1. Hukuk Dairesi 2012/403 E. , 2012/3039 K. MAHKEMESİ: KARŞIYAKA 2. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 08/06/2011 Taraflar arasında görülen davada; Davacı vekili, dava konusu taşınmazın tarafların ortak murisi tarafından mirasçılardan mal kaçırmak amacı ile davalıya temlik edildiğini ileri sürerek, davacının miras payı oranında tapu kaydının iptaline, olmadığı takdirde tenkise karar verilmesini istemiştir. Davalı, davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, dava konusu taşınmazın mi…
**1. Hukuk Dairesi 2012/403 E. , 2012/3039 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ: KARŞIYAKA 2. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 08/06/2011 Taraflar arasında görülen davada; Davacı vekili, dava konusu taşınmazın tarafların ortak murisi tarafından mirasçılardan mal kaçırmak amacı ile davalıya temlik edildiğini ileri sürerek, davacının miras payı oranında tapu kaydının iptaline, olmadığı takdirde tenkise karar verilmesini istemiştir. Davalı, davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, dava konusu taşınmazın mirasçılardan mal kaçırmak amacıyla satıldığı gerekçesiyle davanın kabulüne, karar verilmiştir. Karar, davalı tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp, düşünüldü. Dava, muris muvazası hukuksal nedenine dayalı tapu iptali tescil, olmazsa tenkis isteğine ilişkindir. Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir. Toplanan delillerden ve tüm dosya içeriğinden, miras bırakan S..'nin çekişme konusu 200 ada .. parselde kayıtlı. nolu bağımsız bölümünü 26/09/2001 tarihinde satış suretiyle davalıya temlik ettiği, 2009 yılında ölünce, geride mirasçı olarak davanın taraflarının kaldığı, anlaşılmaktadır. Davacı, satış işleminin mirastan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğunu ileri sürerek eldeki davayı açmıştır. Bilindiği üzere; uygulamada ve öğretide "muris muvazaası" olarak tanımlanan muvazaa, niteliği itibariyle nisbi (mevsuf-vasıflı) muvazaa türüdür. Söz konusu muvazaada miras bırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir. Bu durumda, yerleşmiş Yargıtay İçtihatlarında ve 1.4.1974 tarih 1/2 sayılı İnançları Birleştirme Kararında vurgulandığı gibi, görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de Türk Medeni Kanunu'nun 706, Borçlar Kanunu'nun 213 ve Tapu Kanunu'nun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler. Hemen belirtmek gerekir ki, bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün, diğer bir söyleyişle miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşımaktadır. Bunun için de, Ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, miras bırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alış gücünün olup olmadığı hususlarının araştırılmasında ve satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile miras bırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır. Somut olaya gelince; miras bırakanın davacı ile oturduğu ve aynı işyerini çalıştırdıkları, ancak borçları nedeniyle bankalardan kredi aldığı ve bu borçları ödediği, yine borçları nedeniyle başka taşınmaz da sattığı, çekişme konusu taşınmazını da aynı nedenle davalı kızına sattığı, davalının alım gücünün bulunduğu, miras bırakanın davacıdan mal kaçırması için bir nedeninin olmadığı, dolayısıyla temlikin muvazaalı bulunmadığı anlaşılmaktadır. Her ne kadar, akitte gösterilen bedel ile saptanan gerçek bedel arasında fahiş fark var ise de, bu hususun tek başına muvazanın kanıtı olamayacağı açıktır. Hal böyle olunca, davanın reddine karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm kurulması doğru değildir. Davalının temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile, hükmün açıklanan nedenlerden ötürü (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK.'nın 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 19.03.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.