Başvuru, bir yabancı ülke konsolosluğunda gerçekleşen öldürme olayının etkili soruşturulmaması nedeniyle yaşam hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru, bir yabancı ülke konsolosluğunda gerçekleşen öldürme olayının etkili soruşturulmaması nedeniyle yaşam hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 23/5/2022 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. 2022/78660 sayılı bireysel başvuru dosyası, konu yönünden irtibat nedeniyle 2022/53952 sayılı bireysel başvuru dosyası ile birleştirilmiş ve inceleme 2022/53952 sayılı bireysel başvuru dosyası üzerinden yürütülmüştür. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmuştur. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla temin edilen bilgi ve belgeler çerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir: 1982 doğumlu başvurucu ile nişanlısı 1958 doğumlu Suudi Arabistan Krallığı vatandaşı Cemal Kaşıkçı olay tarihinde, kısa bir süre sonra gerçekleştirmeyi planladıkları evlilikleri için hazırlık yapmaktadır. Cemal Kaşıkçı, sadece Suudi Arabistan'da değil Orta Doğu bölgesinde de tanınan bir yazar ve gazetecidir. Cemal Kaşıkçı, 1984 yılında Lübnan'da yayımlanmaya başlayıp 1987 yılında Suudi Arabistan Krallığı'nda yayımlanmaya devam eden "El Hayat" dergisinde çeşitli konularda yazılar yazmaktadır. Cemal Kaşıkçı, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının (Cumhuriyet Başsavcılığı) iddianamelerinde belirtildiğine göre ülkesinde Kral Abdullah Bin Abdulaziz'in yaşamını yitirip Selman Bin Abdülaziz'in kral olmasının ardından yeni yönetimin özellikle ifade hürriyetini kısıtlayıcı bazı uygulamaları olduğunu ileri sürerek 2016 yılında Amerika Birleşik Devletleri'ne gitmiştir. Başsavcılığın söz konusu iddianamelerinde belirtildiğine göre Cemal Kaşıkçı, Amerika Birleşik Devletleri'nde "Washington Post" gazetesinde yazı yazmaya başlamış; bu yazılarında ve katıldığı birtakım toplantılarda Orta Doğu'nun demokratikleşmesi, bölgedeki özgürlüklerin genişletilmesi konularında görüşlerini dile getirmiş; bu bağlamda Suudi Arabistan Krallığı'nın yeni yönetimini açıkça eleştirmiştir. Cemal Kaşıkçı ayrıca benzer düşüncelere sahip kişiler ile birlikte Democracy for Arab World Now (DAWN, Arap Dünyası İçin Şimdi Demokrasi) adlı bir derneğin kuruluşunda yer almıştır. Aynı iddianamelerde belirtildiğine göre Kaşıkçı, Suudi Arabistan Krallığı yönetimini eleştiren bazı yazılarından ve konuşmalarından dolayı hayatına yönelik tehditlere maruz kalmış olup bu tehditler sebebiyle tedirgin ve endişelidir. Başvurucu ile Cemal Kaşıkçı 2018 yılının Mayıs ayında tanışmış, bir süre sonra evlenmeye karar vermiştir. Başvurucu, olay tarihinde Fatih Sultan Mehmet Üniversitesi Tarih Bölümünde doktora öğrencisidir. Kişisel tercihiyle 2003 yılında Mısır Arap Cumhuriyeti'ne giderek burada 2006 yılına kadar Arapça eğitimi almış, ardından Türkiye'ye dönerek bazı akademik çalışmalar yapmıştır. 2015 ve 2016 yıllarında yine kendi imkânlarıyla Umman'a giderek Orta Doğu siyaseti konusunda eğitim almış, ayrıca dinî mezhepler konusunda saha çalışmaları da yapmıştır. Başvurucu, Cemal Kaşıkçı ile 6/5/2018 tarihinde İstanbul'da gerçekleştirilen bir forumda tanışmıştır. Bu tanışmanın ardından ikili yakınlaşmaya başlamış, ilerleyen dönemde Cemal Kaşıkçı başvurucuya evlenme teklifinde bulunmuştur. Başvurucunun açıklamalarına göre evlenme isteklerine başvurucunun babası onay vermiştir. Cemal Kaşıkçı'yla İslam inancının evliliğe ilişkin bazı hükümlerinin uygulanması konusunda anlaşmışlardır. Cemal Kaşıkçı evlilikleri için Türkiye'de bir ev seçtikten sonra evi satın almış, ardından Cemal Kaşıkçı'nın Birleşik Arap Emirlikleri'nde o dönem yaşamakta olan oğlu Abdullah, babasının çağırması üzerine Türkiye'ye gelip başvurucu ile tanışmıştır. Başvurucu ile nişanlısı Cemal Kaşıkçı nikâh işlemleri için 28/9/2018 günü Fatih Belediye Başkanlığına başvurmuştur. Cemal Kaşıkçı'nın Suudi Arabistan Krallığı vatandaşı olup bekâr olduğuna ilişkin ilgili belgeyi ülkesinin yetkili makamlarından almasının ardından bir başvuru yapmaları gerektiğinin kendilerine bildirilmesi sonrasında başvurucu ile Cemal Kaşıkçı, aynı gün saat 00'da Suudi Arabistan Krallığı İstanbul Başkonsolosluğuna (Konsolosluk) gitmiştir. Konsolosluğa giren Cemal Kaşıkçı, yaklaşık bir saat sonra Konsolosluktan çıkarak başvurucuya söz konusu belgelerin Londra'ya gideceği için gün içinde düzenlenemeyeceğini, başka bir gün Konsolosluğa yeniden gelmeleri gerektiğini söylemiştir. Cemal Kaşıkçı başvurucuya Konsolosluğa giderken endişeli olduğunu ancak görevlilerin kendisini çok iyi karşılayıp evlilik haberlerine sevindiklerini belirttiklerini ve kendilerini tebrik ettiklerini söyleyerek endişesinin kalmadığını ifade etmiştir. Cemal Kaşıkçı, önceden planladığı üzere hava yolu ile aynı gün Londra'ya gitmiş, 2/10/2018 günü dönmesinin ardından telefonla görüştüğü Konsolosluk görevlisinin belgenin hazır olduğunu söylemesi üzerine belgeyi almak için aynı gün başvurucu ile birlikte Konsolosluğa gitmiştir. Cemal Kaşıkçı, öncesinde olduğu gibi Konsolosluğa yalnız girmiş ancak bu kez çıkmamıştır. Cemal Kaşıkçı, içeri girerken mobil telefonlarını başvurucuda bırakmıştır. Uzun bir süre çıkmasını bekleyen ancak bir süre sonra durumdan endişelenen başvurucu, aynı gün Türk makamlarına (Levent Polis Karakolu) başvurmuştur. Cemal Kaşıkçı’nın kaybolduğunun öğrenilmesi üzerine Türk ve yabancı medya organları canlı yayınlarla durumu takip etmeye başlamıştır. Konsolosluk yetkilileri Cemal Kaşıkçı’nın işlemlerini tamamladıktan sonra Konsolosluktan ayrıldığını, akıbetinin ortaya çıkarılması için Türk makamlarıyla temas hâlinde olduklarını açıklamıştır. Cumhuriyet Başsavcılığınca olaya ilişkin bir soruşturma başlatılmıştır. Cumhuriyet Başsavcılığı düzenlediği iddianamelerde, olayı soruşturma yetkisi bakımından da bazı açıklamalar yapmıştır. Ulusal ve uluslararası mevzuatın dikkate alındığı belirtilen bu açıklamalara göre Cumhuriyet Başsavcılığı, 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun "Yer bakımından uygulama" kenar başlıklı maddesine bir atıf yaptıktan sonra Türkiye ve Suudi Arabistan Krallığı'nın taraf olduğu 1963 tarihli Konsolosluk İlişkileri Hakkında Viyana Sözleşmesi'ne göre sözleşmeci devletlerin konsolosluk binalarının dokunulmazlığının konsolosluk işlemleri ile sınırlı olduğunu, kabul eden (ev sahibi) devlet makamlarının konsolosluğun münhasıran konsolosluk işlemleri için kullanılan kısmına giremeyeceklerini, bu kısım dışındaki bölümler için ise bir sınırlama olmadığını, ağır bir suç hâlinde yetkili adli makamların kararı ile konsolosluk görevlilerinin soruşturma ve kovuşturmaya tabi tutulabileceklerini, söz konusu görevlilerin sadece resmî görevlerin yerine getirilmesi sırasında işledikleri fiillerden dolayı bir yargı bağışıklığına sahip olduklarını ve konsolosluk binalarının konsoloslukla ilişkili işlevlerin yerine getirilmesine aykırı biçimde kullanılamayacağını kabul ettikleri görüşündedir. Cumhuriyet Başsavcılığı, diplomatik temsilcilik şefinin rızası olmadan konsolosluk binasına girmenin mümkün olmadığını da aynı iddianamede açıklamıştır. Cumhuriyet Başsavcılığı, olay yerinin diplomatik misyon temsilciliği olması nedeniyle Bakanlık ve Türkiye Cumhuriyet Dışişleri Bakanlığı aracılığıyla Suudi Arabistan Krallığı yetkilileri ile gerekli yazışmalar yapılarak arama ve delil incelemesi için izin verilmesi talebinde bulunmuştur. Bu talebin Krallık yetkililerince kabul edildiği 15/10/2018 günü Cumhuriyet Başsavcılığına bildirilmiştir. Cumhuriyet Başsavcılığı aynı gün İstanbul Sulh Ceza Hâkimliğinden arama, elkoyma ve inceleme kararları verilmesini talep etmiş; Hâkimlikçe taleplerin kabul edilmesiyle Cumhuriyet savcılarınca Konsolosluk binalarında ve araçlarında arama ve incelemeler gerçekleştirilmiştir. Konsolosluk konutu ve eklentilerinde de arama yapılmıştır. Söz konusu Konsolosluk konutu ve araçları dışındaki aramalar ve incelemeler 15/10/2018 günü saat 15'de başlayıp 16/10/2018 günü saat 15'te tamamlanmıştır. Arama ve incelemelerde özellikle cinayetler sonrasında yok edilmek istenen izleri tespit etmeye yarayan luminol sıvı ve ultra viyole (mor ötesi) ışık kaynağı kullanılmıştır. Konsolosluk konutunda kalan görevlilerin ailelerinin konutu vaktin gece olması nedeniyle boşaltamadıklarının, Konsolosluk araçlarının da aynı gerekçeyle hazır edilemediğinin ve bu konuda bilgi verileceğinin Suudi yetkililerce bildirilmesi nedeniyle Konsolosluk konutunda ve Konsolosluk araçlarında belirtilen zaman diliminde arama yapılamamıştır. Ertesi gün Suudi yetkililerce Konsolosluk konutunun ve Konsolosluk araçlarının arama ve incelemeler için hazır edildiğinin bildirilmesi üzerine Cumhuriyet Başsavcılığınca Konsolosluk araçları ile Konsolosluk konutunda 17/10/2018 günü saat 00'de başlatılan aramalar ve incelemeler 18/10/2018 günü saat 50'de tamamlanmıştır. Bu aramalarda ve incelemelerde de luminol sıvı ve ultra viyole ışık kaynağı kullanılmıştır. Öte yandan yapılan arama ve incelemelerde Konsolosluk konutunun altında bir kuyu olduğu belirlenmiştir. Suudi yetkililerin onay vermemesi nedeniyle kuyuda inceleme yapılamamıştır. Bu durum üzerine Türkiye Cumhuriyet Dışişleri Bakanlığı yetkilileri derhâl harekete geçerek Suudi Arabistan Krallığı yetkilileri ile temasa geçmiş, 17/10/2008 tarihli bir nota ile kuyuda inceleme yapılmasına izin verilmesini talep etmiştir. Suudi yetkililer talebe bir yanıt vermeyince olay yeri inceleme ekipleri kuyu içinde inceleme yapamamış, sadece kuyudaki sudan numune almıştır. Aramalarda Konsolosluktaki kazan dairesinin duvarının dibinde duvar boyası kutuları, boya işleminde kullanılan rulo ve sıva harcı da bulunmuştur. Söz konusu arama ve inceleme işlemleri bunlarla sınırlı kalmamış, 22/10/2018 günü Konsolosluğa ait bir aracın İstanbul'un Sultangazi ilçesinde bir otoparkta olduğu tespit edilerek bu araçta da aynı gün arama yapılmıştır. Bu aramada da ayrıntılı incelemeler yapılarak bahsi geçen özel sıvı ve ışık kaynağı kullanılmıştır. Bu aramalardan bir sonuç alınamamış, Cemal Kaşıkçı ile ilgili olarak -örneğin DNA incelemesine esas alınabilecek türden- bir kanıt ya da başkaca bir iz tespit edilememiştir. Cumhuriyet Başsavcılığı, Konsolosluk binası ve eklentilerindeki kameraların kayıtlarını incelemiştir. Bu incelemelere göre Cemal Kaşıkçı 2/10/2018 günü saat 08'de Konsolosluğun girişindeki üst aramalarının yapıldığı binaya girmiş, başvurucu ise Konsolosluğun dışında beklemeye başlamıştır. Cumhuriyet Başsavcılığı, Konsolosluk binasına girip çıkanları ve bu kişilerin önceki hareketlerini de güvenlik kameraları üzerinden incelemiştir. Bu incelemelere göre üç kişi 1/10/2018 günü saat 10'da tarifeli bir uçakla Riyad'dan İstanbul Atatürk Havalimanı'na gelmiş, aynı gün saat 20'de İstanbul'da bulunan bir otel binasına girmiş, saat 29'da otelden çıkarak saat 14'de Konsolosluk konutuna gitmiş, saat 05'te Konsolosluktan ayrılıp saat 52'de otele dönmüştür. Bu kişilerin Türkiye'ye gelmelerinin ardından bir başka üç kişilik grup 2/10/2018 günü saat 45'te yine tarifeli bir uçakla Mısır'dan İstanbul Atatürk Havalimanı'na gelmiş ve diğer üç kişilik grubun kaldığı otele saat 18'de ulaşmıştır. Aynı gece saat 38'de bu kez dokuz kişiden oluşan üçüncü grup, bir özel uçakla aynı havalimanına gelmiş, diğerlerinin kaldığı otelden başka bir otele yerleşmişlerdir. Türkiye'ye gelen kişilerin 2/10/2018 günü gruplar hâlinde hareket ettiği ancak hepsinin saat 40'ta Konsolosluğa geldiği anlaşılmıştır. Bunlardan beşi Konsolosluk konutuna, diğerleri ise Konsolosluk binasına girmiştir. Saat 45'te Konsolosluğa gelen bu kişilerden ikisine görevlilerce Konsolosluk dışındaki güvenlik kameraları gösterilmiş, saat 12'de ise Konsolosluk önünde olağan dışı bir araç hareketliliği yaşanmıştır. Cemal Kaşıkçı ise saat 08'de Konsolosluğa girecektir. Cumhuriyet Başsavcılığı bu görüntülerden Konsolosluğa gelen kişilerden üçünün Cemal Kaşıkçı'nın gelmesinden bir süre sonra (saat 52) Konsolosluk binasının arka kapısından çıktığını belirlemiştir. Ayrıca bu kişilerden birinin Konsolosluğa girdiğinde üzerinde olan kıyafetler yerine Cemal Kaşıkçı'nın Konsolosluğa girerken giydiği kıyafetlerle Konsolosluktan çıktığını, bir diğerinin ise çıktığında elinde beyaz bir poşet olduğunu tespit etmiştir. Bu kişilerin Konsolosluk dışındaki hareketleri de yine güvenlik kamera kayıtları üzerinden incelenmiş, Sultanahmet Camisi'nin önünden geçip girdikleri bir WC'de Cemal Kaşıkçı'nın kıyafetlerini giyen kişinin kıyafetleri çıkararak Konsolosluğa girerken giydiği kıyafetleri giydiği, elinde poşet olan kişinin de kıyafetini değiştirdiği belirlenmiştir. Görüntülerden bu kişilerin daha sonra bir kafeye girdiği, öncesinde Cemal Kaşıkçı'nın kıyafetlerini giyen kişinin sakallarını keserek diğer kişi ile birlikte kafeden çıktığı, ardından ikisinin bir taksiye bindiği, vardıkları yerde elinde poşet olan kişinin poşeti bir çöp kutusuna attığı, ardından yürüyerek kaldıkları otele vardığı, otelden de bir başka taksi ile İstanbul Atatürk Havalimanı'na giderek Türkiye'yi terk ettikleri anlaşılmıştır. Görüntü incelemelerine göre diğer kişiler, Konsolosluktan gruplar hâlinde aynı gün ancak farklı zamanlarda Konsolosluk araçlarıyla veya yaya olarak ayrılmış, ardından yine gruplara bölünerek aynı gün içinde Atatürk Havalimanı'na gelerek iki grup hâlinde önce saat 30'da, sonra saat 00'de aynı şirketin iki ayrı uçağıyla Türkiye'den ayrılmıştır. Öte yandan Cemal Kaşıkçı'nın binaya girdiği görüntülenmiş ancak çıktığını gösteren bir kayda rastlanmamıştır. Bununla birlikte Cumhuriyet Başsavcılığının değerlendirmesine göre Cemal Kaşıkçı'nın Konsolosluğa girmesinin ardından saat 02'de iki Konsolosluk aracı Konsolosluktan çıkmış, beş dakika sonra araçlardan biri Konsolosluk konutuna dönmüş, araçtan bir kişi inmiştir. Aynı değerlendirmeye göre aracın Konsolosluk konutunun garajına çekilip araçtan iki şüphelinin daha inmesinin ardından araçtan çıkarılan bavulların üç kişi tarafından peyderpey Konsolosluk konutuna götürüldüğü anlaşılmıştır. Cumhuriyet Başsavcılığı, iddianamelerde, bavulların kaç tane olduğunu belirleyememekle birlikte beş tane olduğu görüşünde olduğunu açıklamıştır. Cumhuriyet Başsavcılığı Konsolosluk binasındaki ve konutundaki güvenlik kameralarının kayıtlarını elde etmeye çalışmışsa da Konsolosluk yetkilileri kamera sisteminin arızalanmasını gerekçe göstermiş, bu nedenle kayıtların elde edilmesi mümkün olmamıştır. Cumhuriyet Başsavcılığı kamera sistemine teknik hizmet veren Türk şirketi ile yazışma yapmış; şirket, Konsolosluktan 5/7/2017 tarihinde arıza bildiriminde bulunulduğunu, bu arızanın giderildiğini, bu tarihten sonra ve özellikle olayın gerçekleştiği tarihten önceki altı ayda Konsoloslukça başkaca arıza bildirimi yapılmadığını yazı cevabında bildirmiştir. Başvurucu, Cemal Kaşıkçı'nın mobil telefonları ile bilgisayarını Cumhuriyet Başsavcılığına teslim etmiştir. Cumhuriyet Başsavcılığının bunlar üzerindeki incelemesi neticesinde Cemal Kaşıkçı'nın Suudi Arabistan Krallığı yönetimine yönelik eleştirileri nedeniyle ölüm tehdidi içeren paylaşımlara ve ölümünün istendiği bazı yorumlara maruz kaldığı anlaşılmıştır. Cumhuriyet Başsavcılığı, Cemal Kaşıkçı'nın İstanbul'daki konutu ile eklentilerinde, Konsolosluğa gruplar hâlinde gelen kişilerin kaldıkları otellerde, bu kişilerden birinin iletişim kurduğu, Suudi uyruklu olan kişinin Yalova'nın bir köyündeki evinde aramalar yapmıştır. Bu aramalarda Cemal Kaşıkçı'nın nerede olduğunun belirlenebilmesi yönünden sonuç alındığına ilişkin bir bilgiye ve belgeye başvuru dosyasında rastlanmamıştır. Cumhuriyet Başsavcılığı; aralarında Konsolosluk görevlileri, İstanbul'daki Özel Suudi Arabistan Okulu çalışanları, taksi şoförleri, kafe çalışanları ve diğer kişilerle birlikte 54 kişinin tanıklığına başvurmuştur. Olaya ilişkin soruşturmada başvurucu müşteki olarak dinlenmiş, başvurucuya şikâyet ve delilleri sorulmuştur. Başvurucu, beyanlarında olay günü saat 40'a kadar nişanlısının Konsolosluktan çıkmasını beklediğini, çıkmaması üzerine tanık Y.A.yı telefonla aradığını, daha sonra da olay yerine gelen kolluk görevlilerine durumu bildirdiğini söylemiş; Cemal Kaşıkçı'nın ülkesinden ve ailesinden ayrı yaşadığı için kendisi ile ilgili önemli bir gelişme olduğunda ne yapacağına ilişkin bir hareket tarzı geliştirmeye çalıştığını, Cemal Kaşıkçı'nın Y.A. ile tanışıklığı olup bir sorun yaşandığında kendisinden Y.A. ile iletişime geçerek ondan yardım isteyebileceğini söylediğini, Cemal Kaşıkçı'nın Konsolosluktan çıkmaması üzerine bu nedenle Y.A.yı arayıp yardım istediğini belirtmiştir. Soruşturma sırasında Suudi Arabistan Krallığı adli makamları ile görüşmeler yapılarak olaya ilişkin bilgi istenmiştir. Bu görüşmelerde Suudi Arabistan Krallığı'nda da olaya ilişkin soruşturma yürütüldüğü anlaşılmıştır. Öncelikle olayın tüm boyutlarının soruşturulup araştırılması, maddi gerçeğin ortaya çıkarılması ile olayın planlayıcılarının belirlenmesi konusunda Türkiye Cumhuriyeti yetkili makamları ile Suudi Arabistan Krallığı yetkilileri arasındaki görüşmeler ve görüşmeler sonucunda varılan mutabakat doğrultusunda Suudi Arabistan Krallığı başsavcısı ile beraberindeki heyet, 28/10/2018 günü Türkiye'ye gelerek 29/10/2018 günü Cumhuriyet Başsavcılığına bir çalışma ziyaretinde bulunmuştur. Bu görüşmede Cemal Kaşıkçı'nın Türkiye Cumhuriyeti topraklarında öldürülüp Türk hukuku ve evrensel hukukun genel prensiplerine göre olayı soruşturma ve kovuşturma yetkisinin Türk makamlarına ait olduğu, Suudi yetkililere bildirilmiş; Suudi Arabistan'da tutuklandığı anlaşılan şüphelilerin iadesi de talep edilmiş, görüşmede; - Cemal Kaşıkçı'nın cesedinin nerede olduğu,- Cemal Kaşıkçı'nın planlanarak öldürüldüğünün değerlendirildiği, bu nedenle suçun planlanması aşaması ile ilgili olarak kendi soruşturmaları kapsamında tespit edilen bir bulgu olup olmadığı,- Kamuoyuna yerli iş birlikçi olarak yansıyan kişinin kim olduğu Suudi yetkililere sözlü olarak sorulmuş, ardından sorular aynı gün kendilerine yazılı olarak iletilmiştir. Suudi yetkililer 30/10/2018 günü yeniden Cumhuriyet Başsavcılığına çalışma ziyaretinde bulunduklarında kendilerine aynı sorular yöneltilerek bir cevap beklendiği vurgulanmıştır. Suudi yetkililerce aynı günlü bir yazı ile Cemal Kaşıkçı'nın cesedinin Suudi Arabistan'da yapılacak sorgulamalarla belirlenebileceği, cinayetin planlı olup olmadığının da aynı sorgulamalarla ortaya çıkarılabileceği, bununla birlikte olayda "yerli iş birlikçi" olduğu yönünde bir bilgilerinin olmadığı Cumhuriyet Başsavcılığına bildirilmiştir. Yürütülen soruşturmada şüpheliler hakkında yakalama kararı verilmiş, Türkiye ile Suudi Arabistan Krallığı arasında adli yardımlaşmaya dair ikili anlaşma bulunmaması ve çok taraflı müşterek bir sözleşmeye de ortak taraf olunmaması nedeniyle uluslararası teamül hukuku ve mütekabiliyet ilkesi temelinde şüphelilerin Türkiye'ye iade edilmeleri için girişimde bulunulmuştur. Bu kapsamda hazırlanan iade talepnameleri, Suudi Arabistan Krallığı adli makamlarına gönderilmiş ancak söz konusu talepler, şüphelilerin Suudi Arabistan Krallığı vatandaşı olması gerekçe gösterilerek kabul edilmemiştir. Ayrıca Cumhuriyet Başsavcılığının talebi üzerine 20 şüpheli hakkında Interpol Genel Sekreterliğince kırmızı bülten çıkarılmıştır. Cumhuriyet Başsavcılığı, Suudi Arabistan Krallığı adli makamlarınca yürütülen ceza muhakemesinde alınan şüpheli/sanık ve tanık ifadeleri, iddianame, duruşma tutanakları dâhil ilgili tüm belgelerin örneğinin gönderilmesi için 15/1/2019 tarihinde ilgili makamlara adli yardımlaşma talebi iletmiş ancak bu talebe de bir cevap alamamıştır. Öte yandan Suudi Arabistan Krallığı Başsavcılığı olaya ilişkin bir basın açıklaması yapmıştır. Bu basın açıklamasında olaya ilişkin bazı bilgilere yer verilmiştir. Açıklamada, Suudi Arabistan Krallığı İstihbarat Başkan Yardımcısı'nın Cemal Kaşıkçı'nın ikna yoluyla Suudi Arabistan'a getirilmesi, ikna edilemediği takdirde zor kullanılması talimatı verdiği, talimat verdiği görev başkanının (İlgili belgelerde görev başkanı şeklinde anılmaktadır.) bu amaçla 15 kişilik üç ayrı grup (müzakere, istihbarat ve lojistik görevleri olan) oluşturduğu, Cemal Kaşıkçı'nın zorla getirilmesi gereken bir durumda ortaya çıkabilecek muhtemel biyolojik kalıntıların silinmesi için bir adli tıp uzmanıyla iletişime geçtiği, zorla getirme durumunda uygun bir yer sağlanması için Türkiye'deki bir iş birlikçi ile iletişim sağladığı ancak Cemal Kaşıkçı ile yapılacak görüşmenin başarısızlıkla sonuçlanması durumunda güvenilir yere götürülmesinin mümkün olmadığını değerlendirerek ikna edilemediğinde Cemal Kaşıkçı'nın öldürülmesine karar verdiği, ardından Cemal Kaşıkçı ile yapılan görüşme sırasında yaşanan kavgada Cemal Kaşıkçı'nın önce bağlanıp ardından kendisine enjekte edilen yüksek dozdaki uyuşturucunun etkisiyle yaşamını yitirdiği belirtilmiştir. Aynı açıklamada öldürme emrini veren ve emri yerine getiren kişi sayısının beş olarak belirlenip Cemal Kaşıkçı'nın cesedinin de cinayeti işleyen bu kişilerce parçalanarak Konsolosluk binasından çıkarıldığı, ayrıca Kaşıkçı'nın kıyafetlerini giyerek konsolosluktan çıkan bir kişinin, Konsolosluk binasındaki güvenlik kameralarını devre dışı bırakan bir diğer kişinin ve cinayeti gerçekleştirenlere lojistik destek sağlayan diğer kişilerin tespit edildiği belirtilmiştir. Açıklamaya göre görev başkanı, müzakere grubu başkanı diye andıkları kişi ile olayla ilgili olarak gerçek dışı rapor düzenleyip İstihbarat Başkan Yardımcısı'na bu raporu sunma konusunda bir fikir birliğine varmış; gerçek dışı hazırlanan bu raporda, Kaşıkçı'nın Suudi Arabistan'a dönmesi için yapılan görüşmenin başarısızlıkla sonuçlanmasının ardından Konsolosluktan ayrıldığı ifade edilmiştir. Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen iddianamelerde, Suudi Arabistan Krallığı Başsavcılığınca yapılan açıklamaya rağmen Suudi yetkililerce olayın hemen ardından yapılan açıklamada Kaşıkçı'nın Konsolosluktan ayrıldığının belirtildiği, Başsavcılıklarınca yürütülen soruşturmada ise Kaşıkçı'nın Konsolosluktan ayrılmış gibi gösterilmeye çalışıldığı tespit edilince yetkililerin Kaşıkçı'nın Konsolosluktan ayrıldığı yönündeki açıklamalarından vazgeçerek adı geçenin Suudi Arabistan'a götürülmeye ikna edilemeyince yaşanan tartışmada yaşamını yitirdiği açıklamasını yaptıkları, sonraki aşamada bu açıklamadan da dönülerek basın açıklaması yapıldığı, bu nedenle Suudi yetkililerin çelişkili ve gerçek dışı açıklamalarda bulunduğu kanaatine varıldığı ifade edilmiştir. Cumhuriyet Başsavcılığı soruşturma sonucunda 24/3/2020 tarihinde toplamda 20 şüpheli hakkında nitelikli (tasarlayarak ve canavarca hisle veya eziyet çektirerek) öldürme suçundan iddianame düzenleyerek kamu davası açmıştır. İddianamede Cemal Kaşıkçı'nın kendi isteğiyle veya kabul etmemesi durumunda zor kullanılarak Suudi Arabistan'a getirilmesinin, mümkün olmaması durumunda ise öldürülmesinin bazı şüpheliler tarafından kararlaştırıldığı açıklanmıştır. İddianameye göre bu kararın icrası için bir ekip kurulmuş; ekip istihbarat, lojistik ve müzakere görevlerini yerine getirmek üzere üç gruba ayrılmış, Cemal Kaşıkçı'nın öldürülmesi için ekibe adli tıp uzmanı bir şüpheli dâhil edilmiş, müzakere ekibinin başına ise Suudi Arabistan Krallığı'nda tuğgeneral ve istihbaratçı olarak görev yapan bir diğer şüpheli getirilmiştir. İddianamede belirtildiğine göre görev başkanı 1/10/2018 günü saat 10'da tarifeli uçakla Türkiye'ye gelenler arasındadır. İddianamede, adı geçenin Türkiye'de olduğu dönemdeki bir fotoğrafı da yer almaktadır. İddianamede diğer şüphelilerin eylemleri de anlatılmıştır. İddianamede; general, yarbay ve alt rütbelerdeki askerler, istihbarat görevlileri, askeri eğitim uzmanı gibi değişik uzmanlıkları olduğu belirtilen bu şüphelilerin olaydan hemen önce Türkiye'ye gelip ardından mümkün olan en kısa sürede Türkiye'den ayrıldıkları ve Cemal Kaşıkçı'nın öldürülmesinde rol aldıkları açıklanmış, Türkiye'deki güvenlik kameralarına yansıyan görüntülerine yer verilmiştir. İddianamede ayrıca Konsoloslukta görevli üç Suudi Arabistan Krallığı vatandaşı şüphelinin Cemal Kaşıkçı'nın öldürülmesine iştirak ettiği, olaydan kısa bir süre sonra da Türkiye'yi terk ettikleri belirtilmiştir. İddianamede Cemal Kaşıkçı'nın bir plan dâhilinde ve tüm şüphelilerin iştiraki ile öldürüldüğü açıklanmıştır. İddianameye göre Kaşıkçı, boğularak öldürülmüştür. İddianamede Cemal Kaşıkçı'nın cesedinin Konsolosluk binasından çıkarıldığı belirtilmekle birlikte akıbeti ile ilgili açıklama bulunmamaktadır. Diğer taraftan Cumhuriyet Başsavcılığı olayın kapsam ve niteliğini dikkate alarak delilleri yok eden veya öldürmeye iştirak eden başka faillerin olup olmadığını tespit etmek amacıyla soruşturmaya devam etmiştir. İddianamede ayrıca Birleşmiş Milletler (BM) Yargısız ve Keyfî İnfazlar Özel Raportörü tarafından sunulan nihai raporun bir bölümü de yer almaktadır. Bu rapora göre iddianamede müzakere ekibinin başı olarak görevlendirildiği açıklanan şüpheli ile iddianamenin 1 numaralı şüphelisi arasında 2/10/2018 günü Cemal Kaşıkçı Konsolosluğa henüz girmeden kısa bir süre önce bir görüşme gerçekleşmiştir. Bu görüşmede şüpheliler; Kaşıkçı'nın nasıl öldürüleceği, cesedinin nasıl parçalanıp yok edileceği konusunda görüş alışverişinde bulunmuştur. Raporda, Cemal Kaşıkçı'nın Konsolosluğa girmesinin ardından başkonsolosun Konsolosluğun ikinci katındaki odasına davet edildiği, burada kendisine Suudi Arabistan'a dönüp dönmeyeceğinin sorulup dönmesi için çıkarılan INTERPOL kararı olduğunun söylendiği, Kaşıkçı'nın ise buna karşılık hakkında bir dava olmadığını söylemesi üzerine oradakilerin bu kez Kaşıkçı'dan oğluna geri döneceğini bildiren bir mesaj yazmasını istediği, Kaşıkçı'nın bunu da kabul etmemesi sonucunda oradan ayrılmasına izin verilmeyip ağzının kapatıldığı, karşı koymaya çalışmasıyla boğularak öldürüldüğü, ardından cesedinin parçalanarak Konsolosluk binasından çıkarıldığı ifade edilmiştir. Bazı şüpheliler yönünden devam eden soruşturmada Cumhuriyet Başsavcılığı 28/9/2020 tarihinde Suudi Arabistan Krallığı vatandaşı dört şüpheli hakkında suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme suçundan, Suudi Arabistan Krallığı vatandaşı olan iki şüpheli hakkında ise nitelikli öldürme (tasarlayarak ve canavarca hisle veya eziyet çektirerek öldürme) suçundan iddianame düzenlemiştir. İddianamede, Cumhuriyet Başsavcılığınca5237 sayılı Türk Ceza Kanunu ile 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun ilgili maddeleri gereğince mülkilik ilkesi ile Viyana Konsolosluk İlişkilerine Dair Sözleşme hükümleri dikkate alınarak Suudi Arabistan Krallığı yetkililerinden olay yerinde arama ve inceleme izni talep edildiği ancak Suudi yetkililer ile bu konuda yapılan görüşmelerde ciddi bir engelleme ile karşı karşıya kalındığı, ısrarlı talepler üzerine gecikmeli olarak verilen iznin sonrasında ilk arama, inceleme ve elkoyma işlemlerinin ancak 15/10/2018 günü gerçekleştirilebildiği açıklanmış; suç delillerini gizlemek veya yok etmek amacıyla Suudi Arabistan'da oluşturulan bir ekibin Konsolosluktaki arama ve incelemelerin gerçekleştirildiği 15/10/2018 gününden önce farklı tarihlerde, gruplar hâlinde Türkiye'ye gelip aramalar ve incelemelerden bir sonuç alınmamasını sağlamak amacıyla görevlendirildiği belirtilmiştir. İddianamede, Cumhuriyet Başsavcılığınca yapılmak istenen aramaların ve incelemelerin kapsamlı olacağını öğrenen Suudi yetkililerin ekibi Türkiye'ye gönderdiği belirtilerek şüphelilerin Cemal Kaşıkçı'nın kaybolmasından sonra 10/10/2018 ve 11/10/2018 tarihlerinde Türkiye'ye uçakla geliş bilgileri ile havalimanında bulundukları sıradaki çeşitli kamera görüntülerine yer verilmiş, bu kişilerin Türkiye'de Konsolosluk binası ile Konsolosluk konutundaki delillerin yok edilmesine yönelik çalışmalar yaptıktan sonra 18/10/2018 ve 21/10/2018 tarihlerinde hava yolu ile Türkiye'den ayrıldıkları ifade edilmiştir. Öte yandan Suudi Arabistan Krallığı İstanbul Başkonsolosu'nun da 16/10/2018 günü saat 00'de tarifeli bir uçakla Türkiye'den ayrılarak Suudi Arabistan Krallığı'na gittiği anlaşılmıştır. Bununla birlikte Suudi Arabistan'da olay ile ilgili olarak bir ceza kovuşturması yürütülmüştür. Riyad Büyükelçiliğince kovuşturmaya ilişkin olarak bir rapor düzenlenerek Türk makamlarına gönderilmiştir. Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen iddianamede yer verilen bilgilere göre iddianamede yer alan bazı şüphelilerin (toplamda 11 kişi) Türkiye'de haklarında iddianame düzenlenmeden önce Suudi Arabistan Krallığı'nda yargılanmasına başlanmış, duruşmalar büyükelçilik temsilcilerince izlenmiştir. Davayı takip edenler arasında BM Güvenlik Konseyi daimî üye devletlerinin büyükelçilik temsilcileri de bulunmaktadır. Cumhuriyet Başsavcılığının iddianamesinde açıklandığına göre Suudi Arabistan Krallığı'nda yürütülen kovuşturmada 23/12/2019 tarihinde verilen hükümle bazı sanıklar hakkında idam, bir sanık hakkında 10 yıl,iki sanık hakkında ayrı ayrı 7 yıl hapis cezası verilmiştir. Diğer sanıklar için isnat edilen suçu işlediklerine ilişkin yeterli delil bulunmadığı gerekçesiyle haklarında sadece yurt dışına çıkma yasağı tedbiri uygulanmış ancak hükümde beraat ettiklerine ilişkin bir açıklamaya yer verilmemiştir. Aynı kovuşturma sonucunda sanıkların ve iddia makamının hükümleri otuz gün içinde istinaf mahkemesine taşıma hakları bulunmakta olup Suudi Arabistan kanunları gereğince idam cezalarının her hâlükârda (resen) istinaf mahkemesine taşındığı ve hüküm gerekçesinin bir hafta sonra taraflarca Mahkemeden alınabileceği bildirilmiştir. Diğer taraftan Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen iddianameler sonucunda açılan kamu davaları İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi ( Ağır Ceza Mahkemesi) nezdinde birleştirilerek görülmeye başlanmış; davada sanıkların yakalanması ve iadesine ilişkin istinabe cevaplarının beklenmesine, yirmi sanık hakkındaki kırmızı bülten kararlarının devamına karar verilmiştir. Dava sürecinde sonradan haklarında sonradan dava açılan altı sanık ile ilgili olarak Ağır Ceza Mahkemesinin 27/10/2020 tarihli talebi üzerine INTERPOL Genel Sekreterliğince kırmızı bülten çıkarılmıştır. Başvurucunun talebi üzerine davaya katılmasına (müdahilliğine) karar verilmiş, tanıkların bilgi ve görgüsüne başvurulmuştur. Dava duruşmalarına kimi sanıkların müdafileri katılmış, 7/4/2022 günü yapılan duruşmaya kadar toplamda 26 sanığın yakalanması ve Türkiye'ye iadesi beklenmiştir. Ağır Ceza Mahkemesi, Suudi Arabistan Krallığı adli makamlarına hitaben düzenlediği 31/12/2021 tarihli adli yardımlaşma talebi kapsamında olayla ilgili olarak Suudi Arabistan Krallığı'nda yürütülen bir soruşturma veya kovuşturma olup olmadığı, varsa kesinleşmiş kararın onaylı suretinin gönderilmesini talep etmiştir. Suudi Arabistan Krallığı adli makamları yazıya 31/3/2022 günü gerçekleştirilen duruşmadan önce cevap vermiştir. Söz konusu 13/3/2022 tarihli cevabi yazıda, Riyad Ceza Mahkemesince verilen kararın nüshası gönderilmiş; bunun yanı sıra "bir kişinin aynı suçtan iki defa yargılanmasının mümkün olmaması" ilkesine göre kovuşturmanın Suudi Arabistan Krallığı yargı makamlarına devredilmesi, 26 sanığın kırmızı bülten listesinden çıkarılması talep edilmiştir. Ayrıca kovuşturmanın devredilmesi durumunda iddiaların değerlendirilerek sonucundan Türk makamlarına bilgi verileceği de belirtilmiştir. Ağır Ceza Mahkemesi talep üzerine 31/3/2022 tarihinde yapılan duruşmada iddia makamının aynı yöndeki görüşü ile kovuşturmanın Suudi Arabistan Krallığı'na devredilmesi hususunda görüş bildirmesi için Bakanlığa yazı yazılmasına, bir sonraki duruşmanın da 7/4/2022 tarihinde yapılmasına karar vermiştir. Bakanlık, kovuşturmanın devrinin uygun görüldüğüne ilişkin görüş bildirmiştir. Ağır Ceza Mahkemesi 7/4/2022 günü gerçekleştirilen duruşmada, iddia makamının görüşü doğrultusunda kovuşturmanın Suudi Arabistan Krallığı adli makamlarına devri konusundaki Bakanlık görüşüne de atfen kamu davasının durmasına ve kovuşturmanın Suudi Arabistan Krallığı adli makamlarına devredilmesine itiraz kanun yolu açık olmak üzere karar vermiştir. Söz konusu kararın ilgili kısmı şöyledir:" (...)Mahkememizce maktul Cemal Kaşıkçı'nın öldürülmesi olayı ile ilgili Suudi Arabistan ülkesinde bir soruşturma veya kovuşturma olup olmadığının sorulmuş, 21/03/2022 tarihinde gelen cevabi yazıda bir kişinin aynı suçtan iki defa yargılanmasının mümkün olmaması yasal ilkesine göre davanın Suudi Arabistan'daki yargı makamlarına devredilmesini, davanın devri durumunda dava ve davadaki iddiaların değerlendirilerek sonucundan Türk Adli Makamlarına bilgi verileceği belirtilmiştir. Ülkemizde cezai konularda uluslararası adli iş birliğinin usul ve esasları 6706 Sayılı Cezaî Konularda Uluslararası Adlî İş Birliği Kanunu'nda düzenlenmiştir. ... (...)Mahkememizce Suudi Arabistan Adli Makamlarının devir talebi dikkate alınarak yukarıda yer verilen maddenin uygulanması ihtimaline binaen ülkemizin bu konudaki merkezi makamı olan Adalet Bakanlığından davanın devri hususunda görüş sorulmuş ve Adalet Bakanlığı Dış İlişkiler ve Avrupa Birliği Genel Müdürlüğü’nün 2022 tarihli cevabi yazısında 'Yürütülen kovuşturma kapsamında sanıklar hakkında iade talebinde bulunulmasına rağmen, mezkur talebe Suudi Arabistan makamlarınca olumsuz yanıt verilmiş olması nedeniyle, 6706 sayılı Kanunun 24'üncü maddesinde yer alan şartların mevcut olduğu değerlendirilmekte olup, bu itibarla kovuşturmanın Suudi Arabistan adli makamlarına devri Bakanlığımızca da uygun görülmüştür.' şeklinde olumlu görüş bildirildiği anlaşılmıştır.Yukarıda yer verilen bilgiler ışığında maktul Cemal Kaşıkçı'nın öldürülmesi ile ilgili mahkememizde görülen kamu davasında, sanıklar hakkında çıkarılan yakalama emirleri ve kırmızı bülten kararlarının sanıkların Suudi Arabistan vatandaşı olmaları, Türkiye'de yerleşik adreslerinin bulunmaması nedeniyle uzun süredir yerine getirilmediği, Suudi Arabistan Adli Makamlarınca davanın Suudi Arabistan'daki yargı makamlarına devredilmesinin istenildiği, davanın devri durumunda dava ve davadaki iddiaların değerlendirilerek sonucundan Türk Adli Makamlarına bilgi verileceğinin bildirildiği, 6706 sayılı Cezai Konularda Uluslararası Adli İş Birliği Kanunu’na göre ülkemizin bu konudaki merkezi makamı olan Adalet Bakanlığından davanın devri konusunda olumlu görüş alındığı hususları gözetilerek 6706 Sayılı Kanun'un 24/ Maddesi gereğince mahkememize açılan iş bu kamu davasının durmasına, dosyanın Suudi Arabistan adli makamlarına devredilmesine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur." Başvurucu, kovuşturmanın devri koşullarının oluşmadığını ileri sürerek karara karşı itiraz kanun yoluna başvurmuştur. Söz konusu duruşmada hazır bulunan bazı sanıkların müdafileri bu konudaki takdiri Mahkemeye bırakmış, kovuşturmanın devredilmemesi ile ilgili herhangi bir gerekçe ileri sürmemiştir. Başvurucunun itirazını inceleyen İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi, Bakanlığın kovuşturmanın devrinin uygun olduğu görüşünü denetleme yetkisinin bulunmadığına, itiraz incelemesinin kapsamının kovuşturmanın yabancı devlete devredilmesi koşullarının somut olayda bulunup bulunmadığı ile sınırlı olduğuna karar vermiş; ilgili kanun kapsamında kovuşturmanın devri koşullarının somut olayda gerçekleştiği sonucuna varması nedeniyle de başvurucunun itirazının reddi gerektiğine 20/4/2022 tarihinde karar vermiştir. Başvurucu, söz konusu kesin kararı 22/4/2022 tarihinde öğrenmesinin ardından 23/5/2022 tarihinde ilk bireysel başvurusunu yapmıştır. Diğer taraftan başvurucu 28/4/2022 tarihli dilekçe ile söz konusu karara karşı kanun yararına bozma talebinde bulunmuş, Bakanlık Ceza İşleri Genel Müdürlüğü 26/5/2022 tarihli yazısı ile kanun yararına bozma yoluna gidilmediği görüşünü bildirmiştir. Başvurucunun bireysel başvuruda bulunmasının ardından Ağır Ceza Mahkemesi dosya üzerinden bir inceleme yaparak iddia makamının görüşü doğrultusunda tüm sanıklar hakkındaki kamu davalarının düşmesine 17/6/2022 tarihinde karar vermiştir. Hükümde belirtildiğine göre Suudi Arabistan Riyad Ceza Mahkemesi Ortak Dairesi 30/5/2022 tarihinde sanıkların durumu hakkında yeni bir karar vermiştir. Ağır Ceza Mahkemesinin hükmünün ilgili kısmı şöyledir: " ...Mahkememizce maktul Jamal Ahmıd H. Khashoggı'nın [Cemal Kaşıkçı] öldürülmesi olayı ile ilgili olarak ilgili Suudi Arabistan ülkesinde bir soruşturma veya kovuşturma olup olmadığı sorulmuş, 21/03/2022 tarihinde verilen cevabi yazı içeriğine göre Suudi Arabistan tarafından dosyanın devir talebi gözetilerek merkezi makam olan Adalet Bakanlığı'ndan olumlu görüş alınarak mahkememizin 07/04/2022 tarih, ... Esas, ... sayılı kararı ile kamu davasının Suudi Arabistan Adli Makamlarına devredilmesine karar verilmiştir. Suudi Arabistan Riyad Ceza Mahkemesi Ortak Dairesi'nin 30/05/2022 tarih ve ... karar sayılı ilamıyla sanıklar hakkında değerlendirme yapılarak sanıklar; .. A... .. (ölüm cezasından çevrilme 20 yıl hapis cezası),S... .. A. T...(ölüm cezasından çevrilme 20 yıl hapis cezası),T... .. A... (ölüm cezasından çevrilme 20 yıl hapis cezası),W... A... A... (ölüm cezasından çevrilme 20 yıl hapis cezası),F... S... A. A... (ölüm cezasından çevrilme 20 yıl hapis cezası),.. O... A... H... (10 yıl hapis cezası),.. .. A... (7 yıl hapis cezası),S... S... Q. A... (7 yıl hapis cezası), A... B... .. E... A... (delil yetersizliğinden beraat), .. S... H. A... (delil yetersizliğinden beraat), Muflih S... A... (delil yetersizliğinden beraat) haklarında daha önce hükümler kurulduğu, devir alınan dosyanın incelenmesinden verilen kararları etkileyecek bir hususa rastlanmadığı ve Ceza Usul Sisteminin maddesine istinaden bir şahsın aynı suçla iki kez yargılanamayacağı belirtilmiştir. Sanıklar N... H... S. A..., A... .. A..., Meshal S... A..., K... A... G. A..., T... G... T. A..., B... .. A..., S... .. A..., Y... K... B... S..., A... A... A. A..., S... A... K... haklarında Suudi Arabistan Başsavcılığı tarafından dava ile ilişkilerinin hakikatini ve olayların açıklığa kavuşturulması için gerekli incelemelerin başlatıldığı, olayla ilişkilerinin olmadığı sonucuna varılarak kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiği, davanın devrinden sonra da soruşturmanın yeniden aleyhte açılmasını gerektiren yeni bir kanıtın Başsavcılık tarafından tespit edilmediği, Sanıklar A... A... .. A..., K... Y... A..., .. İ... A. A..., O... G... A. A... ve S... Y... A. A... haklarında ise devredilen dosyanın incelenmesi sonucunda olay ile ilgilerinin bulunmadığının görüldüğü, ayrıca ilk dört sırada isimleri yazılı sanıkların Türk tarafıyla varılan ikili anlaşma çerçevesinde soruşturma yapmak amacıyla kurulan ortak soruşturma timinde görev aldıkları gözetilerek başsavcılık tarafından kovuşturmaya yer olmadığı kararı verildiği anlaşılmaktadır.... 6706 Sayılı Yasanın 24/ maddesi uyarınca kovuşturmanın devri talebinin kabul edilmesi üzerine verilen durma kararından sonra yabancı adli merci tarafından verilen kararların ve gerekçesinin değerlendirilerek mahkememizce esas hakkında bir karar verilmesi gerektiğinden Suudi Arabistan Riyad Ceza Mahkemesi Ortak Dairesi’nin 30/05/2022 tarih ve ... sayılı kararının ve gerekçesinin mahkememizce değerlendirilmesinde;6706 Sayılı Yasanın 24/ maddesi uyarınca yabancı adli mercileri tarafından haklarında mahkumiyet kararı verilen sanıklar yönünden düşme kararı verileceğinin amir hüküm olduğu, bu kapsamda sanıklar .. A... .., S... .. A. T..., T... .. A..., W... A... A..., F... S... A. A..., .. O... A... H... .. .. A..., S... S... Q. A... haklarında mahkumiyet hükümleri kurulmuş olduğu anlaşılmakla bu sanıklar yönünden anılan kanun maddesi uyarınca düşme kararı verilmesi gerektiği, Haklarında Suudi Arabistan Mahkemelerince beraat kararı verilen ve Suudi Arabistan Başsavcılığı tarafından kovuşturmaya yer olmadığına dair kararlar verilen diğer sanıklar yönünden ise;Ceza hukukunun evrensel, yerleşik ve bilinen kuralları vardır. Görülmekte olan kamu davasında olduğu gibi maddi vakıanın sübutu net ve duraksamasız olarak belirlenememiş ise mahkumiyet kararı verilemez. Ceza yargılamasında, kural olarak kişiler masumdur. Ceza verilebilmesi için sanığın masum olmadığının kesin biçimde ortaya konulması gerekir. Bir hususun sabit olması için o hususun aksinin mümkün olmadığının kabul edilmesi gerekir. Hakim, sübut konusundaki şüphesini yenip bir kanaate ulaşamazsa o husus sabit olmamış kabul edilir. Buna ceza muhakemesinde 'şüpheden sanık yararlanır' (in dubio pro reo) ilkesi denir. Böyle bir ilkenin kabul edilmesinin nedeni, bir suçlunun cezasız kalmasının bir masumun cezalandırılmasına tercih edilmesidir. ...Yine Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun E:2003/2-262 K:2003/277 T: 2003 ilamında da açıklandığı üzere, amacı maddi gerçeğin ortaya çıkarılması olan ceza yargılamasının en önemli ilkelerinin birisi de 'kuşkudan sanık yararlanır' (in dubio pro reo) ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın cezalandırılması bakımından taşıdığı önemden dolayı gözönünde tutulması gereken herhangi bir meselede başgösteren kuşkunun, sanığın yararına değerlendirilmesidir. Yüklenen suçun sanık tarafından işlendiğinin sabit olmaması (CMK 223/2-e) halinde sanık hakkında beraat kararı vermek gerekir. Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz (Anayasa 38/4). Anayasanın 5170 sayılı yasa ile değişik 90/son madde ve fıkrası uyarınca iç hukukumuzun parçası niteliğinde olan BM Kişisel ve Siyasal Haklar Sözleşmesinin 14/2 maddesi uyarınca, 'hakkında bir suç isnadı bulunan bir kimse, hukuka göre suçluluğu kanıtlanıncaya kadar masum sayılma hakkına sahiptir'. Yine Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6/2 m. gereğince 'bir suç ile itham edilen herkes, suçluluğu yasal olarak sabit oluncaya kadar suçsuz sayılır'.Bu yasal açıklamalar ışığında;Maktul Jamal Ahmıd H. Khashoggı'nın [Cemal Kaşıkçı] 02/10/2018 tarihinde Suudi Arabistan Krallığı İstanbul Başkonsolosluk binasında öldürüldüğü hususunun sabit olduğu, dosyamız kapsamında olayın doğrudan görgü tanığının ve nasıl gerçekleştiğine ilişkin herhangi bir teknik kaydın bulunmadığı, sadece Suudi Arabistan Adli Makamları tarafından yapılan yargılama sırasında haklarında mahkumiyet kararı verilen sanıkların ikrar içeren beyanlarının bulunduğu, ilgili mahkemece de bu ikrar içeren beyanlar gözetilerek cinayetin nasıl ve hangi sanıklar tarafından gerçekleştirildiğine ilişkin kabul ile hükümler kurulduğu anlaşılmıştır.Haklarında maktulü kasten öldürmek suçundan mahkumiyet hükümleri verilmiş sanıklar dışında kalan ve kasten öldürme suçundan kamu davası açılmış olan sanıkların maktulün öldürüleceği hususunda diğer sanıklarla fikir ve eylem birliği içinde olduklarına dair mahkumiyetlerine yeterli her türlü şüpheden uzak kesin, somut ve inandırıcı deliller elde edilemediği nazara alınarak 'Kuşkudan sanık yararlanır.' (in dubio pro reo) ilkesi de gözetilerek Suudi Arabistan Riyad Ceza Mahkemesi Ortak Dairesi’nin kararının ve aynı ülke Başsavcılığının kovuşturmaya yer olmadığına dair kararlarının dosya kapsamındaki mevcut delil durumu itibariyle maddi vakıa ile uyumlu olduğu,Kasten öldürmeye azmettirme suçundan yargılanan sanıkların suçu işleyen asli failleri azmettirdiğine dair somut bir olgunun bulunmadığı, suçu işleyen sanıkların ikrarlarında da buna yönelik bir beyan olmadığı, bu sanıklar yönünden verilen kararların da dosya kapsamı ve maddi vakıa ile uyumlu olduğu, Birleşen dosyada suç delillerini yok etme suçlamasıyla yargılanan sanıklar yönünden de dosya kapsamında herhangi bir delil elde edilemediği, verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair kararların dosya kapsamıyla uyumlu olduğu değerlendirmesiyle;6706 Sayılı Yasanın 24/maddesi nazara alınarak yukarıda yapılan değerlendirmeler kapsamında kovuşturmaya devam edilmesine gerek bulunmadığı anlaşılmakla, sanıklar hakkında açılan kamu davalarının ayrı ayrı düşmesine dair aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur." Başvurucunun bu karara yönelik istinaf kanun yolu başvurusu, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesi tarafından 8/9/2022 tarihinde reddedilmiştir. Başvurucu, Ağır Ceza Mahkemesinin yürüttüğü kovuşturmanın ilgili kanunda belirtilen koşulların gerçekleşmemesine rağmen Bakanlığın görüşüyle devredildiğini ileri sürerek idari yargıya başvurmuştur. Ankara İdare Mahkemesi 15/4/2022 tarihinde Bakanlığın görüşünün İstanbul Ağır Ceza Mahkemesinin yürüttüğü yargılama faaliyetine ilişkin olup idari davaya konu edilebilecek işlem niteliğinde olmadığı gerekçesiyle davanın esastan incelenmeksizin reddine karar vermiştir. Söz konusu kararın gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:"...2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde, idari işlemler hakkında, yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından iptal davası açılabileceği belirtilmiş, aynı Kanunun maddesinde, dava dilekçeleri üzerinde yapılacak ilk incelemede idari davaya konu olacak kesin ve yürütülmesi gereken bir işlemin dava konusu olup olmadığının inceleneceği, maddesinin fıkrasının (b) bendinde ise, kesin ve yürütülmesi gereken nitelikte olmayan işleme karşı açılan davanın reddedileceği kurala bağlanmıştır...Yukarıda yer verilen hükümlerden anlaşılacağı üzere idarî yargıda, dava konusu edilen idarî işlemlerin kesin ve yürütülmesi zorunlu nitelikte bulunması gerekmektedir. Buradaki kesinlik kavramı, işlemin uygulanmaya hazır, nihaî bir işlem niteliğinde olduğunu, bir başka makamın onayına tâbî olmadan doğrudan uygulanabilirliğini göstermektedir. Yürütülmesinin zorunlu olması yani icraîlik vasfı ise; kamu gücü ve kudretinin üçüncü kişiler üzerinde doğrudan doğruya çeşitli hukukî sonuçlar doğurmak suretiyle etkisini göstermesi olarak ifade edilmektedir. Bu kapsamda, idari makamların kamu gücünü kullanmak suretiyle tek yanlı ve kesin, doğrudan uygulanabilir niteliği bulunmayan işlemlerin idari davaya konu olamayacağı açıktır. Diğer taraftan, 6706 sayılı Cezaî Konularda Uluslararası Adlî İş Birliği Kanununun amacının, cezaî konularda uluslararası adlî iş birliğinin usul ve esaslarını düzenlemek, kapsamının ise yabancı devletlerle cezaî konularda yapılacak adlî iş birliği olduğu, bu doğrultuda soruşturma veya kovuşturmanın devrinin adlî merciler tarafından talep edileceği, Merkezî Makamın (Adalet Bakanlığı) olumlu görüşü üzerine talebin ilgili devlete gönderileceği, bu işlemin soruşturma veya kovuşturmanın yürütülmesine engel olmadığı anlaşılmaktadır. Bu durumda, Cemal KAŞIKÇI'nın öldürülmesi olayına ilişkin olarak İstanbul Ağır Ceza Mahkemesinin 2020/120 Esas sayılı dosyası üzerinden yürütülen kovuşturmanın, 6706 sayılı Kanunun 24'üncü maddesinin 2'nci fıkrası uyarınca Suudi Arabistan makamlarına devri hususunda Adalet Bakanlığının görüşünün talep edilmesi üzerine yürütülen kovuşturma kapsamında sanıklar hakkında iade talebinde bulunulmasına rağmen mezkur talebe Suudi Arabistan makamlarınca olumsuz yanıt verilmiş olması nedeniyle 6706 sayılı Kanunun 24'üncü maddesinde yer alan şartların mevcut olduğundan bahisle kovuşturmanın Suudi Arabistan adli makamlarına devrinin uygun görülmesine ilişkin 2022 tarih ve ... sayılı Adalet Bakanlığı Dış İlişkiler ve Avrupa Birliği Genel Müdürlüğü kararının İstanbul Ağır Ceza Mahkemesinin 2020/120 Esas sayılı dosyası kapsamında yargılama faaliyetine ilişkin bir karar olduğu, idari davaya konu olabilecek işlem mahiyetinde olmadığı görüldüğünden davanın esasını inceleme olanağının bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle, davanın incelenmeksizin reddine..." Başvurucunun bu karara yönelik istinaf kanun yolu başvurusu, Ankara Bölge İdare Mahkemesi İdari Dava Dairesince 18/7/2022 tarihinde reddedilmiştir. Başvurucu, söz konusu kesin kararı 19/7/2022 tarihinde öğrenmiş; 16/8/2022 tarihinde 2022/78660 sayılı ikinci bireysel başvurusunu yapmıştır. A. Ulusal Hukuk 5237 sayılı Kanun'un "Yer bakımından Uygulama" kenar başlıklı maddesi şöyledir: "(1)Türkiye'de işlenen suçlar hakkında Türk kanunları uygulanır. Fiilin kısmen veya tamamen Türkiye'de işlenmesi veya neticenin Türkiye'de gerçekleşmesi halinde suç, Türkiye'de işlenmiş sayılır. (2) Suç;a) Türk kara ve hava sahaları ile Türk karasularında,b) Açık denizde ve bunun üzerindeki hava sahasında, Türk deniz ve hava araçlarındaveya bu araçlarla,c) Türk deniz ve hava savaş araçlarında veya bu araçlarla,d) Türkiye'nin kıt'a sahanlığında veya münhasır ekonomik bölgesinde tesis edilmiş sabit platformlarda veya bunlara karşı,işlendiğinde Türkiye'de işlenmiş sayılır." 5237 sayılı Kanun'un "Yabancı ülkede hüküm verilmesi" kenar başlıklı maddesi şöyledir:"(1) Türkiye'de işlediği suçtan dolayı yabancı ülkede hakkında hüküm verilmiş olan kimse, Türkiye'de yeniden yargılanır." 5237 sayılı Kanun'un "Cezadan mahsup" kenar başlıklı maddesi şöyledir:"(1) Nerede işlenmiş olursa olsun bir suçtan dolayı, yabancı ülkede gözaltında, gözlem altında, tutuklulukta veya hükümlülükte geçen süre, aynı suçtan dolayı Türkiye'de verilecek cezadan mahsup edilir." 23/4/2016 tarihli ve 6706 sayılı Cezai Konularda Uluslararası Adli İşbirliği Kanunu'nun "Amaç ve kapsam" kenar başlıklı maddesi şöyledir: "(1) Bu Kanunun amacı, cezaî konularda uluslararası adlî iş birliğinin usul ve esaslarını düzenlemektir. (2) Bu Kanun, yabancı devletlerle cezaî konularda yapılacak adlî iş birliğini kapsar.(3) Türkiye’nin taraf olduğu adlî iş birliğine ilişkin milletlerarası andlaşmalar ile diğer kanun hükümleri saklıdır." 6706 sayılı Kanun'un "Tanımlar" kenar başlıklı maddesi şöyledir: "(1) Bu Kanunun uygulanmasında;a) Adlî merci: Mahkeme, hâkimlik ve savcılıklar ile kanunla istisnaî olarak ceza soruşturması yapma yetkisi verilen diğer makamları, devletlerin milletlerarası andlaşmalara yaptıkları beyanlarda belirttikleri mercileri,b) Merkezî Makam: Adalet Bakanlığını,c) Uluslararası adlî iş birliği: Cezaî konularda bir devletin adlî mercilerinin diğer bir devletin adlî mercileri adına yerine getirdiği işlemleri,ifade eder." 6706 sayılı Kanun'un "Türkiye'nin iade talepleri ve şartları" kenar başlıklı maddesinin ilgili kısmı şöyledir: "(1) Soruşturma veya kovuşturmanın sonuçlandırılabilmesi ya da verilen mahkûmiyet kararlarının infazı amacıyla yabancı bir ülkede bulunan ve hakkında yakalama emri veya tutuklama kararı verilen kişinin Türkiye’ye iadesi, adlî merciler tarafından istenebilir.... (3) Merkezî Makam tarafından uygun görülmesi hâlinde talep, yabancı devlete gönderilir. Ancak, aşağıdaki durumlarda Merkezî Makam iade talebini yabancı devlete göndermeden reddedebilir:...c) Türkiye’nin millî güvenliğinin veya uluslararası ilişkilerinin zarar görme ihtimalinin bulunması. (...) " 6706 sayılı Kanun'un "Soruşturma ve kovuşturmanın devri" kenar başlıklı maddesi şöyledir: "(1) Bu Kanun ve taraf olunan milletlerarası andlaşmalar çerçevesinde, işlenen suçlarla ilgili Türkiye’de yürütülen soruşturma veya kovuşturmalar yabancı devletlere devredilebilir; yabancı devletlerde işlenen suçlarla ilgili yürütülen soruşturma veya kovuşturmalar devralınabilir. (2) Milletlerarası andlaşma bulunmaması hâlinde, mütekabiliyet ilkesi esas alınarak bu Kanun çerçevesinde soruşturma veya kovuşturmalar devredilebilir veya devralınabilir." 6706 sayılı Kanun'un "Soruşturmanın veya kovuşturmanın yabancı devlete devredilmesi" kenar başlıklı maddesi şöyledir:"(1) Üst sınırı bir yıl veya daha fazla hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı yürütülen soruşturma veya kovuşturmalar;a) Şüpheli veya sanığın yabancı devletin vatandaşı olması nedeniyle Türkiye’de hazır bulundurulamaması veya adlî yardımlaşma yoluyla savunmasının alınamaması,b) Türk vatandaşı olan şüpheli veya sanığın yabancı devlette mutat olarak bulunması veya delillerin bu devlette olması nedeniyle devrin, gerçeğin ortaya çıkarılmasına imkân vermesi, hâllerinde devredilebilir. (2) Soruşturma veya kovuşturmanın devri adlî merciler tarafından talep edilir. Merkezî Makamın olumlu görüşü üzerine talep, ilgili devlete gönderilir. Bu işlem, soruşturma veya kovuşturmanın yürütülmesine engel değildir. Devir talebine, soruşturma veya kovuşturma dosyasının bir sureti ve gerekli olduğunda tercümesi eklenir. Devir talebinin kabul edilmesi ve istem üzerine delil niteliğindeki eşyalar da gönderilir. (3) Soruşturmanın devri talebinin kabul edilmesi üzerine, Ceza Muhakemesi Kanununun 171 inci maddesinde düzenlenen koşullara ve sonuçlarına bakılmaksızın kamu davasının açılmasının ertelenmesine karar verilir. Şüpheli hakkında yabancı adlî merci tarafından dava açılması durumunda kovuşturmaya yer olmadığına karar verilir. Dava açılmaması hâlinde, buna ilişkin kararın gerekçesi değerlendirilmek suretiyle soruşturmaya devam edilebilir. (4) Kovuşturmanın devri talebinin kabul edilmesi üzerine durma kararı verilir. Sanık hakkında yabancı adlî merci tarafından mahkûmiyet kararı verilmesi durumunda düşme kararı verilir. Mahkûmiyet kararı dışında bir karar verilmesi durumunda, buna ilişkin kararın gerekçesi değerlendirilmek suretiyle kovuşturmaya devam edilebilir. (5) Yabancı devletin soruşturma veya kovuşturmanın devrinin kabulüne ilişkin karardan vazgeçtiğini bildirmesi veya devredilen soruşturma veya kovuşturmanın sağlıklı bir şekilde yürütülmediğinin Merkezî Makamca adlî mercie bildirilmesi hâlinde soruşturma veya kovuşturmanın yürütülmesine karar verilir. (6) Gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde soruşturma veya kovuşturmanın devri talebiyle birlikte veya öncesinde, talep edilen devlet makamlarından elkoyma ve tutuklama dâhil bütün geçici tedbirlerin alınması istenebilir." 6706 sayılı Kanun'un "Soruşturma veya kovuşturmanın devralınması" kenar başlıklı maddesinin ilgili kısmı şöyledir: "Yurt dışında işlenen ve Türk hukukuna göre zamanaşımına veya affa uğramamış, üst sınırı bir yıl veya daha fazla hapis cezasını gerektiren bir suç nedeniyle yabancı bir devlette yürütülen soruşturma veya kovuşturmalar devralınabilir. Ancak;...ç) Devir talebine konu fiil nedeniyle kişi daha önce Türkiye’de yargılanmışsa, devir talebi kabul edilmez. (2) Merkezî Makamın uygun görmesi üzerine soruşturmanın veya kovuşturmanın devrine ilişkin talep, yetkili Cumhuriyet başsavcılığına gönderilir. Cumhuriyet başsavcılığı soruşturma veya kovuşturmanın devrine konu olan suça ilişkin soruşturma başlatır ve sonucuna göre işlem yapar...." 5271 sayılı Kanun'un "Duruşmanın sona ermesi ve hüküm" kenar başlıklı maddesinin ilgili kısmı şöyledir: " ... (2) Beraat kararı;...b) Yüklenen suçun sanık tarafından işlenmediğinin sabit olması,...e) Yüklenen suçun sanık tarafından işlendiğinin sabit olmaması,Hallerinde verilir.... (7) Aynı fiil nedeniyle, aynı sanık için önceden verilmiş bir hüküm veya açılmış bir dava varsa davanın reddine karar verilir.8) Türk Ceza Kanununda öngörülen düşme sebeplerinin varlığı ya da soruşturma veya kovuşturma şartının gerçekleşmeyeceğinin anlaşılması hallerinde, davanın düşmesine karar verilir. Ancak, soruşturmanın veya kovuşturmanın yapılması şarta bağlı tutulmuş olup da şartın henüz gerçekleşmediği anlaşılırsa; gerçekleşmesini beklemek üzere, durma kararı verilir. Bu karara itiraz edilebilir." 5271 sayılı Kanun'un "Gaibin tanımı ve yapılabilecek işlemler" kenar başlıklı maddesinin ilgili kısmı şöyledir: "(1) Bulunduğu yer bilinmeyen veya yurt dışında bulunup da yetkili mahkeme önüne getirilemeyen veya getirilmesi uygun bulunmayan sanık gaip sayılır. (2) Gaip hakkında duruşma açılmaz; mahkeme, delillerin ele geçirilmesi veya korunması amacıyla gerekli işlemleri yapar. (3) Bu işlemler naip hâkim veya istinabe olunan mahkeme aracılığıyla da yapılabilir. (4) Bu işlemler sırasında sanığın müdafii veya kanunî temsilcisi veya eşi hazır bulunabilir. Gerektiğinde, mahkemece barodan bir müdafi görevlendirilmesi istenir." 5271 sayılı Kanun'un "Gaibe ihtar" kenar başlıklı maddesi şöyledir: "(1) Adresi bilinmeyen gaibe, mahkeme önüne gelmesi veya adresini bildirmesi hususları uygun bir iletişim aracıyla ihtar edilir." 5271 sayılı Kanun'un "Sanığa verilecek güvence belgesi" kenar başlıklı maddesi şöyledir: "(1) Mahkeme, gaip olan sanık hakkında duruşmaya gelmesi hâlinde tutuklanmayacağı hususunda bir güvence belgesi verebilir ve bu güvence koşullara bağlanabilir. (2) Sanık, hapis cezası ile mahkûm olur veya kaçmak hazırlığında bulunur veya güvence belgesinin bağlı olduğu koşullara uymazsa belgenin hükmü kalmaz." B. Uluslararası Hukuk Uluslararası Antlaşmalar Türkiye Cumhuriyeti devletinin (20/5/1975 tarihli Kanun ile katılmamız uygun bulunmuştur.) ve Suudi Arabistan Krallığı'nın da taraf olduğu, 24/4/1963 tarihinde imzalanan Konsolosluk İlişkileri Hakkında Viyana Sözleşmesi'nde şu hükümler yer almaktadır:"Konsolosluk binalarının dokunulmazlığı" başlıklı maddesinde "Konsolosluk binalarının bu maddede öngörülen ölçüde dokunulmazlıkları vardır." ve “Kabul eden Devlet makamları, konsolosluk şefinin, onun tarafından tayin edilmiş kimsenin veya gönderen Devlet'in diplomatik temsilcilik şefinin muvafakati dışında, konsolosluk binalarının münhasıran konsolosluk işleri için kullanılan kısmına giremezler. Bununla beraber âcil koruma tedbirleri alınmasını gerektiren yangın veya sair felâket halinde konsolosluk şefinin zımnî rızası alınmış sayılabilir.", "Konsolosluk memurlarının kişisel dokunulmazlığı" başlıklı maddesinde; "Konsolosluk memurlarının tutuklanmaları veya gözaltına alınmaları, ancak, ağır bir suç halinde ve yetkili adli makamın kararı ile olur","Kabul eden Devletin kanun ve düzenlemelerine saygı" başlıklı maddesinde; "Konsolosluk binaları, konsolosluk görevlerinin yerine getirilmesiyle kabili telif olmayacak şekilde kullanılmayacaktır." Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) "İnsan haklarına saygı yükümlülüğü" kenar başlıklı maddesi şöyledir: "Yüksek Sözleşmeci Taraflar kendi yetki alanları içinde bulunan herkesin, bu Sözleşme'nin birinci bölümünde açıklanan hak ve özgürlüklerden yararlanmalarını sağlarlar." Sözleşme'nin "Yaşam hakkı" kenar başlıklı maddesinin ilgili kısmı şöyledir:" Herkesin yaşam hakkı yasayla korunur..." Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi İçtihadı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Sözleşme'nin maddesi maddesiyle birlikte yorumlandığında devletin yaşam hakkı kapsamındaki bir olayı etkili soruşturma yürütme yükümlülüğünün bulunduğunu kabul etmiştir (McCann/Birleşik Krallık [BD], B. No: 18984/91, 27/9/1995, § 161). AİHM, bu yönde incelediği McCann ve diğerleri/Birleşik Krallık başvurusunda verdiği kararla devletin etkili soruşturma yürütme yükümlülüğü bulunduğunu ilk kez belirgin bir şekilde karar altına almıştır. AİHM, bu yükümlülüğünün temel amacının yaşam hakkını koruyan ulusal hukuktaki hükümlerin etkili şekilde uygulanıp meydana gelen ölümler hakkında sorumluların hesap vermelerini sağlamak olduğunu her fırsatta dile getirmektedir (birçok karar arasından bkz. Al-Skeini ve diğerleri/Birleşik Krallık [BD], B. No: 55721/07, 7/7/2011, § 163). McCann ve diğerleri/Birleşik Krallık başvurusunda verdiği karardan beri AİHM, bu yükümlülüğün sorumlu olduğu iddia edilen kişilerin kamu görevlileri ya da üçüncü kişiler veya mağdurun yaralanmasının kendisinden kaynaklanıp kaynaklanmadığına bakmaksızın çeşitli durumlarda ortaya çıktığı kanaatindedir. AİHM, 2001 yılında incelediği bir başvuruda verdiği kararda ise soruşturmanın gerekliliklerine ilişkin kriterleri belirlemiştir (Hugh Jordan/Birleşik Krallık, B. No: 24746/94, 4/5/2001). Bu kriterler, AİHM'in tamamen yeni belirlediği kriterler değildir; McCann ve diğerleri/Birleşik Krallık kararından beri önüne gelen başvurularda uyguladığı kriterlerin sistematikleştirilmesinden ibarettir. AİHM, sonrasında süregelen incelemelerinde bu kriterleri somut olaya uygulamış; herhangi birinin yerine getirilmemiş olduğunu tespit ettiğinde yaşam hakkının ihlal edildiği sonucuna varmıştır. AİHM'in yaşam hakkı kapsamında etkili soruşturmaya ilişkin belirlediği söz konusu kriterler şöyledir:- Soruşturma makamlarının şüpheli ölümden haberdar olur olmaz resen harekete geçmeleri (Hugh Jordan/Birleşik Krallık, § 105; Nachova ve diğerleri/Bulgaristan [BD], B. No: 43577/98, 43579/98, 6/7/2005, § 111)- Soruşturma makamlarının bağımsız olması (Hugh Jordan/Birleşik Krallık, § 106; Mustafa Tunç ve Fecire Tunç/Türkiye [BD], B. No: 24014/05, 14/4/2015, § 177)- Soruşturmanın sorumluların tespitini ve cezalandırılmasını sağlayabilecek yeterlilikte olması, bu kapsamda olayı aydınlatmaya yarayabilecek bütün delillerin toplanması için makul tedbirler alınması (Hugh Jordan/Birleşik Krallık, § 107)- Soruşturmanın ivedilikle ve makul bir özenle yürütülmesi (Hugh Jordan/Birleşik Krallık, § 108)- Soruşturmanın ve sonuçlarının kamu denetimine açık olması ve her durumda, ölen kişinin yakınlarının meşru menfaatlerini korumak için bu sürece gerekli olduğu ölçüde katılmalarının sağlanması (Hugh Jordan/Birleşik Krallık, § 109). Bu noktada AİHM'in olayda kovuşturma aşamasına geçilmesi durumunda etkili soruşturma yürütme yükümlülüğüne ilişkin belirlediği gerekliliklerin soruşturma aşamasının ötesine uzandığına ve karar verme aşaması dâhil kovuşturmanın tamamının kanunla yaşamı koruma yönündeki pozitif yükümlülüğün gereklerini yerine getirmesi gerektiğine sık sık vurgu yaptığını hatırlatmak gerekir (pek çok karar arasından bkz. Ali ve Ayşe Duran/Türkiye, B. No: 42942/02, 8/4/2008, § 61). Öte yandan AİHM, soruşturmadaki eksikliklerin bir mahkemenin kovuşturmada sorumlulukları ortaya koyma kapasitesine ciddi şekilde zarar verebileceğinin de gözardı edilemeyeceğini belirtmektedir (Ağdaş/Türkiye, B. No: 34592/97, 27/7/2004, § 102). AİHM ölümü nedeniyle devletin sorumlu olduğu iddia edilen bir kişinin ebeveyni gibi yakın aile üyelerinin de -ölen kişinin yasal mirasçıları olup olmadıklarına bakılmaksızın- bizzat madde ihlalinin dolaylı mağdurları olduklarını iddia edebileceklerini kabul etmiştir (Van Colle/Birleşik Krallık, B. No: 7678/09, 13/11/2012, § 86). Bu bağlamda AİHM; ölen kişinin eşlerinin, çocuklarının ve yeğenlerinin yaşam hakkının ihlal edildiğine yönelik başvurularını inceleyip sonuçlandırmıştır (Salman/Türkiye [BD], B. No: 21986/93, 27/6/2000; Ramsahai ve diğerleri/Hollanda [BD], B. No: 52391/99, 15/5/2007; Yaşa/Türkiye, B. No: 63/1997/847/1054, 2/9/1998, § 66). AİHM, üç çocuğunun babası on iki yıldan daha uzun bir süre birlikte yaşadığı partnerinin yaşam hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkin olarak başvurucunun yaptığı bir başvuruyu da incelemiştir. AİHM söz konusu başvuruda; Bulgaristan Yüksek Mahkemesinin evli olmayan partnerlere de partnerlerinin haksız ölümü nedeniyle tazminat alma hakkı tanıdığına, yerel adli makamların başvurucunun başvuru ehliyetini sorgulamadığına ve soruşturma makamlarının başvurucunun ceza soruşturmasının durdurulmasına karşı yaptığı başvuruyu inceleyip karara bağladığına dikkati çekmiştir. Uzun yıllardır beraber yaşayan bir çiftin Sözleşme'nin maddesinin amaçları doğrultusunda bir aile teşkil ettiğine ve ilişkilerinin evlilik dışı olmasına rağmen Sözleşme'nin maddesinin sağladığı korumadan yararlanma hakkına sahip olduğuna değinen AİHM; başvurucunun partnerinin ölümünden kişisel olarak etkilendiği, bu nedenle Sözleşme'nin maddesinin ihlal edildiği iddiasının mağduru olduğunda şüphe bulunmadığı ve başvuru ehliyetinin amaçları yönünden başvurucunun durumunu evli bir eşten ayrı tutmak için geçerli bir neden bulunmadığı sonucuna varmıştır (Velikova/Bulgaristan (k.k.), B. No: 41488/98, 18/5/1999). AİHM'e göre Sözleşme'nin maddesinde belirtilen "yargı yetkisi" bir eşik ölçüttür. Yargı yetkisinin kullanılması, bir taraf devletin Sözleşme’de belirtilen hak ve özgürlükleri ihlal edildiği iddiasına yol açan eylem veya ihmallerden sorumlu tutulmasını sağlamak için gereklidir (Al-Sekini ve diğerleri/Birleşik Krallık; Catan ve diğerleri/Moldova Cumhuriyeti ve Rusya [BD], B. No: 43370/04). AİHM'e göre uluslararası kamu hukuku açısından bir devletin yargı yetkinliği öncelikle ülkeseldir. Ancak AİHM istisnai davalarda devletin Sözleşme'nin maddesi uyarınca kendi ülke sınırları dışında yargı yetkisini kullanmasını kabul etmiştir. AİHM, taraf devletin adli makamlarının söz konusu devletin yetki alanı dışında meydana gelen bir ölümle ilgili kendi ceza soruşturmasını ya da davasını başlatması durumunda, kendi ulusal kanunları sebebiyle (örneğin evrensel yargı yetkisine ilişkin hükümler uyarınca ya da aktif veya pasif şahsiyet ilkesine dayanarak) bu soruşturmanın ya da davanın başlatılmasının Sözleşme'nin maddesinin amaçları bakımından devlet ve daha sonra mahkeme huzurunda dava açan maktul yakınları arasında yargısal yetki bağlantısı oluşturmak için yeterli olduğu kanısındadır (Güzelyurtlu ve diğerleri/Türkiye ve GKRY, B. No: 36925/07, 29/1/2019, § 188). AİHM, bu yaklaşımın ayrı ve özerk bir yükümlülüğe dönüşen, etkili bir soruşturma yürütmeye dair usul yükümlülüğün tabiatına uygun olduğunu vurgulamaktadır (Šilih/Slovenya [BD], B. No: 71463/01, 9/4/2009, § 159; Janowiec ve diğerleri/Rusya [BD], B. No: 55508/07, 29520/09, § 132). Bu bağlamda Sözleşme'nin maddesinden kaynaklanan ayrılabilir bir yükümlülük olarak ve ölüm yargı yetkisi dışında meydana gelmiş olsa dahi devleti bağlayıcı özellikte olduğu kabul edilebilir (Güzelyurtlu ve diğerleri/Türkiye ve GKRY, § 189). AİHM'in Gray/Almanya (B. No: 49278/09, 22/5/2014) kararında, Alman mahkemeleri Birleşik Krallık’ta tıbbi ihmal suçu işleyen Alman vatandaşı üzerinde Avrupa tutuklama müzekkeresi sistemi uyarınca işlediği suç için Birleşik Krallık’a teslim olmasını engelleyen cezai yargı yetkisi kullanmıştır. Başvurucular, Almanya’nın kovuşturmayı özet ceza emri usulüne göre yaparak usul yükümlülüğünü yerine getirmediğinden, Birleşik Krallık’ın ise davanın suçlunun daha ağır bir ceza alma ihtimali bulunan Birleşik Krallık’ta görülmesini sağlamak için gerekeni yapmadığından mahkemeye şikâyette bulunmuştur. AİHM, Almanya yönünden yer bakımından (ratione loci) yetki kuralı ile ilgili bir değerlendirmede bulunmadan Almanya’nın Sözleşme'nin maddesi kapsamındaki usul yükümlülüğünü yerine getirip getirmediğini inceleyerek ulusal hukuk uyarınca Alman makamlarının inisiyatifindeki ceza davasını başlatmanın Sözleşme'nin maddesinin amaçları bakımından yargı yetkisi bağlantısı kurmak için yeterli olduğunu zımnen kabul etmiştir (Güzelyurtlu ve diğerleri/Türkiye ve GKRY, § 185). Palic/Bosna/Hersek (B. No: 4704/04, 15/2/2011) ve Njezic ve Stimac/ Hırvatistan (B. No: 29823/13, 9/4/2015) başvurularında AİHM, aleyhlerine başvurulan her iki devletin başvurucuların yakınlarının ortadan kaybolup ölümüyle ilgili olarak Sözleşme'nin maddesinde belirtilen usul yükümlülüğünü yerine getirdiklerini tespit etmiştir. Şöyle ki AİHM Palic/Bosna Hersek başvurusunda yerel makamların uluslararası tutuklama emri çıkarttığını ancak şüphelilerin Sırbistan'a taşınması ve Sırp vatandaşlarının iade edilmemesi nedeniyle soruşturmanın o zamandan beri askıda olduğunu belirtmiştir. Njezic ve Stimac/Hırvatistan başvurusunda hiçbir uluslararası tutuklama emri çıkarılmadığı hâlde Sırp vatandaşların Sırbistan'dan iade edilmemesinden dolayı şüphelilerin çoğunluğunun iadesi mümkün olmayacağı için AİHM, aleyhlerine başvuru yapılan devletlerin (sırasıyla Bosna Hersek ve Hırvatistan) sorumlu tutulamayacağına karar vermiştir. Aliyyeva ve Aliyev/Azerbaycan (B. No: 35587/08, 31/7/2014) davasında Azerbaycan makamları, başvuranın oğlunun Ukrayna'da öldürülmesine ilişkin soruşturmayı, davanın her iki ülkenin de taraf olduğu 1913 tarihli Bağımsız Devletler Topluluğu Hukuk, Aile ve Ceza İşlerinde Adli Yardım ve Hukuki İlişkiler Hakkında Sözleşme (Minsk Sözleşmesi) kapsamında aktarılmasından sonra yürütmüştür. AİHM bu davada bahsedilen ilk davanın tam aksine diğerlerinin yanı sıra davadan sorumlu soruşturmacının soruşturma başladıktan 1 yıl 2 aydan fazla bir süre sonrasına kadar Ukrayna makamlarından adli yardım talep edilmediğini belirterek Azerbaycan tarafından Sözleşme'nin maddesinin usul yönünden ihlal edildiğine karar vermiştir. AİHM, bir suçun başka bir devletin topraklarında işlendiği bu gibi durumlarda ceza soruşturmasının ilerlemesini durduracak belirli engellerin olabileceğini kabul etmiştir. Huseynova/Azerbaycan (B. No: 10653/10, 13/4/2017) başvurusunda Azerbaycan makamları, başvuranın gazeteci kocasının öldürülmesiyle ilgili olarak iki Gürcü vatandaşı şüpheli olarak tespit ederek ceza davası açmış; Gürcü makamları, sanıkların Gürcü uyruklu olmalarından dolayı yabancı ülkeye iade edilemedikleri gerekçesiyle iade etmeyi reddetmiştir. AİHM, şüphelilerin iade edilmesini reddeden başka bir devletin topraklarında bulunması gibi durumlarda ceza soruşturmasının ilerlemesini durduracak özel engellerin olabileceğini belirtmiştir. Azerbaycan başka bir devletin kendi vatandaşlarını iade etmeme kararından sorumlu tutmamıştır (aynı kararda bkz. § 110). Bununla birlikte AİHM iadenin mümkün olmamasının Azerbaycan makamlarının davayı Gürcistan makamlarına aktarılabilirliğini incelemeye engel teşkil etmediği kararına varmış, bu bağlamda suçluların iadesine dair Avrupa Sözleşmesi, 1993 Minsk Sözleşmesi ve her iki devletin taraf olduğu ikili anlaşma gibi çeşitli uluslararası yasal belgelerin bu tür bir olanak için açıkça imkân sağladığını belirtmiştir. Ayrıca Gürcü makamları, Azerbaycan makamlarının iade talebine verdiği cevapta bu olanağa açıkça değinmiştir. Bununla birlikte Azerbaycan makamlarının davayı Gürcistan'a aktararak Gürcistan'daki cinayeti işlediği iddia edilen failleri kovuşturma olanağını incelediğine dair hiçbir kanıt bulunmamıştır (aynı kararda bkz. § 111). AİHM Azerbaycan makamlarının bu davayı devretmemesi, Sözleşme'nin maddesinin usul yönünden ihlal edildiğine karar verilmesinin gerekçelerinden biri olarak göstermiştir. Güzelyurtlu ve diğerleri/Türkiye ve GKRY başvurusunda AİHM, genel olarak Sözleşme’nin maddesi kapsamındaki etkili soruşturma yürütmeye ilişkin yükümlülüğün maktulün ölüm tarihinde topraklarında bulunduğu devlete ait olduğunu hatırlatmıştır. Bununla birlikte AİHM, yaşam kaybına yol açan şiddet olayının sınır ötesi boyutunun mevcut olması hâlinde şüphelilerin topraklarına kaçtığı ve suça ilişkin delillerin de bulunabileceği Sözleşmeci devletlerin ilgili makamlarının bu bakımdan etkili tedbirler alma görevlerinin bulunduğunu da belirtmiştir. AİHM'e göre aksi takdirde sınır ötesi saldırılarda yer alanlar, ceza riski olmaksızın eylemde bulunur ve hukuka aykırı eylemlerin gerçekleştiği devletin yetkililerinin, vatandaşlarının ve yetki alanlarındaki diğer bireylerin haklarını korumaları engellenir. AİHM, şüphelilerin Türkiye hâkimiyetindeki topraklarda bulunup haklarında kırmızı bülten çıkarılmış olmasını gözönünde bulundurduğunu belirterek Türkiye’nin de Sözleşme'nin maddesi kapsamında yükümlülüklerinin bulunduğu sonucuna varmıştır. AİHM yasa dışı öldürme eylemine ilişkin soruşturmanın kaçınılmaz bir şekilde birden çok devleti içermesi hâlinde ilgili devletlerin etkili şekilde iş birliği yapmak, genel olarak konuya ilişkin etkin bir soruşturmaya olanak sağlamak ve soruşturmanın yürütülmesi için gerekli olan tüm makul tedbirleri almakla yükümlü olduğunu vurgulamıştır. AİHM'e göre davalı devletlerin yetkilileri iş birliği yapmadığı için bu durum kendi soruşturmalarının sonuçlanmamasına sebebiyet vermiştir. AİHM'e göre eğer Sözleşme’nin maddesi doğrultusunda bir iş birliği sağlansaydı ceza yargılaması bir ya da daha fazla şüpheli aleyhinde sonuçlanabilir ya da soruşturma uygun bir şekilde sonuçlanabilirdi. Bu nedenle AİHM Sözleşme’nin maddesinin iki devletin iş birliğine gitmemesi sonucunda usul yönünden ihlal edildiğine karar vermiştir.