4. Ceza Dairesi 2023/11748 E. , 2024/5959 K. MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2022/23 E., 2022/3679 K.: SUÇLAR : Hakaret, iftira HÜKÜMLER : İstinaf başvurusunun esastan reddi, istinaf başvurusunun düzeltilerek esastan reddi TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Temyiz isteminin reddi, onama, bozma Sanıklar hakkında, İlk Derece Mahkemesince iftira suçundan verilen beraat kararlarının istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince verilen esastan ret kararlarının, 5271 sayılı Kanun'un 286 …
**4. Ceza Dairesi 2023/11748 E. , 2024/5959 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2022/23 E., 2022/3679 K.: SUÇLAR : Hakaret, iftira HÜKÜMLER : İstinaf başvurusunun esastan reddi, istinaf başvurusunun düzeltilerek esastan reddi TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Temyiz isteminin reddi, onama, bozma Sanıklar hakkında, İlk Derece Mahkemesince iftira suçundan verilen beraat kararlarının istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince verilen esastan ret kararlarının, 5271 sayılı Kanun'un 286 ncı maddesinin ikinci fıkrasının (g) bendi uyarınca temyizinin mümkün olmadığı belirlenmiştir. İlk Derece Mahkemesince sanıklar hakkında hakaret suçundan kurulan hükümlere yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararların; 5271 sayılı Kanun’un 286 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz edilebilir oldukları, 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenlerin hükümleri temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, 291 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz istemlerinin süresinde olduğu, 294 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz dilekçelerinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz istemlerinin reddini gerektirir sebeplerin bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü: I. HUKUKÎ SÜREÇ A.İzmir 35. Asliye Ceza Mahkemesinin kararı ile ; 1.Sanıklar hakkında iftira suçundan, 5271 sayılı Kanun'un 223 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (a)bendi uyarınca ayrı ayrı beraatlerine, 2.Sanık ... hakkında hakaret suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 125 inci maddesinin üçüncü fıkrasının (a) bendi aynı maddenin dördüncü fıkrası, adı geçen Kanun'un 62 ve 52 nci maddeleri uyarınca 7.080,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, 3.Sanık ... hakkında hakaret suçundan, 5237 sayılı Kanun'un 125 inci maddesinin üçüncü fıkrasının (a) bendi aynı maddenin dördüncü fıkrası, adı geçen Kanun'un 62 ve 52 nci maddeleri uyarınca 10.620,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, Karar verilmiştir. B. İlk derece mahkemesi kararına karşı katılan vekili, sanıklar müdafii ve O yer Cumhuriyet savcısı tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine yukarıda tarih ve sayısı belirtilen incelemeye konu İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 21.Ceza Dairesinin kararı ile; 1. Sanıklar hakkında iftira suçundan, İlk Derece Mahkemesince kurulan hükümlere yönelik katılan vekilinin istinaf başvurusunun 5271 sayılı Kanun’un 286 ncı maddesinin ikinci fıkrasının (g) bendi uyarınca esastan reddine, 2. Sanık ... hakkında hakaret suçundan, İlk Derece Mahkemesince kurulan hükme yönelik sanık müdafiinin istinaf başvurusunun 5271 sayılı Kanun’un 286 ncı maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendi uyarınca esastan reddine, 3. Sanık ... hakkında hakaret suçundan, İlk Derece Mahkemesince kurulan hükme yönelik sanık müdafiinin ve O yer Cumhuriyet savcısının istinaf başvurularının kabulüyle, 5271 sayılı Kanun’un 280 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi ile 303 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca mahkumiyet hükmünün kaldırılarak beraatine karar verilmesi suretiyle düzeltilerek esastan reddine, Karar verilmiştir. II. TEMYİZ SEBEPLERİ 1.Sanık ... müdafiinin temyiz isteği, suçun unsurlarının oluşmadığına, sanığın açıklamalarının Anayasa'nın 26 ncı maddesi kapsamında düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti kapsamında kaldığına ilişkindir. 2.Katılan vekilinin temyiz isteği, Bölge Adliye Mahkemesi kararının dosyayla uyumlu olmadığına, sanıkların katılanı bizzat hedef göstererek iftira suçunu işlediklerine, sanık ...'un katılana somut bir fiil isnad etmek suretiyle hakaret suçunu işlemesine karşın Bölge Adliye Mahkemesi tarafından beraatine karar verildiğine, sanık ... hakkında ise adli para cezası tercih edilmesinin ve cezasında indirime gidilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğuna ilişkindir. III. OLAY VE OLGULAR Temyizin kapsamına göre; A.İlk Derece Mahkemesinin Kabulü Katılanın Türk Silahlı Kuvvetlerinden tuğgeneral rütbesi ile emekli olduğu, sanıkların internet haber portallarında “Yazıcıoğlu suikastinin sorumluları darbeci çıktı.”, “BBP’den darbe kalkışmasına sert tepki”, “Kızıldağ darbenin her türlüsüne karşıyız” şeklindeki haber içeriklerinde katılanın Muhsin Yazıcıoğlu’nun düşen helikopterinden parçalar söktürdüğü, 15 Temmuz 2016 tarihli hain darbe teşebbüsü esnasında darbeciler arasında olduğu, yine Muhsin Yazıcıoğlu’nun helikopterinin düşmesinden sonra helikopterde parçaları sökenlerin başında Tuğgeneral ...’nin olduğu, yedi buçuk yıldır dosyada mevcut bulunduğu, 2 gün önce Yunanistan’a kaçan ekibin içinde bulunanların parçaları söktüğü, GPS cihazını darbeci generalin söktürdüğü, o askerleri GPS cihazlarını sökmeleri için helikoptere gönderen emrin o dönemde Malatya Kara Havacılık Komutanı olan katılan Tuğgeneral ... Bengi olduğunu söyleyerek katılana iftira ve hakarette bulundukları iddiasıyla açılan davada Yerel Mahkemece tüm dosya kapsamına göre sanıkların iftira suçundan beraatlerine, hakaret suçundan mahkumiyetlerine karar verilmiştir. B. Bölge Adliye Mahkemesinin Kabulü İlk Derece Mahkemesince sanıklar hakkında iftira suçundan ve sanık ... hakkında hakaret suçundan kabul edilen olay ve olgularda, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından bir isabetsizlik bulunmadığı anlaşılmıştır. İlk Derece Mahkemesince Sanık ... hakkında hakaret suçundan kurulan hükme ilişkin olarak ise, sanığın beyanının doğrudan kamuoyuna yapılan açıklama niteliğinde olmayıp kendi görüşünü beyan etme şeklinde olduğu ve katılanı tahkir edici nitelik taşımadığından, hükmün sanığın beraatine şeklinde düzeltilerek esastan reddine karar verilmiştir. IV. GEREKÇE A. Sanıklar Hakkında İftira Suçundan Kurulan Hükümler Yönünden Sanıklar hakkında, İlk Derece Mahkemesinin kararı ile "iftira" suçundan verilen beraat kararlarının istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince verilen esastan ret kararlarının, 5271 sayılı Kanun'un 286 ncı maddesinin ikinci fıkrasının (g) bendinde yer verilen "On yıl veya daha az hapis cezasını veya adlî para cezasını gerektiren suçlardan, ilk derece mahkemesince verilen beraat kararları ile ilgili olarak (…) istinaf başvurusunun esastan reddine dair kararları." temyiz incelemesine tabi olmadığına ilişkin düzenleme ile incelemeye konu suçun, aynı Kanu'nun 286 ncı maddesinin üçüncü fıkrası kapsamında da bulunmadığı dikkate alındığında, katılan vekilinin temyiz isteminin aynı Kanun’un 298 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca reddine karar verilmesi gerektiği belirlenmiştir. B. Sanık ... Hakkında Kurulan Hüküm Yönünden Tüm dosya kapsamı, sanık savunması, tanık ...'nin beyanı ve haber içeriğine göre sanığın gazete muhabiri olan tanık A.E. ile yaptığı telefon görüşmesinde tanığın sorduğu bir soru üzerine görüşünü beyan etmesi ve bu hususun internet sitesinde yayımlanan haber içeriğinde belirtilmesi şeklindeki eyleminde , haber başlığında yer alan "GPS cihazını derbeci general söktürmüş." şeklindeki ifadelerin de sanık tarafından değil, tanık gazeteci tarafından oluşturulmuş olması karşısında, hakaret suçunun unsurlarının oluşmadığı gerekçesi ile sanık hakkında beraat kararı verilmesine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesinin takdir ve gerekçesinde hukuka aykırılık görülmemiştir. C. Sanık ... Hakkında Kurulan Hüküm Yönünden Ceza Genel Kurulu’nun 14.10.2008 gün ve 170-220 sayılı kararında da belirtildiği üzere; hakaret fiilinin cezalandırılmasıyla korunan hukuki değer, kişilerin şeref, haysiyet ve namusu, toplum içindeki itibarı, diğer fertler nezdindeki saygınlığı olup, bu suçun oluşabilmesi için, davranışın kişiyi küçük düşürmeye matuf olarak gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Somut bir fiil ya da olgu isnat etmek veya sövme şeklindeki seçimlik hareketlerden biri ile gerçekleştirilen eylem, bireyin ..., şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte ise hakaret suçu oluşacaktır. Bir hareketin tahkir edici olup olmadığı, zamana, yere ve duruma göre değişebilmektedir. Kamu görevlileri veya sivil vatandaşlara yönelik her türlü ağır eleştiri veya rahatsız edici sözlerin hakaret suçu bağlamında değerlendirilmemesi, sözlerin açıkça, ..., şeref ve saygınlığı rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnadını veya sövme fiilini oluşturması gerekmektedir. İnceleme konusu somut olayda; sanık ...'ın 19.07.2016 tarihinde yayınlanan Maraş Nevs, aynı tarihte yayınlanan Maraş Manşet ve 20.07.2016 tarihinde yayınlanan Maraş Aktif gazetelerinde yer alan BBP İl Başkanı sıfatı ile "Helikopterde parçaları sökenlerin başında Tuğgeneral ... olduğu, 7,5 yıldır dosyamızda mevcut değil mi?...." şeklinde beyanlarda bulunduğundan hakaret suçundan dolayı cezalandırılmasına karar verilmiştir. Sanık savunmasında olay yerinin Kahramanmaraş olması dolayısıyla basının ilgisi haline gelen bu durum karşısında sürekli açıklamada bulunmasının beklendiğini bu nedenle açıklamalarda bulunduğunu, açıklamasındaki delillerin kazada GPS cihazlarını söken Yarbay ... ve Başçavuş ... 'ın yargılandığı davaya ilişkin olduğunu ve dava hakaret içerikli bir ifadenin bulunmadığını savunmuştur. Öncelikle belirtilmelidir ki, haber içeriğinde yer verilen ifadelerin rahatsız edici olduğu açık bir şekilde anlaşılmakla birlikte haberde yer alan ifadelerin ve haber başlığının, Anayasa, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (Sözleşme) ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihatlarında özel bir önem atfedilen, ifade özgürlüğü bağlamında değerlendirilmesi gerekmektedir. İnsanın serbestçe haber, bilgi ve başkalarının fikirlerine ulaşabilmesi, edindiği düşünce ve kanaatlerden dolayı kınanamaması ve bunları tek başına veya başkalarıyla birlikte çeşitli yollarla serbestçe ifade edebilmesi, savunabilmesi ve yayabilmesi olarak kabul edilen, ifade özgürlüğü demokratik toplumun temelini oluşturan ana unsurlardan ve toplumun ilerlemesi ve bireyin gelişmesi için gerekli temel şartlardan birini oluşturmaktadır. Anayasa'nın 26. maddesinde, "Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir.” hükmüne yer verilmiştir. Bunun yanında, bu hak, birçok uluslararası belgeye ve mahkeme kararına da konu olmuştur. Türkiye'nin de yargılama yetkisini kabul ettiği AİHM, Sözleşme’nin 10. maddesinin 2. paragrafı saklı tutulmak üzere, ifade özgürlüğünün sadece toplum tarafından kabul gören veya zararsız veya ilgisiz kabul edilen "bilgi" ve "fikirler" için değil, incitici, şoke edici ya da endişelendirici bilgi ve düşünceler için de geçerli olduğunu pek çok kararında yinelemiştir. AİHM'e göre ifade özgürlüğü, yokluğu halinde "demokratik bir toplum" dan söz edemeyeceğimiz çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin bir gereğidir. Bununla birlikte, ifade özgürlüğü de mutlak ve sınırsız değildir. Bu hak kullanılırken bireylerin hak ve özgürlüklerini ihlal edecek tutum ve davranışlardan kaçınılması hem ulusal hem de uluslararası mevzuatlarda yer almaktadır. Nitekim Anayasa'nın 26. maddesinde koruma altına alınan ifade özgürüğü, aynı maddenin ikinci fıkrasında belirtilen sebeplerle sınırlandırılabilir. Dolayısıyla anılan madde ile Anayasanın 13. maddesine göre, ifade özgürlüğüne yönelik sınırlamalar ancak kanunla yapılabilir ve demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamayacağı gibi hak ve özgürlüklerin özlerine de dokunamaz. Sözleşme’nin 10. maddesinin 2. paragrafı, kamu makamlarının bu özgürlüğün kullanılmasına getirebilecekleri sınırlama rejimini düzenlemektedir. Önemine binaen, ifade özgürlüğüne yapılan müdahaleler çok istisnai hallerde kabul görmekte ve Sözleşme’nin 10. maddesinin 2. paragrafının öngördüğü sınırlama kayıtları dar yorumlanmaktadır. Bu nedenle, bir kamu makamının ifade özgürlüğüne yaptığı “Müdahalenin gerekliliği.” mutlaka ikna edici bir şekilde açıklanmalıdır. Sözleşme’nin anılan maddesinde, belirtilen “gerekli” olma koşulu, müdahalenin bir ‘toplumsal ihtiyaç baskısına karşılık gelmesi ve özellikle izlediği meşru amaçla orantılı olması anlamına gelir. Bir müdahalenin bu kriterleri yerine getirdiği ve dolayısıyla haklı olduğu, ulusal makamların gösterdiği gerekçelerin “ilgili ve yeterli” olmasıyla anlaşılabilecektir. Gerek Anayasa gerekse Sözleşme hükümlerine uygun davranılmaması, devletin pozitif ve negatif yükümlülüklerine aykarı hareket etmesi anlamına gelebilecektir. Zira, negatif yükümlülük kapsamında yetkili makamlar, zorunlu olmadıkça ifadenin açıklanmasını ve yayılmasını yasaklamamalı ve yaptırımlara tabi tutmamalı; pozitif yükümlülük kapsamında ise ifade özgürlüğünün gerçek ve etkili korunması için gereken tedbirleri almalı ve denge unsurunu sağlamalıdırlar. Aksi takdirde AİHM, kişinin şeref ve itibarının haksız bir saldırı altında olmasına rağmen ulusal mahkemeler tarafından gereken ölçüde korunmadığı gerekçesiyle Sözleşme'nin 8. maddesi açısından ihlal kararı verebilmektedir. Zira AİHM açısından, başvuranların özel hayata saygı ... ve ifade özgürlüğü eşit derecede önemlidir. Denge unsurunun sağlanmasında içtihatlara göre göz önünde bulundurulması gereken temel ilkeler ise, başvuruya konu ifadelerin kamu yararına ilişkin tartışmaya katkısı, ifade sahibinin tanınırlığı ve daha önceki tutumları, ifadenin içeriği, şekli ve etkileridir. AİHM, birçok içtihadında Sözleşme’nin 10. maddesinin sadece ifade edilen düşünce veya bilginin esasını değil, aynı zamanda bunların aktarılma biçimlerini de güvence altına aldığını belirtmiştir. Bu anlamda, AİHM içtihatlarında, basın, toplumun sözcülerinden biri olarak kabul edilmekte ve herkesin kamuoyunu ilgilendiren bilgileri edinme ... bulunduğu düşüncesiyle, kamuyunu ilgilendiren konulara dair bilgi ve fikirleri vermeyi sağlayan basın özgürlüğüne ayrı bir önem atfedilmektedir. AİHM’e göre, öncelikle ifadelerin bir olgu isnadı mı yoksa değer yargısı mı olduğu belirlenmelidir. Zira olgu isnadı kanıtlanabilir bir husus iken, bir değer yargısının kanıtlanmasının istenmesi dahi ifade özgürlüğüne müdahale sayılabilecektir. Yargılamaya konu olan ifadeler eğer bir değer yargısı içermekte ve somut bir olgu isnadından bahsedilemeyecekse, değer yargılarını destekleyecek 'yeterli bir altyapının' mevcut olup olmadığı AİHM tarafından göz önünde bulundurulmaktadır. Zira değer yargılarının dahi belli düzeyde olgusal temel içermesi gerektiği kabul edilmektedir. Öte yandan, hiçbir veriye dayanmayan ve hiçbir altyapısı bulunmayan bir değer yargısı AİHM tarafından da ifade özgürülğü sınırları içerisinde kabul görmemektedir. Olgu isnadı içeren ifadeler konusunda ise, en azından ilk bakışta güvenilir görünen delil sunulması gerektiği kabul edilmektedir. Elbette ki, bu deliller sunulamadığı takdirde, AİHM, iddiaların gerçekliğinin kanıtlanmasını beklemektedir. Basında yayınlanan bilginin tüm yönleri ile doğruluğunun ortaya koyulması gerekmez. Thorgeir Thorgeirson /İzlanda davasında başvuranın mahkûmiyeti, polis şiddetine ilişkin iddiaların gerçekliğini ortaya koyamamasına dayanmaktadır. AİHM, başvurucuyu sert bir dille dile getirdiği bazı iddiaların doğruluğunu ortaya koyma yükünden muaf tutmuştur. AİHM’e göre, başvurucu başkaları tarafından söylenenleri haberleştirmiştir. Bu nedenle, iddiaların içeriği ile ilgili olarak sorumlu görülmemiştir. Ayrıca iddiaların tamamen asılsız olduğu da ortaya koyulamamıştır. Ayrıca, başvurucunun amacı polisin itibarına zarar vermek değil, ... Bakanlığını polis şiddetine ilişkin iddialarla ilgili bir soruşturma başlatmaya sevk etmektir (Thorgeir Thorgeirson v/İzlanda, 13778/88, 25.06.1992) Sonuç olarak, gerçek dışı olgulara dayalı iddia olarak nitelenen açıklamalar bakımından AİHM, başvurucuların bu tür ifadelerin ortaya konulmasından ve yayınlanmasından sorumlu olup olmadıklarını ve bu tür bilgilerle diğer kişileri aldatmayı amaçlayıp amaçlamadıklarını dikkate almaktadır. Kamu görevlilerinin, görevlerini yerine getirirken performanslarını etkilemeyi ve kamuoyunun bu kişilere olan güvenine zarar vermeyi amaçlayan aşağılayıcı ve hakaret içerikli saldırılara karşı korunmaları gerekmektedir. Zira, kamu görevlileri, siyasetçilerden farklı olarak, kendilerini kamuoyunun denetimine açmamakta; ayrıca görevlerini yerine getirirken kamuoyunun güvenine ihtiyaç duymaktadırlar. Burada korunan temel değer, ilgili kamu görevlisinin bizatihi kişiliği ya da şöhreti olmayıp, o kişinin yerine getirdiği kamusal göreve kamunun duyduğu güvenin demokratik bir toplumdaki önemidir. Kendilerine belirli idari yetkiler verilmiş görevlilerin, sözlerine ve eylemlerine getirilen eleştirilere daha fazla hoşgörü göstermeleri gerektiği ise AİHM içtihatlarında kabul edilmektedir. AİHM, kamu görevlilerine karşı yapılmış hakaret içerikli ifadelerle ilgili bir başvuruda, başvuruya konu sözlerin, kamuoyunun söz konusu görevlinin performansına duyduğu güveni ortadan kaldırmaya yönelik gerçek bir tehlike meydana getirip getirmediğini incelemektedir. Yukarıda yer verilen Thorgeir Thorgeirson /İzlanda başvurusunda, bir yazar olan başvuran, gazetede yayınlanan iki uzun makalesinde polisin kötü muamelelerinden söz etmiştir. Başvurucu makalesinde polislere ilişkin olarak "hayvanca davranan üniformalılar", "hayvanca davranan vahşi üniformalılar" gibi terimler kullanmıştır. Başvuran, kimliklerini belli etmeden polis mensuplarının hepsine hakaret etmekten yargılanmış ve para cezasına mahkûm edilmiştir. AİHM’e göre, olayda başvuran yayımladığı makalelerde polisin yaptığı kötü muamelelerle ilgili söylentileri ve başkalarının kendisine verdiği bilgileri dile getirmiştir. Olayın şartları içinde başvuranın amacı polise hakaret etmek olmayıp, polisin kötü muameleleri ve halkı yakından ilgilendiren bu konuda soruşturma açılmasını istemektir. AİHM’e göre, başvuran makalelerinde çok sert ifadeler kullandığı halde, kullanılan bu üslup aşırı değildir. Ayrıca başvuranın cezalandırılması kamuyla ilgili bir konuda yapılan açık tartışmayı olumsuz etkileyebilecek niteliktedir. Somut olayda, daha önce katılan hakkında Muhsin Yazıcıoğlu'nun öldüğü uçak kazası ilgili yürütülen soruşturmada 2014 yılında kovuşturmaya yer olmadığı kararı verildiği, daha sonra bu kararın kaldırıldığı, ancak Haziran 2016'da yeni bir kovuşturmaya yer olmadığı kararı verildiği, sanık ...'in beyanlarına göre 20.07.2016 tarihinde katılan hakkında yeniden şikâyet dilekçesi verildiği, sanığın bu soruşturma ve yargılamaya konu olmuş iddialarla ilgili olarak gazeteye verdiği beyanlarında kullanılan bazı ifadelerin olgusal bir temele sahip olduğu anlaşılmakta ve haber içeriğindeki bilgilerle diğer kişilerin aldatılmasının amaçlandığına ilişkin bir delil bulunmamaktadır. Haber içeriğindeki ifadeler, söylendiği yer ve zaman unsurları da gözetildiğinde katılanın ..., şeref ve saygınlığını rencide edici boyutta olmadığı bu itibarla, hakaret suçunun unsurlarının somut olayda oluşmadığı gözetilmeden, sanığın beraati yerine, hükümlülük kararı verilmesi hukuka aykırı görülmüştür. V. KARAR A. Sanıklar Hakkında İftira Suçundan Kurulan Hükümler Yönünden Gerekçe bölümünde (A) bendinde açıklanan nedenle katılan ... vekilinin temyiz isteminin, 5271 sayılı Kanun’un 298 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle REDDİNE, B. Sanık ... Hakkında Hakaret Suçundan Kurulan Hüküm Yönünden Gerekçe bölümünde (B) bendinde açıklanan nedenlerle İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 21. Ceza Dairesinin kararında katılan ... vekilince öne sürülen temyiz sebepleri ve 5271 sayılı Kanun’un 289 uncu maddesinin birinci fıkrası ile sınırlı olarak yapılan temyiz incelemesi sonucunda hukuka aykırılık görülmediğinden 5271 sayılı Kanun’un 302 nci maddesinin birinci fıkrası gereği, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle TEMYİZ İSTEMLERİNİN ESASTAN REDDİ İLE HÜKMÜN ONANMASINA, C. Sanık ... Hakkında Hakaret Suçundan Kurulan Hüküm Yönünden Gerekçe bölümünün (C) bendinde açıklanan nedenle sanık ... müdafii ve katılan ... vekilinin temyiz istemleri yerinde görüldüğünden İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 21. Ceza Dairesinin kararının 5271 sayılı Kanun'un 302 nci maddesinin ikinci fıkrası gereği, Tebliğname'ye aykırı olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA, Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun'un 304 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca İzmir 35. Asliye Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 21. Ceza Dairesi gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 06.05.2024 tarihinde karar verildi.