Danıştay 4. Daire Başkanlığı 2024/1400 E. , 2024/3152 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y DÖRDÜNCÜ DAİRE Esas No : 2024/1400 Karar No : 2024/3152 TEMYİZ EDENLER : 1- DAVALI ...Bakanlığı VEKİLİ : Av. ... 2- (DAVALI YANINDA MÜDAHİL) ... VEKİLİ : Av. ... KARŞI TARAF (DAVACILAR) : 1- ... Köyü 2- ...Köyü 3- ...Köy Dernekleri Fedarasyonu 4- ...Derneği Kaced 5- ... 6- ... 7- ... 8- ... 9- ... 10-...k 11-... Köyü VEKİLİ : Av. ... İSTEMİN KONUSU : ... İdare Mahkemesinin...tarih ve E:..., K:... sayılı
Danıştay 4. Daire Başkanlığı 2024/1400 E. , 2024/3152 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y DÖRDÜNCÜ DAİRE Esas No : 2024/1400 Karar No : 2024/3152 TEMYİZ EDENLER : 1- DAVALI ...Bakanlığı VEKİLİ : Av. ... 2- (DAVALI YANINDA MÜDAHİL) ... VEKİLİ : Av. ... KARŞI TARAF (DAVACILAR) : 1- ... Köyü 2- ...Köyü 3- ...Köy Dernekleri Fedarasyonu 4- ...Derneği Kaced 5- ... 6- ... 7- ... 8- ... 9- ... 10-...k 11-... Köyü VEKİLİ : Av. ... İSTEMİN KONUSU : ... İdare Mahkemesinin...tarih ve E:..., K:... sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: Davacılar tarafından, Sivas ili, Zara ilçesi, ... Paftasında ... tarafından yapılması planlanan RN:... (ER:...)- RN:... (ER:...)- RN:... (ER:...) ruhsat numaralı sahalarda mermer ocağı, mermer işletme ve kırma eleme tesisine ilişkin davalı idarece verilen ... tarih, ... sayılı "ÇED Olumlu" kararının iptali istenilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: İdare Mahkemesince verilen kararda; dava konusu edilen uyuşmazlığın çözümünün teknik bilgiyi gerektirmesi nedeniyle, Mahkemenin 05.06.2023 tarihli ara kararı ile mahallinde keşif ve bilirkişi incelemesi yaptırılmasına karar verilmesi üzerine 02.08.2023 tarihinde yaptırılan keşif ve bilirkişi incelemesi sonucu düzenlenen bilirkişi raporları ile dosya kapsamındaki tüm bilgi ve belgeler ile mevzuat hükümleri birlikte değerlendirilerek; Sivas ili, Zara ilçesi, ... Paftasında ... tarafından yapılması planlanan RN:... (ER:...) - RN:... (ER:...) - RN:... (ER:...) ruhsat numaralı sahalarda mermer ocağı, mermer işletme ve kırma eleme tesisine ilişkin davalı idarece verilen "ÇED olumlu" kararına dayanak teşkil eden proje tanıtım dosyasının; maden mühendisliği, jeoloji mühendisliği(hidrojeoloji), orman mühendisliği, ziraat mühendisliği ve biyolog (çevre ve insan sağlığı) açısından, 2872 sayılı Çevre Kanununa, bu kanuna dayanılarak hazırlanan ÇED Yönetmeliği'ne ve üstün kamu yararı, yöre halkının bireysel menfaatleri ve sürdürülebilirlik açısından yerinde olduğu görülmekte ise de; Çevre mühendisliği açısından, mermer ocağı, mermer işleme ve kırma eleme işletmesinin bu tür katı atıklarla ilgili olarak yönetmelik hükümleri doğrultusunda bertarafın sağlanacağına dair bir taahhüt bulunmadığı, Antropoloji açısından, yerel halkın inancı ve projenin buna etkisi konusunda titiz bir çalışma yürütülmediği ve yerel halk tarafından kutsal sayılan alana sağlıklı, güvenli ve kesintisiz bir şekilde ulaşımının sağlanması yönünde bir çalışma yapılmadığının anlaşıldığı, eksik değerlendirmeye dayalı proje tanıtım dosyasına dayanılarak düzenlenen dava konusu "ÇED Olumlu" kararında, belirtilen yönlerden hukuka uyarlık bulunmadığı gerekçeleri ile dava konusu işlemin iptaline karar verilmiştir. TEMYİZ EDENLERİN İDDİALARI: 1-Davalı idare tarafından; dava dosyasında alınan iki bilirkişi raporunda da belirtildiği üzere Mahkemenin iptal gerekçesinin, davaya konu işlemin iptalini gerektirir nitelikte olmadığı, kararın dava dosyasında alınan iki bilirkişi raporunda yer alan kanaatler dikkate alınmayarak verildiği belirtilerek, temyize konu kararın bozulması gerektiği ileri sürülmektedir. 2-Davalı idare yanında müdahil tarafından; Mahkeme kararı gerekçesinin dosya kapsamına ve projeye uygun düşmediği, nihai ÇED Raporunda katı atıkların bertarafına ilişkin Yönetmelik hükümlerine ve çevre mevzuatlarına uygun olarak çalışma yürütüleceğinin taahhüt edildiği, ÇED Raporu incelenmeden eksik incelemeye dayalı karar verildiği, tescilli olmayan inanç merkezi olarak ifade edilen alanın ruhsat alanı dışında olduğu, yol sorumlusu idarelerden gereken izinlerin alınmasını takiben, ziyaret alanına konforlu ulaşımın sağlanacağı, söz konusu inanç merkezinin projeden olumsuz etkilenmesinin söz konusu olmadığı, ÇED Olumlu kararının hukuka uygun olarak tanzim edildiği belirtilerek, temyize konu kararın bozulması gerektiği ileri sürülmektedir. KARŞI TARAFIN SAVUNMASI: Davacılar tarafından, temyiz istemlerinin reddi gerektiği savunulmaktadır. TETKİK HÂKİMİ :... DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kabulü ile Mahkeme kararının, çevre mühendisliği ve ulaşım yönünden, Nihai ÇED Raporunda belirtilen önlemlerin yeterli olup olmadığının belirlenmesi için yeni bilirkişi incelemesi yapılması gerektiği gerekçesiyle bozulması gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Dördüncü Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, dosya tekemmül ettiğinden yürütmenin durdurulması istemi hakkında ayrıca bir karar verilmeksizin ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 17. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca duruşma istemi yerinde görülmeyerek işin gereği görüşüldü: İNCELEME VE GEREKÇE : MADDİ OLAY : Sivas ili, Zara ilçesi,... Paftasında ... tarafından yapılması planlanan RN:... (ER:...)- RN:... (ER:...)- RN:... (ER:...) ruhsat numaralı sahalarda mermer ocağı, mermer işletme ve kırma eleme tesisine ilişkin davalı idarece verilen ... tarih ve ... sayılı "ÇED Olumlu" kararının iptali istemiyle bakılmakta olan davanın açıldığı anlaşılmıştır. İLGİLİ MEVZUAT: 2872 sayılı Çevre Kanununun 10. maddesinde; "Gerçekleştirmeyi plânladıkları faaliyetleri sonucu çevre sorunlarına yol açabilecek kurum, kuruluş ve işletmeler, Çevresel Etki Değerlendirmesi Raporu veya proje tanıtım dosyası hazırlamakla yükümlüdürler. Çevresel Etki Değerlendirmesi Olumlu Kararı veya Çevresel Etki Değerlendirmesi Gerekli Değildir Kararı alınmadıkça bu projelerle ilgili onay, izin, teşvik, yapı ve kullanım ruhsatı verilemez; proje için yatırıma başlanamaz ve ihale edilemez..." hükmüne yer verilmiştir. 25/11/2014 tarih ve 29186 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren ve dava konusu işlem tarihinde yürürlükte bulunan Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliğinin 4. maddesinde; ''Çevresel etki değerlendirmesi olumlu kararı: Çevresel Etki Değerlendirmesi Raporu hakkında Komisyon tarafından yapılan değerlendirmeler dikkate alınarak, projenin çevre üzerindeki muhtemel olumsuz etkilerinin, alınacak önlemler sonucu ilgili mevzuat ve bilimsel esaslara göre kabul edilebilir düzeylerde olduğunun belirlenmesi üzerine projenin gerçekleşmesinde çevre açısından sakınca görülmediğini belirten Bakanlık kararı olarak tanımlanmıştır. Aynı Yönetmeliğin 6. maddesinde ise; "(1) Bu Yönetmelik kapsamındaki bir projeyi gerçekleştirmeyi planlayan gerçek veya tüzel kişiler; Çevresel Etki Değerlendirmesine tabi projeleri için; ÇED Başvuru Dosyasını, ÇED Raporunu, Seçme Eleme Kriterleri uygulanacak projeler için ise Proje Tanıtım Dosyasını, Bakanlıkça yeterlik verilmiş kurum/kuruluşlara hazırlatmak, ilgili makama sunulmasını sağlamak ve proje kapsamında verdikleri taahhütlere uymakla yükümlüdürler. (2) Kamu kurum/kuruluşları, bu Yönetmelik hükümlerinin yerine getirilmesi sürecinde proje sahiplerinin veya Bakanlıkça yeterlik verilmiş kurum/kuruluşların isteyeceği konuya ilişkin her türlü bilgi, doküman ve görüşü vermekle yükümlüdürler. (3) (Değişik:RG-26/5/2017-30077) Bu Yönetmeliğe tabi projeler için "Çevresel Etki Değerlendirmesi Olumlu" kararı veya "Çevresel Etki Değerlendirmesi Gerekli Değildir" kararı alınmadıkça bu projelerle ilgili teşvik, onay, izin, yapı ve kullanım ruhsatı verilemez, proje için yatırıma başlanamaz ve ihale edilemez. Ancak bu durum söz konusu teşvik, onay, izin ve ruhsat süreçlerine başvurulmasına engel teşkil etmez. (4) Bu Yönetmelik hükümlerine göre karar tesis edilmeden önce, projenin gerçekleştirilmesinin mevzuat bakımından uygun olmadığının tespiti halinde, aşamasına bakılmaksızın süreç sonlandırılır." kuralına, 7. maddesinde; "(1) Bu Yönetmeliğin; a) Ek-1 listesinde yer alan projelere, b) "ÇED Gereklidir" kararı verilen projelere, c) Kapsam dışı değerlendirilen projelere ilişkin kapasite artırımı ve/veya genişletilmesinin planlanması halinde, mevcut proje kapasitesi ve kapasite artışları toplamı ile birlikte projenin yeni kapasitesi ek-1 listesinde belirtilen eşik değer veya üzerinde olan projelere, ÇED Raporu hazırlanması zorunludur." kuralına yer verilmiştir. Aynı Yönetmeliğin Ek-III bölümünde; Çevresel Etki Değerlendirmesi Genel Formatının ihtiva etmesi gereken hususlar düzenlenmiş, Bölüm I: Projenin tanımı ve özellikleri; a) Proje konusu yatırımın tanımı, özellikleri, ömrü, hizmet maksatları, önem ve gerekliliği, b) Projenin yer ve teknoloji alternatifleri, proje için seçilen yerin koordinatları Bölüm II: Proje Yeri ve Etki Alanının Mevcut Çevresel Özellikleri; Proje alanının ve önerilen proje nedeniyle etkilenmesi muhtemel olan çevrenin; nüfus, fauna, flora, jeolojik ve hidrojeolojik özellikler, doğal afet durumu, toprak, su, hava, atmosferik koşullar, iklimsel faktörler, mülkiyet durumu, kültür varlığı ve sit özellikleri, peyzaj özellikleri, arazi kullanım durumu, hassasiyet derecesi (Ek-5’deki Duyarlı Yöreler Listesi de dikkate alınarak) benzeri özellikleri Bölüm III: Projenin İnşaat ve İşletme Aşamasında Çevresel Etkileri ve Alınacak Önlemler, Projenin; a) Çevreyi etkileyebilecek olası sorunların belirlenmesi, kirleticilerin miktarı, alıcı ortamla etkileşimi, kümülatif etkilerin belirlenmesi, b) Sera gazı emisyon miktarının belirlenmesi ve emisyonların azaltılması için alınacak önlemler, c) Projenin çevreye olabilecek olumsuz etkilerinin azaltılması için alınacak önlemler, ç) İzleme Planı (inşaat dönemi), Bölüm IV: Halkın Katılımı; a) Projeden etkilenmesi muhtemel ilgili halkın belirlenmesi ve halkın görüşlerinin çevresel etki değerlendirmesi çalışmasına yansıtılması için önerilen yöntemler, b) Görüşlerine başvurulması öngörülen diğer taraflar, Notlar ve Kaynaklar; Ekler: Çevresel Etki Değerlendirmesi Başvuru Dosyası hazırlanmasında kullanılan bilgi ve belgeler ile raporda kullanılan tekniklerden rapor metninde sunulamayan belgeler, Proje için seçilen yerin koordinatları, Proje için belirlenen yer ve alternatiflerinin varsa; çevre düzeni, nazım, uygulama imar planı, vaziyet planı veya plan değişikliği teklifleri, Proje ile ilgili olarak daha önceden ilgili kurumlardan alınmış belgeler şeklinde düzenlemeler yer almıştır. Çevresel etki değerlendirmesi; gerçekleştirilmesi planlanan projenin, çevreye olabilecek olumlu ya da olumsuz etkilerinin belirlenmesi, olumsuz yöndeki etkilerin önlenmesi ya da çevreye zarar vermeyecek ölçüde en aza indirilmesi için alınacak önlemlerin belirlenerek değerlendirilmesi amacıyla yapıldığından, ÇED sürecinde verilen kararların iptali istemiyle açılacak davalarda, yukarıda belirtilen Yönetmeliğin Ek III. maddesindeki unsurlar yönünden, ÇED kararlarının bir bütün olarak çevresel etkilerinin irdelenmesi gerekmektedir. HUKUKİ DEĞERLENDİRME: ÇED süreci sonunda verilecek kararların yargısal denetimi yapılırken, seçilecek bilirkişiler arasında bir çevre mühendisinin bulunması, diğer bilirkişilerin ise projenin bulunduğu çevrenin özelliklerine göre ve proje tanıtım dosyası ve ÇED raporunu hazırlayan kişilerin uzmanlık alanları da dikkate alınmak suretiyle belirlenmesi önemli bir gereklilik olmakla birlikte; böyle bir heyet tarafından hazırlanacak bilirkişi raporunun, dava konusu proje kapsamında öngörülen faaliyetin çevresel etkilerinin ve bu etkilerin minimize edilmesi için Proje Tanıtım Dosyası ya da ÇED Raporu içinde yer verilen önlemlerin yeterli olup olmadığının tespit edilerek değerlendirilmesi açısından, tarafları tatmin edici düzeyde hazırlanmasının da önemli bir gereklilik olduğu açıktır. Belirtilen hususların sağlanması, adil bir yargılama yapılması açısından önem arz etmektedir. Uyuşmazlığın çözümü için İdare Mahkemesince yaptırılan keşif sonrasında hazırlatılan bilirkişi heyeti raporlarındaki tespitler dikkate alınmış olup, Harita Mühendisi, Çevre Mühendisleri, Maden Mühendisi, Jeoloji (Hidrojeoloji) Mühendisi, Ziraat Mühendisi, Biyolog, Orman Mühendisi ve Antropoloji uzmanından oluşan bilirkişi heyetine mahallinde keşif ve bilirkişi incelemesi yaptırılması sonrasında hazırlanan 10.10.2023 havale tarihli bilirkişi raporunda özetle; Harita Mühendisliği yönünden; Sivas ili, Zara ilçesi, ... köyünde, ... Paftasında ... tarafından yapılması planlanan RN:... (ER:...)- RN:... (ER:...)- RN:... (ER:...) ruhsat numaralı sahalarda mermer ocağı, mermer işletme ve kırma eleme tesisine ilişkin ÇED olumlu raporu verilen ve RN:... numaralı ruhsat sahasında kalan ÇED 1 poligonu 83,33 ha, RN:... ve RN:... numaralı ruhsat sahalarında kalan ÇED 2 poligonu 192,27 ha. lık alana sahiptir.ÇED 1 poligonu içerisinde 2,72 ha. lık bitkisel toprak depolama alanı, 53 ha lık pasa stok sahası, 21,01 ha. lık Ocak sahası, ÇED 2 poligonu içerisinde 7,35 ha lık bitkisel toprak depolama alanı, 80,45 ha lık pasa stok sahası, 86,23 ha lık ocak sahası, 0,81 ha lık ocak stok sahası, 0,22 ha lık Kırma eleme tesisi, 0,44 ha lık kırma eleme tesisi stok sahası, 0,21 ha lık mermer işleme tesisi, 0,28 ha lık ebatlandırılmış mermer stok sahası, 0,09 ha. lık şantiye alanı, 0,09 ha lık kısmı atölye alanı olarak kullanılmak üzere planlandığı, kadastro paftalarında yapılan incelemede Ruhsat ve ÇED sahalarının 156 ada 1 ve 157 ada 1 numaralı orman parsellerine isabet ettiği görüldüğü, Sağa:386173, Yukarı:43755411 koordinatlarındaki su kuyusu; Sağa: 386498, Yukarı:4375670 koordinatlarındaki Kuşkayası su kaynağı ve İmran Dede olarak adlandırılan Sağa: 386600, Yukarı 4375745 koordinatlarında bulunan ziyaret yerinin incelendiği (Kroki-2), bu yerlerden; Davalı tarafından açıldığı beyan edilen Sağa 386173, Yukarı 43755411 koordinatlarındaki su kuyusunun ÇED 2 poligonu içerisinde kaldığı, Kuşkayası kaynağı olarak olarak adlandırılan Sağa: 386498, Yukarı:4375670 koordinatlarındaki su kaynağı Beypınar köyü tüzel kişiliği adına tescilli ... ada ... numaralı parsel içerisinde kaldığı, söz konusu su kaynağının RN:201801445 (ER:3358215) numaralı ruhsat sahası sınırında ÇED 2 poligonunun yaklaşık 17 m. dışında kaldığı, İmran Dede olarak adlandırılan Sağa: 386600, Yukarı 4375745 koordinatlarında bulunan ziyaret yerinin ruhsat sahasının yaklaşık 110 m. doğusunda kaldığı, Çevre Mühendisliği yönünden; personelden kaynaklı olarak günlük 8 m3 evsel atıksu oluşacağının öngörüldüğü (ÇED Sf-271), çalışacak personelden kaynaklanacak evsel nitelikli 8 m3/gün’lük atıksu ile ilgili olarak, 19/03/1971 tarih ve 13783 sayılı Resmî Gazetede yayımlanan “Lağım Mecrası İnşası Mümkün Olmayan Yerlerde Yapılacak Çukurlara Ait Yönetmelik” hükümlerine göre yapılacak foseptikte biriktirileceğinin belirtildiği, foseptikte toplanan atıksuların, Zara Belediyesi ile yapılan protokol çerçevesinde ücret karşılığında Zara Belediyesi tarafından vidanjör ile çekilerek 31.12.2004 tarih ve 25687 sayılı Resmî Gazetede yayımlanan “Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliği” hükümleri çerçevesinde bertarafının sağlanacağı, gerçekleştirilecek madencilik çalışmaları sırasında, proje alanı yakın çevresinde üretim esnasında ocak alanında ve üretim sonrası, çıkarılan malzemenin kamyonlarla nakliyesi nedeni ile yollardan kaynaklanacak tozumayı önlemek için yolların ve nakliye yolunun mevsimsel koşullara bağlı olarak tozumayı engelleyecek sıklıkla arazöz ile sulanacağı belirtildiği, yaz ve kış aylarında mevsimsel koşullara bağlı olarak tozumanın engellenmesi için kullanılacak su miktarlarına ait hesaplamaların ayrı ayrı hesaplandığı, mermer kesme faaliyetleri esnasında mermer ocağında kullanılacak olan su olduğu, bu amaçla tel kesme ve ebatlama işlemleri esnasında yaklaşık olarak 259,2 m3/günlük bir su tüketimi gerçekleşeceğinin öngörüldüğü, üretim esnasında kullanılan suların ise ebatları aşağıda belirtilen (Nihai ÇED raporu Sf-244) sızdırmaz nitelikte çöktürme havuzlarında fiziksel olarak katı/sıvı ayrımına tabi tutulmak suretiyle arıtılan suların tekrar üretim işlemlerinde kullanılmasının planlandığı, çöktürme işlemleri sonucunda oluşacak çamurun ise yine pasa stok sahasında ayrı bir bölgede depolanmasının taahhüt edildiği, genel olarak bahsedilen önlemler ve uygulanacak atıksu bertaraf tekniği yönüyle gerçekleştirilmesi planlanan mermer ocağı, mermer işleme ve kırma-eleme tesisi faaliyetinin, atıksu kirliliği açısından herhangi bir risk oluşturma potansiyelinin düşük görüldüğü, mermer ocağı, mermer işleme ve kırma eleme işletmesinin bu tür katı atıklarla ilgili olarak yönetmelik hükümleri doğrultusunda bertarafın sağlanacağına dair bir taahhüdün görülmediği, faaliyet esnasında oluşabilecek katı atıkların temel olarak; atık yağlar, evsel atıklar, ambalaj atıkları, arıtma çamurları, bitkisel atık yağlar, ömrünü tamamlamış lastikler, atık pil ve akümülatörler, tehlikeli atıklar, tıbbi atıklar olarak belirtildiği, bu atıklar ile ilgili olarak her bir atık türü için ilgili yönetmelik hükümlerine uyulacağı ve gerekli önlemlerin alınacağının beyan edildiği, her bir aşamada personelden kaynaklanacak evsel nitelikli katı atıkların hesaplamalarının yapıldığı ve buna göre arazi hazırlık ve tesis montajı aşamasında toplamda 10,8 kg/gün ve ayrıca işletme aşamasında ise 38,92 kg/gün evsel nitelikli atık oluşacağının öngörüldüğü (ÇED Raporu-Sf. 245), evsel nitelikteki katı atıkların bertarafı için ise 02.04.2015 tarih ve 29314 sayılı Atık Yönetimi Yönetmeliği hükümlerine uyulacağı taahhüt edildiği, oluşacak evsel atıkların sahada bulundurulacak ağzı kapalı çöp bidonlarında biriktirileceği ve sahaya bırakılmayacağının belirtildiği, pasa malzemesinin depolanmasında 15.07.2015 tarih ve 29417 sayılı Resmî Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Maden Atıkları Yönetmeliğine uyulacağı belirtildiği (ÇED Raporu-Sf. 254), ayrıca stoklanan pasa malzemesinin üretim faaliyetleri sonrasında sahanın rehabilitasyon faaliyetleri için kullanılacağının taahhüt edildiği, katı atıkların bertarafı için belirtmiş olduğu önlemler açısından ilgili yönetmelikler çerçevesinde herhangi bir olumsuzluk öngörülmemekle birlikte daha önce sözü edilen yönetmelik hükümlerine uyacağı açık olmadığı, Nihai ÇED raporu Sf-231-235’de verilen akustik ölçüm raporuna göre faaliyet esnasında oluşacak gürültü seviyelerinin ÇED alanına en yakın yapılarda oluşacak mesafeye göre hesaplanan muhtemel gürültü seviyeleri açısından her frekansta yönetmelikte verilen sınır değerleri sağladığı, Projeden kaynaklanacak toz emisyonlarının dağılımı belirlenirken, çalışma teknolojisi ve bulunduğu bölgenin yapısı göz önünde bulundurularak hesaplamalarda kullanılan emisyon faktörü, saha çalışmalarında her poligonda birim alan üzerinde yapılan kırma eleme, taşıma ve depolama gibi tüm öğeleri içerecek şekilde yapıldığı, modelleme çalışmalarında en olumsuz şartlar göz önüne alındığı ve bütün çalışmaların aynı anda yapıldığı hesaplamalarda dikkate alındığı, sınır değer olan 50 μg/m3 düzeyinin aşılmadığı, SKHKKY’ne göre bir yılda 35 defadan fazla aşılmadığından sınır değerleri sağladığı, uzun vade PM10 değerleri sınır değerleri sağladığı, faaliyetin tesis etki alanındaki diğer emisyon kaynaklarıyla birlikte kümülatif olarak kontrollü şartlarda yürütülmesi durumunda kaynaklanacak toz emisyonu Çöken Toz Parametresi için sınır değerleri sağladığı, PM10 parametreleri için kısa vade değerleri aşılmadığı, SKHKKY’ya göre bir yılda 35 defadan fazla aşılmadığından sınır değerleri sağladığı, dava konusu proje kapsamında da sulama yapılarak toz oluşumunun zararlı etkilerinin ortadan kaldırılacağı ve ÇED Raporunda bu projeden kaynaklanacak diğer tüm olumsuz çevresel etkilerin de bertarafı için bilimsel olarak kabul edilebilir tedbirlere başvurulacağı taahhüt edildiği, bu sebeple bu projenin bölgede olumsuz çevresel etkilere sebep olmayacağı, Maden Mühendisliği yönünden; Kırma-eleme tesisinin kurulması halinde 21 Eylül 2017 tarih ve 30187 Sayı ile Resmi Gazete’de yayınlanan Maden Yönetmeliğinin uygulanacağı ve kurulacak tesisin ise ÇED alanı içerisinde olacağı belirtilmekle birlikte alınacak tüm önlemlerin PTD'de verildiği, proje tanıtım dosyası incelendiğinde, mermer ocak ve kırma taş üretimi için yapılan tüm planlamaların mevzuata uygun olduğu ve madencilik açısından gereken tüm önlemlerin alındığı görülmüş olup, madencilik açısından uygun olduğu, Hidrojeoloji Mühendisliği yönünden; Nihai ÇED dosyasında jeoloji, hidroloji ve hidrojeoloji bölümlerinde teknik açıdan bir eksiklik tespit edilmediği, proje tanıtım dosyasının 145. sayfasında yer alan “Jeolojik Özellikler” bölümü altında yapılan jeolojik açıklamalar ile Ek-3.3’te yer alan 1/25.000 Ölçekli Jeoloji Haritası teknik açıdan birbirleri ile uyumlu olduğu, “Jeolojik Özellikler” bölümü altında yaşlıdan gence formasyon ve birim şeklinde açıklanan jeolojik oluşumlar Ek-3.3’te verilen jeoloji haritasında formasyon ve birim baz alınarak tanımlandığı ve bu açıdan ekte verilen harita ile jeolojik özellikler altında yaşlıdan gence açıklanan jeolojik formasyon ve birimler birbirlerini karşıladığı, proje alanı ve çevresinde tanımlanan yüzey suları (hidrolojik) ile ilgili açıklamalar dereler, göl ve göletler, kaynak, çeşmeler ve kuyular detayında yapılmış olup hidrolojik unsurları gösterecek standartlara uygun hidrolojik haritalar da rapora eklendiği, proje alanı ve civarının hidrolojik haritasında başlıca olması gereken akan dere, kuru dere, göl, gölet, baraj, rezervuar, su kaynakları, havza su toplama sınırları ve alt sınırları gibi unsurların hepsi bir harita üzerinde ölçekli ve koordinatlı bir şekilde gösterildiği, nihai ÇED Dosyasının Ek-3.4 kısmında yer alan 1/25.000 Ölçekli Hidrojeoloji Haritası proje alanı ve yakın civarının hidrojeoloji haritası ve farklı yönlerde alınmış kesitler olarak dosyaya konulduğu bu harita standart bir şekilde hazırlanan hidrojeoloji haritası özelliğinde olduğu, hidrojeolojik harita standartlara göre doğru hazırlanmış fakat hidrojeolojik açıdan geçirimli diye tanımlanan Söğütlü konglomerası (Tebs) 02.08.2023 tarihli keşif günü yapılan arazi gözlemlerine göre tam geçirimli bir birim olmadığı ve bu birimi yarı geçirimli hidrojeolojik ortam olarak tanımlamak daha doğru olduğu, proje sahasında herhangi bir baraj, göl, gölet veya başkası adına kayıtlı su kuyusu yer almadığı, proje sahası civarında yer alan göl ve gölet proje faaliyet alanına (yapay su tutma havuzuna 1720 m ve Ulugöl’e 5035 m) mesafede olduğundan proje faaliyetinin söz konusu yüzey su yapıları üzerinde olumsuz bir etki oluşturması beklenmediği, proje alanında ... işletme ruhsat alanın orta batı kesiminde 2021 yılında açılmış ve DSİ’den yeraltı suyu kullanım belgesi olan su kuyusunun statik yeraltı su seviyesi -175 m derinlikte olup proje sahasında yeraltı suyunun derinde olması nedeniyle yeraltı suyunun ocak faaliyetlerinden etkilenmesi beklenmediği, herhangi bir şekilde yeraltı suyu kotuna inilmeden gerekli önlemlerin alınacağına dair taahhütlerin Nihai ÇED raporunun ilgili kısmalarında açıkça belirtildiği, keşif günü gözlenen Kuşkayası ve İmrandede kaynaklarının ruhsat alanlarının dışında kaldığı bununla birlikte, bu kaynakların ocaktaki faaliyetlerden doğrudan etkilenmesi gibi bir durumun da söz konusu olmadığı, Biyolog (çevre ve insan sağlığı) yönünden; bölgede fauna ve flora bakımından endemik türler tespit edilmemiş olmakla birlikte, ilgili ocağın yerleşim yerlerine çok yakın olmasına bağlı yapılan kümülatif risk değerlendirilmesi çerçevesinde projenin, insan sağlığı açısından minimal risk oluşturduğu şeklinde değerlendirildiği, fakat projede belirtilen önlemlerin sıkı denetiminin yapılması durumunda risklerin (rüzgar, toz, gürültü ve diğer parametreler değerlendirildiğinde) kabul edilebilir düzeyde kaldığı, Ziraat Mühendisliği yönünden; proje alanı içerisinde tarla vasfında alanlar bulunmamakta olup tamamen orman vasıflı olduğu (Resim 1), Proje alanı içerisinde tarım vasıflı alan bulunmaması nedeniyle; yapılacak madencilik faaliyetlerinden ilgili alanların zarar görmeyeceği, Orman Mühendisliği yönünden; ruhsat sahalarının (RN:... (ER:...)- RN:... (ER:...)- RN:... (ER:...) büyük bölümünün taşlı boş orman toprağı olduğu, içerisinde bulunan ormanlık alanların ise bozuk (verimsiz ) olduğu, korunan alanlar statüsünde olmadığı ve alan içerisinde nesli tükenmekte olan yaban hayvanı olmadığından ormancılık açısından olumsuz bir durum söz konusu olmadığı, Antropoloji yönünden; Toplumumuzda gerek Alevilik gerekse de diğer inanış şekillerinde “Evliya”, “Pir”, “Dede”, “Baba” veya “Hızır” gibi adlarla anılan ve “ermiş insan (bazı inançlarda insan üstü bir varlık olarak da görülür)” olduklarına inanılan kişilerin mezarının olduğu ya da ona atfedilen bir kutsallıkla ilişkilendirilen yerleri “ziyaret etmek” ve saygı sunmanın, inanç kültürümüz içerisinde önemli bir yerinin bulunduğu, anılan ermiş insanlara özgü yerlerin yanı sıra “dağ”, “ağaç”, “taş” ve “su” gibi doğa nesnelerin de kutsal sayılabildiği, bazı durumlarda yukarıda anılan ulvi nitelik atfedilen kişilerle doğa nesnelerinin bir arada anılabildiği, bu tür yerlerin “ziyaret yeri” ya da kısaca “ziyaret” olarak adlandırıldığı, ülkemizde dilsel ve inançsal farklılıklar nedeniyle “ziyaret” yerine farklı isimler kullanılabildiği, bu tür yerlerin ziyaret edilmesinin genellikle çeşitli dilek ve temennilerin yanı sıra hastalıklardan korunma, dertlerden arınma amacını taşıdığı, özetlenecek olursa; “Ziyaret”, kendisinde olağanüstü ilahi güç ve kudretin bulunduğuna inanılan, birtakım mezarların, mevkilerin ve doğa nesnelerinin çeşitli amaç ve usullerle ziyaret edildiği kutsal mekânı ifade edildiği, davalı ve davacı tarafın da hemfikir olduğu üzere, ziyaret yerinin proje alanı ve ruhsat sınırının dışında kaldığı, söz konusu “ziyaret”in il kültür varlıkları envanterinde yer almadığı, ziyaret yerinin odağının yaklaşık olarak 5x5 metre ebadında (2-2,5 metre yükseklik) bir kaya ve önündeki taşlardan oluşmakla birlikte Alevilik inancı gereği bu alanın çok yakın çevresinin de kutsal ve temiz tutulması gereken bir yer olarak görüldüğü, köylülerle yapılan görüşmede köylülerin münferit olarak ve yakın zamana kadar da yılın belirli dönemlerinde kitlesel olarak bu bölgeyi ziyaret ettiklerinin öğrenildiği, köylüler “... Dede” olarak bilinen ulvi nitelik atfettikleri kişinin kökenlerini Hacı Bektaşi Veli’ye dayandırmakta ve sözel aktarımla tarihini dört kuşak ya da 300 yıl geriye kadar götürdüğü, ... köyünden “... Ana” olarak bilinen ve yine ulvi bir nitelik atfedilen kişinin ise daha yakın zamanda yaşadığının ifade edildiği, köylülerin anlatımına göre 1950’lerden sonra “... Dede” ziyaret yerinin daha çok rağbet görmeye başladığı, ... Ananın da bu yıllarda babası ile beraber ziyarete geldiğinde yukarıda ziyaret yeri olarak tanımlanan kayanın açılarak içinden bir “piri fani”nin çıktığı, ... Anayı yanında götürmek istediği ancak daha sonra bağışladığının rivayet edildiği, bu olaydan sonra ... Ananın da ulvi bir nitelik kazanmaya başladığının anlaşıldığı, davalı idare tarafın “kaynak/dereyi” ziyaret yeri olarak anladığı anlaşıldığı, buna paralel bir şekilde davalı devamında “Söz konusu projenin üretim aşamalarında yapılacak faaliyetlerin yeraltı ve yer üstü su kaynaklarının miktar ve kalitesini olumsuz yönde etkilemeyeceği yatırımcı firmanın beyan ve taahhüdüdür.” şeklinde bir açıklama yaptığı, bu ifadelerden davalının yerel halkın inancı ve projenin buna etkisi konusunda titiz bir çalışma yürütmediğinin anlaşıldığı, her ne kadar kutsal sayılan alanın korunması esas olsa da insanların bu alana sağlıklı, güvenli ve kesintisiz bir şekilde ulaşımının sağlanması da önemlidir. Bir başka deyişle alanın korunması kadar alana ulaşılabilirlik de dikkate alınmalıdır. davalının savunmasından, kutsal sayılan ziyaret yerine ulaşımın nasıl güvenceye alınacağı konusunu dikkate almadığı yönünde tespit ve değerlendirmelerine yer verildiği, tarafların itirazları üzerine, Mahkemece her bir itirazın, ilgili konuda uzman olan bilirkişi tarafından ayrı ayrı ve detaylı olmak üzere değerlendirilerek karşılanması suretiyle ek bilirkişi raporu düzenlenmesinin istenilmesine karar verildiği, bilirkişi heyetince hazırlanan 07/12/2023 tarihli ek bilirkişi raporunda; Çevre Mühendisliği yönünden; 18/3/2004 tarihli ve 25406 sayılı Resmî Gazetede yayımlanan “Hafriyat Toprağı, İnşaat ve Yıkıntı Atıklarının Kontrolü Yönetmeliği’nin ilgili maddelerinden de anlaşılacağı üzere davaya konu olan madencilik faaliyetlerinin yürütülmesi esnasında yönetmelik hükümlerinin yerine getirilmesi bir önlem veya kontrollü madencilik yönetimi yaklaşımının çok ötesinde uyulması gereken bir “zorunluluk” olduğu, bahsi geçen “Hafriyat Toprağı, İnşaat ve Yıkıntı Atıklarının Kontrolü Yönetmeliği” ise özellikle kamu yararı ve atıkların etkin bir şekilde bertarafının yapılmasına dikkat çekilmek üzere 29/09/2023 tarihli bilirkişi raporunda özellikle vurgulandığı, ancak ek rapor kapsamında daha önce de bahsedildiği üzere her ne kadar söz konusu yönetmelik “ÇED raporunda” bahsedilmese de yönetmelik maddelerine uyulması ve maden işletmecisi firma tarafından gereğinin yapılması, tedbirden ziyade yasal bir zorunluluk olduğu, bu zorunluluğun ise ÇED raporu kapsamında vurgulanması, söz konusu işletmenin olumlu veya olumsuz yönlerinden etkilenebilecek yöre halkı açısından farkındalık yaratılması anlamında faydalı olacağı ve tüm olası olumsuzlukların kanun ve yönetmeliklerle güvence altına alınmış olduğunun bildirilmesi amacıyla rapora bir eksiklik olarak eklendiği, söz konusu mermer ocağı, mermer işletme ve kırma eleme tesisi için verilen “ÇED olumlu” kararının iptalini gerektirecek bir sonuç içermediği, Maden mühendisiliği yönünden; işletmeci madencilik firması tarafından hem mermer üretimi hem de kırma taş üretimi için yapılan tüm planlamaların mevzuata uygun olduğu ve madencilik açısından gereken tüm önlemlerin alındığı görülmüş olup, madencilik açısından uygun olduğu, Hidrojeoloji mühendisliği yönünden; Hidrojeoloji konusunda ulusal ve uluslararası literatürde yer alan değerlendirmeler sonucu geliştirilen Tablo 1’de görüleceği üzere geçirimli jeohidrolik ortam daha yüksek su iletme kapasitesine (geçirimlilik, K (m/gün)= >1 m/gün) sahip olup yarı geçirimli ortamlar daha düşük su iletme kapasitesine (geçirimlilik, K (m/gün)= 10-3-1 m/gün) sahip olduğu, bu nedenle yarı geçirimli bir yer ortamda yeraltı suların ocak faaliyetlerinden etkilenme durumu tam geçirimli bir yer ortamda ocak faaliyetlerinden etkilenme durumuna göre daha da azalmakta olduğu, bu durumda Nihai ÇED raporunda buna ilişkin yapılan değerlendirme hatalı ve yanlış olmadığı, çünkü ÇED raporunda geçirimli ortam olarak tanımlanan ortam, yarı geçirimli ortam olarak tanımlanınca yüzey sularının yeraltına geçmesi açısından daha zor olacağı için yeraltı sularının etkilenme durumu daha da azalacak olmasından dolayı pozitif yönde bir durum ortaya çıktığı, Nihai ÇED raporunun 169. Sayfasında 3.9.3. Akımlar bölümünde Akarsular başlığı altında proje sahasında ve civarında yer alan akan dereler ile mevsimlik dereler sayfa 170’te Şekil 56. Ruhsat Sahası Çevresinde Bulunan Dere ve Mevsimsel Dereleri Gösterir Harita ile gösterildiği, bu harita 1/25000 ölçekli Divriği - I39d3 topoğrafya haritası olup dereler mavi renkli düz (akan) ve kesikli (mevsimsel) çizgiler ile gösterildiği (Şekil 1), akarsular altında proje alanı civarında yer alan sürekli akışa sahip Kara Dere, Kuşkaya Deresi ve Gırlavuk Deresi açıklandığı, Proje sahasında mevcut akan dere sadece proje sahasının güneydoğusunda Gırlavuk Dere ile birleşen bir kol 200-300 metrelik bir akış uzunluğu ile saha sınırları içinde yer aldığı, bu dere ... nolu ruhsat sahsının doğu kesiminde ve sınırında yer aldığı, Proje sahasında sınırlı olarak görülen bu derenin proje faaliyetlerinden yukarıda yapılan taahhütler ve koruma bandı ile etkilenmesi beklenmediği, bunun dışında akan derelerden Gırlavuk Dere ana kolu proje sahasının güneyinde en yakın 110 m mesafede, kuzeyde Kuşkaya Deresi 410 m mesafede, Göller Deresi 980 m mesafede ve Kara Dere ise 370 metre mesafede yer aldığı, bazı mevsimsel dereler ise 3 ayrı kesimde proje sahasında kısıtlı uzunluklarda yer aldığı, bu mevsimlik derelerin en uzunu olan proje sahasını kuzeydoğu-güneybatı kat ederek ilerleyen daha sonra proje sahası dışında akan bir dereye dönüşerek Gırlavuk Dere ile birleşen isimsiz bir dere şeklinde olduğu (Şekil 2), ... ruhsat nolu sahası güney sınırına paralel uzanan bu dere proje sahasında mevsimlik dere olduğu için proje faaliyetlerinden yukarıda yapılan taahhütler ve koruma bandı önlemleri neticesinde etkilenmesinin beklenmediği, Biyolog(çevre ve insan sağlığı) yönünden; bölgede fauna ve flora bakımından endemik türler tespit edilmemiş olmakla birlikte, ilgili ocağın yerleşim yerlerine çok yakın olmasına bağlı yapılan kümülatif risk değerlendirilmesi çerçevesinde projenin insan sağlığı açısından özellikle projede belirtilen önlemlerin alınması ile minimal risk oluşturduğu şeklinde kesin olarak kanaat oluştuğu (yani gerekli önlemlerle ilgili riskler minimize edildiği), bununla birlikte projede belirtilen önlemlerin sıkı denetiminin yapılması durumunda risklerin (rüzgar, toz, gürültü ve diğer parametreler değerlendirildiğinde) kabul edilebilir düzeyde kaldığı, Ziraat mühendisliği yönünden; "ruhsat sahası içerisindeki tarım alanlarının çıkarıldığı ve ÇED alanının tamamen ormanlık alanlar kapsamında yer almakta olduğu, ruhsat sahası içerisinde tarım alanı bulunmadığı, dolayısıyla dava konusu proje alanında tarım alanı bulunmadığından herhangi bir zarar oluşmayacağı, Orman mühendisliği yönünden; Yaban keçisinin yayılış alanına bakıldığında geniş bir alanı kapsadığı, biyoloji gereği her yıl Mayıs ayı gibi genel olarak ikiz doğurduğu, bu sebeple neslinin giderek çoğaldığı, avlanma işlemi her yıl rutin olarak tekrar edildiği ve günümüzde av turizmine açılarak avlanılmasına izin verildiği, Doğa Koruma Milli Parklar Genel Müdürlüğü tarafından vurulmasına izin verilmesi neslinin tükenmekte olmadığını gösterdiği, Antropoloji yönünden; inanç yerinin varlığına ve konum olarak ruhsat alanının dışında kaldığı ifadesine yönelik bir itiraz bulunmadığı, itiraz dilekçesindeki diğer konulardan, maden işletmesinin inanç yerini etkileyip etkilemeyeceği ve inanç merkezine giden ulaşım yolu ile ilgili yapılacak işlemler “antropolog” bilirkişisinin uzmanlık alanının dışında kaldığı, bu nedenle teknik uzmanlık gerektiren bu konularda bir görüş belirtilmediği, yönünde tespit ve değerlendirmelerine yer verildiği görülmektedir. Dosyanın incelenmesinden; yeterli uzmanlığa haiz bilirkişiler tarafından yapılan inceleme ve değerlendirmeler sonucunda hazırlandığı görülmekte olan bilirkişi heyeti raporlarının hükme esas alınabilecek nitelikte olduğu anlaşılmaktadır. Söz konusu raporlar incelendiğinde, davaya konu ÇED Olumlu kararının dayanağı olan Nihai ÇED Raporunun maden mühendisliği, jeoloji mühendisliği(hidrojeoloji), orman mühendisliği, ziraat mühendisliği ve biyolog (çevre ve insan sağlığı) açısından, 2872 sayılı Çevre Kanununa, bu kanuna dayanılarak hazırlanan ÇED Yönetmeliği'ne ve üstün kamu yararı, yöre halkının bireysel menfaatleri ve sürdürülebilirlik açısından uygun olduğu, belirtilen yönlerden davaya konu kararın iptalini gerektirir bir hususun bulunmadığı görülmekte olup, uyuşmazlık, Dairemizce söz konusu raporlarda belirtilen ve temyize konu iptal kararına dayanak alınan Çevre Mühendisliği ile Antropoloji yönünden yapılan tespitler yönünden değerlendirilecektir. Uyuşmazlıkta; her ne kadar temyize konu Mahkeme kararında, çevre mühendisliği açısından, mermer ocağı, mermer işleme ve kırma eleme işletmesinin bu tür katı atıklarla ilgili olarak yönetmelik hükümleri doğrultusunda bertarafının sağlanacağına dair bir taahhütte bulunulmadığı belirtilmiş ise de, bu hususta karara dayanak alınan bilirkişi heyeti raporu ve ek rapordaki tespitler incelendiğinde, bilirkişi heyeti raporunun 6. sayfasında ''...Nihai ÇED Raporu incelendiğinde mermer ocağı, mermer işleme ve kırma eleme işletmesinin bu tür katı atıklarla ilgili olarak yönetmelik hükümleri doğrultusunda bertarafın sağlanacağına dair bir taahhüt görülmemektedir. ...'' denildiği, ek raporun 3. ve 4. sayfalarında da yine bu hususa ilişkin olarak, 18/3/2004 tarihli ve 25406 sayılı Resmî Gazetede yayımlanan Hafriyat Toprağı, İnşaat ve Yıkıntı Atıklarının Kontrolü Yönetmeliği’nin ilgili maddelerinden de anlaşılacağı üzere davaya konu olan madencilik faaliyetlerinin yürütülmesi esnasında yönetmelik hükümlerinin yerine getirilmesi bir önlem veya kontrollü madencilik yönetimi yaklaşımının çok ötesinde uyulması gereken bir “zorunluluk” olduğu, bahsi geçen Hafriyat Toprağı, İnşaat ve Yıkıntı Atıklarının Kontrolü Yönetmeliğnin ise özellikle kamu yararı ve atıkların etkin bir şekilde bertarafının yapılmasına dikkat çekilmek üzere 29/09/2023 tarihli bilirkişi raporunda özellikle vurgulandığı, ancak ek rapor kapsamında daha önce de bahsedildiği üzere her ne kadar söz konusu yönetmelik “ÇED Raporunda” bahsedilmese de yönetmelik maddelerine uyulması ve maden işletmecisi firma tarafından gereğinin yapılması, tedbirden ziyade yasal bir zorunluluk olduğu, bu zorunluluğun ise ÇED raporu kapsamında vurgulanması, söz konusu işletmenin olumlu veya olumsuz yönlerinden etkilenebilecek yöre halkı açısından farkındalık yaratılması anlamında faydalı olacağı ve tüm olası olumsuzlukların kanun ve yönetmeliklerle güvence altına alınmış olduğunun bildirilmesi amacıyla rapora bir eksiklik olarak eklendiği, söz konusu mermer ocağı, mermer işletme ve kırma eleme tesisi için verilen “ÇED olumlu” kararının iptalini gerektirecek bir sonuç içermediği tespitlerinde bulunulduğu, ayrıca Nihai ÇED Raporu incelendiğinde, raporun 244 ve devamı sayfalarında, projenin, inşaat ve işletme aşamasında oluşacak katı atıklar ve alınacak önlemler hususunun irdelendiği, bitkisel toprak ve pasa atıklarının miktarı ve bertarafı konusunda değerlendirme yapıldığı, taşkın ve heyelan riski konusunda alınacak önlemlerden bahsedildiği anlaşılmaktadır. Ayrıca, yine temyize konu Mahkeme kararda antropoloji açısından, yerel halkın inancı ve projenin buna etkisi konusunda titiz bir çalışma yürütülmediği ve yerel halk tarafından kutsal sayılan alana sağlıklı, güvenli ve kesintisiz bir şekilde ulaşımının sağlanması yönünde bir çalışma yapılmadığının anlaşıldığı denilmişse de, bu hususta karara dayanak alınan bilirkişi heyeti raporu ve ek rapordaki tespitler incelendiğinde; bilirkişi heyeti raporunun 24. sayfasında ''Davalı idare savunmasında söz konusu ziyaret yeri ile ilgili olarak; ''Proje alanı yakınında bulunan ve bölgede yaşayan insanlar tarafından İmran Dede /Didar Ana adıyla bilinen kaynak/deresi'' ifadesini kullanmaktadır. Buradan davalı tarafın “kaynak/dereyi” ziyaret yeri olarak anladığı anlaşılmaktadır. Buna paralel bir şekilde davalı devamında “Söz konusu projenin üretim aşamalarında yapılacak faaliyetlerin yeraltı ve yer üstü su kaynaklarının miktar ve kalitesini olumsuz yönde etkilemeyeceği yatırımcı firmanın beyan ve taahhüdüdür.” şeklinde bir açıklama yapmaktadır. Bu ifadelerden davalının yerel halkın inancı ve projenin buna etkisi konusunda titiz bir çalışma yürütmediği anlaşılmaktadır.'' denildiği, yine ek raporun 18 sayfasında, inanç yerinin varlığına ve konum olarak ruhsat alanının dışında kaldığı ifadesine yönelik bir itiraz bulunmadığı, itiraz dilekçesindeki diğer konulardan, maden işletmesinin inanç yerini etkileyip etkilemeyeceği ve inanç merkezine giden ulaşım yolu ile ilgili yapılacak işlemlerin “antropolog” bilirkişisinin uzmanlık alanının dışında kaldığı, bu nedenle teknik uzmanlık gerektiren bu konularda bir görüş belirtilmediği, yönünde tespit ve değerlendirmelerine yer verildiği, ayrıca Nihai ÇED Raporunun 96 ve devamı sayfalarında, projenin tüm aşamalarında kullanılacak nakliye yollarına zarar verilmeyeceği, mevcut köy-orman yollarına zarar verilmeyeceği, olası hasar-bozulma durumunda, yolların bakım-onarımının yapılacağı, nakliye yol güzergahı üzerinde bulunan yerleşim yeri halkını mağdur etmemek için, altyapı, can ve mal güvenliğinin sağlanacağı, cevherin taşınması sırasında yollara zarar verilmeyeceği, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu ve ilgili tüm kanun ve yönetmeliklere uyulacağının taahhüt edildiğinin belirtildiği görülmektedir. Yukarıda yapılan açıklamalar çerçevesinde, dosya kapsamındaki bilgi ve belgeler ile bilirkişi raporlarındaki tespitler, Nihai ÇED Raporundaki ilgili bölümler birlikte değerlendirildiğinde; çevre mühendisliği yönünden, Nihai ÇED Raporundaki inşaat ve işletme aşamalarındaki bitkisel toprak ve pasa atıkları konusunda belirtilen bertarafın yöntemlerinin ve belirtilen önlemlerinin yeterli olduğu, mermer ocağı, mermer işleme ve kırma eleme işletmesinin bu tür katı atıklarla ilgili olarak yönetmelik hükümleri doğrultusunda bertarafın sağlanacağına dair bir taahhüt bulunmaması hususunun davaya konu karara dayanak Nihai ÇED Raporunu kusurlandırmayacağı; antropoloji yönünden ise; her ne kadar karara dayanak alınan bilirkişi raporunda davalı idarenin beyanları kapsamında yapılan bir değerlendirme ile davalının yerel halkın inancı ve projenin buna etkisi konusunda titiz bir çalışma yürütmediği yönünde bir kanaate ulaşılmışsa da, gerek ek rapordaki maden işletmesinin inanç yerini etkileyip etkilemeyeceği ve inanç merkezine giden ulaşım yolu ile ilgili yapılacak işlemlerin “antropolog” bilirkişisinin uzmanlık alanının dışında kaldığı, bu nedenle teknik uzmanlık gerektiren bu konularda bir görüş belirtilmediği yönündeki tespitler, gerek inanç merkezinin proje faaliyet alanının dışında kalması ve gerekse de konunun, söz konusu inanç merkezine ulaşımın temini yönünden değerlendirilmesini gerektirmesi ve Nihai ÇED Raporunda, proje alanının çevresindeki ulaşım yolları konusunda alınacağı taahhüt edilen önlemlerin yeterli olduğu hususu da dikkate alındığında, yerel halkın inancı ve projenin buna etkisi konusunda titiz bir çalışma yürütülmediğinin ve yerel halk tarafından kutsal sayılan alana sağlıklı, güvenli ve kesintisiz bir şekilde ulaşımının sağlanması yönünde bir çalışma yapılmadığının kabulünün mümkün olmadığı, bu hususun da davaya konu karara dayanak Nihai ÇED Raporunu kusurlandırmayacağı sonucuna ulaşılmıştır. Bu durumda; yukarıda belirtilen gerekçelerle, davanın reddine karar verilmesi gerekirken, dava konusu işlemin iptali yolunda verilen temyize konu İdare Mahkemesi kararında hukuka uyarlık bulunmamaktadır. KARAR SONUCU : Açıklanan nedenlerle; 1. 2577 sayılı Kanun'un 49. maddesine uygun bulunan davalı idarenin ve davalı yanında müdahilin temyiz istemlerinin kabulüne, 2. Dava konusu işlemin yukarıda özetlenen gerekçeyle iptaline ilişkin temyize konu ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının BOZULMASINA, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 20/A maddesinin ikinci fıkrasının (i) bendi uyarınca DAVANIN REDDİNE, 3.Aşağıda ayrıntısı gösterilen ...-TL yargılama giderinin davacılar üzerinde bırakılmasına, 4. Davalı tarafından yapılan ...TL yargılama giderinin davacılardan alınarak, davalıya verilmesine, davalı yanında müdahil tarafından yapılan...-TL yargılama giderinin davacılardan alınarak, davalı yanında müdahile verilmesine, 5.Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca duruşmalı işler için belirlenen ...-TL vekalet ücretinin davacılardan alınarak davalı idareye verilmesine, 6. Keşif ve bilirkişi avansı ile posta gideri avansından varsa artan tutarın, kararın kesinleşmesinden sonra istemleri halinde taraflara iadesine, 7.Dosyanın anılan Mahkemeye gönderilmesine, 8.2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 20/A-2-(i) maddesi uyarınca, kesin olarak, 16/05/2024 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi. (X) KARŞI OY : Temyize konu İdare Mahkemesi kararında; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 49. maddesinin 2. fıkrasında sayılan bozma nedenlerinden hiçbirisi bulunmadığından, Mahkeme kararının onanması gerektiği oyu ile aksi yöndeki çoğunluk kararına katılmıyoruz.