T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 13. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2023/476 Esas KARAR NO : 2025/1983 Karar T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: BAKIRKÖY 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO: 2018/983 Esas - 2021/131 Karar TARİHİ: 09/02/2021 DAVA: Tazminat (Haksız Rekabetten Kaynaklanan) KARAR TARİHİ: 27/11/2025 İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna …
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 13. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2023/476 Esas KARAR NO : 2025/1983 Karar T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: BAKIRKÖY 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO: 2018/983 Esas - 2021/131 Karar TARİHİ: 09/02/2021 DAVA: Tazminat (Haksız Rekabetten Kaynaklanan) KARAR TARİHİ: 27/11/2025 İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi: TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili şirketin 1997 yılında kardeşler ..., davalı ... ve diğer kardeşler ile birlikte kurulmuş olduğunu, ancak, ticaret sicil kayıtlarında dava dışı...ve davalı ...'in ortak olarak görülmüş olduğunu, 1999 yılında kardeşler arasındaki ortaklığın sona ermesi üzerine, şirketin tamamen dava dışı ...'e bırakılmış olduğunu, şirketin tek hissedarı ve yetkilisinin ... haline gelmiş olduğunu, ancak kardeşler arasındaki mevcut güven ilişkisine istinaden ticaret sicil kayıtlarında hisse ve yetki devrinin gerçekleştirilmemiş olduğunu, kağıt üzerinde dava dışı...ve davalı ...'in ortak olarak kalmaya devam etmiş olduklarını, 2002 yılına gelindiğinde farklı sektörde faaliyet gösteren davalı ...'in işlerinin kötü gitmesi üzerine, dava dışı ...'in, davalı ...'i şirket muhasebesine ve bir kısım işlere yardımcı olması için %10 kâr ortaklığı ile davet etmiş olduğunu, ... tarafından teklifin kabul edilmiş olduğunu, müvekkili şirket nezdinde, %10 kâr ortağı olarak şirketin ön muhasebesiyle ilgilenmeye ve bir kısım idari işlerde dava dışı ...'e yardımcı olmaya ve sonrasında limited şirkette müdür olarak görev yapmaya başlamış olduğunu, 2015 yılında ise şirkete ait ticari defter ve kayıtlarının usulüne uygun tutulmadığını, şirket banka hesaplarından bir kısmı davalı ... hesaplarına olmak üzere, yüklü miktarda para çıkışlarının yapıldığının, şirket kârının büyük bir bölümünün şirket hesaplarında olmadığının tespit edilmiş olduğunu, bunun üzerine davalı ...'in müdürlük görevine son verilmiş olduğunu ve davalı ...'in şirketteki paylarının 12.03.2015 tarihli Pay Devri Sözleşmesi ile 50.000,00 TL bedel karşılığında dava dışı ...'e devredilmiş olduğunu, şirkete ait fiziki ve elektronik ortamda tutulan kayıtların incelenmeye başlaması ile birlikte, şirket defter ve belgelerinin usulsüz ve gerçeğe aykırı tutulduğunun, elektronik ortamda tutulan kayıtların şirkete ait bilgisayardan silindiğinin görülmüş olduğunu, bunun üzerine, kurtarma programları ile silinen kayıtların geri getirilmiş, defter ve belgelerin resmi beyannameler ile birlikte karşılaştırılarak, ayrıca elektronik ortamda tutulan müşteri sipariş formları ve sair evraklar toparlanarak, banka kayıtları ile karşılaştırma yapılmış olduğunu, müvekkili şirkete ait, ellerinde bulunan defter/belgeler ve banka kayıtları üzerinde yapılan incelemeler neticesinde 5.000.000 USD'nin üzerinde açık bulunduğunun tespit edilmiş olduğunu, bu açığın; ... Tekstile ait banka hesaplarından karşılıksız para çıkışları, davalı ...'in şirkete ait tahsilatları şahsi hesaplarından yaparak kayıt dışı gelirin yok edilmesi, şirket müşterilerine kesilen faturaların düşük bedelli kesilmesi, gerçek bedel ile fatura bedeli arasındaki farkın kayıt dışı tutulması gibi yöntemlerle oluşturulmuş olduğunu, davalının şirketten ayrılır ayrılmaz 07.05.2015 tarihinde ... İç ve Dış Ticaret ... isimli ticari işletmeyi kurmuş olduğunu, yeni kurduğu bu ticari işletme ile müvekkilinin ticari sırlarını kullanmış, müşterilerini çalmış ve ticari itibarını yok etmiş olduğunu, davalının açık ve net bir şekilde haksız rekabet teşkil eden eylemleri dolayısıyla, müvekkilinin zarara uğramış olduğunu, müvekkilinin ihracat ağırlıklı çalışan bir şirket olduğunu, yurt dışında, farklı ülkelerde faaliyet gösteren birçok önemli müşterisi bulunmakta olduğunu, davalının ticari sırları kullanmak suretiyle bu müşterilere ulaşarak, gerek müvekkili şirketi kötüleyerek gerekse malları alış fiyatına satarak sırf müvekkilini zarara uğratmak maksadıyla, müşterilerinin müvekkili şirket ile iş yapmasını engellemiş olduğunu beyanla; öncelikle davalının mal varlığını başta oğlu olmak üzere, başka kişiler üzerine yapıyor olması, haksız rekabetin (Unvan dahi aynıdır) açık bir şekilde görülüyor olması ve haksız kazancın katlanarak büyüyor olması nedenleriyle, huzurdaki davanın neticelenmesine kadar tahsil kabiliyetinin ortadan kalkması ihtimalinin yüksek olması da göz önüne alınarak, uygun bir teminat karşılığında davalının taşınmazları üzerine dava sonuçlanıncaya kadar HMK'nın 392 vd. maddeleri gereğince ihtiyati tedbir konulmasına, davalının haksız rekabet teşkil eden fiillerinin tespiti ile müvekkilinin zararının tespiti halinde artırılmak üzere HMK'nın 107. maddesi gereğince, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 10.000,00 TL'nin reeskont faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, yargılama giderleri ile vekâlet ücretinin davalı üzerine bırakılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkilinin 1997 yılında kardeşleri ..., ... ve...ile birlikte ortaklaşa ... Tekstil Gıda ve İnş. San. Tic. Ltd.Şti şirketini kurmuş olduklarını, ancak şirketin müvekkili ... ile...adına tescil edilmiş olduğunu, her ne kadar 1999 yılında ortaklık dağılmışsa da 2005 yılında ... ...’in ortaklık teklifi ile firmanın yeniden faaliyete geçirilmiş olduğunu, söz konusu anlaşmaya göre müvekkilinin ağabeyi ... ile her ne kadar şirketin büyük bir kısmı müvekkilinin üzerinde resmi olarak görünse de müvekkilinin şirket karı üzerinde %10 ve giderler konusunda da ortaklaşa olarak anlaştıkları bir ortaklık süreci başlamış olduğunu, kardeşler arasında 2015 yılının Şubat ayına kadar sorunsuz devam eden bu ortaklığın, yılın ilk çeyreğinde müvekkilinin anlayamadığı bir nedenle ...’in ortaklığı bitirmek istemesiyle yeni bir sürece girmiş olduğunu, tanıkların şahadetiyle toplantı yapıldığını, bu toplantıda geriye doğru hesap yapılarak kimin ne kadar alacağı olduğuna karar verileceğinin karara bağlanmış olduğunu, ancak hesap yapılana kadarki süreçte; müvekkili ...'in şirketi tamamen ...’in gösterdiği kişiye devredecek, kasa devri yapılacak, şahsi hesaplar devredilecek, müvekkilinin kullandığı ve şirket üzerinde görülen ... plakalı aracın müvekkilinin kalmaya devam edecek, hesap dönemi kapandığında ise müvekkilinin alacağı miktardan aracın bedeli düşürülecek ve kendisine devri sağlanacak, hesap bitiminde taraflar hisseleri oranında paylarına düşen miktarları nakit olarak alacaklar; borç çıkması halinde de borç şirkete ödenecek şeklinde anlaşma olduğunu, her ne kadar müvekkili şahitler huzurunda varılan bu anlaşma gereği kararlaştırılan her bir hususu yerine getirmiş ve hesaplamanın yapılmasını beklemişse de aradan geçen zamana rağmen hesaplama masasından birçok kez kalkıldığı gibi; ağabey ... tarafından kendisine hisse payı bedeli ödememe adına- gerçeğe aykırı gerekçelerle davalar açılmış olduğunu, müvekkilinin savcılığa yapılan haksız ve mesnetsiz şikayetlere maruz kalmış olduğunu, müvekkilinin Beyoğlu 29. Noterliğinin 12/03/2015 tarih ve ... yevmiye numaralı “Limited Şirket Pay Devir Sözleşmesi” ile resmiyette sahibi olduğu ... hisselerinin tümünü 1. davalı ...’e devretmiş olduğunu ve bu zamana kadar da fiiliyatta %10 kar ortaklığına düşen hissesine ilişkin hisse bedellerini para olarak almamış olduğunu, müvekkilinin ticari işletmesinin bir şahıs şirketi olduğunu, müvekkilinin ticari işletmesini kurma tarihinin 07.05.2015 olup, bundan evvel davacı şirketin organik bağı olmayan herhangi bir şirkette ortaklığı bulunmadığını, ortaklıktan çıkılmasından sonra taraflar arasında rekabet yasağına dair bir sözleşme bulunmamakta olduğunu, hisse devir sözleşmesinde dahi “ağırlaştırılmış bir rekabet yasağı hükmünün, hak ve koşullarının mevcut olmadığının” belirtilmekte olduğunu beyanla; haksız rekabetin tespiti ve tazminat talep edilmesine dair davanın önce zamanaşımı yönünden reddine, kabul edilmemesi halinde esastan reddine, İhtiyati tedbiri gerektirir delil ve emareler bulunmadığından tedbir talebinin reddine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ: İlk Derece Mahkemesi 09/02/2021 tarih ve 2018/983 Esas - 2021/131 Karar sayılı kararında;"......Davalı vekili ibraz ettiği cevap dilekçesinde, davanın zamanaşımı nedeniyle reddinin gerektiğini belirtmiş olup, kısa kararda zamanaşımı itirazı hakkında değerlendirme sehven yapılmamış ise de, 28/07/2020 tarihli ve 31199 sayılı Resmi Gazedete yayınlanarak yürürlüğe giren değişiklik kapsamındaki HMK 305/A gereğince zamanaşımına ilişkin karar tesisi ile davalı tarafın haksız rekabet teşkil ettiği iddia edilen eylemlerinin 2015 ve sonrasına ilişkin olması, davanın 2018 yılında açılması olması sebebi ile reddine karar verilmiştir. Tüm dosya kapsamı bir arada değerlendirilmiştir. Davacı taraf, davalının davacı şirketten ayrılması sonrasında ... İç ve Dış Ticaret ... adı ile yeni bir ticari işletme kurduğunu, davacı şirkette çalıştığı esnada edindiği müşteri çevresini kullanarak kar elde ettiği, bu eylemler nedeni ile davacı tarafın oluşan zararının tazmini talep etmektedir. Mahkememizce alınan bilirkişi ek ve asıl raporlarında davalı tarafın eylemlerinini haksız rekabet oluşturduğu, davacı tarafın bu nedenle uğramış olduğu zararının bulunduğu belirtilmiş ise de, davacının talebine konu fiillerin ilk olarak hukuki yorumunun yapılması gerektiği kanaati ile alınan bilirkişi raporları hükme esas alınmamıştır. Şöyle ki; haksız rekabet TTK m. 54/2'de "rakipler arasında veya tedarik edenlerle müşteriler arasındaki ilişkiyi etkileyen aldatıcı veya dürüstlük kuralına diğer şekillerdeki aykırı davranışlar ile ticari uygulamalar" olarak tanımlanmış ve devamında örnekleme yolu ile haksız rekabet teşkil edebilecek fiiller sayılmıştır. Davacı taraf, davalının ... İç ve Dış Ticaret ... adı ile ticari işletme kurmasına ve davacı şirkette çalıştığı esnada edindiği müşteri çevresini kullanması sebeplerine dayanmaktadır. Türk Patent ve Marka Kurumu'ndan verilen cevabi yazıda davacı tarafın patent başvurusunun benzerlik sebebi ile reddedilmiş olduğu mahkememize bildirilmiştir. Hali ile davacı tarafın da benzerlikten yararlandığı anlaşılmaktadır. Davacı tarafın dayanmış olduğu, şirkette çalıştığı esnada edindiği müşteri çevresini, kendi kurduğu şirkette de kullanması sebebi yönünden ise, davalı tarafın edindiği müşteri çevresini kendi kurduğu şirkette kullanmamasının hayatın olağan akışına aykırı olduğu, serbest piyasa ekonomisinin bir gereği olarak davalı tarafın müşteri çevresini genişletmek istemesinin yerine olduğu değerlendirmesi yapılmıştır. Hali ile dayanılan bu seneplerin haksız rekabet oluşturduğunun kabul edilemeyeceği açıktır. Açıklanan bu nedenlerle açılan davanın reddine karar vermek gerektiği kanaatine varılmıştır." gerekçesi ile, ''Davalının zamanaşımı itirazının reddine,1-Açılan davanın REDDİNE,'' karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; huzurdaki davanın haksız rekabet hükümleri gereğince açılmış bir tazminat davası olduğunu, marka hakkının ihlali gibi bir iddianın söz konusu olmadığını, nitekim yargılamayı yapan mahkemenin fikri sınai haklar mahkemesi değil ticaret mahkemesi olduğunu, dolayısıyla unvanın müşterileri aldatmak amacıyla kullanılmış olduğu iddiasının dinlenebilmesi için TPE'de marka tesciline gerek olmadığını, Huzurdaki davada davalının haksız rekabete işaret eden fiillerinden birinin davalının "..." unvanını müvekkil şirketten ayrıldıktan sonra kendi kurduğu işletmesinde kullanması olduğunu, ancak yerel mahkemece, TPE'de unvan ile ilgili müvekkil şirketin marka tescilinin olmaması gerekçe gösterilerek, unvanın kullanılmasının haksız rekabet oluşturmayacağının ifade edildiğini, mahkemenin bu gerekçesinin hukukilikten oldukça uzak olduğunu, zira huzurdaki davanın bir "Marka Hakkının İhlali" nedeniyle ikame edilmiş bir dava değil TTK'nın 54 ve devamı maddeleri gereğince "Haksız Rekabet" nedeniyle ikame edilmiş bir tazminat davası olduğunu, aynı doğrultuda davaya bakan mahkemenin de Fikri Sınai Haklar Mahkemesi değil Ticaret Mahkemesi olduğunu, dolayısıyla unvanın TPE'de tescilli olmasının aranmasının hukukilikten oldukça uzak olduğunu, müvekkil şirketin unvanının Ticaret Sicil Müdürlüğü nezdinde tescil edilmiş ve kullanılmaya devam eden bir unvan olmasının haksız rekabet hükümlerinin uygulanabilmesi için yeterli olduğunu ve ayrıca TPE'de tescilinin aranmasının gerekmeyeceğini, Mahkemenin iltibas konusunda şüpheye düşmesi halinde benzerliğin özel bir inceleme gerektirmesi nedeniyle bilirkişiye başvurması gerektiğini, zira iltibasın tespiti özel bir bilgi ve birikim gerektirdiğinden, mahkemenin iltibasın mevcudiyeti hakkında re’sen karar veremeyeceğini, iltibasın mevcudiyeti hakkında bilirkişiye müracaat etmek zorunluluğu bulunduğunu, Huzurdaki dosyadan alınan bilirkişi raporlarında "Haksız Rekabet" bulunduğu tespitlerine rağmen mahkemece bu görüşlere itibar edilmemesinin de hukuka aykırı olduğunu, nitekim benzerliğin açık olduğu durumda bilirkişi incelemesine gerek duyulmayacaksa da bu inceleme için dosyanın bilirkişiye tevdii halinde, bilirkişilerin uzman görüşüne itibar edilmesi gerekeceğini, esasında dosyadaki unvan benzerliği ile ilgili "birebir" aynı unvanın kullanılmış olması nedeniyle ayrıca bir uzman görüşüne ihtiyaç yok ise de; mahkemece dosyanın bilirkişiye tevdiini, uzman görüşüne ihtiyaç duyduğu şeklinde yorumlamanın mümkün olduğunu, bu durumda da uzman görüşüne itibar etmesi gerekeceğini,Davalının, müvekkil şirket ticari sırlarından olan müşteri çevresi, müşteri bilgileri, alış - satış fiyarları gibi bilgileri kullanmak suretiyle haksız rekabet fiillerini işlediğini, buna rağmen mahkemece davalının müvekkil şirketteki görevi gereği edindiği bu ticari sırları kendi menfaatine kullanmasının olağan olduğunun söylenmesinin adalet düşüncesini zedelediğini, zira kanun koyucunun haksız rekabet düzenlemesini getirmesinin temel amacının bu tür dürüstlük kuralına aykırı davranışların yasaklanması olduğunu,Yerel mahkemenin davalının müvekkil şirkette çalıştığı dönemdeki müvekkil şirket müşterilerini, şirketten ayrıldıktan sonra kendi kurduğu işletmeye çekmesini olağan ve hukuki olarak kabul ettiğini, ne yazık ki Mahkemece olağan ve hukuki olduğu ifade edilen bu fiillerin tam olarak kanun koyucunun yasaklamaya çalıştığı fiiller olduğunu, Eski TK'nın 8 maddesinde yer alan ve yeni TTK'daki karşılığı olan 55/1-d maddesinin açık düzenlemesinde, iş sırlarının kişi tarafından kendi menfaatine kullanılmasının haksız rekabet fiili olduğunun belirtildiğini, burada iş sırrı / ticari sır olarak nitelendirilebilecek bilgilerin neler olduğunun önem arz ettiğini, "Ticari Sır" kavramı ilk kez Banka Sırrı ve Müşteri Sırrı Hakkında Kanun Tasarısı'nda düzenlenmiş ise de yasalaşmaması nedeniyle mevzuatımızda doğrudan bu kavramı izah eden bir düzenleme bulunmadığını, doktrinde ise farklı tanımlamalar bulunmakla birlikte genel olarak Ticari Sır; "Tacirin ticari faaliyetleri esnasında kullandığı, aynı olanağa sahip olmayan veya kullanamayan rakiplerine karşı kendisi için avantaj teşkil eden herhangi bir formül, düzen, model ve sair toplam bilgiler.” şeklinde tanımlandığını, aynı doğrultuda Yargıtay 11. HD'nin bir kararında "ticari sır kavramının en önemli unsurunun toplumun bilgisi dâhilinde olmama veya ilgili alanda rakip firmalarca bilinmeme şartının olduğu" (2004/7827 Esas ve 2007/5755 Karar) şeklinde bir açıklamaya yer verilerek bu tanımlamanın desteklendiğini, yine Yargıtay 23. HD tarafından verilen bir kararda Ticari Sır kavramı; "Yine haksız rekabet ilkeleri de göz önünde bulundurularak bir başka tanım olarak ticari sır; “Tacirin ticari faaliyetleri esnasında kullandığı, aynı olanağa sahip olmayan veya kullanamayan rakiplerine karşı kendisi için avantaj teşkil eden herhangi bir formül, düzen, model vs. toplam bilgiler şeklinde" tanımlandığını, (21.10.2019 T. ve 2016/6958 E., 2019/4349 K.) ayrıca 2011 yılından bu yana Adalet Komisyonunun önünde olan ve hala yasalaşmamış Ticari Sır, Banka Sırrı ve Müşteri Sırrı Hakkında Kanun Tasarısı'nda "Müşteri Ağı"nın ticari sır olarak nitelendirildiğini, ticari sırların ihlali halinde cezai müeyyideleri düzenleyen TCK'nın 239. maddesinde de müşteri sırlarının ticari sırlar arasında zikredildiğini,Haddizatında müşterilerin isimleri, unvanları, ne tür ürünler talep ettikleri, iletişim bilgileri, tedarik fiyatları gibi bir ticari işletme için hayati önem arz eden ve rakipleri karşısında iktisadi rekabet edebilmesini sağlayan bilgilerin ticari sır niteliğinde olacağını, yukarıda alıntılan mevzuat hükümleri, içtihatlar ve doktrin görüşlerinin de müşteri bilgilerinin ticari sır niteliğinde olduğunu gösterdiğini, mahkemenin gerekçesinin talihsiz olması nedeniyle, Eski TK'nın md 8'de yer alan ve yeni TTK'daki karşılığı olan 55/1-d maddesinin de izahının gerektiğini,Kanun lafzında her ne kadar "hukuka aykırı bir şekilde öğrendiği bilgileri ve üretenin iş sırlarını değerlendiren" denilerek hukuka aykırı şekilde ele geçirilmesinden bahsedilmiş ise de; hükmün uygulanması bakımından önemli olan noktanın üretim veya ticaret sırlarının objektif iyiniyet kurallarına aykırı olarak elde edilmiş olup olmaması değil, öğrenilen bilgilerin haksız şekilde kullanılıp, yayılması olduğunu, dolayısıyla, davalının da bu bilgileri görevi nedeniyle öğrenmiş olması ile hile yolu ile öğrenmiş olması arasında tazminat sorumluluğu bakımından herhangi bir fark bulunmadığını, Dosyada alınan bilirkişi raporlarında da bahsedildiği üzere, davalının haksız rekabet teşkil eden fiilleri neticesinde, müvekkil şirketin ticari faaliyetlerinin bitme noktasına geldiğini, aynı şekilde davalının da neredeyse tüm müşterilerinin, müvekkil şirketin eski müşterilerinden oluştuğunu, davalının müvekkil şirketin unvanını da kullanıyor olması dikkate alındığında, müvekkil şirket müşterilerini, müvekkil şirketin ticari unvanı ve ticari sırlarını kullanmak suretiyle aldattığının açıkça ortada olduğunu,Düzenlenen bilirkişi raporlarında müvekkil şirket zararının 17.497,00 TL olduğu belirtilmiş ise de; hesaplamanın yıl sonu net kâr/zarar tablosuna göre yapılmış olması nedeniyle, gerçek zarar tespit edilmediğini, gümrük kayıtlarına göre müvekkil şirketin eski müşterilerine 976.773,70 USD satış yapan davalının bu satışlardan %0.86 kâr etmesinin mümkün olmaması nedeniyle, dosyanın inşaat mühendisi bir bilirkişiye tevdii ile satılan ürünlerden elde edilecek kârın hesaplanması gerektiğini, bu hesaplamanın yıl sonu net kâr/zarar tablosuna göre yapılmış olması nedeniyle, müvekkil şirketin gerçek zararını yansıtmayacağını, Haksız rekabet eylemi neticesinde ortaya çıkan maddi zararın yoksun kalınan kar olabileceği gibi fiili bir zarar da olabileceğini, bu nedenle zarar hesaplaması yapılırken davalının yıl sonu kâr/zarar tablosuna bakılmasının hatalı olduğunu, nitekim yıl sonu tablolarının içerisinde, işletmenin farklı yatırımları yahut bu müşterilere satışlar nedeniyle yapılan masrafların haricinde başkaca giderlerın de olacağını, dolayısıyla yıl sonu tablolarından zarar hesaplaması yapılmasının hatalı olduğunu, Dosyaya celp edilen gümrük kayıtlarının incelenmesinde, müvekkil şirket eski müşterilerine 976.773,70 USD satış yapmış olduğu görülen davalının bu satışlardan sadece 17 Bin TL kâr elde edilmiş olmasının mantıklı bir izahı olmadığı gibi ticari teamüllerde de yeri bulunmadığını, zira bilirkişi raporları ile de tespit edildiği üzere, müvekkil şirketin 2010-2014 yıllarında ortalama yıllık 2.996.561,07 TL olduğu (satış tarihindeki kurlar ile), davalının kendi şirketini kurduğu tarihten sonra 2015-2018 yıllarında ise ortalama yıllık satışının 149.822 TL'ye düştüğü, tespitleri karşısında müvekkil şirket zararının 17 Bin TL ile sınırlı oluğunun söylenmesinin mümkün olmadığını, bu minvalde usule, yasaya ve hakkaniyete aykırı olan, adalet düşüncesini zedeleyen yerel mahkeme kararının kaldırılması ve dosyanın inşaat mühendisi bir bilirkişiye tevdii ile esas zararın tespiti amacıyla yerel mahkemeye iadesine karar verilmesi gerektiğini belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır.Dava; haksız rekabetin tespiti ile haksız rekabet teşkil eden eylemden doğduğu iddia olunan maddi zararın tahsili istemine ilişkindir.Mahkemece, davacının reddine, karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. Davacı taraf, davalının davacıya ait benzer unvan kullanarak davacı şirketin itibarını kullanması, davacı şirketin eski müdürü olması ve şirketin birçok ticari sırlarını bilmesi nedeniyle şirketin müşterilerine ulaşarak gerek şirketi kötülemesi gerekse malların satış fiyatında satması sonucunda müşterilerini kendisine bağladığı ve haksız rekabete neden olduğu iddiası ile şimdilik 10.000,00 TL’nin reeskont faiziyle birlikte davalıdan tahsilini talep etmiştir.Mahkemece, tarafların ticari defter ve kayıtları inceletilmek suretiyle mali müşavir ve hukukçu bilirkişilerden oluşan heyetten rapor alınmış ve gerekçesi açıklanarak istinafa konu karar verilmiştir.TTK. 54 Maddesinde, rekabet etmek değil, rekabetin kötüye kullanılması yasaklanmıştır. TTK 54 maddesi uyarınca haksız rekabetten söz edilebilmesi için ticari nitelik taşıyan dürüstlük kuralına aykırı bir davranış veya uygulamanın neticesinde rakipler arasında veya tedarik edenlerle müşteriler arasındaki ilişkilerin, etkilenmesi müşteri çevresine ilişkin ihlalin söz konusu olabilmesi için, dürüstlük kuralına aykırı şekilde başkalarının müşterileri ile temasa geçilerek müşterilerin ayartılması ve yönlendirmesi ile müşterilerin yapılan sözleşmeye aykırı davranması ve bu nedenle bir zararın doğması gerekmektedir.Davacı taraf ayrıca, TTK m. 55/1-b ve c hükmüne de dayanmıştır. Bu hükme göre bir kimsenin, bir başkasının müşterilerini dürüstlük kuralına aykırı bir şekilde kendine çekmesi, onları başkası ile olan ilişkisine aykırı davranmaya yönelterek aynı ilişkiyi bizzat kendisi ile kurmasını sağlaması, bu sonucu doğurabilecek davranışlarda bulunmasını bir haksız rekabet eylemi olarak görmüştür. Bu hüküm açısından belirleyici olan a) bir kişinin, bir başkasının müşterilerini kendisine çekmesi ve b) bu eylemi, o kişilerle bizzat kendisi sözleşme yapmak amacıyla yapmış olmasıdır.Somut olaya döndüğümüzde; davalı ...'in 1997 yılında kurulan davacı şirketin kurucu hissedarlarından birisi olduğu, 2002 yılından itibaren davalının %10 kar payı ile şirket nezdinde ön muhasebe ile ilgilenmeye başladığı ve 19/4/2007 tarihli Türkiye Ticaret Sicil gazetesine göre davacı şirketin 10/04/2007 tarihli ortaklar kurulu kararı ile davalının 10 yıllığına davacı şirket müdürlüğüne atandığı, davalının Beyoğlu 29 Noterliğinde düzenlenen 12.03.2015 tarih ve ... yevmiye nolu Pay Devri sözleşmesi ile 50.000 adet payını 50.000.00 TL bedel karşılığında dava dışı ...’e devrederek davacı şirketten ayrıldığı, kısa bir süre sonra da, 07.05.2015 tarihinde, ... İç ve Dış Ticaret ... isimli ticari işletmeyi kurarak çalışma hayatına devam ettiği anlaşılmıştır.Limited şirket ortaklarının, ana sözleşmede aksine düzenleme olmadıkça şirkete karşı rekabet yasağı söz konusu değildir. Davacı şirketin de ana sözleşmesinde ortağın rekabet yasağına ilişkin bir düzenleme bulunduğu iddia edilmediği gibi bu yönde bir tespitte olmadığı anlaşılmıştır. Bu halde davalı ortağın şirket ile aynı faaliyet alanında ve ona rakip olarak iş yapmasına bir engel bulunmamaktadır. TTK'nın 613/2. Maddesinde geçen “özel menfaat sağlanması” ile “şirketin amacına zarar verilmesi” birbirini tamamlayan şartlar olup bunlar bağlılık yükümünü ihlâl eden ayrı bir kategori olarak kabul edilmiştir. Bu yükümün sınırı da madde gerekçesinde rekabet yasağı olarak belirtilmiş ve sözleşmede açık hüküm bulunmuyorsa bağlılık yükümünden hareketle yasağa varılamayacağı belirtilmiştir. Buna göre, rekabet yasağının söz konusu olmadığı durumlarda ortağın şirketle rekabet etmesi bağlılık yükümüne aykırılık teşkil etmez. Aksi halde, ortağın rekabet yasağı bulunmadığı durumda bağlılık yükümü ile fiili olarak rekabet yasağı söz konusu olacak olup, bu durum Kanunun amacına aykırıdır. Bu kapsamda, Davalı şahsın davacı şirketteki ortaklığını devir edip şirketten ayrıldıktan kısa süre sonra ... İç ve Dış Ticaret ... isimli ticari işletmeyi kurması, ticari hayatın gerekleri ve gerçeklerine uygun olduğundan yasaya aykırılık taşımadığı, bilirkişi raporunda; Davacı defterlerine göre davacının 30'a yakın firma ile çalıştığı, davalı şahsın, davacının da müşterisi olan...'a 2015, 2016, 2017 ve 2018 yıllarında toplamda 1.337.031,79 TL tutarında satış yapmış olduğu, davacının bu yıllarda bu müşteriye herhangi bir satışının bulunmadığı, Davalının, davacının da müşterisi olan ...'a 2015, 2016, 2017 ve 2018 yıllarında toplamda 697.500,75 TL tutarında satış yapmış olduğu, davacının bu firmaya 2015, 2016 ve 2017 yıllarında da ticari ilişkisini devam ettirdiği belirtilmiş olup davalı şahsın, davacının da müşterisi olan...'u Yönlendirerek davacı ile ticaretinin sonlandırıldığına dair bu iddiayı destekleyen herhangi bir belge ve delilin bulunmadığı, dosya kapsamı itibariyle davalının TTK. 54, 55 Maddeleri kapsamında haksız rekabet oluşturacak eylemlerinin olmadığı tesbit edilmekle; mahkemece davanın reddine yönelik verilen hüküm ve gerekçesinde yasa ve usule aykırılık bulunmadığı gibi kamu düzenine aykırılık da görülmediğinden, mahkemenin kabul ve gerekçesine yönelik davacı vekilinin aksi yöndeki istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir. (Yargıtay 11 HD.nin 13.05.2025 tarih ve 2024/5164 Esas - 2025/3318 Karar sayılı kararı da benzer mahiyettedir.)6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 282. maddesi uyarınca hâkimin, bilirkişinin oy ve görüşünü diğer deliller ile birlikte serbestçe değerlendirebileceği, bilirkişi raporunun takdiri delil olduğu, davacı iddialarının değerlendirilmesinin özel ve teknik bilgi gerektirmeyip hakimin hukuk bilgisi ile de çözümlenebilecek nitelikte olduğu, mahkemece gerekçesinde açıklanmak suretiyle bilirkişi raporlarının aksi yönünde davanın reddine karar verilmiş olmasında usul ve yasaya aykırılık bulunmadığından davacı vekilinin bu yöndeki istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir.Sonuç olarak, davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmesi gerektiği kanaatine varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur. HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davacının istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden davacı tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 615,40 TL istinaf karar harcından istinaf eden davacı tarafından peşin olarak yatırılan 179,90 TL harcın mahsubu ile bakiye 435,50 TL'nin davacıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 4-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf eden davacı üzerinde bırakılmasına, 5-Artan gider avansı bulunması ve talep halinde karar kesinleştiğinde yatıran tarafa iadesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 361/1. maddesi gereğince kararın taraflara tebliğ tarihinden itibaren iki haftalık yasal süre içerisinde Yargıtay temyiz yasa yolu açık olmak üzere 27/11/2025 tarihinde oy birliği ile karar verildi.