Danıştay 13. Daire Başkanlığı 2023/266 E. , 2024/2141 K. T.C. D A N I Ş T A Y ONÜÇÜNCÜ DAİRE Esas No : 2023/266 Karar No : 2024/2141 DAVACI : ... Elektrik Üretim A.Ş. VEKİLİ : Av. ... DAVALILAR : 1. ... Kurumu (E-Tebligat) VEKİLLERİ : Av...., Av.... 2. ... A.Ş. (...) Genel Müdürlüğü (E-Tebligat) VEKİLLERİ : Av. ..., Av. ... DAVANIN KONUSU : 1. 6446 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu'nun Geçici 4. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında sistem kullanım bedelleri üzerin…
Danıştay 13. Daire Başkanlığı 2023/266 E. , 2024/2141 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y ONÜÇÜNCÜ DAİRE Esas No : 2023/266 Karar No : 2024/2141 DAVACI : ... Elektrik Üretim A.Ş. VEKİLİ : Av. ... DAVALILAR : 1. ... Kurumu (E-Tebligat) VEKİLLERİ : Av...., Av.... 2. ... A.Ş. (...) Genel Müdürlüğü (E-Tebligat) VEKİLLERİ : Av. ..., Av. ... DAVANIN KONUSU : 1. 6446 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu'nun Geçici 4. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında sistem kullanım bedelleri üzerinden uygulanan indirim teşvikinin, sadece üretim tesislerinin veriş yönündeki sistem kullanım bedellerine uygulanacağına yönelik 17/09/2020 tarih ve 9548 sayılı Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu (Kurul) kararı ile, 2. Söz konusu Kurul kararı kapsamında davacı şirkete ait Seyitali Rüzgâr Enerji Santrali'nin (RES) Ocak 2012-Temmuz 2016 dönemindeki tüketim yönlü iletim sistemi kullanımı için hesaplanan 73.070,99-TL'nin ödenmesi gerektiğine ilişkin ... Genel Müdürlüğü Tarife ve Müşteri Hizmetleri Dairesi Başkanlığı'nın ... tarih ve ... sayılı işleminin iptali, 3. Bu kapsamda ödenen 73.070,99-TL'nin ödeme tarihinden itibaren 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun'un 51. maddesine göre işleyecek gecikme zammı ile birlikte iadesine karar verilmesi istenilmektedir. DAVACININ İDDİALARI : 6446 sayılı Kanun'da iletim sistem kullanım bedellerine ilişkin üretim ya da tüketim yönlü bir ayrıma yer verilmediği, üst hukuk kurallarına aykırı olarak düzenleyici işlem niteliğinde dava konusu Kurul kararının tesis edildiği, anılan Kurul kararının geçmişe yönelik olarak uygulanacağının öngörülmediği, buna karşın geçmişe yönelik olarak işlem tesis edilmesinin hukukî güvenlik ve kazanılmış hak ilkelerini ihlâl ettiği, teşvik indiriminin sadece üretim yönündeki iletim sistem kullanım bedelleriyle sınırlandırmanın 6446 sayılı Kanun'un amacıyla bağdaşmadığı ileri sürülmektedir. DAVALILARIN SAVUNMALARI : Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu tarafından, usûle ilişkin olarak, davanın süresi içerisinde açılmadığı; esasa ilişkin olarak ise, 6446 sayılı Kanun'un Geçici 4. maddesinin üretimi/arzı teşvik etmek amacıyla düzenlendiği, herhangi bir tüketim teşvikine yol açacak uygulamanın bu maddenin sahip olduğu amaca uygun düşmeyeceği, aynı baraya bağlı tüketim tesisleri için tüketim yönlü teşvik vermenin kısa dönemde gerekli arz kapasitesinin yeterli bir yedekle oluşturulmasına aykırılık teşkil edeceği, iç ihtiyaç için de olsa yapılan elektrik enerjisi tüketiminin teşvik indiriminden yararlanamayacağı savunulmaktadır. ... Genel Müdürlüğü tarafından, usûle ilişkin olarak, davanın süresi içerisinde açılmadığı, hasım mevkiinde idarelerinin yer almaması gerektiği; esasa ilişkin olarak ise, tüketim yönünde iletim sistem kullanım bedellerine uygulanan teşvik indiriminin 6446 sayılı Kanun'un Geçici 4. maddesine aykırı olduğu, teşvik indiriminden her iki yönlü yararlanan üretim lisanslı tesisler için dava konusu Kurul kararına istinaden sadece üretim yönlü sistem kullanım bedellerinde teşvik uygulanmaya başlandığı, dava konusu işlemin hukuka uygun olarak tesis edildiği savunulmaktadır. DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ...'İN DÜŞÜNCESİ : Dava konusu 9548 sayılı Kurul kararı ve ... Genel Müdürlüğü Tarife ve Müşteri Hizmetleri Dairesi Başkanlığı'nın ... tarih ve ... sayılı işleminin iptali ile bu kapsamda ödenen 73.070,99-TL'nin ödeme tarihinden (26/12/2022) itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte davalı ... Genel Müdürlüğü tarafından davacı şirkete ödenmesine, davacı şirketin fazlaya ilişkin faiz isteminin ise reddine karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir. DANIŞTAY SAVCISI ...'NIN DÜŞÜNCESİ : Dava; 6446 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu'nun Geçici 4. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında sistem kullanım bedelleri üzerinden uygulanan indirim teşvikinin, sadece üretim tesislerinin veriş yönündeki sistem kullanım bedellerine uygulanacağına yönelik 17/09/2020 tarih ve 9548 sayılı Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu (Kurul) kararı ile, söz konusu Kurul kararı kapsamında davacı şirkete ait Seyitali Rüzgâr Enerji Santrali'nin (RES) Ocak 2012-Temmuz 2016 dönemindeki tüketim yönlü iletim sistemi kullanımı için hesaplanan 73.070,99-TL'nin ödenmesi gerektiğine ilişkin ... Genel Müdürlüğü Tarife ve Müşteri Hizmetleri Dairesi Başkanlığı'nın ... tarih ve ... sayılı işleminin iptali ve bu kapsamda ödenen 73.070,99 -TL'nin ödeme tarihinden itibaren 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun'un 51. maddesine göre işleyecek gecikme zammı ile birlikte iadesine karar verilmesi istemiyle açılmıştır. Dosyanın incelenmesinden; davacı şirkete, Seyitali RES tesisinde üretim faaliyeti göstermek üzere ... tarih ve ... sayılı üretim lisansının verildiği, bu tesisin, mülga 4628 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu'nun Geçici 14. maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi ve 30/03/2013 tarih ve 28603 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6446 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu'nun Geçici 4. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi gereğince, Ocak 2012-Temmuz 2016 döneminde üretim ve tüketim yönlü iletim bedeli faturalarının sistem kullanım bedeli kalemlerinde %50 teşvik indiriminden yararlandığı, ancak dava konusu 17/09/2020 tarih ve 9548 sayılı Kurul kararıyla, aynı baraya bağlı tüketim tesisi bulunan üretim lisansı sahipleri için 6446 sayılı Kanun'un Geçici 4. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinin ne şekilde uygulanacağına dair yeni bir düzenleme yapılması üzerine, bu düzenleme gereği, Seyitali RES tesisinin Ocak 2012-Temmuz 2016 dönemindeki tüketim yönlü iletim sistemi kullanımı için 14/12/2022 tarih ve TEE2022125800193 sayılı faturanın tanzim edilerek, toplam 73.070,99 - TL tutarın ödenmesi gerektiğinin davacı şirkete bildirildiği, bunun üzerine, şirkete ait tesisin tüketim yönlü yararlandığı teşvik indiriminin geçmişe yönelik olarak ...'a ödenmesi gerektiğine ilişkin bu işlem ile bu işlemin dayanağı olan 9548 sayılı Kurul kararının iptali ve ödenen tutarın gecikme zammı ile birlikte iadesine karar verilmesi istemiyle bakılan davanın açıldığı anlaşılmıştır. Davacı tarafından; 6446 sayılı Kanun'da iletim sistem kullanım bedellerine ilişkin üretim ya da tüketim yönlü bir ayrıma yer verilmediği, üst hukuk kurallarına aykırı olarak düzenleyici işlem niteliğinde dava konusu Kurul kararının tesis edildiği, anılan Kurul kararının geçmişe yönelik olarak uygulanacağının öngörülmediği, buna karşın geçmişe yönelik olarak işlem tesis edilmesinin hukukî güvenlik ve kazanılmış hak ilkelerini ihlâl ettiği, teşvik indiriminin sadece üretim yönündeki iletim sistem kullanım bedelleriyle sınırlandırmanın 6446 sayılı Kanun'un amacıyla bağdaşmadığı iddialarıyla dava açılırken, davalı Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu tarafından; 6446 sayılı Kanun'un Geçici 4. maddesinin üretimi/arzı teşvik etmek amacıyla düzenlendiği, herhangi bir tüketim teşvikine yol açacak uygulamanın bu maddenin sahip olduğu amaca uygun düşmeyeceği, aynı baraya bağlı tüketim tesisleri için tüketim yönlü teşvik vermenin kısa dönemde gerekli arz kapasitesinin yeterli bir yedekle oluşturulmasına aykırılık teşkil edeceği, iç ihtiyaç için de olsa yapılan elektrik enerjisi tüketiminin teşvik indiriminden yararlanamayacağı; ... Genel Müdürlüğü tarafından da, dava konusu fatura işleminin icraî nitelikte olmadığı, faturanın 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun sebepsiz zenginleşme hükümlerine dayanılarak tesis edildiği, tüketim yönünde iletim sistem kullanım bedellerine uygulanan teşvik indiriminin 6446 sayılı Kanun'un Geçici 4. maddesine aykırı olduğu, teşvik indiriminden her iki yönlü yararlanan üretim lisanslı tesisler için dava konusu Kurul kararına istinaden sadece üretim yönlü sistem kullanım bedellerinde teşvik uygulanmaya başlandığı, dava konusu işlemin hukuka uygun olarak tesis edildiği savunulmaktadır. 17/09/2020 tarih ve 9548 sayılı Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu (Kurul) kararının incelenmesi: 6446 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu'nun 1. maddesinde, bu Kanun'un amacının, elektriğin yeterli, kaliteli, sürekli, düşük maliyetli ve çevreyle uyumlu bir şekilde tüketicilerin kullanımına sunulması için, rekabet ortamında özel hukuk hükümlerine göre faaliyet gösteren, mali açıdan güçlü, istikrarlı ve şeffaf bir elektrik enerjisi piyasasının oluşturulması ve bu piyasada bağımsız bir düzenleme ve denetimin yapılmasının sağlanması olduğu; Geçici 4. maddesinin birinci fıkrasında, kısa dönemde gerekli arz kapasitesinin yeterli bir yedekle oluşturulması amacıyla, 31/12/2015 tarihine kadar ilk defa işletmeye girecek üretim lisansı sahibi tüzel kişilere, fıkradaki sayılan teşviklerin sağlanacağı, bu sürenin beş yıla kadar uzatılmasına Cumhurbaşkanı'nın yetkili olduğu; aynı fıkranın (a) bendinde, üretim tesislerinin, işletmeye giriş tarihlerinden itibaren beş yıl süreyle iletim sistemi sistem kullanım bedellerinden yüzde elli indirim yapılacağı kurala bağlanmıştır. 6446 sayılı Kanun'da elektriğin yeterli, kaliteli, sürekli, düşük maliyetli olarak kullanıcılara ulaştırılmasını teminen arz güvenliğinin sağlanmasına yönelik olarak çeşitli teşvikler öngörülmüş, bu kapsamda, 6446 sayılı Kanun'un Geçici 4. maddesinde, lisanslı olarak üretim yapan tesislere işletmeye giriş tarihlerinden itibaren 5 yıl süreyle iletim sistem kullanım bedelleri üzerinden teşvik uygulanacağı belirtilmiştir. Teşvik indiriminin uygulanacağı 5 yıllık süre 24/12/2015 tarih ve 29572 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 14/12/2015 tarih ve 2015/8317 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı Eki Karar'ın 2. maddesiyle 31/12/2020 tarihine kadar uzatılmıştır. Uyuşmazlıkta, 6446 sayılı Kanun'un Geçici 4. maddesinde yer alan "kısa dönemde gerekli arz kapasitesinin yeterli bir yedekle oluşturulması" ibaresinden de anlaşıldığı üzere, anılan düzenleme ile, üretim tesisi yatırımlarını desteklemek suretiyle arz güvenliğinin yeterli miktarda yedekle birlikte oluşturulması amaçlanmış, arz sürekliliğinin sağlanmasına yönelik olarak, elektrik üretimine ilişkin yatırımların hızlanması ve teşvik edilmesi benimsenmiştir. Yeterli arz kapasitesinin oluşturulabilmesi için teşvik indiriminin, üretimi ve üretim tesisi yatırımlarını arttırmaya mâtuf, üretim yönlü sistem kullanım bedelleri üzerinden uygulanması gerekmektedir. Aksi bir düşüncenin kabulü, üretim tesislerinin, salt iç tüketimlerini karşılamak üzere Kanun'un tanıdığı teşvikten yararlanması sonucunu doğuracak ve bu durum da, teşvik mekanizmasının amacıyla bağdaşmayacaktır. Dava konusu Kurul kararı ile de, Kanun'un ve teşvik mekanizmasının belirtilen amacı doğrultusunda, üretim tesislerinin üretim yönlü sistem kullanım bedelleri üzerinden indirim teşvikinin uygulanacağı belirlenmiş olup, anılan düzenlemenin, mâlî kaynakların etkili, ekonomik ve verimli kullanılması amacı ile de örtüştüğü sonucuna varılmıştır. Bu itibarla, sistem kullanım bedelleri üzerinden uygulanan indirim teşvikinin, üretim tesislerinin veriş yönündeki sistem kullanım bedelleri üzerinden uygulanmasına yönelik Kurul kararında hukuka aykırılık görülmemiştir. ... Genel Müdürlüğü Tarife ve Müşteri Hizmetleri Dairesi Başkanlığı'nın ... tarih ve ... sayılı işleminin incelenmesi: Dosyanın incelenmesinden; davacı şirkete ait tesisin, mülga 4628 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu'nun Geçici 14. maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi ve 30/03/2013 tarih ve 28603 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6446 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu'nun Geçici 4. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi gereğince, Ocak 2012-Temmuz 2016 döneminde üretim ve tüketim yönlü iletim bedeli faturalarının sistem kullanım bedeli kalemlerinde %50 teşvik indiriminden yararlandığı, indirim teşvikinin, sadece üretim tesislerinin veriş yönündeki sistem kullanım bedellerine uygulanacağına yönelik dava konusu Kurul kararı kapsamında, ... tarafından geçmişe yönelik olarak 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 77, 78 ve 82. maddeleri uyarınca, şirkete ait Seyitali RES tesisinin Ocak 2012 - Temmuz 2016 dönemindeki tüketim yönlü iletim sistemi kullanımı için hesaplanan 73.070,99-TL tutarındaki faturanın ödenmesi gerektiğinin dava konusu işlemle davacı şirkete bildirildiği, anılan tutarın davacı şirket tarafından 26/12/2022 tarihinde ihtirazi kayıtla ödendiği anlaşılmaktadır. Anayasa Mahkemesi kararlarında, Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti, "insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, eylem ve işlemleri hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, Anayasa ve yasalarla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık olan devlet" şeklinde tanımlanmıştır. Anayasa'nın 2. maddesinde Türkiye Cumhuriyeti'nin nitelikleri arasında sayılan hukuk devletinin en önemli unsurlarından birisi "hukuki güvenlik ilkesi"dir. Hukuki güvenlik ilkesi, hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar. Diğer bir ifadeyle hukuki güvenlik ilkesi, kişilerin hukuksal ilişkiler kurarken tabi olacakları hukuk kurallarını önceden bilmeleri anlamına gelirken, "idari istikrar ilkesi" ise, bu kurallara dayanılarak kazanılan hakların korunacağı güvencesinin kişilere verilmesini ifade etmektedir. Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulunun 22/12/1973 tarih ve E:1968/8, K:1973/14 sayılı kararında; idarenin, yokluk, açık hata, memurun gerçek dışı beyanı veya hilesi hallerinde süre aranmaksızın ödediği meblağı her zaman geri alabileceği, bunun dışında kalan hallerde hatalı ödemelerin istirdadının, hatalı ödemenin yapıldığı tarihten başlamak üzere dava açma süresi içinde olanaklı olduğu belirtilmiş, anılan kararın gerekçesinde iyi niyet kuralı üzerinde de durularak idarenin sakat ve dolayısıyla hukuka aykırı işlemine, idare edilenlerin gerçek dışı beyanı veya hilesi neden olmuşsa ya da geri alınan idari işlem yok denilecek kadar sakatlık taşımakta ise, yahut yapılan ödemelerde idare edilenin kolayca anlayabileceği kadar açık bir hata bulunmakta ise, memurun iyi niyetinden söz etmeye imkân olmadığı; bu işlemlere dayanılarak yapılan ödemeler için süre düşünülemeyeceği; ancak bunun dışındaki hatalı ödemelerde memurun iyi niyetinin istikrar ve kanunilik kadar önemli bir kural olduğu ve bu nedenle belirtilen istisnalar dışındaki hatalı ödemelerin dava açma süresi içinde geri alınabileceği vurgulanmıştır. Söz konusu karar uyarınca, kamu personeline yapılan fazla ve yersiz ödemelerin, herhangi bir yargı kararına gerek olmaksızın ilgililerden geri istenilmesi mümkün olmakla birlikte; yokluk, açık hata, memurun gerçek dışı beyanı veya hilesi halleri dışında, fazladan yapılan ödemelerin, hatalı ödemenin yapıldığı tarihten başlamak üzere, dava açma süresinde geri istenebileceği açıktır. Açık hata, kanunun açıkça yasakladığı bir işin yapılmasını, diğer bir deyişle herkes tarafından kolayca anlaşılabilecek kadar açık olan kurala aykırı davranılmasını ifade eder. Kanunların yorumlanması bazen teknik bir değerlendirmeyi gerektirdiğinden, her kanuna aykırılık halinin, açık hata olarak değerlendirilmesine olanak yoktur. Kanunda öngörülen koşullara ve işlemin unsurlarına göre somut olayda açık hata olup olmadığının değerlendirilmesi gerekir. Somut olayın özelliklerine göre, kanuna aykırılık halinin, ilk bakışta farkedilebilecek ve herkes tarafından kolayca anlaşılabilecek nitelikte ise açık hatadan bahsetmek mümkündür. Uyuşmazlık konusu olayda, üretim tesislerine üretim ve tüketim yönlü sistem kullanım bedelleri üzerinden indirim teşviki verilmesi uygulamasına 26/07/2008 tarihinden dava konusu Kurul kararının tesis edildiği tarihe kadar devam edildiği hususu dikkate alındığında, davacı şirketin üretim tesisinin tüketim yönlü sistem kullanım bedelleri üzerinden hesaplanan indirim teşvikinden, hilesi veya idareyi yanıltıcı nitelikteki yanlış beyanları sonucu yararlanmadığı açıktır. Öte yandan, teşvik indirimi uygulamasının nasıl olması gerektiği, söz konusu uygulamadan 12 yıl sonra tesis edilen dava konusu Kurul kararı ile açıklığa kavuşturulduğundan, açık hatanın varlığından söz etmeye de olanak bulunmamaktadır. Bu itibarla, teşvik indiriminden yararlanılmasının açık hata kapsamında değerlendirilmesi mümkün olmadığı gibi, söz konusu indirim uygulamasına davacının herhangi bir hilesi veya yanıltıcı beyanının yol açmadığı görüldüğünden, geçmişe yönelik olarak tesis edilen dava konusu işlemde hukuka uygunluk görülmemiştir. Davacının tazmin istemine gelince; Anayasa'nın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmıştır. Davacı şirkete ait Seyitali Rüzgâr Enerji Santrali'nin (RES) Ocak 2012 - Temmuz 2016 dönemindeki tüketim yönlü iletim sistemi kullanımı için hesaplanan 73.070,99 TL'nin ödenmesi gerektiğine ilişkin ... Genel Müdürlüğü Tarife ve Müşteri Hizmetleri Dairesi Başkanlığı'nın ... tarih ve ... sayılı işleminde hukuka uyarlık bulunmadığından, davacı şirket tarafından ihtirazi kayıtla ödenen 73.070,99 -TL'lik tutarın ödeme tarihi olan 26/12/2022 tarihinden itibaren işletilecek yasal faizi ile birlikte tazmini gerekmektedir. Açıklanan nedenlerle, 17/09/2020 tarih ve 9548 sayılı Kurul kararı yönünden davanın reddine, ... Genel Müdürlüğü Tarife ve Müşteri Hizmetleri Dairesi Başkanlığı'nın 15/12/2022 tarih ve 1589547 sayılı işleminin iptali ile bu işlem uyarınca ödenen 40.037,38 TL tutarın, 26/12/2022 tarihinden tarihinden itibaren işletilecek yasal faizi ile davacıya ödenmesine karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Onüçüncü Dairesi'nce duruşma için taraflara önceden bildirilen 14/05/2024 tarihinde, davacı vekili Av. ..., davalı ... Kurumu vekili Av. ... ve davalı ...İletim A.Ş. vekilleri Av. ... ile ...'ün geldikleri, Danıştay Savcısının hazır olduğu görülmekle açık duruşmaya başlandı. Taraflara usulüne uygun olarak söz verilerek dinlendikten ve Danıştay Savcısının düşüncesi alındıktan sonra taraflara son kez söz verilip, duruşma tamamlandı. Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: MADDİ OLAY VE HUKUKİ SÜREÇ : Davacı şirkete, Seyitali RES tesisinde üretim faaliyeti göstermek üzere ... tarih ve ... sayılı üretim lisansı verilmiştir. Şirkete ait tesis, mülga 4628 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu'nun Geçici 14. maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi ve 30/03/2013 tarih ve 28603 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6446 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu'nun Geçici 4. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi gereğince Ocak 2012-Temmuz 2016 döneminde üretim ve tüketim yönlü iletim bedeli faturalarının sistem kullanım bedeli kalemlerinde %50 teşvik indiriminden yararlanmıştır. Daha sonra, aynı baraya bağlı tüketim tesisi bulunan üretim lisansı sahipleri için 6446 sayılı Kanun'un Geçici 4. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinin ne şekilde uygulanacağı 17/09/2020 tarih ve 9548 sayılı Kurul kararıyla belirlenmiştir. Bunun üzerine, söz konusu Kurul kararı kapsamında Seyitali RES tesisinin Ocak 2012-Temmuz 2016 dönemindeki tüketim yönlü iletim sistemi kullanımı için düzenlenen 14/12/2022 tarih ve TEE2022125800193 sayılı toplam 73.070,99-TL tutarındaki faturanın ödenmesi gerektiği davacı şirkete bildirilmiştir. Bu çerçevede, şirkete ait tesisin tüketim yönlü yararlandığı teşvik indiriminin geçmişe yönelik olarak ...'a ödenmesi gerektiğine ilişkin işlem ile bu işlemin dayanağı olan 9548 sayılı Kurul kararının iptali ve ödenen tutarın gecikme zammı ile birlikte iadesine karar verilmesi istemiyle bakılan dava açılmıştır. İNCELEME VE GEREKÇE: USUL YÖNÜNDEN: Davalı ... İletim A.Ş. (...) Genel Müdürlüğü tarafından 19/04/2024 tarihinde kayda alınan savcı düşüncesine cevap dilekçesinde, "... tarih ve ... sayılı işlemin iptali ile bu kapsamda ödenen 73.070,99-TL'nin ödeme tarihinden itibaren 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun'un 51. maddesine göre işleyecek gecikme zammı ile birlikte iadesi" istemi bakımından uyuşmazlığın çözümünün adli yargı mercilerince yapılması gerektiği belirtilerek görev itirazında bulunulmuştur. 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkındaki Kanun'un 10. maddesinde, "Görev uyuşmazlığı çıkarma; adli ve idari bir yargı merciinde açılmış olan davada ileri sürülen görev itirazının reddi üzerine ilgili Başsavcı veya Başkanunsözcüsü tarafından görev konusunun incelenmesinin Uyuşmazlık Mahkemesinden istenmesidir. Yetkili Başsavcı veya Başkanunsözcüsünün Uyuşmazlık Mahkemesinden istekte bulunabilmesi için, görev itirazının, hukuk mahkemelerinde en geç birinci oturumda, idari yargı yerlerinde de dilekçe ve savunma evresi tamamlanmadan yapılmış olması ve yargı yerlerinin de kendilerinin görevli olduklarına karar vermiş bulunmaları şarttır." kuralı yer almaktadır. 2247 sayılı Kanun'un yukarıda aktarılan 10. maddesi uyarınca görev itirazının dilekçe ve savunma evresi tamamlanmadan önce yapılmış olması gerektiği kurala bağlanmış olup, davalı ... tarafından dilekçe ve savunma evreleri tamamlandıktan sonraki bir tarih olan 19/04/2024 tarihinde kayda alınan dilekçe ile görev itirazında bulunulduğundan, süresinde yapılmayan itirazın incelenmesine hukuken olanak bulunmamaktadır. Öte yandan, aynı nitelikteki bir uyuşmazlığa ilişkin olarak Dairemizin E:2023/328 sayılı dosyasında görülmekte olan davada, davalı ... tarafından bireysel işlemin iptali ile ödenen tutarın iadesine ilişkin kısım bakımından görev itirazında bulunulması ve bu itirazın Dairemizce reddedilmesi üzerine dosya uyuşmazlık çıkarma isteminde bulunmaya yetkili Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'na gönderilmiş; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 20/07/2023 tarih ve UY-2023/82000 sayılı kararı ile "davanın görüm ve çözümünde 2577 sayılı Kanun'un 2. maddesinin birinci fikrasının (a) bendi gereğince idari yargı yerlerinin görevli olduğu sonucuna varıldığından, 2247 sayılı Kanun'un 10. ve 13. maddeleri gereğince olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına yer olmadığına karar verilmiştir." gerekçesiyle dosya Dairemize iade edilmiştir. Belirtilen açıklamalar çerçevesinde davalıların usûle ilişkin diğer itirazları da geçerli görülmediğinden esasın incelenmesine geçildi. ESAS YÖNÜNDEN: İLGİLİ MEVZUAT: 6446 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu'nun 1. maddesinde, bu Kanun'un amacının, elektriğin yeterli, kaliteli, sürekli, düşük maliyetli ve çevreyle uyumlu bir şekilde tüketicilerin kullanımına sunulması için, rekabet ortamında özel hukuk hükümlerine göre faaliyet gösteren, mali açıdan güçlü, istikrarlı ve şeffaf bir elektrik enerjisi piyasasının oluşturulması ve bu piyasada bağımsız bir düzenleme ve denetimin yapılmasının sağlanması olduğu; Geçici 4. maddesinin birinci fıkrasında, kısa dönemde gerekli arz kapasitesinin yeterli bir yedekle oluşturulması amacıyla, 31/12/2015 tarihine kadar ilk defa işletmeye girecek üretim lisansı sahibi tüzel kişilere, fıkradaki sayılan teşviklerin sağlanacağı, bu sürenin beş yıla kadar uzatılmasına Cumhurbaşkanı'nın yetkili olduğu; aynı fıkranın (a) bendinde, üretim tesislerinin, işletmeye giriş tarihlerinden itibaren beş yıl süreyle iletim sistemi sistem kullanım bedellerinden yüzde elli indirim yapılacağı kurala bağlanmıştır. HUKUKÎ DEĞERLENDİRME: Dava konusu Kurul kararının incelenmesi: 6446 sayılı Kanun'da elektriğin yeterli, kaliteli, sürekli, düşük maliyetli olarak kullanıcılara ulaştırılmasını teminen arz güvenliğinin sağlanmasına yönelik olarak çeşitli teşvikler öngörülmüştür. Bu kapsamda, 6446 sayılı Kanun'un Geçici 4. maddesinde, lisanslı olarak üretim yapan tesislere işletmeye giriş tarihlerinden itibaren 5 yıl süreyle iletim sistem kullanım bedelleri üzerinden teşvik uygulanacağı belirtilmiştir. Teşvik indiriminin uygulanacağı 5 yıllık süre 24/12/2015 tarih ve 29572 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 14/12/2015 tarih ve 2015/8317 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı Eki Karar'ın 2. maddesiyle 31/12/2020 tarihine kadar uzatılmıştır. Mezkûr Kanun'un Geçici 4. maddesi, üretim tesisi yatırımlarını desteklemek suretiyle arz güvenliğinin yeterli miktarda yedekle birlikte oluşturulmasını sağlamayı amaçlamıştır. Kanun koyucunun işaret ettiği bu amaç doğrultusunda arz sürekliliğinin yeterli düzeyde sağlanmasına yönelik olarak elektrik üretimine ilişkin yatırımların hızlanması ve teşvik edilmesi benimsenmiştir. Nitekim, Geçici 4. maddede yer verilen "kısa dönemde gerekli arz kapasitesinin yeterli bir yedekle oluşturulması" ibaresinden iletim sistem kullanım bedelleri üzerinden öngörülen teşvikin amacı anlaşılmaktadır. Yeterli arz kapasitesinin oluşturulabilmesi için teşvik indiriminin üretimi ve üretim tesisi yatırımlarını arttırmaya mâtuf üretim yönlü sistem kullanım bedelleri üzerinden uygulanması gerekmektedir. Aksi bir kabul hâlinde ise, üretim tesislerinin, salt iç tüketimlerini karşılamak üzere Kanun'un tanıdığı teşvikten yararlanması gerekir ki, bu durum teşvik mekanizmasının amacıyla bağdaşmamaktadır. Başka bir ifadeyle, üretim tesislerinin elektrik üretimi yapabilmesi için ihtiyaç duyduğu iç tüketim de dâhil olmak üzere herhangi bir tüketimi karşılığında ödemesi gereken iletim sistem kullanım bedellerinden indirim yapılmaması gerekmektedir. Dava konusu Kurul kararıyla da, Kanun'un ve teşvik mekanizmasının amacı doğrultusunda üretim tesislerinin üretim yönlü sistem kullanım bedelleri üzerinden indirim teşvikinin uygulanacağı belirlenmiş olup, arz güvenliği ve sürekliliği çerçevesinde yatırımcılara teşvik verildiği vurgulanmıştır. Böyle bir nitelemenin, elektrik enerjisi talebinin artması ve bu artışın devam edeceği öngörüsü dikkate alındığında, olası arz sıkıntısına karşı tedbir olarak mâlî kaynakların etkili, ekonomik ve verimli kullanılması amacına olumlu yönde katkıda bulunacaktır. Bu itibarla, dava konusu Kurul kararında hukuka aykırılık bulunmamaktadır. Dava konusu uygulama işleminin incelenmesi: Dava konusu Kurul kararı kapsamında, ... Genel Müdürlüğü tarafından geçmişe yönelik olarak 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 77., 78. ve 82. maddeleri uyarınca şirkete ait Seyitali RES tesisinin Ocak 2012-Temmuz 2016 dönemindeki tüketim yönlü iletim sistemi kullanımı için hesaplanan 73.070,99-TL'nin ödenmesi talep edilmiştir. Bu noktada, teşvik mekanizmasından üretim tesislerinin tüketim yönlü iletim sistemi kullanımı için yararlanmaması gerekirken, bu hususu somutlaştıran Kurul kararına kadar geçen sürede elde edilen kazanımların geri alınıp alınamayacağı irdelenmelidir. Hukukî güvenlik ilkesinin bir unsuru olan idarî tasarrufların makable şamil olmaması (geçmişe etkili olmaması) ilkesi, müesses vaziyetlerle müktesep hakları korumak ve hukukî münasebetlerde istikrar sağlamak ihtiyaç ve zaruretinden doğmuş sosyal bir hayat kaidesidir. (DURAN Lütfi, İdare Hukuku Meseleleri, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Yayını, 1964, s. 403). İdarî işlemin geriye yürümemesi prensibi, genel hatları ile yapıldıkları zaman yürürlükte olan hukuk kurallarına uygun olarak yapılmış işlemleri ve yaratılmış hukukî durumları daha sonra yapılacak işlemlerle tartışmalı yapmanın hukuktan beklenen güvenlikle bağdaşmaması ve zaman itibarıyla yetki prensibini çiğnememek fikirlerine dayanmaktadır. (aktaran TAN Turgut, İdari İşlemin Geri Alınması, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Yayınları, 1970, s. 58). İdarî işlem ve kararların gerek geri alınması gerekse kaldırılması konusunda en başta göz önünde tutulan esas, bunların doğurduğu birel ve özgül sonuçların değişmezliğidir. Hukukun genel ilkelerinden olan bu kural, hukukî güven ve kararlılık gereğine dayanmakta, işlem ve kararların bireyler lehine meydana getirdiği durumlara riayeti zorunlu kılmaktadır. (DURAN Lütfi, İdare Hukuku Ders Notları, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Yayını, 1982, s. 421-422). Hukuka aykırı bir işlemin kazanılmış hak doğurabileceğini söylemek kolay olmamakla beraber ilgili lehine yarattığı hukukî durumların ilelebet tartışma konusu yapılması da mümkün değildir. Dolayısıyla belirli bir sürenin geçmesi sonucu bu hukukî durumların korunmasında meşru yararları olan ilgililerin korunması, yani bu hukukî durumların dokunulmazlığını kabul etmek gerekir. İşte bu durumda, kişisel işlemlerin sonuçlarının dokunulmazlığı belirgin bir şekilde ortaya çıkmaktadır. (TAN Turgut, İdari İşlemin Geri Alınması, s. 60). (...) Kazanılmış hakların genel olarak kamu düzeninin sınırları içerisinde saygıya değer oldukları, dolayısıyla kazanılmış hakkın hukuka uygun durumun varlığına bağlı olduğu, hukuka uygun olmayan işlemlerin hak kaynağı olamayacakları, hukuka aykırı işlemlerin kazanılmış hak doğurabileceklerini kabul etmenin hukuken mümkün olmadığı gibi, modern devlet idaresinin temeli olan hukuka bağlılık prensibine aykırı düşeceği savunulmuştur. (...) Bununla beraber hukuka aykırı işlemlerin de müesses vaziyet doğurabilecekleri kabul edilmektedir. (TAN Turgut, İdari İşlemin Geri Alınması, s. 71). İdare, hukuka uygun olan ve müktesep hak teşkil eden ferdî tasarrufları ile hukuka aykırı da olsa müesses vaziyet doğuran ve dava müddeti geçmiş bulunan muamelelerini geri alamaz, yani makable şamil olarak iptal veya kısmen tadil, tağyir, tashih ve ıslah edemez. (DURAN Lütfi, İdare Hukuku Ders Notları, s. 368). İdarenin hukuka aykırı işlemlerinin ilgilileri lehine subjektif birtakım hak veya kazanımlar sağladığı her durumda bu işlemlerin dava açma süresi geçtikten sonra (veya dava açılmış ise davanın karara bağlanmasına kadar geçecek süreden sonra) geri alınamazlığının mutlak bir şekilde uygulanıp uygulanmadığı hususunda ise, öğretide, bu işlemlerin "hak yaratıcı nitelikte" olup olmamalarına göre bir ayrıma gidildiği, (GÖZLER Kemal, İdare Hukuku, s. 1237 vd., TAN Turgut, İdari İşlemin Geri Alınması, s. 74 vd.) bu anlamda genel olarak yok hükmünde olan işlemler, hileyle yapılmış işlemler, açık hataya dayalı tesis edilen işlemler ile gerçek anlamda bir hak doğurmaya elverişli olmayan negatif işlemler, geçici işlemler, tespit edici işlemler gibi işlemlerin idarece her zaman geri alınabileceği, hak doğurucu nitelikteki hukuka aykırı işlemlerin ise dava açma süresi içerisinde veyahut söz konusu işleme dava açılmış ise karar verilene kadar geri alınabileceği kabul edilmektedir. Mesele, müteaddit defalar hukuka aykırı olarak gerçekleştirilen terfi işlemleri ve terfi veya intibak işlemlerine dayalı olarak elde edilen özlük haklarının geri alınıp alınamayacağı noktasında Danıştay'da içtihadı birleştirmenin konusunu oluşturmuştur. Danıştay'ın 1952 tarihli İçtihadı Birleştirme Kararında, "Kanunsuz bir terfii işleminin, bundan faydalanan memur lehine müktesep bir hak doğurmadığı aşikar olmakla beraber bu terfiin de subjektif bazı tesir ve neticeler hasıl ettiğinde şüphe edilemez. Böyle olunca terfiin kanunsuzluğu dolayısıyla bunun tesir ve neticelerini tehdit eden müphemiyet ve kararsızlığın hudutsuz bir şekilde devamına yol açmak olur ki bu hâl idare hukuku sahasında da tatbik yeri bulunan istikrar ile telif edilemez. Bu sebeple kanunsuz bir terfii işleminden sonra aynı memur hakkında kanuna uygun müteaddit terfiiler cereyan ettiği takdirde idare tarafından kanunsuz terfiin artık geri alınmasının tecviz edilemeyeceği neticesine varılmıştır." gerekçesiyle hukuka aykırı olarak tesis edilen terfi işleminin ilgilisi lehine bir kazanılmış hak doğurmadığı, ancak söz konusu hukuksuz terfi işleminden sonra müteaddit defa terfi işlemleri tesis edildiğinden bahisle istikrar ilkesi gereği terfi işleminin geri alınamayacağı sonucuna ulaşılmıştır. (26/09/1952 tarih ve E:1952/15, K:1952/244 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı). Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulu'nun 1973 tarihli kararında ise, konu hatalı terfi veya intibak işlemine dayalı olarak ödenen meblağın istirdadı ile sınırlı olarak değerlendirilmiştir. "Geri alma ve sonuçları konusunu en çok inceleyen Fransız Danıştay'ında 1922 tarihine kadar hiçbir süre düşünülmeksizin sakat tasarrufların her zaman geri alınabileceği karara bağlanmış iken, bu tarihte verilen 'Dame Cachet' kararıyla süre üzerinde durulmuş ve geri alınacak kararın hak doğuran sakat bir karar olması nedeniyle ancak dava açma süresi içinde ve dava açılmışsa karar verilinceye kadar geri alınabileceği kabul edilmiş ve bu görüş bazı istisnalar dışında bugüne kadar devam edegelmiştir. Gerek Türk gerek yabancı doktrinde gerekse yargı kararlarında geri alma işleminin, idarî işlemlerin geriye yürümezliği prensibine istisna getirdiği, bu prensibin kazanılmış haklarla müesses durumları korumak ve hukukî münasebetlerde istikrar sağlamak ihtiyaç ve zaruretinden doğduğu, ancak hukuka uygunluğu yerine getirmenin de bir hukuk kuralı olduğuna göre sakat tasarrufların geri alınarak hukuka uygunluğu sağlamanın da bir zorunluluk olduğundan bahsedilmiş, aynı zamanda toplumda istikrar ve güvenlik sağlamanın da hukukun amacı olduğu açıklanmıştır. Bütün bu prensipler göz önüne alınarak istikrar prensibinin ağırlık kazanması sonucu dava açma süresi ve zaman aşımı müessesesi ortaya çıkmış bulunmaktadır. İptal davası açmak için şahıslara belirli bir süre verilip bu sürenin geçmesi hâlinde idarî tasarruf sakat olsa dâhi yapay bir sıhhat kazanır duruma girdiğine göre yine sakat bir idarî tasarrufun geri alınması için iptal davası açma süresine denk bir sürenin tanınması fikri Fransa'da gerek doktrinde gerek Fransız Danıştay'ında genellikle kabul edilmiştir. (...) İstikrar, kanunîlik ve kamu yararı kuralları yanında iyi niyet kuralı üzerinde de önemle durulmuştur. İdarenin sakat ve dolayısıyla hukuka aykırı terfi veya intibak işlemine idare edilenin gerçek dışı beyanı veya hilesi sebep olmuşsa veyahut geri alınan idarî tasarruf yok denilebilecek bir illetle mâlülse yahut bir terfi veya intibakta idare edilenin kolayca anlayabileceği kadar açık bir hata mevcutsa ve idareyi haberdar etmemişse, memurun iyi niyetinden söz etmeye imkân yoktur. Binenaleyh bu kararlara dayanılarak yapılan kanunsuz ödemeler için süre düşünülemez ve her zaman istirdat olunabilir. Ancak bunun dışında kalan hatalı ödemeler için memurun iyi niyeti istikrar ve kanuniyet kadar önemli bir kural olduğundan yukarıda yazılan istisnalar dışında kalan hatalı ödemeler dava açma süresi içinde istirdat edilebilir." (Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulu'nun 22/12/1973 tarih ve E:1968/8, K:1973/14 sayılı kararı). Söz konusu içtihadı birleştirme kararı ile idarenin yokluk, açık hata, memurun gerçek dışı beyanı veya hilesi hâllerinde süre aranmaksızın kanunsuz terfi veya intibaka dayanarak ödediği meblağı her zaman geri alabileceğine karar verilmiştir. Fransız İdare Hukuku sisteminde ise, Danıştay'ın 1973 tarihli İçtihadı Birleştirme Kurulu kararında da atıf yapılan Fransız Danıştayı'nın "Dame Cachet" kararından sonra, 26/10/2001 tarihli "Ternon" kararı ile hak doğurucu nitelikteki hukuka aykırı bireysel ve sarih idarî işlemlerin, aksine yasal veya ikincil bir düzenleme bulunmadıkça veya ilgilisinin talebi olmadıkça işlem tarihinden itibaren 4 ay içerisinde geri alınabileceğine hükmedilerek, geri alma ile dava açma süresi arasındaki paralelliğin ortadan kaldırıldığı görülmektedir. (Conseil d'Etat, Asambleé, No:197018, Erişim: https://www.conseil-etat.fr/, Ariane Web Arama Motoru). Bu içtihadın ise Kamu ve İdare Arasındaki İlişkiler Kanunu'nun II. Kitabının IV. Başlığının II. Bölümünde, 2016 yılında yürürlüğe girecek şekilde yapılan değişiklikle; öncelikle L240-1 numaralı madde ile geri alma ve kaldırma işlemleri tanımlanarak, L241-2'de dolandırıcılık/hileye dayalı tesis edilen işlemlerin her zaman geri alınabileceği, madde L242-1 ile ise idarenin, hak doğuran hukuka aykırı bir bireysel işlemi ancak bu kararın alınmasından itibaren dört ay içinde üçüncü bir kişinin talebi üzerine veya kendi iradesi ile geri alabileceği şeklinde bir düzenleme yapılmak suretiyle kural hâline getirildiği anlaşılmaktadır. Kanun'un devam eden maddelerinde de hak doğurucu olan ve olmayan ayrımı kıstasından hareketle geri alma ve kaldırmanın usûl ve şartları düzenlenmiştir. (Code des relations entre le public et l'administration, Erişim: https://www.legifrance.gouv.fr/) Hatalı idarî işlemlerin geri alınmasına ilişkin Danıştay İçtihadı Birleştirme Kurulu kararlarının devlet memurlarının intibak ve terfi işlemlerine özgü olarak alındığı görülmekle birlikte, esasında söz konusu kararlarda belirtilen ilkelerin genel ilkeler olduğu, hukuka aykırı idarî işlemlere dayalı olarak elde edilen kazanımların geri alınıp alınamayacağına ilişkin bu ilke ve yaklaşımların her somut olayın özelliği de dikkate alınmak suretiyle tatbik sahası bulabileceği açıktır. Bu nedenle, uyuşmazlığın ilgilisinin hilesi veya gerçek dışı beyanı ve/veya idareyi aldatması sonucu tesis edilip edilmediği noktasına hasredilmesi gerekmektedir. Bu yönden yapılacak değerlendirmede, davacı şirketin üretim tesisinin tüketim yönlü sistem kullanım bedelleri üzerinden hesaplanan indirim teşvikinden, hilesi veya idareyi yanıltıcı nitelikteki yanlış beyanları sonucu yararlanmadığı anlaşılmaktadır. Bilâkis, üretim tesislerinin üretim ve tüketim yönlü sistem kullanım bedelleri üzerinden indirim teşviki ... Genel Müdürlüğü tarafından 26/07/2008 tarihinden bu yana uygulanagelmektedir. Uyuşmazlıkta, idarenin açık hatası ile işlem tesis edilmiş olması ihtimali söz konusu olabilir ise de, açık hatanın varlığının yoruma ihtiyaç olmayacak kadar açık bir mevzuat hükmüne aykırılık ve/veya herhangi bir ek inceleme ve araştırma yapılmaksızın hukuka aykırı olduğu belirlenen işlemler ya da ilgilisinin dahi fark edebileceği nitelikte açık hukuka aykırılıklar durumunda kabul edilebileceği, somut olay safahatı göz önüne alındığında, teşvik indiriminin başlangıcından 12 yıl sonra Kurul kararıyla uygulamanın nasıl olması gerektiği netleştirildiğinden, işlemin açık hataya dayalı olarak tesis edildiği de kabul edilemez. Bu kapsamda, davacının herhangi bir hilesi veya yanıltıcı beyanının bulunmadığı ve işlemin idarenin açık hatasına dayalı olarak tesis edilmediği, geleceğe etkili olarak bir ilga işlemiyle tüketim yönlü teşvik indiriminin hukuk aleminden kaldırılabileceği, ancak davacı açısından elde edilen menfaatlerin korunması gerektiği anlaşıldığından, davacı lehine oluşan durumların yok sayılması sonucunu doğuracak şekilde tesis edilen dava konusu işlemde hukuka uygunluk bulunmamaktadır. Davacı şirketin tazmin isteminin incelenmesi: Kamu idareleri, görmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerini yürütürken hukuka uygun biçimde hareket etmek zorunda olup, hukuka aykırı işlem veya eylemlerden dolayı kişilerin uğradıkları zararları Anayasa'nın 125. maddesi uyarınca tazmin etmek zorundadırlar. Faiz, hukukî niteliği itibarıyla alacaklının talep etmeye yetkili olduğu bir miktar parayı kullanmaktan belirli bir süre mahrum kalması nedeniyle, mahrum kaldığı zaman içinde meydana gelen zararına karşılık kendisine ödenmesi gereken ve asıl alacağa bağlı fer'i bir haktır. Talep etmeye yetkili olduğu bir miktar parayı kullanmaktan mahrum kalan ilgili mahrum kaldığı süre için faiz uygulanmasını isteme hakkına sahip olmakla birlikte, bu kaybın veya yoksun kalınan kazancın idareden istenebilmesi için idarenin doğrudan veya dolaylı bir kusurunun bulunması da kural olarak aranmaz. Hukuka aykırı işlem nedeniyle yoksun kalınan maddî hakların karşılanmasının zaman içinde gecikmesi ve bu gecikmeden doğan zararın karşılanması için faiz uygulanması gerekmektedir. Bu itibarla, davalı ... Genel Müdürlüğü tarafından düzenlenen dava konusu faturada hukuka uygunluk bulunmadığından, davacı şirketçe ödenen 73.070,99-TL'nin ödeme tarihinden (26/12/2022) itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalı ... Genel Müdürlüğü tarafından davacı şirkete iadesi gerektiği sonucuna varılmıştır. Her ne kadar davacı şirket tarafından, ödeme tarihinden itibaren 6183 sayılı Kanun'un 51. maddesine göre işleyecek gecikme zammıyla birlikte 73.070,99-TL'nin iade edilmesine karar verilmesi istenilmiş ise de söz konusu ödemenin iadesinde yasal faiz oranının dikkate alınacağı yönündeki yerleşik Danıştay içtihatları göz önünde bulundurulduğunda davacı şirketin fazlaya ilişkin faiz isteminin reddi gerekmektedir. KARAR SONUCU : Açıklanan nedenlerle; 1. Dava konusu Kurul kararı yönünden DAVANIN REDDİNE oyçokluğuyla, 2. ... Genel Müdürlüğü Tarife ve Müşteri Hizmetleri Dairesi Başkanlığı'nın ... tarih ve ... sayılı işleminin İPTALİNE esasta oybirliğiyle, gerekçede oyçokluğuyla, 3. Bu işlem nedeniyle ödenen ...TL'nin ödeme tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte davalı ... Genel Müdürlüğü tarafından davacı şirkete ÖDENMESİNE esasta oybirliğiyle, gerekçede oyçokluğuyla, 4. Davacının fazlaya ilişkin faiz isteminin REDDİNE oybirliğiyle, 5. Dava kısmen ret, kısmen iptal-kabul kararı ile sonuçlandığından, ayrıntısı aşağıda gösterilen ve davacı tarafından yapılan toplam ...TL yargılama giderinin yarısı olan ...TL'nin davalı ... Genel Müdürlüğü'nden alınarak davacıya verilmesine, kalan ...TL'nin davacı üzerinde bırakılmasına, 6. Davalı ... Genel Müdürlüğü tarafından yapılan toplam ...-TL yargılama giderinin yarısı olan ...-TL'nin ... Genel Müdürlüğü üzerinde bırakılmasına, kalan 273,80-TL'nin davacıdan alınarak ... Genel Müdürlüğü'ne verilmesine, 7. Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca duruşmalı işler için belirlenen ...-TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalılara verilmesine; ...TL vekâlet ücretinin de davalı ... Genel Müdürlüğü'nden alınarak davacıya verilmesine, 8. Posta gideri avansından artan tutarın kararın kesinleşmesinden sonra davacıya ve davalı ... Genel Müdürlüğü'ne ayrı ayrı iadesine, 9. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 (otuz) gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu'na temyiz yolu açık olmak üzere, 14/05/2024 tarihinde karar verildi. (X) KARŞI OY: Dava konusu Kurul kararıyla, 6446 sayılı Kanun'un Geçici 4. maddesi kapsamında iletim sistem kullanım bedelleri üzerinden uygulanan teşvik indiriminin üretim tesislerinin üretim yönlü iletim sistemi kullanımıyla sınırlandırıldığı anlaşılmaktadır. 6446 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu'nun Geçici 4. maddesinin birinci fıkrasında, kısa dönemde gerekli arz kapasitesinin yeterli bir yedekle oluşturulması amacıyla, 31/12/2015 tarihine kadar ilk defa işletmeye girecek üretim lisansı sahibi tüzel kişilere, fıkrada sayılan teşviklerin sağlanacağı, bu sürenin beş yıla kadar uzatılmasına Cumhurbaşkanı'nın yetkili olduğu; aynı fıkranın (a) bendinde, üretim tesislerinin, işletmeye giriş tarihlerinden itibaren beş yıl süreyle iletim sistemi sistem kullanım bedellerinden yüzde elli indirim yapılacağı kurala bağlanmıştır. Söz konusu maddede, elektriğin üretildiği tesisler olan üretim tesislerinden lisanslı olarak üretim yapan tesislere işletmeye giriş tarihlerinden itibaren 5 yıl süreyle iletim sistem kullanım bedelleri üzerinden teşvik uygulanacağı düzenlenmiştir. Teşvik indiriminin uygulanacağı 5 yıllık süre 24/12/2015 tarih ve 29572 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 14/12/2015 tarih ve 2015/8317 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı Eki Karar'ın 2. maddesiyle 31/12/2020 tarihine kadar uzatılmıştır. Yukarıda aktarılan kuralda, üretim tesislerine iletim sistem kullanım bedelleri üzerinden teşvik indiriminin uygulanacağı öngörülmüştür. Bu kapsamda, üretim tesislerinin elektrik üretimi yapabilmesi için ihtiyaç duyduğu iç tüketim üretim aşamasının bir unsuru olduğundan sadece üretim için gerekli olan iç tüketimin de maddede belirtilen teşvik indiriminden yararlanması gerekmektedir. Zira bahse konu iç tüketim, arz güvenliği ve sürekliliğini sağlamak amacıyla elektrik üretimi için zorunludur. Öte yandan, söz konusu iç tüketim üretim tesislerinin üretim amacı dışında diğer ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik bir tüketim değildir. Aksine iç tüketim, üretim lisansı sahibi şirketlerin elektrik üretimi yapabilmek, emre amade kapasiteyi sağlayabilmek veya bakım/arıza dönemlerinde zorunlu nedenlerle şebekeden ihtiyaç duyduğu elektriği çekebilmek amacına yönelik bir tüketimdir. Kaldı ki, mülga 4628 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu'nun Geçici 14. maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi ve 6446 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu'nun Geçici 4. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi gereğince, üretim tesisleri teşvik mekanizmasından üretim ya da tüketim yönlü herhangi bir ayrım yapılmadan 26/07/2008 tarihinden itibaren yararlanmaktadır. Kanun koyucu, üretim tesislerinin teşvik indiriminden yararlanabileceğini belirtmekle yetinmiş, elektrik üretimi için gerekli olan iç tüketimi teşvik mekanizmasından yararlanmanın bir istisnası olarak düzenlememiştir. 6446 sayılı Kanun'un amacının üretimi teşvik etmek olduğu ve uygulamaya üretim/tüketim yönlü ayrımı yapılmadan süreklilik kazandırıldığı göz önünde bulundurulduğunda, dava konusu Kurul kararı ile teşvik sistemi kanuna aykırı olarak değiştirilmiş ve kanun ile tanınan bir hak idarî bir işlem olan Kurul kararıyla daraltılmıştır. Ayrıca, söz konusu teşvik uygulaması yaklaşık 12 yıldır uygulanmakta iken bu uygulamanın değiştirilmesi gerekliliğine ilişkin de haklı ve hukuken geçerli bir gerekçe de ortaya konulamamıştır. Bu durum, "Hukukî Güvenlik İlkesi"ne de aykırılık oluşturmaktadır. Bu itibarla, 6446 sayılı Kanun'un Geçici 4. maddesi ile verilen hakkı, teşvik indiriminin kapsamı dolayısıyla daraltan dava konusu Kurul kararında ve bu karara dayanılarak tesis edilen uygulama işleminde hukuka uygunluk bulunmamaktadır. Açıklanan nedenlerle, dava konusu Kurul kararının ve bu karara dayanılarak tesis edilen uygulama işleminin iptali ile davacı şirketçe ödenen 73.070,99-TL'nin ödeme tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte davalı ... Genel Müdürlüğü tarafından davacı şirkete ödenmesine karar verilmesi gerektiği oyu ile kararın redde ilişkin bu kısmına ve gerekçe yönünden de iptal ve kabule ilişkin kısmına katılmıyorum.