11. Hukuk Dairesi 2009/10851 E. , 2011/10373 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Taraflar arasında görülen davada Ankara 6. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 19.02.2009 tarih ve 2006/328-2009/57 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi duruşmalı olarak davalı vekili tarafından istenmiş olmakla, duruşma için belirlenen 13.09.2011 gününde davacı avukatı .... ile davalı avukatı ... gelip, temyiz dilekçesinin süresinde verildiği anlaşıldıktan ve duruşmada hazır bulunan taraf avukatlar
**11. Hukuk Dairesi 2009/10851 E. , 2011/10373 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Taraflar arasında görülen davada Ankara 6. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 19.02.2009 tarih ve 2006/328-2009/57 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi duruşmalı olarak davalı vekili tarafından istenmiş olmakla, duruşma için belirlenen 13.09.2011 gününde davacı avukatı .... ile davalı avukatı ... gelip, temyiz dilekçesinin süresinde verildiği anlaşıldıktan ve duruşmada hazır bulunan taraf avukatları dinlenildikten sonra, duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakılmıştı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacılar vekili, tarafların kardeş olduklarını, uzun yıllar birlikte çalışıp, ticaret yaptıklarını, elde edilen gelirlerle genelde en büyük kardeş olan davalı ... adına taşınmaz alındığını, daha sonra taraflar arasında anlaşmazlık çıktığını, bunun üzerine 10/6/2003 tarihinde Hisse Devir Tutanağı düzenlenerek, aralarındaki ortaklığa son verildiğini ancak davalının adına kayıtlı olan Hisse Devir Tutanağında yer alan taşınmazlardaki müvekkillerine vermesi gereken hisseleri tapuda devretmediğini ileri sürerek Ankara ili Yenimahalle ilçesi 290, 366 ve 446 parsellerdeki davalıya ait hisselerin her bir müvekkili açısından % 25 oranında iptali ile adlarına tesciline, bu mümkün olmaz ise, fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak kaydıyla her bir müvekkili açısından % 25'er hisseye isabet eden 120.000'er YTL'den toplam 360.000 YTL'nin davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. İşbu dava dosyası ile birleşen Ankara 18. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2008/70 Esas sayılı dosyasında davacılar vekili, 10/6/2003 tarihli Hisse Devir Tutanağında belirtilen müvekkilleri adına kayıtlı olan Ankara ili Yenimahalle ilçesi 13145 ada 4 nolu parselin, 444 nolu parselin ve 10004 ada 1 nolu parselin % 25'er hissesinin iptali ile davalı adına tapuya tesciline karar verilmesini talep ve dava etmiş, davacılar vekili 23/1/2009 ve 17/2/2009 tarihlerinde vermiş olduğu dilekçelerinde vekaletindeki yetkiye dayanarak davadan feragat ettiklerini beyan etmişlerdir. Davalı vekili, müvekkilinin 1983 yılından itibaren ticari faaliyette bulunduğunu, bu ticari faaliyetleri sonucu bir takım maddi birikimleri olduğunu, bir çok taşınır ve taşınmaz mal edindiğini, bunların bir kısmını satıp yerine yeni mallar aldığını, davaya konu 366 parseli 18/10/1991 tarihinde, 290 nolu parseli 10/4/1995 tarihinde edindiğini, davacı kardeşleriyle 1996 yılında Özlem İnş. Altyapı Elemanları Tic. Ltd. Şti.'ni kurduklarını, bu şirket kurulduktan sonra davaya konu 446 parselin 22/10/1998 tarihinde edinildiğini ancak bu taşınmazın yine müvekkilinin önceki kazançlarıyla alındığını, babalarının 1995 yılında vefat ettiğini, babalarından herhangi bir mal kalmadığını, müvekkilinin sözkonusu taşınmazları satın aldığı tarihlerde davacıların çocuk denecek yaşlarda olduklarını, 1996 yılında kurulan sözkonusu şirketin karlılık veriminin düşük olması nedeniyle müvekkilinin bu şirketteki hissesini Ankara 31. Noterliğinin 12/6/2003 tarih ve 9783 yevmiye numaralı Hisse Devir Sözleşmesiyle 7.500.000.000 TL bedelle davacılardan Remzi'ye devrettiğini, bu hisse devrinin 7/8/2003 tarih ve 5858 sayılı Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi'nde ilan edildiğini, 10/6/2003 tarihli Hisse Devir Tutanağının, müvekkilinin şirketteki hisse devrini amaçlayan hükümleri dışında bağlayıcılığı bulunmadığını, ortakların malvarlığını gösterir nitelikte öylesine hazırlanmış bir belge olduğunu, TTK'nun 520. maddesine göre, hisse devir sözleşmelerinin ve devir vaadi sözleşmelerinin, devreden ile devralan arasında yazılı şekilde yapılması, taraflarca imzalanması ve imzaların noter tarafından onaylanması gerektiğini, bu şekilde yapılmaması halinde geçersiz olduğunu, bu nedenle yapılan işlemlerin hem şirkete karşı hem de taraflar arasında hiçbir hüküm ifade etmediğini, yoklukla malül olduğunu, 10/6/2003 tarihli Hisse Devir Tutanağında belirtilen taşınmazların noterde yapılan hisse devir sözleşmesinde yer almamasının, davacıların kötüniyetli olarak 3 yıl gibi uzun bir süre sonra müvekkilinin kişisel kazançları ile edindiği taşınmazlara ortak olmak istediklerini savunarak davanın reddine talep etmiştir. Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, haricen düzenlenmiş olan hisse devir sözleşmesinde hem davalının sözkonusu şirketteki hissesini davacılardan ...'a noterde devredileceği ve bunun karşılığı olan 75.000.000.000 TL bedeli aldığı, hem de bu belgede belirtilen taşınmazlara 4 kardeş olan tarafların eşit oranda ortak olduklarının belirtildiği, yani 2 ayrı hususun bu belgede düzenlendiği, davalı vekilinin 18/6/2007 havale tarihli dilekçesinde müvekkilinin ismi altındaki imzanın müvekkiline ait olduğunu beyan ettiği, bu belge düzenlendikten 2 gün sonra bu belgede belirtilen hususlardan şirketteki hisse devriyle ilgili hususla ilgili olarak, Ankara 31. Noterliğinde 12/6/2003 tarih ve 9783 yevmiye nolu Limited Şirket Hisse Devri Sözleşmesi yapılmak suretiyle yasal olarak gerçekleştirildiği, her ne kadar noterde yapılan sözleşmede devir bedeli 7.500.000.000 TL olarak belirtilmişse de, muhtemelen daha az harç ödemek amacıyla bu şekilde belirtildiği kanaatine varıldığı, esasen davalının şirketteki hissesini 75.000 TL'ye davacılardan ...'a devrettiği, böylece 10/6/2003 tarihli harici belgedeki şirket hisse devriyle ilgili hususun resmi olarak da gerçekleştirildiği ancak bu belgede yer alan taşınmazların herkes % 25 hisse sahibi olacak şekilde tapuda resmen yapılmadığı, bu belgedeki tarafların iradelerinin bu kısmının resmi işleminin yapılmadığı, 10/6/2003 tarihli harici Hisse Devir Tutanağında gerek davalı adına olan, gerekse davacılardan ... ve ... adına olan taşınmaz ve taşınmaz hisselerinde kardeş olan tarafların her birinin eşit payda ortak oldukları belirtildiğinden, davacılar vekilinin 10/7/2007 tarihli dilekçesinde belirtilen davaya konu olan veya olmayan Hisse Devir Tutanağında belirtilen taşınmazların davanın tarafını oluşturan bu dört kardeşin yıllar içerisinde birlikte çalışması sonucu edinildiği yolundaki beyana itibar edildiği, hangi tarihte edinildikleri ve kimin adına kayıtlı oldukları dikkate alınmadığı, yıllar itibariyle her birinin çalışması yada katkısı aynı olmasa bile aralarındaki ortaklığa son verirken nihai iradeleri tablo halinde gösterilen taşınmazlarda her birinin eşit oranda ortak olduğu yolunda olduğundan, davalı vekilinin cevap dilekçesindeki savunmasına itibar edilmediği, tapulu taşınmazın devrinin harici belge ile yapılamayacağı dikkate alınarak, bedelin tahsiline ilişkin ikinci isteğin taraflar arasında yapılan 10/6/2003 tarihli Hisse Devir Tutanağının son kısmında yer alan düzenleme dolayısıyla yerinde olduğu gerekçesiyle asıl davanın kısmen kabulü ile davacıların ilk talepleri olan tapu iptal ve tescil taleplerinin yerinde görülmediğinden reddine, davacıların ikinci talepleri olan bedele ilişkin taleplerinin kısmen kabulü ile; her bir davacı lehine, 117.450 TL olmak üzere toplam 352.350 TL'nin davalıdan tahsili ile davacılara belirtilen miktarlarda ödenmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine, birleşen davanın ise feragat nedeniyle reddine karar verilmiştir. Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir. Davacılar vekili, tarafların kardeş olduklarını, 10.6.2003 tarihinde Hisse Devir Tutanağı düzenlenerek, aralarındaki ortaklığa son verildiğini ancak davalının adına kayıtlı olan Hisse Devir Tutanağında yer alan taşınmazlardaki müvekkillerine vermesi gereken hisseleri tapuda devretmediğini ileri sürerek 10.06.2003 tarihli sözleşmede davalı adına kayıtlı olarak gözüken taşınmazların tapu kayıtlarının her bir müvekkili açısından % 25 oranında iptali ile adlarına tesciline, bu mümkün olmaz ise, fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak kaydıyla her bir müvekkili açısından % 25'er hisseye isabet eden 120.000'er YTL'den toplam 360.000 YTL'nin davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Mahkemece yapılan yargılama sonucu haricen düzenlenmiş olan hisse devir sözleşmesinde hem davalının sözkonusu şirketteki hissesini davacılardan ...'a noterde devredileceği ve bunun karşılığı olan 75.000.000.000 TL bedeli aldığı, hem de bu belgede belirtilen taşınmazlara 4 kardeş olan tarafların eşit oranda ortak olduklarının belirtildiği, yani 2 ayrı hususun bu belgede düzenlendiği, tapulu taşınmazın devrinin harici belge ile yapılamayacağı dikkate alınarak, bedelin tahsiline ilişkin ikinci isteğin taraflar arasında yapılan 10/6/2003 tarihli Hisse Devir Tutanağının son kısmında yer alan düzenleme dolayısıyla yerinde olduğu gerekçesiyle asıl davanın kısmen kabulü ile davacıların ilk talepleri olan tapu iptal ve tescil taleplerinin yerinde görülmediğinden reddine, davacıların ikinci talepleri olan bedele ilişkin taleplerinin kısmen kabulüne karar verilmiştir. Davaya konu taşınmazlar tapuya davalı adına olan taşınmazlardır. Hisse bedeli sözleşmenin 1.maddesinde belirtildiği üzere nakit olarak davalıya ödenmiştir. Mahkemenin de kabulü gibi sözleşmede hem hisse devri hem de bundan ayrı olarak davanın tarafları kardeşler adına tapuda kayıtlı olan taşınmazların paylaşımına ilişkindir. Diğer bir deyişle davacılar, adi yazılı şekilde sözleşme ile devri taahhüt edilen tapulu taşınmaz hisselerinin bedelini istemiştir. Nitekim davacılar vekili 10.7.2007 tarihli dilekçesinde tarafların bu şirketi birlikte kurmadan önce birlikte çalıştıkları, bu şirketin geliri ile değil önceki birlikte çalışma sonucu elde edilen gelirle alındığını belirtmiş, mahkemece de şirket defterleri üzerinde bu nedenle inceleme yapılmamıştır. 743 sayılı Medeni Kanun'un 634 ve yürürlükte bulunan 4721 sayılı Medeni Kanun'un 706 ncı maddesi uyarınca tapulu taşınmazların mülkiyetinin devrini amaçlayan sözleşmeler resmi şekilde yapılmalıdır. BK.nun 213, Tapu Kanunu'nun 26, Noterlik Kanunu'nun 60 ncı maddelerine göre de tapu devrini içeren sözleşmeler kamusal biçimde düzenlenmelidir. Tapu devrini amaçladığı iddia edilen taraflar arasındaki sözleşme kamusal biçimde düzenlenmediğinden, yapıldığı andan itibaren geçersiz olup, tarafları bağlamaz. Bu durumda, taraflar verdiklerini karşılıklı olarak, sebepsiz mal edinme hükümlerine göre geri isteyebilirler. 10.07.1940 gün 2/77 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı'nda da aynı sonuca varılmıştır. İsviçre Federal Mahkemesi'ne göre, şekil noksanlığı sebebiyle batıl bir taşınmaz satışında henüz tescil yapılmadan butlan ileri sürülmesi halinde, ayni hakların şekille ilgili hükümleri karşısında, hakkın kötüye kullanılmasını önlemek için dahi olsa, hakim, tapu memurunu batıl sözleşmeye dayanarak tescile zorlayamaz. (05 Şubat 1946 günlü karar, BGE 72 II 39) 26.05.1954 gün 8/18 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı'nda da 07.10.1953 gün 8/7 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme kararı tekrarlanmış ve "...nun 634 ncü maddesine uygun bir akde istinat edilmediği hallerde, davanın hukuki sebepden mahrum bulunması bakımından reddedilmesi iktiza eder" denilmiştir. Geçersiz sözleşmeye aykırı davranıldığı ileri sürülerek, ifa menfaatinin tazmini istenemez. Hukuken geçersiz olan sözleşmeler, taraflarına, geçerli sözleşmelerde olduğu gibi hak ve borç doğurmaz. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 07.02.2001 gün 13-1729 Esas, 32 Karar sayılı kararında da geçersiz sözleşmelerde ifa menfaatini isteme olanağının bulunmadığı, ancak denkleştirici adalet ilkesi uyarınca verilen satış parasının alım gücünün ilk ödeme tarihindeki alım gücüne ulaştırılması ve o şekilde iadeye karar verilmesinin uygun olacağı belirtilmiştir. Davacılar adi sözlemede devri taahhüt edilen taşınmaz hisselerin devrini yada olmadığı takdirde bedelini istemiş olup, yukarıdaki gerekçeler ışığında, geçersiz sözleşmenin ifası veya ifa etmeme dolayısıyla uğranılan müspet zarar-ifa menfaatinin istenmesi sözkonusu olmayacağından, 10.06.2003 tarihli sözleşmede taraf edimlerinin konusu, taşınmaz mülkiyetinin devrini amaçlayan edimler olduğundan, mahkemece davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davalı yararına BOZULMASINA, takdir olunan 825,00 TL duruşma vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 15.09.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.