Başvuru, kamu görevlisi olan başvurucunun bir gazetede yayımlanan basın açıklamasında kullandığı ifadeler nedeniyle il dışına naklen atanmasının ifade özgürlüğünü ihlal ettiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru, kamu görevlisi olan başvurucunun bir gazetede yayımlanan basın açıklamasında kullandığı ifadeler nedeniyle il dışına naklen atanmasının ifade özgürlüğünü ihlal ettiği iddiasına ilişkindir. Başvurucu, nihai kararı 25/6/2018 tarihinde öğrendikten sonra 25/7/2018 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Komisyon, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmuştur. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucu, başvuruya konu olayların yaşandığı tarihte Muş Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü Çocuk Evleri Sitesinde sosyal araştırmacı olarak görev yapmaktadır. Başvurucu, Sağlık Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) üyesi ve Sendikanın Muş şube başkanıdır. Somut olaya konu disiplin soruşturması, başvurucunun 12/11/2015 tarihli Muş Ovası gazetesinde yayımlanan "En Uzun Ay" başlıklı basın açıklamasında Türkiye Cumhuriyeti hükûmetine yönelik iftira ve hakaret niteliğinde ifadeler kullandığı iddiasıyla başlatılmıştır. Söz konusu haberde başvurucunun açık kimlik bilgisine, fotoğrafına, SES Muş şube başkanı olduğuna ve basın açıklamasının Ankara Garı'ndaki patlamanın (arka plan bilgisi için bkz. Tayyip Akbudak, B. No: 2018/5558, 11/9/2019, §§ 8-13) üzerinden bir ay geçmesi nedeniyle yapıldığına yer verilmiştir. Başvurucunun disiplin soruşturmasına konu edilen açıklamasının ilgili kısmı şöyledir: "...Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en büyük katliamı üzerinden tam bir ay geçti. Bu bir ay bizim için en uzun ay olarak tarihteki yerini aldı,..., Bizler 10 Ekim Emek, Barış ve Demokrasi mitingiyle ülkemizin içine sürüklendiği çatışmalı ortama dur demek istedik,..., Çatışmalardan en çok etkilenen ve bedel ödeyenler olarak iktidarın ve Cumhurbaşkanının gerilimi artırıcı, kutuplaşmayı derinleştirici ve çatışmaları yaygınlaştıran politikalarına karşı halklarımızın ve emekçilerin özlemi ve talebi olan barış sesini yükseltmek, beyaz güvercinlerimizi ve balonlarımızı gökyüzüne uçurmak istedik,..., AKP iktidarı izlediği ırkçı/ayrımcı/tekçi/mezhepçi bir siyaset ekseniyle başta Suriye olmak üzere Ortadoğu'da da sorunların derinleşmesine, halklar arasında çatışmalı ortamların sürekli kendisini üretmesine neden olmuştur. IŞİD,..., ve daha birçok çeteci, paramiliter güçlere direk/dolaylı destek ve yardım nedeniyle ülkeler kan gölüne çevrildi,..., Bizlerin ve diğer muhalif kesimlerin bu politikaların eninde sonunda ülkemize yansıyacağı ve AKP hükumetinin çeteci güçlerle girdiği kirli, girift ilişkilerin suç olduğu yönündeki uyarılarımız ciddiye alınmadığı gibi adım adım AKP ve yandaş medya eliyle çeteci güçlerin hedefi haline getirildik....Ankara saldırısının ardında büyük bir korku dalgası oluşturulduğunu ileri sürerek açıklamasına devam eden Gürkan: 'Katliamdan hemen sonra iktidar ve Saray'ın ısrarla bir algı operasyonu yürütmeleri,..., soruşturmanın seyrini değiştirmeye,..., yönelik,..., açıklamalarının nedeni 1 Kasım'da daha da iyi anlaşılmıştır. İktidar sözcüleri ' her kim ki bu saldırıdan nemalanmak istiyorsa arkasında da onlar vardır' diyorlardı,..., Kısa süre sonra 'Ankara saldırısından sonra oylarımız arttı' dediler,..., ve 1 Kasım'da tek başlarına iktidar oldular. Kimin nemalandığı da böylece ortaya çıktı." Disiplin soruşturması sürecinde başvurucunun ifadesine başvurulmuştur. Başvurucu; ilk olarak kullanılan ifadelerin tarafına ait olduğunu, sendika kanununa göre sendika başkan ve yöneticilerinin basın açıklaması yapabileceklerini ve açıklama metninin sendika tarafından hazırlandığını belirtmiştir. Başvurucu, ifadesinin devamında çözüm sürecine değinerek anılan sürecin bitmesine AK Partinin savaşçı politikalarının neden olduğunu, açıklamayı Hükûmeti ve AK Partiyi yeniden barış görüşmelerine döndürmek maksadıyla yaptığını, Cizre gibi pek çok yerde savaş manzaralarının yaşandığını ve buralarda yaşam, eğitim ve sağlık haklarının ihlal edildiğini vurgulamıştır. Başvurucu, son olarak AK Partinin çeteci güçlere karşı hoşgörülü tavrının defalarca medyaya konu olduğunu ve saldırıların engellenmeyişinin çeteci güçlere tırlarla gönderilen silahlardan kaynaklandığını ifade etmiştir. Soruşturma sonucunda başvurucunun kullandığı ifadelerle "Cumhurbaşkanı, Türkiye Cumhuriyeti Hükumeti ve Adalet ve Kalkınma Partisi hakkında siyasi görüş beyan ettiği ve bu görüşlerini sendikacılık adı altında yürüttüğü, sendika yöneticiliğini bana bir şey olmaz rahatlığında kullanması nedeniyle, çalıştığı kurumdaki personeller ile diğer kamu kurumlarındaki personelleri de sendikacılık adı altında siyasi faaliyetler konusunda teşvik edebileceği kanaatine varıldığından, görev mahallinin Muş ilinden başka bir ile atama yapılarak değiştirilmesi gerektiği" belirtilmiş ve başvurucu bu doğrultuda Artvin'e atanmıştır. Başvurucu, hakkında tesis edilen naklen atama işleminin iptali istemiyle idare mahkemesine başvurmuştur. İlk derece mahkemesi, öncelikle kullanılan ifadelerin mevzuat hükümleri uyarınca sendikal faaliyet kapsamında değerlendirilemeyeceğini, ayrıca basın açıklaması metninin Sendika Genel Merkezi tarafından hazırlandığı belirtilmişse de davacının bu açıklamayı yapmasıyla söz konusu ifadelerin kendisi tarafından da kabul edilmiş sayılacağını belirtmiştir. Diğer yandan kamu görevlilerinin de ifade özgürlüğünün olduğunu ancak bu özgürlüğün bulundukları statüye uygun olarak kullanılması gerektiğinin altını çizerek başvurucunun aynı yerde görevini sürdürmesinin kamu hizmetinin yürütülmesini olumsuz yönde etkileyeceği sonucuyla davanın reddine karar vermiştir. Anılan karar istinaf kanun yolunda kesinleşmiştir. A. Naklen Atama İşlemine İlişkin Mevzuat 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun "Memurların kurumlarınca görevlerinin ve yerlerinin değiştirilmesi" kenar başlıklı maddesinin birinci fıkrası şöyledir: “Kurumlar, görev ve unvan eşitliği gözetmeden kazanılmış hak aylık dereceleriyle memurları bulundukları kadro derecelerine eşit veya maddedeki esaslar çerçevesinde daha üst, kurum içinde aynı veya başka yerlerdeki diğer kadrolara naklen atayabilirler.” 17/5/2013 tarihli ve 28650 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı Atama ve Yer Değiştirme Yönetmeliği'nin maddesinin ilgili kısmı şöyledir:"(1) Haklarında yapılan adli veya idari soruşturma neticesinde o yerde/birimde kalmalarında sakınca görülmüş olan,..., personelin görev yerinin değiştirilmesi, gerekçeleri ile birlikte illerde valiler, merkez teşkilatında birim amirleri tarafından Bakanlığa teklif edilebilir.... (4) Yer değişikliği teklifleri Bakanlıkça değerlendirilir. Teklifin uygun görülmesi halinde personelin görev yeri, atama zamanına bakılmaksızın bulunduğu bölgenin zorunlu çalışma süresini tamamlamışsa bir üst bölgede bir yere, tamamlamamışsa bölge içerisinde veya bulunduğu il içerisinde başka bir yere atanmak suretiyle değiştirilir. (5) Birinci ve ikinci fıkralarda belirtilen durumlarda personelin görev yeri, teklife bağlı kalınmaksızın gerekli görüldüğü takdirde atamaya yetkili makam tarafından hizmet gereği resen değiştirilebilir." Diğer ilgili ulusal ve uluslararası hukuk için bkz. Elif Güneysu, B. No: 2017/31733, 7/10/2021, §§ 19-B. Sendika Üyelerinin ve Yöneticilerinin Güvencesine İlişkin Mevzuat 25/6/2001 tarihli ve 4688 sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları ve Toplu Sözleşme Kanunu'nun "Sendika üyelerinin ve yöneticilerinin güvencesi" kenar başlıklı maddesinin ilgili kısmı şöyledir:"Kamu görevlileri, iş saatleri dışında veya işverenin izni ile iş saatleri içinde sendika veya konfederasyonların bu Kanunda belirtilen faaliyetlerine katılmalarından dolayı farklı bir işleme tâbi tutulamaz ve görevlerine son verilemez.Kamu işvereni, işyeri sendika temsilcisi, sendika işyeri temsilcisi, sendika il ve ilçe temsilcisi ile sendika ve sendika şube yöneticilerinin işyerini sebebini açık ve kesin şekilde belirtmedikçe değiştiremez.Kamu işvereni kamu görevlileri arasında sendika üyesi olmaları veya olmamaları nedeniyle bir ayırım yapamaz.Sendika veya konfederasyonu ilk genel kurula kadar sevk ve idare edecek yönetim kurulu üyeleri, genel kurulda yönetim kuruluna seçilenler ile sendika şube yönetim kurulu üyeleri seçildikleri tarihten itibaren durumlarını en geç otuz gün içinde kurumlarına yazılı olarak bildirirler. Söz konusu yöneticiler sendika tüzüğünde belirtilen hükümlere göre, ayrıca yazılı talepte bulunmaları halinde bu görevleri süresince aylıksız izine ayrılırlar. Talepte bulunmayanlar ise kurumlarındaki görevlerine devam ederler. İzine ayrılmayan yönetim kurulu üyeleri haftada bir gün kurumlarından izinli sayılırlar. Sendika yönetim kurulu üyelerinin, bu fıkrada belirtilen haklardan yararlanabilmesi için bağlı bulundukları sendikanın şube kurulması için öngörülen üye sayısına ulaşması, konfederasyon yönetim kurulu üyelerinin bu fıkrada belirtilen haklardan yararlanabilmesi için ise konfederasyona bağlı sendikaların toplam üye sayısının genel kurullarını delegelerle yapabilecek sendika üye sayısına ulaşması gerekir....Kurumlarından aylıksız izinli sayılan sendika, konfederasyon ve şube yönetim kurulu üyeleri ile bunların bakmakla yükümlü oldukları aile fertlerinin sağlık giderlerinin kurumlarınca karşılanmasına devam olunur.Aylıksız izinli sayılanlardan herhangi bir nedenle sendika veya konfederasyon organlarındaki görevlerinden ayrılanlar, görevlerinin son bulması tarihinden itibaren otuz gün içinde ayrıldıkları kurum ve kuruluşa yazılı müracaat etmeleri durumunda, kamu işvereni bu kimseleri otuz gün içinde eski görevlerine ya da uygun diğer bir göreve atamak zorundadır. Otuz gün içinde görevlerine başlamak için başvurmayanlar görevlerinden çekilmiş sayılırlar." Sendika Hakkına İlişkin Mevzuat İlgili ulusal ve uluslararası hukuk için çok sayıda karar arasından bkz. Ahmet Parmaksız [GK], B. No: 2017/29263, 22/5/2019, §§ 25-