DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU 2023/2455 E. , 2024/1442 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU Esas No : 2023/2455 Karar No : 2024/1442 TEMYİZ EDEN (DAVACILAR) : 1- ... İnşaat Ticaret Sanayi AŞ 2- ... Holding AŞ VEKİLİ : Av. .... TEMYİZ EDEN (DAVALI): ... Başkanlığı VEKİLİ : Av. ... İSTEMİN KONUSU: Danıştay Onüçüncü Dairesinin 04/05/2023 tarih ve E:2018/1319, K:2023/2170 sayılı kararının aleyhlerine olan kısımlarının temyizen incelenerek bozulması taraflarca ka
DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU 2023/2455 E. , 2024/1442 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU Esas No : 2023/2455 Karar No : 2024/1442 TEMYİZ EDEN (DAVACILAR) : 1- ... İnşaat Ticaret Sanayi AŞ 2- ... Holding AŞ VEKİLİ : Av. .... TEMYİZ EDEN (DAVALI): ... Başkanlığı VEKİLİ : Av. ... İSTEMİN KONUSU: Danıştay Onüçüncü Dairesinin 04/05/2023 tarih ve E:2018/1319, K:2023/2170 sayılı kararının aleyhlerine olan kısımlarının temyizen incelenerek bozulması taraflarca karşılıklı olarak istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: "Şans Oyunlarının Lisans Verilmesi Suretiyle Özelleştirilmesi İhalesi"ne ilişkin olarak yapılan masraflar, irat kaydedilen teminat ve kâr beklentisi vd. tüm hususlar nedeniyle faiz, müspet, menfi ve munzam zarar ile her türlü maddi ve manevi zararlar saklı kalmak kaydıyla yargı kararları uyarınca; irat kaydedilen geçici teminat tutarı olan 10.000.000 ABD Dolarının, 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun'un 4/a maddesi uyarınca irat kaydı tarihi olan 10/12/2015 tarihinden itibaren Devlet bankalarının (hangisi en yüksek oranı uyguluyor ise o Devlet bankasının) ABD Doları cinsinden açılmış bir yıl vadeli mevduat hesabına ödediği en yüksek döviz faizinin, 10.800,00-TL vekâlet ücreti ve 2.814,40-TL yargılama gideri ile Danıştay Onüçüncü Dairesi'nin anılan ihaleye ilişkin kararları uyarınca davalı idareye ödenen 10.800,00-TL vekâlet ücreti olmak üzere toplam 24.414,40-TL'nin 06/11/2017 tarihinden itibaren yıllık %9 üzerinden hesaplanacak yasal faizi ile birlikte ödenmesi istemiyle 09/03/2018 tarihinde Özelleştirme İdaresi Başkanlığına yapılan başvurunun, davalara ilişkin vekâlet ücreti, yargılama giderleri ve 10.000.000 ABD Dolarının ödenmesine ilişkin işlemlerin gerçekleştirildiği, ancak İdari Dava Daireleri Kurulu kararında teminatın faiziyle birlikte ödenmesine dair bir ibare bulunmadığından faize yönelik bir ödeme yapılmayacağından bahisle reddine ilişkin 15/03/2018 tarih ve 52082 sayılı işlemin iptali ile 919.184 ABD Doları asıl alacağın 22/03/2018 tarihinden itibaren Halkbank'ın uyguladığı yıllık %4,75 ve değişmesi hâlinde değişen oranlarda uygulanacak döviz faiziyle birlikte aynen veya ödeme günündeki Merkez Bankası efektif satış kuru karşılığı TL'nin taraflarına ödenmesine karar verilmesi istenilmiştir. Daire kararının özeti: Danıştay Onüçüncü Dairesinin 04/05/2023 tarih ve E:2018/1319, K:2023/2170 sayılı kararıyla; Davalı idarenin usule yönelik itirazının geçerli görülmediği belirtilerek; Davacılar tarafından, davalı idarece geçici teminatın irat kaydı işleminin yargı kararıyla iptali üzerine geçici teminata ve yargı kararlarında idareleri aleyhine hükmedilen vekâlet ücreti ile yargılama giderine ilişkin olarak yapılan ödemeler borçlar hukuku çerçevesinde akdi ilişkiye dayalı yapılmış bir ödeme gibi değerlendirilmek suretiyle dava dilekçesinde birtakım hesaplamalar yapılarak geçici teminat yönünden ödenmeyen 919.184-USD asıl alacağın davalı idareden tahsiline karar verilmesi istenilmiş ise de, davalı idarece yapılan ödemelerin idari yargı kararlarında hükmedilen vekâlet ücreti ve yargılama giderleri ile geçici teminatın irat kaydı işleminin iptali nedeniyle ilamın infazı kapsamında yapıldığı, bu bağlamda, her ne kadar dava dilekçesinde talep konusu geçici teminata ilişkin "asıl alacak" şeklinde nitelendirilmiş ise de davalı idarece yapılan ödemelerin ilamın infazı kapsamında bir ödeme olduğu anlaşıldığından, davacı şirketlerce tazmini istenilen tutarın geçici teminatın, vekâlet ücretinin ve yargılama giderlerinin faizine ilişkin olduğu sonucuna varıldığı, Dava konusu işlemin vekâlet ücreti ve yargılama giderleri yönünden incelenmesinden; Dava dosyasındaki bilgi ve belgeler ile anılan ihale sürecinde davacılar tarafından davalı idareye karşı açılan davalarda verilen kararların birlikte incelenmesinden, Şans Oyunlarının Lisans Verilmesi Suretiyle Özelleştirilmesi İhalesi'nin ve ihale komisyonu kararının iptali istemiyle açılan davanın reddi yolundaki Dairelerinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararında 1.800,00-TL; Şans Oyunlarının Lisans Verilmesi Suretiyle Özelleştirilmesi İhalesi'nin iptali ve geçici teminatın iadesi istemli 02/12/2015 tarihli başvurunun cevap verilmemek suretiyle (zımnen) reddine ilişkin işlemin iptali istemiyle açılan davanın reddi yolundaki Dairelerinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararında 1.800,00-TL; Şans Oyunlarının Lisans Verilmesi Suretiyle Özelleştirilmesi İhalesi'nin iptali ve geçici teminatın iadesi istemli 24/11/2015 tarihli başvurunun cevap verilmemek suretiyle (zımnen) reddine ilişkin işlemin iptali istemiyle açılan davanın reddi yolundaki Dairelerinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararında 1.800,00-TL; Şans Oyunlarının Lisans Verilmesi Suretiyle Özelleştirilmesi İhalesi'nin 10/12/2015 günü mesai bitiminden önce iptali, bu mümkün değilse Dairelerinde açılan E:... dosya numaralı davanın sonucunun beklenmesi istemli 10/12/2015 tarihli başvurunun cevap verilmemek suretiyle (zımnen) reddine ilişkin işlemin iptali istemiyle açılan davanın reddi yolundaki Dairelerinin ... tarih ve E:..., K:...sayılı kararında 1.800,00-TL; Şans Oyunlarının Lisans Verilmesi Suretiyle Özelleştirilmesi İhalesi'nin 10/12/2015 günü mesai bitiminden önce iptali istemli 09/12/2015 tarihli başvurunun cevap verilmemek suretiyle (zımnen) reddine ilişkin işlemin iptali istemiyle açılan davanın reddi yolundaki Dairelerinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararında 1.800,00-TL ve Özelleştirme İdaresi Başkanlığının 17/12/2015 tarih ve 86673822-101-02-99-V045/8215 sayılı yazısında belirtilen, geçici teminatın irat kaydedilmesine ilişkin işlemin iptali istemiyle açılan davanın reddi yolundaki Dairelerinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararında 1.800,00-TL vekâlet ücretinin davacılardan alınarak davalı idareye verilmesine karar verilmesi üzerine davacılar tarafından davalı idareye her bir dosya için 1.858,00-TL olmak üzere toplam 11.148,00-TL vekâlet ücreti ödemesinin yapıldığı, anılan kararların Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu kararlarıyla bozulması üzerine ise davalı idarece toplam 11.148,00-TL'nin davacılara iade edildiğinin anlaşıldığı, Dairelerinin kararlarının temyizen incelenerek bozulması üzerine Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun (sırasıyla) 06/11/2017 tarih ve E:2017/1920, K:2017/3450 sayılı kararında 521,70-TL yargılama gideri ile 1.800,00-TL vekâlet ücretinin; 06/11/2017 tarih ve E:2017/1926, K:2017/3455 sayılı kararında 455,00-TL yargılama gideri ile 1.800,00-TL vekâlet ücretinin; 06/11/2017 tarih ve E:2017/1923, K:2017/3453 sayılı kararında 443,00-TL yargılama gideri ile 1.800,00-TL vekâlet ücretinin; 06/11/2017 tarih ve E:2017/1952, K:2017/3451 sayılı kararında 443,00-TL yargılama gideri ile 1.800,00-TL vekâlet ücretinin; 06/11/2017 tarih ve E:2017/1925, K:2017/3454 sayılı kararında 446,00-TL yargılama gideri ile 1.800,00-TL vekâlet ücretinin; 06/11/2017 tarih ve E:2017/1724, K:2017/3452 sayılı kararında 515,70-TL yargılama gideri ile 1.800,00-TL vekâlet ücretinin davalıdan alınarak davacılara verilmesine karar verildiği, bunun üzerine davacı şirketler tarafından 09/03/2018 tarihli dilekçeyle yargı kararlarında lehe hükmedilen yargılama giderleri ile vekâlet ücretinin yasal faiziyle birlikte taraflarına ödenmesinin davalı idareden istenildiği, bu kapsamda davalı idarece 15/03/2018 tarihinde 2577 sayılı Kanun'un 28. maddesinde belirlenen 30 günlük ödeme süresi içinde yasal mevzuat uyarınca yapılması gerekli kesintiler sonrasında yargılama gideri ve vekâlet ücretinin toplam 11.670,44-TL olarak ödendiğinin görüldüğü, Bu itibarla, 2577 sayılı Kanun'un 28. maddesinde belirtilen süre içinde yargılama gideri ve vekâlet ücretinin davalı idarece ödendiği anlaşıldığından, dava konusu işlemin konusuz kalan bu kısmı yönünden karar verilmesine gerek bulunmamakla birlikte, maddede yargılama gideri ve vekâlet ücretine ilişkin ödemenin belirtilen süre içinde ödeme yapılması hâlinde ayrıca bir faiz ödenmesi gerektiğine ilişkin bir kurala yer verilmediği, nitekim aynı maddenin 6. fıkrasında yer alan davalı idareler tarafından faiz ödenmesi gerektiğine ilişkin kuralın ise sadece tazminat ve vergi davalarına yönelik olduğu anlaşıldığından, 2577 sayılı Kanun'un 28. maddesinde belirtilen süre içinde ödenen yargılama gideri ve vekâlet ücretine ilişkin faiz istemi yönünden davanın reddi gerektiği sonucuna varıldığı, Dava konusu işlemin irat kaydedilen 10.000.000-USD tutarlı geçici teminat yönünden incelenmesinden; Davalı idarece sözleşmenin imzalanması için davacıların oluşturduğu ortak girişim grubuna verilen sürede yükümlülükler yerine getirilerek sözleşme imzalanmadığından 11/12/2015 tarih ve 1031 sayılı işlem ile anılan ortak girişim grubu tarafından davalı idare hesabına yatırılan (teminat mektubu iade alınmak suretiyle nakdi olarak) 10.000.000-USD geçici teminatın idare lehine irat kaydedilmesine ve ihalenin iptaline karar verildiği, davacılar tarafından geçici teminatın irat kaydedilmesine ilişkin işlemin iptali istemiyle açılan davanın reddi yolundaki Dairelerinin ... tarih ve E:..., K:...sayılı kararının, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu'nun 06/11/2017 tarih ve E:2017/1724, K:2017/3452 sayılı kararıyla bozulmasına ve dava konusu işlemin iptaline kesin olarak karar verilmesi üzerine davacıların 09/03/2018 tarihli başvurusu kapsamında geçici teminat tutarına ilişkin olarak davalı idarece 15/03/2018 tarihinde 19.000.000,00-TL (3,8667-TL satış kuru üzerinden 4.913.750,74-USD), 331.067,61-TL (3,8667-TL satış kuru üzerinden 85.620,20-USD) ve 5.000.629,06-USD olmak üzere toplam 10.000.000-USD ödeme yapıldığı anlaşıldığından, dava konusu işlemin konusuz kalan bu kısmı yönünden de karar verilmesine gerek bulunmadığı, Davalı idare tarafından, dava konusu işlemde, irat kaydedilen 10.000.000-USD tutarındaki teminatın, vekâlet ücreti ile yargılama giderlerinin ödenmesine ilişkin işlemlerin idarelerince gerçekleştirildiği ancak Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu'nun anılan kararında teminatın faizi ile birlikte ödenmesine dair bir ibare bulunmaması sebebiyle faize yönelik olarak idarelerince herhangi bir ödeme yapılamayacağının belirtildiği, İdarî yargı yerlerince verilen idarî işlemin iptali kararlarının, idarî davaya konu edilen idarî işlemi tesis edildiği tarihten itibaren ortadan kaldırarak, idarî işlemden önceki hukukî durumun geri gelmesini sağladığı, Kamu idarelerinin, görmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerini yürütürken hukuka uygun biçimde hareket etmek zorunda olup, hukuka aykırı işlem veya eylemlerden dolayı kişilerin uğradıkları zararları Anayasa'nın 125. maddesi uyarınca tazmin etmek zorunda olduğu, Faizle para borçları arasında sıkı bir ilişki olduğu, faizin, hukuki niteliği itibarıyla asıl alacağı genişleten fer'i bir hak olan, alacaklının alacak olarak talep etmeye yetkili olduğu bir miktar parayı kullanmaktan belirli bir süre mahrum kalması nedeniyle, mahrum kaldığı zaman içinde meydana gelen zararına karşılık kendisine ödenmesi gereken ve asıl alacağa bağlı fer'i bir hak olarak tanımlandığı, talep etmeye yetkili olduğu bir miktar parayı kullanmaktan mahrum kalan ilgilinin, mahrum kaldığı süre için faiz uygulanmasını isteme hakkına sahip olmakla birlikte, bu kaybın veya yoksun kalınan kazancın idareden istenebilmesi için idarenin doğrudan veya dolaylı bir kusurunun bulunmasının da kural olarak aranmayacağı, Hukuka aykırı işlem nedeniyle yoksun kalınan maddi hakların karşılanmasının zaman içinde gecikmesi ve bu gecikmeden doğan zararın karşılanması için 3095 sayılı Kanun uyarınca faiz uygulanmasının gerektiği, Anayasa Mahkemesinin faiz konusundaki kararlarına bakıldığında, konunun genel olarak mülkiyet hakkı çerçevesinde ele alındığının görüldüğü, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 112. maddesinin 4. fıkrasında yer alan, “Fazla veya yersiz olarak tahsil edilen veya vergi kanunları uyarınca iadesi gereken vergilerin, ilgili mevzuatı gereğince mükellef tarafından tamamlanması gereken bilgi ve belgelerin tamamlandığı tarihi takip eden üç ay içinde iade edilmemesi hâlinde, bu tutarlara üç aylık sürenin sonundan itibaren düzeltme fişinin mükellefe tebliğ edildiği tarihe kadar geçen süre için aynı dönemde 6183 sayılı Kanun'a göre belirlenen tecil faizi oranında hesaplanan faiz, 120'inci madde hükümlerine göre red ve iadesi gereken vergi ile birlikte mükellefe ödenir.” şeklindeki kuralın iptali istemiyle itiraz yoluyla Anayasa Mahkemesine başvurulması üzerine, Anayasa Mahkemesinin 10/02/2011 tarih ve E:2008/58, K:2011/37 sayılı kararında, “Anayasa'nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti; insan haklarına saygılı, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her eylem ve işlemi hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa'ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, Anayasa ve hukukun üstün kurallarıyla kendini bağlı sayıp yargı denetimine açık devlettir. Anayasa'nın 35. maddesinde ise, herkesin, mülkiyet ve miras haklarına sahip olduğu, bu hakların ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabileceği, mülkiyet hakkının kullanılmasının toplum yararına aykırı olamayacağı hükme bağlanmıştır. Mülkiyet hakkı, herkese başkasının hakkına zarar vermemek ve yasaların koyduğu sınırlamalara uymak koşuluyla, sahibi olduğu şey üzerinde dilediği biçimde yararlanma, tasarruf etme, başkalarına devretme, kullanma, biçimini değiştirme, harcama ve tüketme olanağı verir. İtiraz konusu kural, kamu kurumları ile kişiler arasında kamu idarelerinin kamu gücüne dayalı yetkilerini kullanırken hatalı işlemleri nedeni ile oluşan alacaklı-borçlu ilişkilerinin borçlu olan kamu kurumları lehine bozulmasına sebebiyet vermektedir. Bunun yanında kamu kurumlarının borcunu ödemesini geciktirmede teşvik edici olmakta ve vatandaşların devlete olan güvenini sarsmaktadır. Vergi, devletin vatandaşlardan kamu gücüne dayalı ve karşılıksız tahsil ettiği bedel olsa da idarece yapılmış olan vergi tahsilâtının fazla veya yersiz olduğu tespit edildikten sonra bu tahsilât, mükellefler için bir 'alacak' hâline gelmektedir. Alacak hakkı mülkiyet hakkı kapsamında kişilerin temel haklarındandır. Kişiler yanlış veya yersiz vergi tahsilatı nedeni ile belli bir süre mülkiyetlerinde olması gereken bir meblağdan kullanma, tasarruf etme ve harcama şeklinde yararlanma imkânından mahrum kalmaktadırlar. Bu süre zarfında enflasyon nedeni ile paranın değerinde oluşan aşınma ile mülkiyetin gerçek değeri azaldığı gibi bu mülkiyetin tasarruf veya yatırım aracı olarak getirisinden yararlanmak imkânı da bulunmamaktadır. Bu şekilde kişiler mülkiyet haklarından mahrum edilerek haksızlığa uğratılmaktadır. İtiraz konusu düzenleme ile devlet fazla veya yersiz yapılmış tahsilâtlar ile hazinesinde tuttuğu meblağı kişilere iade ederken üzerinden uzun zaman geçmiş olsa bile talep tarihinden üç ay sonra başlamak üzere işleyecek faizi ödemektedir. Düzenleme ile elde edilen kamu yararı kamu için öncelikli, genel menfaatleri koruyan, kamu hizmetlerinin sürdürülmesi için zorunlu bir durum arz etmemekte, sadece devlete başkasının mülkü üzerinde sebepsiz ve karşılıksız biçimde tasarruf etme hakkını vermektedir. Fazla veya yersiz tahsil edilen vergilerin iadesinde, tahsilâtın yapıldığı tarih yerine başvuru tarihinden üç ay sonra başlamak üzere işleyecek faizin ödenmesine ilişkin kural, kişinin belli bir dönem için faiz gelirinden mahrum kalması sonucunu doğurarak genel yarar ile kişi yararı arasındaki dengenin bozulmasına yol açmakta, bu durum hukuk devletinde korunması gereken mülkiyet hakkının ihlâline neden olmaktadır.” değerlendirmesine yer verildiği, Bu durumda, idarenin, kendi eylem ve/veya işlemlerinden doğan zararı tazmin etmesinin hukuk devleti ilkesinin gereği olduğu, davacı şirketlerin teminatın irat kaydı işlemine ilişkin olarak açılan davalarda, teminatın irat kaydı işleminin hukuka aykırı olduğuna karar verildiği, hukuka aykırı işlem nedeniyle 11/12/2015 tarihinde irat kaydedilen 10.000.000-USD'nin ise anılan yargı kararının yerine getirilmesini teminen 15/03/2018 tarihinde davacılara iade edildiği, öte yandan geçici teminat tutarının davacılar tarafından davalı idare hesabına nakit 10.000.000-USD olarak yatırıldığı anlaşıldığından, 10.000.000-USD'nin irat kaydedildiği 11/12/2015 tarihi başlangıç alınarak davacılara teminat bedelinden mahrum kalındığı süre için 3095 sayılı Kanun'un "Yabancı para borcunda faiz" başlıklı 4/a maddesi uyarınca, yabancı para borcunun faizinde Devlet Bankalarının o yabancı para ile açılmış bir yıl vadeli mevduat hesabına ödediği en yüksek faiz oranı uygulanmak suretiyle faiz ödemesi yapılması gerektiği kuralı çerçevesinde ödeme yapılması gerektiği açık olduğundan, faiz talebinin reddine ilişkin dava konusu işlemin bu kısmında hukuka uygunluk bulunmadığı, Öte yandan, davacı şirketlerin zararının, yargı kararıyla hukuka aykırı bulunan irat kaydı işlemi nedeniyle geçici teminat bedelinin irat kaydedildiği 11/12/2015 tarihi ile davalı idarece ödemenin yapıldığı 15/03/2018 tarihleri arasında kullanılamamasından kaynaklandığı, hesaplanacak tazminat miktarının faiz niteliğinde olmayıp davacı şirketler açısından idarenin hukuka aykırı işleminden kaynaklanan bir zarar niteliğinde olduğu, hesaplanan zarar miktarı üzerinden faiz yürütülmesine de engel bir durum bulunmadığı, dolayısıyla idarece hesaplanacak olan bu zarar üzerinden faiz hesaplanmasının, faize faiz yürütülemeyeceği yönündeki genel ilke ile belirtilen şekildeki kabule aykırılık teşkil etmeyeceği, Bu itibarla, dava konusu işlemin iptaline ilişkin kısmının hukukî sonucu olarak davacılara ödenmesi gereken tazminat miktarı davalı idarece hesaplanmak suretiyle netleşeceğinden, işbu kararımız uyarınca, davalı idare tarafından, 10.000.000-USD tutarındaki teminatın irat kaydedildiği 11/12/2015 tarihinden anılan tutarın davacılara ödendiği 15/03/2018 tarihine kadar "taleple bağlılık" ilkesi uyarınca dava dilekçesinde belirtilen "919.184-USD'ye yıllık %4,75 ve değişmesi hâlinde değişen oranlarda" talebi aşılmayacak şekilde 3095 sayılı Kanun'un 4/a maddesi uyarınca hesaplanacak yabancı para faizinin (zararın), yine dava dilekçesinde belirtilen "22/03/2018 tarihinden itibaren yıllık %4,75 ve değişmesi hâlinde değişen oranlarda" talebi de aşılmayacak şekilde 3095 sayılı Kanun'un 4/a maddesi uyarınca hesaplanacak faiziyle birlikte davacılara ödenmesi sonucunu doğuracağının anlaşıldığı gerekçesiyle, dava konusu işlemin geçici teminat tutarına 3095 sayılı Kanun'un 4/a maddesi uyarınca faiz işletilmesi isteminin reddine ilişkin kısmının iptaline, dava konusu işlemin yargılama gideri ve vekâlet ücretine faiz işletilmesi isteminin reddine ilişkin kısmı yönünden davanın reddine, dava konusu işlemin davacının diğer istemlerine ilişkin kısmı hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir. TEMYİZ EDENLERİN İDDİALARI : Davacılar tarafından, konuya ilişkin olarak kesinleşen yargı kararlarının gereği gibi yerine getirilmediği, temyize konu kararın içerdiği hükmün yeni uyuşmazlıklara sebebiyet verebilecek nitelikte olduğu, açılan davanın iptal ve tam yargı davası niteliğinde olduğu, buna rağmen tam yargı davası yönünden hüküm kurulmadığı, nispi vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken maktu vekalet ücretine hükmedilmesinin usule aykırı olduğu, ödemelerin gerçekleştirildiği saat dikkate alındığında hatalı döviz kurunun dikkate alınarak hesaplama yapıldığı ileri sürülmektedir. Davalı idare tarafından, geçici teminatın ihale şartnamesine uygun bir nedenden ötürü irat kaydedildiği, şartnamenin 19.1.4. maddesine göre, teklif sahiplerinin geçici ve varsa ek geçici teminatlara ilişkin olarak faiz, kazanç kaybı, sebepsiz zenginleşme, masraf, zarar ve sair isimler altında idareden hiçbir talepte bulunamayacağının düzenlendiği, idari işlemlerin iptal edilmesi neticesinde mutlak surette idarenin tazminat sorumluluğunun doğduğunun kabul edilemeyeceği ileri sürülmektedir. KARŞI TARAFLARIN SAVUNMALARI : Taraflarca, Danıştay Onüçüncü Dairesince verilen kararın lehlerine olan kısımlarının usul ve hukuka uygun bulunduğu ve karşı tarafın temyiz dilekçesinde öne sürülen nedenlerin, kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı belirtilerek temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır. DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ...'İN DÜŞÜNCESİ : Temyiz istemlerinin reddi ile Daire kararının onanması gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: Başkan Vekili ...., Üyeler ..., ..., ..., ... ve ...'nun "2577 sayılı Kanun'un 28. maddesinde, kararlarda hükmedilen vekâlet ücreti ve yargılama giderlerinin davacının veya vekilinin davalı idareye yazılı şekilde bildireceği banka hesap numarasına, bu bildirim tarihinden itibaren, 1. fıkrada belirtilen usul ve esaslar çerçevesinde yatırılacağı, 1. fıkrada belirtilen süreler içinde ödeme yapılmaması hâlinde, genel hükümler dairesinde infaz ve icra olunacağı belirtilmiş olup, ödemenin hiç yapılmaması veya eksik yapılması veyahut faiz istenildiği hâlde faiz işletilmeksizin yapılmasının süresi içinde ödeme yapılmadığı sonucunu doğuracağından bu kapsamda fer'i alacak niteliğindeki faize ilişkin taleplerin de asıl alacak gibi 2577 sayılı Kanun'un 28. maddesinin 2. fıkrasının yaptığı atıf nedeniyle genel hükümlerin yer aldığı İcra ve İflas Kanunu'ndaki hükümlere göre icra dairelerinde icra takibi yapılabileceği hükmü karşısında, uyuşmazlığın vekâlet ücretleri ile yargılama giderlerinin yasal faiz alacağına ilişkin kısmının görev yönünden reddi gerektiğinden dava dilekçesinin 2577 sayılı Kanun'un 5. maddesine uygun düzenlenmediği, ayrıca 2577 sayılı Kanun'un 3. maddesinde, idari davaların Danıştay, idare mahkemesi ve vergi mahkemesi başkanlıklarına hitaben yazılmış imzalı dilekçelerle açılacağı, dilekçelerde tarafların ve varsa vekillerinin veya temsilcilerinin ad ve soyadları veya ünvanları ve adreslerinin, davanın konusu ve sebepleri ile dayandığı delillerin, davaya konu olan idari işlemin yazılı bildirim tarihinin, tam yargı davalarında uyuşmazlık konusu miktarın gösterileceğinin hükme bağlandığı ve 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun 16. maddesi uyarınca değer ölçüsüne göre harca tabi olan tam yargı davalarında (1) sayılı tarifeye göre nisbi karar ve ilam harcının alınabilmesi için de anlaşmazlık konusu değerin dava dilekçesinde Türk Lirası olarak belirlenmesinin zorunlu olduğu dikkate alındığında, davacının ödenmesine karar verilmesini istediği zararın Türk Lirası cinsinden gösterilmemesi nedeniyle dava dilekçesinin 2577 sayılı Kanun'un 3. maddesine de uygun olarak düzenlenmediği sonucuna ulaşıldığından temyize konu kararın usul yönünden bozulması gerektiği" yolundaki usule ilişkin ayrışık oylarına karşı; davanın görüm ve çözümünde idarî yargı yerinin görevli olduğuna ve dava dilekçesinin usule uygun olduğuna oyçokluğu ile karar verilerek, gereği görüşüldü: İNCELEME VE GEREKÇE: MADDİ OLAY : Özelleştirme İdaresi Başkanlığınca, 4046 sayılı Özelleştirme Uygulamaları Hakkında Kanun'da belirlenen pazarlık usulüyle 15/07/2014 tarihinde gerçekleştirilen "Şans Oyunlarının Lisans Verilmesi Suretiyle Özelleştirilmesi İhalesi"nde Özelleştirme Yüksek Kurulunun ... tarih ve ... sayılı kararıyla, "... 2.755.000.000 (ikimilyaryediyüzellibeşmilyon) ABD Doları bedelle en yüksek teklifi veren Net Şans-Hitay Ortak Girişim Grubu'na ihale şartnamesi çerçevesinde lisansın 10 yıllık süre ile verilmesine, Net Şans-Hitay Ortak Girişim Grubu'nun Özelleştirme İdaresi Başkanlığı'nca verilen süre içinde istenilen kesin teminatları vermemesi, diğer yükümlülükleri yerine getirmemesi veya lisans sözleşmesini imzalamaması durumunda, alınan geçici teminatların Özelleştirme Fonu'na gelir kaydedilmesine, 2.750.000.000 (ikimilyaryediyüzellimilyon) ABD Doları bedelle en yüksek teklifi veren ERG-Ahlatcı Ortak Girişim Grubu'na ihale şartnamesi çerçevesinde lisansın 10 yıllık süre ile verilmesine, ERG-Ahlatcı Ortak Girişim Grubu'nun Özelleştirme İdaresi Başkanlığı'nca verilen süre içinde istenilen kesin teminatları vermemesi, diğer yükümlülükleri yerine getirmemesi veya lisans sözleşmesini imzalamaması durumunda, alınan geçici teminatların Özelleştirme Fonu'na gelir kaydedilmesine ve ihalenin iptaline" şeklinde alınan Değerleme ve İhale Komisyonu kararının onaylanmasına karar verilmiştir. Davalı idarece, Net Şans-Hitay Ortak Girişim Grubu tarafından sözleşmenin imzalanması için gerekli yükümlülüklerin yerine getirilmemesi üzerine, 10.000.000-USD tutarındaki geçici teminatın idareleri lehine irat kaydedilmesi ve ihalede ikinci teklifi veren (davacı) ERG-Ahlatcı Ortak Girişim Grubu'na çağrıda bulunulmasına ... tarih ve ... sayılı Başkan Oluru ile karar verilmiştir. Davalı idarenin .. tarih ve ... sayılı yazısıyla davacı şirketlerin oluşturduğu ortak girişim grubunun sözleşme imzalamaya davet edildiği, davalı idarece sözleşmenin imzalanması için 13/08/2015 tarihine kadar verilen sürenin davacılar tarafından uzatılmasının istenilmesi üzerine 10/12/2015 tarihine kadar süre verildiği, ancak anılan ortak girişim grubu tarafından da verilen ek sürede de yükümlülükler yerine getirilerek sözleşme imzalanmadığından ... tarih ve ... sayılı davalı idare işlemi ile davacıların oluşturduğu ortak girişim grubu tarafından anılan ihale için verilen 10.000.000-USD tutarındaki geçici teminatın idare lehine irat kaydedilmesine ve ihalenin iptaline karar verilmiştir. Bu süreçte davacılar tarafından; 1- İdarî Şartname'nin 16.2. maddesi uyarınca ödeme tercihlerinin tutanak altına alınmak üzere gerekli hazırlıkların yapılması ve tutanağın imzalanması için yapılan başvurunun reddine dair Özelleştirme İdaresi Başkanlığının... tarih ve ... sayılı işleminin iptali istemiyle açılan davanın reddine, yargılama giderlerinin davacılar üzerinde bırakılmasına ve vekâlet ücretinin davacılardan alınarak davalı idareye verilmesine ilişkin Danıştay Onüçüncü Dairesinin 28/04/2016 tarih ve E:2015/5847, K:2016/1366 sayılı kararının, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 20/10/2016 tarih ve E:2016/3548, K:2016/2734 sayılı kararıyla onanmasına; 2-Şans Oyunlarının Lisans Verilmesi Suretiyle Özelleştirilmesi İhalesi'nin ve ihale komisyonu kararının iptali istemiyle açılan davanın reddi yolundaki Danıştay Onüçüncü Dairesinin 16/03/2017 tarih ve E:2015/6292, K:2017/675 sayılı kararının, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 06/11/2017 tarih ve E:2017/1920, K:2017/3450 sayılı kararıyla bozulmasına ve dava konusu işlemlerin iptaline, 521,70-TL yargılama gideri ile 1.800,00-TL vekâlet ücretinin davalıdan alınarak davacılara verilmesine; 3- Şans Oyunlarının Lisans Verilmesi Suretiyle Özelleştirilmesi İhalesi'nin iptali ve geçici teminatın iadesi istemli 02/12/2015 tarihli başvurunun cevap verilmemek suretiyle (zımnen) reddine ilişkin işlemin iptali istemiyle açılan davanın reddi yolundaki Danıştay Onüçüncü Dairesinin 16/03/2017 tarih ve E:2016/109, K:2017/676 sayılı kararının, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 06/11/2017 tarih ve E:2017/1926, K:2017/3455 sayılı kararıyla bozulmasına ve dava konusu işlemin iptaline, 455,00-TL yargılama gideri ile 1.800,00-TL vekâlet ücretinin davalıdan alınarak davacılara verilmesine; 4-Şans Oyunlarının Lisans Verilmesi Suretiyle Özelleştirilmesi İhalesi'nin iptali ve geçici teminatın iadesi istemli 24/11/2015 tarihli başvurunun cevap verilmemek suretiyle (zımnen) reddine ilişkin işlemin iptali istemiyle açılan davanın reddi yolundaki Danıştay Onüçüncü Dairesinin 16/03/2017 tarih ve E:2016/110, K:2017/677 sayılı kararının, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 06/11/2017 tarih ve E:2017/1923, K:2017/3453 sayılı kararıyla bozulmasına ve dava konusu işlemin iptaline, 443,00-TL yargılama gideri ile 1.800,00-TL vekâlet ücretinin davalıdan alınarak davacılara verilmesine; 5- Şans Oyunlarının Lisans Verilmesi Suretiyle Özelleştirilmesi İhalesi'nin 10/12/2015 günü mesai bitiminden önce iptali, bu mümkün değilse Danıştay Onüçüncü Dairesinde açılan E:2015/6292 dosya numaralı davanın sonucunun beklenmesi istemli 10/12/2015 tarihli başvurunun cevap verilmemek suretiyle (zımnen) reddine ilişkin işlemin iptali istemiyle açılan davanın reddi yolundaki Danıştay Onüçüncü Dairesinin 16/03/2017 tarih ve E:2016/112, K:2017/679 sayılı kararının, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 06/11/2017 tarih ve E:2017/1952, K:2017/3451 sayılı kararıyla bozulmasına ve dava konusu işlemin iptaline, 443,00-TL yargılama gideri ile 1.800,00-TL vekâlet ücretinin davalıdan alınarak davacılara verilmesine; 6-Şans Oyunlarının Lisans Verilmesi Suretiyle Özelleştirilmesi İhalesi'nin 10/12/2015 günü mesai bitiminden önce iptali istemli 09/12/2015 tarihli başvurunun cevap verilmemek suretiyle (zımnen) reddine ilişkin işlemin iptali istemiyle açılan davanın reddi yolundaki Danıştay Onüçüncü Dairesinin 16/03/2017 tarih ve E:2016/111, K:2017/678 sayılı kararının, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 06/11/2017 tarih ve E:2017/1925, K:2017/3454 sayılı kararıyla bozulmasına ve dava konusu işlemin iptaline, 446,00-TL yargılama gideri ile 1.800,00-TL vekâlet ücretinin davalıdan alınarak davacılara verilmesine; 7-Özelleştirme İdaresi Başkanlığının ... tarih ve ... sayılı yazısında belirtilen, geçici teminatın irat kaydedilmesine ilişkin işlemin iptali istemiyle açılan davanın reddi yolundaki Danıştay Onüçüncü Dairesinin 16/03/2017 tarih ve E:2016/117, K:2017/680 sayılı kararının, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 06/11/2017 tarih ve E:2017/1724, K:2017/3452 sayılı kararıyla bozulmasına ve dava konusu işlemin iptaline, 515,70-TL yargılama gideri ile 1.800,00-TL vekâlet ücretinin davalıdan alınarak davacılara verilmesine karar verilmiştir. Davacı şirketlerin ... tarih ve E... sayı ile idare kaydına alınan dilekçesiyle, şirketleri tarafından açılan davalarda verilen yargı kararlarının gereklerinin yerine getirilmesi gerektiği, tüm kalemlerden dolayı her türlü faiz, her türlü müspet zarar, her türlü menfi zarar, her türlü munzam zarar ve her türlü diğer maddi ve manevi hak ve zararları saklı kalmak kaydı ve çekincesiyle kesin nitelikteki anılan yargı kararları gereğince; a) İrat kaydedilen teminat tutarı olan 10.000.000-USD'nin, b) 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun'un 4/a maddesi uyarınca 10.000.000-USD'nin irat kaydı tarihi olan 10/12/2015 tarihinden itibaren Devlet Bankalarının (hangisi en yüksek oranı uyguluyorsa) USD cinsinden açılmış bir yıl vadeli mevduat hesabına ödediği en yüksek döviz faizinin (bu şekilde idarece belirlenip hesaplanacak olan döviz faizinin), c) İdare aleyhine hükmedilen toplam 10.800-TL vekâlet ücreti ile toplam 2.814,40-TL yargılama giderinin Danıştay Onüçüncü Dairesi'nin Danıştay İdari Dava Daireleri'nce bozulmasına karar verilen kararları uyarınca idareye ödenen toplam 10.800,00-TL vekâlet ücretinin, d) Toplam 24.414,40-TL'nin 06/11/2017 tarihinden itibaren davalı idarece yıllık %9 üzerinden hesaplanacak yasal faizi ile birlikte ödenmesi talep edilmiş; Özelleştirme İdaresi Başkanlığının ... tarih ve ... sayılı işlemiyle, davalara ilişkin vekâlet ücreti ve yargılama giderleri ile irat kaydedilen 10.000.000-USD tutarındaki teminatın ödenmesine ilişkin işlemlerin idarelerince gerçekleştirildiği, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun anılan kararında "teminatın faizi ile birlikte ödenmesine" dair bir ibare bulunmadığından, faize yönelik olarak idarelerince herhangi bir ödeme yapılmayacağına karar verilmesi üzerine, işbu işlemin iptali ile 919.184-USD asıl alacağın 22/03/2018 tarihinden itibaren Halkbank'ın uyguladığı yıllık %4,75 ve değişmesi hâlinde değişen oranlarda uygulanacak döviz faizi ile birlikte aynen veya ödeme günündeki Merkez Bankası efektif satış kuru karşılığı TL'nin davalı idareden tahsiline karar verilmesi istemiyle 16/04/2018 tarihinde Danıştay Genel Yazı İşleri Müdürlüğü kaydına alınan dilekçeyle temyizen incelenen dava açılmıştır. HUKUKİ DEĞERLENDİRME: Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 125. maddesinin son fıkrasında; “İdare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür.” hükmüne yer verilmiştir. Doktrinde idarenin hukuki sorumluluğu, kamu hizmetlerinden doğan zararların karşılanıp giderilmesini amaçlayan hukuki bir kurum olarak tanımlanmaktadır. (Sarıca, Ragıp (1949) Hizmet Kusuru ve Karakterleri, Journal of Istanbul University Law Faculty, C:15, S:4, s. 858 vd.) İdarenin hukuki sorumluluğundan söz edebilmek için, ortada bir zararın bulunması ve bunun idareye yüklenebilen bir işlem veya eylemden doğması, başka bir deyişle, zararla idari faaliyet arasında bir illiyet bağı bulunması gerekir. Ayrıca, ilgilinin zarara uğramasına neden olan idari işlem veya eylem, hizmetin geç işlemesi, kötü işlemesi veya hiç işlememesi şeklinde bir hizmet kusuru oluşturmalı ya da kusursuz sorumluluk esasının uygulanmasına elverişli olmalıdır. Başka bir anlatımla, kamu idareleri, yürüttükleri hizmetin işleyişini sürekli kontrol etmek ve gerekli önlemleri almakla yükümlüdürler. Bu yükümlülüğün tam ve gereği gibi yerine getirilmemiş olması nedeniyle doğan zararların, hizmeti yürütmekle yükümlü bulunan idare tarafından tazmini gerekmektedir. Ancak, ortada tazmini gereken zararın bulunmaması, zararın zarar gören kişinin veya üçüncü kişinin eyleminden doğması, zararın mücbir sebeplerden kaynaklanması, zararla idari faaliyet arasında nedensellik bağının kurulamaması, idare hukukuna özgü tazmin nedenlerinin bulunmaması gibi durumlarda idarenin tazmin yükümlülüğü ortadan kalkar. Öte yandan, Borçlar Kanunu’nun 49. maddesinde, “Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür” kuralı yer almaktadır. Bu düzenlemeden yola çıkılarak, doktrin ve yargı kararlarında, haksız fiilin; kusur, hukuka aykırı bir fiil, illiyet bağı ve zarar şeklinde dört temel unsuru olduğu ifade edilmektedir. Dolayısıyla özel hukuka göre hukuka aykırılık ile kusur birbirinden ayrı karaktere sahip unsurlardır. Hukuka aykırılık, fiilin hukuk düzeni tarafından kabul edilmediğini ifade eden objektif bir durumken, kusur ise işlediği eylem nedeniyle failin kınanabilir olmasını ifade eden sübjektif bir durumdur. (Nomer, Haluk Nami (2015) Borçlar Hukuku Genel Hükümler, İstanbul, s. 151 vd.; Oğuzman, M. Kemal/Öz, M. Turgut (2012) Borçlar Hukuku Genel Hükümler, C. 2, İstanbul 2012, s. 14.; Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin, 11.1.2016 tarih ve E:2015/570, K. 2016/171 sayılı kararı.) Ancak özel hukuk öğretisinde, kusur ve zarar unsurlarından ayrı bir unsur olarak belirtilen “hukuka aykırılık” unsurunun nasıl yorumlanması gerektiği konusunda çeşitli görüşler ileri sürülmüştür. Türk öğretisinde genel olarak kabul edilen görüş olan “objektif hukuka aykırılık teorisi” uyarınca, mutlak hakların (mülkiyet hakkı, kişilik hakkı, yaşama hakkı vb.) ihlali ile diğer zararlar (örneğin: salt ekonomik zararlar) arasında bir ayrıma gidilmektedir. Bu görüşe göre, mutlak hakların ihlali tek başına hukuka aykırılık unsurunun kurulması için yeterli görülse de; diğer menfaatlerin zarar görmesi halinde, ayrıca bir hukuk normunun da ihlal edilmiş olması aranmaktadır. (Tercier, Pierre/ Pichonnaz, Pascal / Develioğlu, H. Murat (2016) Borçlar Hukuku Genel Hükümler, İstanbul s. 571; Kurtulan, Gökçe (2017) Haksız Fiilde Hukuka Aykırılık Unsuru, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Hukuk Araştırmaları Dergisi, C:23, S:1, s.469.) Fransız hukukunda da hukuka aykırılık bazen başlı başına bir sorumluluk sebebi olarak kabul edilmekte iken, Conseil d’Etat zaman zaman salt hukuka aykırılığı tazminat sebebi olarak kabul etmemiştir. (Chapus, Rene (1957) Responsabilite Publıque et Responsabilite Privee, Paris, Librairie Generale de Droit et de Jurisprudence. s.165) Salt ekonomik zararlar olarak ifade edilen zararlar ise, kişinin üzerinde mutlak bir hakka sahip olduğu malvarlığı değerindeki eksilmeyi içermemektedir. Bu zararlar, maddi bir zarar kalemi olup "diğer zarar" kategorisi altında değerlendirilmektedir. Başka bir ifadeyle salt ekonomik zararlar, kişinin hayatına, sağlığına ya da malına gelen zararlar dışındaki "kâr kaybı" gibi ekonomik menfaatlerini etkileyen zararlardır. (Sanlı, Kerem Cem (2007) Haksız Fiil Hukukunun Ekonomik Analizi, İstanbul, s.333.) Uyuşmazlıkta, davacının davalı idare tarafından tazmin edilmesini talep ettiği zararların, davacının davalı idare nezdinde gerçekleştirilen bir ihalede sözleşmeyi süresinde imzalamamış olması neticesinde irat kaydedilen 10.000.000 Amerikan Doları tutarındaki teminatının, ihale sürecinin hukuka aykırı şekilde yürütüldüğü gerekçesiyle ihalenin ve devamındaki işlemlerin iptali yönündeki kesinleşen yargı kararları uyarınca kendisine iade edildiği tarihe kadar geçen sürede söz konusu paradan mahrum kalması neticesinde uğradığını ileri sürdüğü faiz alacağına ve yargılama giderleri ile vekalet ücretine faiz hükmedilmemesine dayandığı görülmektedir. Kurulumuzun ihalenin ve ihale komisyonu kararının iptaline yönelik ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararında, "... Somut olayda lisans sözleşmesinin uyuşmazlık konusu ihalenin esaslı bir unsuru olduğunda herhangi bir şüphe bulunmamakta olup, idarenin teklifler alındıktan sonra ihale süreci içinde ihalenin hukuki niteliğini imtiyaz sözleşmesinden özel hukuk sözleşmesine dönüştürmeye çalıştığı görülmektedir. Bu itibarla, ihale sürecinin esaslı unsuru olan lisans sözleşmesine ilişkin olarak teklifler alındıktan sonra ortaya çıkan ve davalı idarece de anlaşılan bu farklılığın teklifler alındıktan sonra düzeltilemeyecek, ve ihalenin iptalini gerektirecek ağırlıkta olduğu ve davalı idarece ihale işlemlerinin daha en baştan 320 sayılı KHK'nin Ek-2. maddesine uygun olarak yürütülmediği açıktır. Başka bir deyişle 320 sayılı KHK'nin Ek-2. maddesindeki düzenlemeye göre ihale sürecindeki tüm işlemlerinin lisans sözleşmesinin 'özel hukuk sözleşmesi' olacağından hareketle tesis edilmesi ve yürütülmesi gerekirken, ihale sürecinin 'imtiyaz verme' üzerine kurulduğu ve süreç içinde 'özel hukuk sözleşmesi'ne dönüldüğü, bu durumun, isteklileri yanıltıcı ve teklife esas iradelerini amaçladıkları kamu güvencesi ortadan kalktığı için doğrudan etkiler nitelikte olduğu; öte yandan sözleşmenin ancak Danıştay'ın düşüncesi alınarak değiştirilebileceği yönündeki hüküm dikkate alındığında ise, mevcut hâliyle sözleşme imzalanmış olsa bile, faaliyetin yürütülmesi sırasında gündeme gelebilecek sözleşme değişikliklerinin ne şekilde gerçekleştirileceği konusunda tereddütler yaşanacağı ve bu nedenlerle tâbi olduğu hukuki rejimi tamamen değişen ihalenin bu şekilde yapılması ve sonuçlandırılması hukuka aykırılık teşkil etmektedir. Bu durumda, teklifler alındıktan sonra tâbi olduğu hukuki rejimi tamamen değişen ve isteklilerin teklife esas iradelerini olumsuz etkilemek suretiyle onları yanıltacak nitelikte olan, idarenin hatası nedeniyle ilgilileri belirsiz bir lisans ve faaliyet süreci ile karşı karşıya bırakan ve bu hâliyle hukuki güvenlik ilkesine aykırılık teşkil eden şans oyunlarının lisans verilmesi suretiyle özelleştirilmesi ihalesinde ve ihale komisyonu kararında hukuka uygunluk bulunmadığı..." gerekçesine yer verilerek anılan işlemlerin iptaline karar verilmiştir. Kurulumuzun davacının geçici teminatının iadesi sonucunu doğuran ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararında ise, "Şans Oyunlarının Lisans Verilmesi Suretiyle Özelleştirilmesi İhalesi'nin ve ihale komisyonu kararının iptali istemiyle açılan davanın reddi yolundaki Danıştay Onüçüncü Dairesi'nin 16/03/2017 günlü, E:2015/6292, K:2017/675 sayılı kararı, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu'nun 06/11/2017 günlü, E:2017/1920, K:2017/3450 sayılı kararıyla bozularak, dava konusu işlemlerin iptaline karar verilmiştir. Bu durumda, davacıların, Özelleştirme İdaresi Başkanlığının ... günlü, ... sayılı yazısında belirtilen, geçici teminatın irat kaydedilmesine ilişkin işlemin dayanağını oluşturan, ihalenin ve ihale komisyonu kararının iptali istemiyle açılan davanın reddi yolundaki Daire kararının bozularak anılan işlemlerin iptaline karar verilmesi nedeniyle dava konusu işlemde hukuka uygunluk bulunmamıştır." gerekçesine yer verilerek davacı şirketlerin geçici teminatının irat kaydedilmesine ilişkin işlemin iptaline karar verildiği görülmüştür. Aktarılan yargı kararları ile davacı tarafından açılan diğer davalar neticesinde, davalı idare tarafından davacılara; 15/03/2018 tarihinde 5.000.629,06-USD, 19.000.000,00-TL ve 331.067,61-TL; yine aynı tarihte 11.670,44-TL; 22/03/2018 tarihinde ise "vekâlet ücretleri" açıklaması yapılarak 6.131.40-TL, 4.459,20-TL ve 557,40-TL olmak üzere toplam 11.148,00-TL ödemenin yapıldığı anlaşılmaktadır. Yapılan ödemeler dikkate alındığında, vekalet ücreti ve yargılama giderlerine ilişkin ödemelerin İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 28. maddesinde belirlenen süre içerisinde eksiksiz olarak yapıldığı ve davacının davalı idare nezdinde bulunan 10.000.000 Amerikan Doları tutarındaki teminatının bir kısmının döviz olarak bir kısmının ise ödeme tarihindeki Türk Lirası karşılığı ödenmek suretiyle gerçekleştirildiği anlaşılmaktadır. Davacı ise, yapılan ödemelere faiz işletilmemiş olması sebebiyle, zarara uğradığını ileri sürerek zararının giderilmesini istemektedir. Bu noktada, davacıların irat kaydedilen dolar cinsinden teminatının, irat kaydedildiği tarihte 29.509.000-TL'ye tekabül ettiği, bu tutara idarenin teminatı elinde bulundurduğu toplam süre olan 2 yıl 3 ay 5 günlük yasal faiz uygulandığında ödenecek toplam tutarın, 35.519.134,41-TL'ye karşılık geldiği, davacılara teminatın iade edildiği tarihte ise Türk Lirası karşılığı olarak yaklaşık 38.800.000-TL ödeme yapıldığı, bu yönüyle davacıların Türk Lirası cinsinden bir kaybı olmamasına rağmen döviz cinsinden teminatın nakit olarak idarenin hesabına yatırılmış olması sebebiyle zarara uğradığını ileri sürdüğü açıkça anlaşılmaktadır. O halde, davacıların döviz cinsinden uğradığını ileri sürdüğü faiz zararı ile idarenin hukuka aykırı olduğu yargı kararlarıyla sabit olan idari işlemleri arasında illiyet bağının var olup olmadığını ve doğduğu iddia edilen zararın hukuksal niteliğinin ortaya konulması zorunludur. Davaya konu ihalede en avantajlı ikinci teklif sahibi konumunda olan davacılar, 22/04/2015 tarihli yazı ile 13/08/2015 tarihine kadar sözleşme imzalamaya davet edilmiş, davacılar tarafından 22/06/2015 tarihli yazı ile süre uzatımı talep edilmesi üzerine bu süre 10/12/2015 tarihine kadar uzatılmış, bu aşamada davacılar tarafından 09/12/2015 tarihinde yapılan başvuru ile geçici teminat mektubunun iade edilerek, teminat olarak 10.000.000 Amerikan Doları tutarında dövizin idarenin hesabına havale edilmesi talep edilmiş, bu talepleri idarece kabul edilerek gerekli işlemler tesis edilmiş ve sözleşmenin verilen ek sürenin sonunda imzalanmaması üzerine teminat irat kaydedilmiştir. Tüm bu süreç dikkate alındığında, teminatın irat kaydedilmesinin asıl sebebi, davacıların sözleşmeyi süresinde imzalamamış olmasıdır. Öte yandan, davacılar tarafından idareye sunulup da iadesi talep edilen teminat mektubu incelendiğinde, teminatın talep halinde tazmininin Türk Lirası cinsinden yapılabileceği görülmekte olup davalı idarenin de dosya kapsamında sunduğu 14/12/2015 tarihli muhasebe fişinden döviz olarak idareye sunulan teminatın idarenin hesaplarına Türk Lirası olarak kaydedildiği görülmüştür. Bu durumda teminat mektubu davacılar tarafından iade alınmamış olsaydı bankanın teminatı Türk Lirası cinsinden tazmin edeceği ve davacıların bankaya ödemesi gereken kredi miktarını ödeme tarihindeki döviz kuru karşılığı olan Türk Lirası üzerinden bankaya ödeyeceği açıktır. Bu noktadan hareketle, döviz cinsinden meydana gelen faiz zararının asıl nedeninin yine davacıların teminat mektubunu iade alarak nakit yatırmayı tercih etmesi olduğu anlaşılmaktadır. Zira davacılar sözleşmenin imzalanması için verilen son günden bir gün önce geçici teminat mektubunu idareden iade alarak nakdi teminat yatırmayı kendileri tercih etmiştir. Bu durumda, davacıların döviz cinsi varlık üzerinden uğramış olduklarını ileri sürdükleri salt ekonomik zararın, mutlak bir hak niteliğinde olmadığı, zararın doğmasına, idarenin hukuka aykırı olarak ihale sürecini yürütmüş olmasının değil, davacıların bu süreçteki tercih ve kararlarının sebebiyet verdiği, idarenin ihale sürecine ilişkin verilen yargı kararlarının gereğini de yerine getirdiği dikkate alındığında, davalı idarenin davacılar tarafından gerçekleştiği ileri sürülen zararı tazmin yükümlülüğünün bulunmadığı sonucuna varılmaktadır. Bu itibarla, temyize konu kararın, dava konusu işlemin iptaline ilişkin kısmında hukuki isabet bulunmadığı sonucuna varılmaktadır. Öte yandan, işbu kararda belirtilen hususlar ile davacıların dava dilekçesindeki talepleri ile temyiz dilekçesindeki iddiaları bir arada değerlendirildiğinde; hukuki nitelendirmenin sağlıklı yapılabilmesi adına temyize konu kararın dava konusu işlemin yargılama gideri ve vekâlet ücretine faiz işletilmesi isteminin reddine ilişkin kısmı yönünden davanın reddi ile dava konusu işlemin davacının diğer istemlerine ilişkin kısmı hakkında karar verilmesine yer olmadığına ilişkin kısımlarının da bozulması gerekmiştir. KARAR SONUCU: Açıklanan nedenlerle; 1. Tarafların temyiz istemlerinin kabulüne; 2. Kısmen iptal, kısmen ret, kısmen karar verilmesine yer olmadığına ilişkin Danıştay Onüçüncü Dairesinin temyize konu 04/05/2023 tarih ve E:2018/1319, K:2023/2170 sayılı kararının BOZULMASINA, 3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın anılan Daireye gönderilmesine, 4. Kesin olarak, 27/06/2024 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi. KARŞI OY X- Temyiz edilen kararla ilgili dosyanın incelenmesinden; davacıların dava dilekçesinin "Konu" ve "Sonuç ve İstem" bölümlerindeki ifadeler dikkate alındığında, davanın iptal ve tam yargı davası niteliğinde olduğunun kabulü gerektiğinden davacıların tazminat talebi hakkında bir karar verilmemesi sebebiyle Danıştay Onüçüncü Dairesince verilen kararın usul ve hukuka uygun olmadığı sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenle, temyize konu kararın eksik inceleme nedeniyle bozulması gerektiği oyuyla, karara katılmıyoruz. KARŞI OY XX- Temyiz edilen kararla ilgili dosyanın incelenmesinden; Danıştay Onüçüncü Dairesince verilen kararın usul ve hukuka uygun olduğu, dilekçelerde ileri sürülen temyiz nedenlerinin kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı anlaşıldığından, temyiz istemlerinin reddi ile temyize konu kararın onanması gerektiği oyuyla, karara katılmıyoruz.