası için yazılan talimat sonucunda davalı tarafından Adana 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2021/126 talimat sayılı celsesinde davalının evi 240.000,00 TL bedel ödeyerek satın aldığına dair yemin eda ettiği, yeminin kesin delil teşkil edeceği, yemin hükümleri yerine getirildikten sonra vakıanın kesin biçimde kanıtlandığının kabulü gerekeceği, HMK 227/2 uyarınca yemin teklif edildikten ve karşı tarafça yemini edaya hazır olduğu bildirildikten sonra tekliften vazgeçilemeyeceği ve başka delile dayanılamayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. C. Bölge Adliye Mahkemesi Kararı İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili ve tereke temsilcisi tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; Yerel Mahkemece, yemininin kesin delil teşkil edeceği, yemin hükümleri yerine getirildikten sonra vakıanın kesin biçimde kanıtlandığının kabulü gerekeceği, HMK'nın 227/2. maddesi uyarınca yemin teklif edildikten ve karşı tarafça yemini edaya hazır olduğu bildirildikten sonra tekliften vazgeçilemeyeceği ve başka delile dayanılamayacağı değerlendirilerek davanın reddine yönelik karar verildiği, dava dilekçesi içeriği ve dosyaya yansıyan beyanlar dikkate alındığında davanın muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil davası olduğu, sözleşmenin yanlarından birine teb'an açılan bir davanın söz konusu olmadığı, davacı mirasçılar tarafından tüm mirasçılar adına açılan bir dava olduğu, bilindiği üzere Türk Medeni Kanunu'nun 640. maddesi uyarınca terekeye temsilci atanması durumunda, davanın tereke temsilcisinin veya bu sıfatla vekil kıldığı avukatın huzuru ile sürdürülmesi gerektiği, tereke temsilcisinin atanması ile mirasçıların terekeyi temsil ve davayı takip yetkisinin ortadan kalktığı, başka bir söyleyişle, mirasçıların davayı takip yetkisinin sona ereceği ve bununla bağlantılı olarak da hükmü temyiz hakkının miras şirketini temsilen tereke temsilcisine geçeceği, davacı mirasçılar tarafından tüm mirasçılar adına dava açılması ve Türk Medeni Kanunu'nun 640. maddesi uyarınca terekeye temsilci atanması nedeniyle mirasçıların terekeyi temsil ve davayı takip yetkisi ortadan kalktığından mirasçıların hükmü istinaf hakkının olmadığı, bu hakkın tereke temsilcisine ait olduğu, dosya içeriğine, toplanan delillere, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, hükmün dayandığı yasal ve hukuksal gerekçeye ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kurallarına göre, HMK’nın 355. maddesi gereği istinaf sebepleriyle sınırlı olarak ve re'sen kamu düzeni yönünden yapılan inceleme sonucu, İlk Derece Mahkemesine ait kararda usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı kanaatine varıldığı gerekçesiyle istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davacılar vekili temyiz dilekçesinde özetle; dosyada davacılar lehine usuli kazanılmış hak söz konusu olduğunu, Mahkemece bu husus yok sayılarak hüküm kurulduğunu, muris muvazaasının delillerle ispatlanmasına rağmen Mahkemenin 2 yıl önce ortadan kaldırma kararı öncesinde verilen ara karardan dönerek yemin deliline dayanmasının usul, yasa ve içtihatlara aykırı olduğunu, usuli kazanılmış hak ve aleyhe bozma yasağı ilkelerinin ihlal edildiğinin sabit olduğunu, dosya kapsamından muvazaanın varlığı sabit olmasına rağmen, yazılı delillerle zıt düşen sadece yemine itibar edilerek hüküm kurulmasının usul ve yasaya aykırı olduğunu, dosyadaki tüm delillerin bir arada değerlendirilmediğini, muvazaa şartlarının açıkça gerçekleştiğini, murisin maddi anlamda dava konusu taşınmazını satmasını gerektirecek bir nedenin bulunmadığını, murisin muvazaalı olarak sattığı taşınmazın mamelekinde bulunan mallara oranla çok daha fazla değerli olduğunu, dava dilekçesinde taşınmazların listesinin sunulduğunu bu taşınmazlardan dava konusu ev ile Adana'da bulunan ev ve tarlalarla ilgili ... ve ... çocukları lehine vasiyetname düzenlendiğini, dava konusu taşınmazın satış bedelinin ödenmediğini, satışın dava konusu taşınmazın gerçek değeri üzerinden yapılmadığını, bunun yanında ayrıca ... açıldığı belirtilen vadeli hesaptan para çeken adına işlem yapanın ... olduğu, ...'ın da davalı ...'un kız kardeşinin eşi olduğunu, davalı kira sözleşmesi ile yaylanın kiralandığını savunmuşsa da davalının taşınmazı gerçekten kiraya vermediğini ve kira sözleşmesinin yine Mahkemeyi yanıltmaya yönelik olarak sonradan düzenlendiğini ileri sürerek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir. Tereke temsilcisi temyiz dilekçesinde özetle; dosyada davacılar lehine usuli kazanılmış hak söz konusu olup Mahkemece bu husus yok sayılarak hüküm kurulduğunu, muris muvazaasının delillerle ispatlanmasına rağmen Mahkemenin 2 yıl önce ortadan kaldırma kararı öncesinde verilen ara karardan dönerek yemin deliline dayanmasının usul, yasa ve içtihatlara aykırı olduğunu, usuli kazanılmış hak ve aleyhe bozma yasağı ilkelerinin ihlal edildiğinin sabit olduğunu, dosya kapsamından muvazaanın varlığı sabit olmasına rağmen, yazılı delillerle zıt düşen sadece yemine itibar edilerek hüküm kurulmasının usul ve yasaya aykırı olduğunu, dosyadaki tüm delillerin bir arada değerlendirilmediğini, muvazaa şartlarının açıkça gerçekleştiğini, murisin maddi anlamda dava konusu taşınmazını satmasını gerektirecek bir nedenin bulunmadığını, murisin muvazaalı olarak sattığı taşınmazın mamelekinde bulunan mallara oranla çok daha fazla değerli olduğunu, dava dilekçesinde taşınmazların listesinin sunulduğunu bu taşınmazlardan dava konusu ev ile Adana'da bulunan ev ve tarlalarla ilgili ... ve ...'ın çocukları lehine vasiyetname düzenlendiğini, dava konusu taşınmazın satış bedelinin ödenmediğini, satışın dava konusu taşınmazın gerçek değeri üzerinden yapılmadığını, bunun yanında ayrıca ... açıldığı belirtilen vadeli hesaptan para çeken adına işlem yapanın ... olduğunu, ...'ın da davalı ...'un kız kardeşinin eşi olduğunu, davalı kira sözleşmesi ile yaylanın kiralandığını savunmuşsa da davalının taşınmazı gerçekten kiraya vermediğini ve kira sözleşmesinin yine Mahkemeyi yanıltmaya yönelik olarak sonradan düzenlendiğini, murisin milyonluk nakdi ve gayri nakdi malvarlığının bulunduğunu, bu hususun tanık beyanları ve yazılı belgelerle ispatlandığını, murisin dava konusu taşınmazı satmasının davacı mirasçılardan mal kaçırmak dışında hiçbir gerekçesinin olmadığını, murisin diğer mirasçılardan mal kaçırma amacıyla hareket ettiğini, muvazaalı olarak sattığı taşınmazın, uhdesinde bulunan mallara oranla çok daha fazla değerli olduğunu ileri sürerek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir. B . Değerlendirme ve Gerekçe Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir. Dosya içeriğinde yer alan bilgi ve belgelere göre; muris ...'ün 16.02.2018 tarihinde öldüğü, geriye mirasçı olarak davacı kardeşleri ..., ..., ..., dava dışı kardeşi ..., ölü kardeşi ...'un çocukları davacılar ..., ..., ..., ..., ... ve ...'un kaldığı, ...'un yargılama sırasında 28.01.2019 tarihinde öldüğü ve mirasçısı ...'un davayı sürdürdüğü anlaşılmıştır. Muris ...'ün terekesini eldeki davada temsil etmesi için Adana 6. Sulh Hukuk Mahkemesinin 26.05.2021 tarihli ve 2020/65 Tereke ve 2021/40 Karar sayılı kararı ile ... tereke temsilcisi olarak atandığı, kararın 28.06.2021 tarihinde kesinleştiği anlaşılmıştır. Bilindiği üzere Türk Medeni Kanunu'nun 640. maddesi uyarınca terekeye temsilci atanması durumunda, davanın tereke temsilcisinin veya bu sıfatla vekil kıldığı avukatın huzuru ile sürdürülmesi gerektiği tartışmasızdır. Tereke temsilcisinin atanması ile mirasçıların terekeyi temsil ve davayı takip yetkisi ortadan kalkmaktadır. Başka bir söyleyişle, mirasçıların davayı takip yetkisi sona erer ve bununla bağlantılı olarak da hükmü temyiz hakkı miras şirketini temsilen tereke temsilcisine geçer. Somut olayda, Mahkemece verilen karara karşı tereke temsilcisi haricinde davacılar vekili tarafından da temyiz talebinde bulunulmuştur. Ne var ki; davacıların davada takip yetkisi kalmadığından karara karşı temyiz talebinde bulunma hakları da bulunmamaktadır. Bu durumda, davacıların temyiz dilekçelerinin reddine karar vermek gerekir. Tereke temsilcisinin temyiz itirazlarına gelince; Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması HMK'nın 371. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup tereke temsilcisi tarafından temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan nedenlerle; 1. Davacılar vekilinin temyiz dilekçesinin REDDİNE, Peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davacılara iadesine, 2. Tereke temsilcisinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddi ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370. maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Aşağıda yazılı 345,55 TL bakiye onama harcının terekeden alınmasına, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 17.04.2025 tarihinde kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.