Başvurucu, kanunda öngörülen azami süreyi aşacak şekilde ve somut olgular gösterilmeden tutukluluğun devamına karar verildiğini ileri sürerek Anayasa’nın 19. ve 38. maddelerinin ihlal edildiğini iddia etmiştir.
Başvurucu, kanunda öngörülen azami süreyi aşacak şekilde ve somut olgular gösterilmeden tutukluluğun devamına karar verildiğini ileri sürerek Anayasa’nın ve maddelerinin ihlal edildiğini iddia etmiştir. Başvuru, 2/12/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde Komisyona sunulmasına engel bir eksikliğin bulunmadığı tespit edilmiştir. Birinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca, 15/4/2014 tarihinde başvurunun, Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün maddesinin (3) numaralı fıkrası uyarınca, kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından 29/5/2014 tarihinde kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru konusu olay ve olgular 29/5/2014 tarihinde Adalet Bakanlığına bildirilmiştir. Adalet Bakanlığı, 16/4/2013 tarihinde daha önceki görüşlerine atıfta bulunarak başvuruya ilişkin ayrıca görüş sunmaya gerek görülmediğini bildirmiştir. A. Olaylar Başvuru dilekçesindeki ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucu, kasten öldürmeye azmettirme kapsamında 16/9/2008 tarihinde gözaltına alınmış ve Kartal Sulh Ceza Mahkemesinin 20/9/2008 tarih ve 2008/278 sayılı kararı ile tutuklanmıştır. Kartal Cumhuriyet Başsavcılığının 26/12/2008 tarih ve 2008/677 sayılı iddianamesiyle başvurucu ve diğer şüpheliler hakkında kasten öldürme ve 6136 sayılı Kanuna muhalefet suçlarından açılan dava Kartal Ağır Ceza Mahkemesinin E. 2009/1 sayılı dosyasında yürütülmüştür. Kartal Ağır Ceza Mahkemesi 7/1/2010 tarihinde E.2009/424 sayılı dosyanın Mahkemenin E.2009/1 sayılı dosyasıyla birleştirilmesine ve yargılamanın E.2009/1 dosyası üzerine yürütülmesine karar vermiştir. Kartal Ağır Ceza Mahkemesince 25/3/2010 tarih ve E.2009/1, K.2010/75 sayılı kararla başvurucunun kasten öldürme suçlarından toplam 38 yıl 4 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar vermiştir. Temyizi üzerine Yargıtay Ceza Dairesi 19/4/2011 tarihli ilamla “katılma talebinde bulunulduğu halde, bu konuda olumlu veya olumsuz bir karar verilmemesi” gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar vermiştir. Bozma sonrasında Kartal Ağır Ceza Mahkemesinin 23/11/2011 tarih ve E.2011/228, K.2011/396 sayılı kararıyla, başvurucunun kasten öldürme suçlarından toplam 38 yıl 4 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hükmen tutukluluğa karar verilmiştir. Temyiz incelemesi sonunda Yargıtay Ceza Dairesi 2/4/2013 tarihli ilamla “Kartal Ağır Ceza Mahkemesinin 2012/77 Esas sayılı dosyası ile iş bu dosya arasında hukuki ve fiili irtibat bulunduğundan her iki dosyanın birleştirilip sonucuna göre delillerin birlikte takdir edilerek sanıkların hukuki durumlarının değerlendirilmesi gerektiğinin gözetilmemesi” gerekçesiyle hükmü bozmuştur. Yeniden yapılan yargılamada İstanbul Anadolu Ağır Ceza Mahkemesi (Kartal Ağır Ceza Mahkemesi) 21/5/2013 tarih, E.2013/180, K. 2013/270 ve 13/5/2013 tarih, E.2013/173, K.2013/245 sayılı birleştirme kararlarıyla, davanın İstanbul Anadolu Ağır Ceza Mahkemesinin E.2012/77 dosyası ile birleştirilmesine karar vermiştir. İstanbul Anadolu Ağır Ceza Mahkemesince de 23/5/2013 tarih, E.2012/77 ve K.2013/95 sayılı kararla yargılamanın İstanbul Anadolu Ağır Ceza Mahkemesinin E.2013/173 sayılı dosyası üzerinden yürütülmesine karar verilmesi üzerine görevli mahkemenin belirlenmesi için dosya Yargıtay Ceza Dairesine gönderilmiştir. Yargıtay Ceza Dairesi 8/7/2013 tarihinde “..İstanbul Anadolu Ağır Ceza Mahkemesinin 2013/173 Esas, 2013/245 Karar sayılı birleştirme kararının KALDIRILMASINA, davanın İstanbul Anadolu Ağır Ceza Mahkemesi dosyası üzerinden yürütülmesine” karar vermiştir. Başvurucunun, İstanbul Anadolu Ağır Ceza Mahkemesinin 7/10/2013 tarihli tutukluluk halinin devamı kararına yapmış olduğu itiraz İstanbul Anadolu Ağır Ceza Mahkemesinin 24/10/2013 tarih, 2013/1969 iş sayılı kararıyla reddedilmiştir. Ret kararı 11/11/2013 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi 9/4/2014 tarihinde mahkeme heyetinin reddi nedeniyle başvurucu hakkındaki dosyanın ayrılmasına karar vermiş, diğer sanıklar hakkındaki hükmünü açıklamıştır. Başvurucu hakkındaki dava İstanbul Anadolu Ağır Ceza Mahkemesinin E.2014/188 dosyasında devam etmektedir. Başvurucu 2/12/2013 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.B. İlgili Hukuk 26/9/2004 tarih ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun ve maddesi. 4/12/2004 tarih ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun maddesi şöyledir:“Madde 100 – (1) Kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren olguların ve bir tutuklama nedeninin bulunması halinde, şüpheli veya sanık hakkında tutuklama kararı verilebilir. İşin önemi, verilmesi beklenen ceza veya güvenlik tedbiri ile ölçülü olmaması halinde, tutuklama kararı verilemez.(2) Aşağıdaki hallerde bir tutuklama nedeni var sayılabilir:a) Şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağı şüphesini uyandıran somut olgular varsa.b) Şüpheli veya sanığın davranışları; Delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme, Tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı yapılması girişiminde bulunma,Hususlarında kuvvetli şüphe oluşturuyorsa.(3) Aşağıdaki suçların işlendiği hususunda kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı halinde, tutuklama nedeni var sayılabilir:a) 2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda yer alan; … Kasten öldürme (madde 81, 82, 83),…(4) (Değişik: 2/7/2012-6352/96 md.) Sadece adlî para cezasını gerektiren veya hapis cezasının üst sınırı iki yıldan fazla olmayan suçlarda tutuklama kararı verilemez.” Aynı Kanun’un maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir; (2) (Değişik: 2/7/2012-6352/97 md.) Tutuklamaya, tutuklamanın devamına veya bu husustaki bir tahliye isteminin reddine ilişkin kararlarda;a) Kuvvetli suç şüphesini, b) Tutuklama nedenlerinin varlığını, c) Tutuklama tedbirinin ölçülü olduğunu, gösteren deliller somut olgularla gerekçelendirilerek açıkça gösterilir. Kararın içeriği şüpheli veya sanığa sözlü olarak bildirilir, ayrıca bir örneği yazılmak suretiyle kendilerine verilir ve bu husus kararda belirtilir. Aynı Kanun’un maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:“Ağır ceza mahkemesinin görevine giren işlerde, tutukluluk süresi en çok iki yıldır. Bu süre, zorunlu hallerde, gerekçesi gösterilerek uzatılabilir; uzatma süresi toplam üç yılı geçemez.”