TÜRK MİLLETİ ADINA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: BAKIRKÖY 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ: 11/11/2021 NUMARASI : 2020/125 Esas, 2021/1059 Karar DAVANIN KONUSU: İtirazın İptali KARAR TARİHİ : 07/01/2026 Taraflar arasında görülen davanın yerel mahkemece yapılan yargılaması sonucunda verilen hükme karşı istinaf yoluna başvurulmuş olup, duruşmasız olarak dosya üzerinde yapılan inceleme ve istinaf talepleriyle sınırlı olarak yapılan değerlendirme so…
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 53.HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2022/1468 KARAR NO : 2026/6 TÜRK MİLLETİ ADINA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: BAKIRKÖY 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ: 11/11/2021 NUMARASI : 2020/125 Esas, 2021/1059 Karar DAVANIN KONUSU: İtirazın İptali KARAR TARİHİ : 07/01/2026 Taraflar arasında görülen davanın yerel mahkemece yapılan yargılaması sonucunda verilen hükme karşı istinaf yoluna başvurulmuş olup, duruşmasız olarak dosya üzerinde yapılan inceleme ve istinaf talepleriyle sınırlı olarak yapılan değerlendirme sonunda; GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ : I. DAVA Davacı vekili, davalının müvekkiline imal ettirdiği ürünleri teslim almasına rağmen ayıp ihbarında bulunmadığını ve bedellerini ödemediğini, bu nedenle fatura alacaklarının tahsili amacıyla Küçükçekmece 3. İcra Müdürlüğü’nün ... Esas sayılı dosyası üzerinden icra takibi başlatıldığını, davalının icra takibine kısmi ödeme yapmak suretiyle kötü niyetli şekilde itiraz ederek takibi durdurduğunu, yapılan kısmi ödemenin faiz, harç ve vekâlet ücretine mahsup edilmesi gerektiğini, bakiye alacağın halen ödenmediğini ileri sürerek müvekkilinin alacağının tespiti ile Küçükçekmece 3. İcra Müdürlüğü’nün ... Esas sayılı dosyasına yapılan itirazın iptaline, takibin devamına ve davalının %20 oranında icra inkâr tazminatına mahkûm edilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili, taraflar arasında 09/04/2019 tarihli sipariş onayına istinaden çeşitli tekstil ürünlerinin üretimi konusunda anlaşmaya varıldığını, ancak siparişten yalnızca üç hafta sonra davacının fiyat artışı talep ettiğini, akabinde üretim programı ve yükleme tarihlerine ilişkin müvekkil tarafından yapılan sorgulamalara rağmen sürekli erteleme ve gecikmeler yaşandığını, aylar süren gecikmeler sonrasında davaya konu faturaların düzenlendiğini, bu süreçte üretilen mallarda hatalı imalat ve kalite sorunları tespit edilerek defalarca davacıya bildirildiğini, malların çok gecikmeli olarak yüklendiğini, gecikme nedeniyle müşterinin bir kısım ürün için %30 indirim talep ettiğini, bazı ürünlerin ise hem kalite sorunları hem de teslim için artık zaman kalmaması sebebiyle müşteri tarafından kabul edilmediğini, bu nedenle 13/12/2019 tarihinde 7.862,40 Euro ve 14.762,88 Euro bedelli iade faturalarının düzenlendiğini, müvekkili aleyhine başlatılan icra takibinde yalnızca kabul edilen ürünler kapsamında kısmi ödeme yapıldığını, gecikmelerin ve ayıpların tamamen davacıdan kaynaklandığını, bu sebeple iade faturalarının kesildiğini ve ürünlerin iade edildiğini, sözleşmeye göre ürünlerin topluca ve 24 Mayıs termininde yüklenmesi gerekirken Eylül–Ekim aylarında yüklenebildiğini, ciddi gecikme nedeniyle tır yerine uçakla sevkiyat yapılmak zorunda kalındığını ve ek maliyetlere katlanıldığını, gecikme nedeniyle müşterisi nezdinde cezai yaptırımla karşı karşıya kalan müvekkilin ürünlerinin bir kısmının kalite sorunları sebebiyle Türkiye’ye geri gönderildiğini, davacının sözlü olarak bu ürünleri geri alacağını beyan etmesine rağmen geri almaksızın icra takibi başlattığını ileri sürerek, davacının tüm taleplerinin reddine, haksız ve kötü niyetli icra takibi nedeniyle takip konusu alacağın %20’sinden az olmamak üzere kötü niyet tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI Mahkemece iddia, savunma ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; dava, taraflar arasındaki ticari ilişkiden kaynaklanan cari hesap alacağının tahsili amacıyla başlatılan icra takibine yapılan itirazın iptaline ilişkin olduğu, tarafların 2019 yılı ticari defterlerinin usulüne uygun tutulduğu ve lehlerine delil niteliğinde olduğu, takip tarihi olan 11.12.2019 itibarıyla davacının defterlerine göre davalının 103.310,79 TL (32.300,55 Euro), davalının defterlerine göre ise davacının 204.649,02 TL (31.987,66 Euro) borçlu göründüğü, davalının takip tarihinden sonra düzenlediği 13.12.2019 tarihli reklamasyon faturasının ayıplı mal iddiasına dayandığı, yapılan bilirkişi incelemesinde bazı ürünlerde açık ayıp niteliğinde kusurlar tespit edilmiş ise de, davalının ayıp ihbarını 21 gün sonra ve hangi fatura ile hangi ürünlere ilişkin olduğu açıkça belli olmayacak şekilde usulüne uygun yapmadığı, TBK m.474/1 uyarınca muayene ve ayıp ihbar yükümlülüğünü yerine getirmediği ve bu nedenle ayıba bağlı haklarını kaybettiği, ayıp iddiasını da ispatlayamadığı anlaşılmıştır. Bu itibarla davacının alacağının sabit olduğu, davalının Küçükçekmece 3. İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyasındaki takibe yaptığı itirazın haksız bulunduğu sonucuna varılarak davanın kabulüne, itirazın iptaline ve takibin devamına, alacağın likit olması nedeniyle asıl alacağın %20’si oranında 41.344,70 TL icra inkâr tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF SEBEPLERİ Davalı vekili istinafında; mahkeme ve bilirkişi heyetinin dosyaya sunulan evrakları incelemediği, özellikle müvekkil tarafından yapılan ayıp bildirimleri ile uçak faturaları ve yükleme öncesi kontrol/bildirim yazışmalarının ısrarla göz ardı edildiği, hatta kabul anlamına gelmemek kaydıyla ayıp ihbarının yapılmadığı varsayılsa dahi bu defa davacının ürünleri son derece açık biçimde geç teslim ettiği olgusunun neden değerlendirilmediği, gerekçeli kararda yalnızca iddia özetlenip neden kabul edilmediğine dair tek bir hukuki değerlendirme yapılmadığı, buna ek olarak karşı tarafın da kaşe/imzasını taşıyan sipariş formunda gecikmeye bağlı %30 indirim hükmü bulunmasına rağmen bu temel belge hakkında raporlarda ve gerekçeli kararda bir satır dahi kurulmadığı, müvekkilin bu hükme dayanarak fatura düzenlediği hâlde “sipariş formu yokmuş gibi” davranılarak dosyanın esaslı savunma hattının dışlandığı, ürünler yüklenmeden önce müvekkil firma personeli tarafından kontrol edilip tespit edilen hataların... yetkililerine farklı defalarda yazılı olarak bildirildiği, buna rağmen karşı tarafın ürünleri düzeltmeksizin aynı hatalarla ve gecikmeli şekilde uçağa yükleyip doğrudan nakliyeciye teslim etmesinin iyi niyetle bağdaşmadığı, müvekkilin ihracatçı sıfatıyla ürünleri alıp ayrıca elleçleyip ayıklamasının fiilen mümkün olmadığı, bilirkişilerin “reklamasyon/tamir faturası yok” tespitinin de isabetsiz olduğu; zira %30 indirimin herhangi bir üçüncü kişi yaptırımına bağlı olmayıp doğrudan sipariş sözleşmesinden kaynaklanan bağımsız bir hak olduğu, İtalya’dan ayrıca bir müeyyide uygulanmamış olsa bile bu durumun sözleşmesel indirim hakkını ortadan kaldırmayacağı, buna rağmen mahkemenin uyuşmazlığı yalnızca “ayıp var mı/ayıp ihbarı usulüne uygun mu” eksenine indirgediği ve geç teslim ile %30 indirim savunmasını hiç tartışmadığı, böylece iddia ve savunmaların sadece aktarılıp değerlendirilmediği, savunma hakkının ve hukuki dinlenilme hakkının zedelendiği ileri sürülerek eksik inceleme ve hatalı değerlendirme sonucu verilen yerel mahkeme kararının kaldırılmasını talep etmiştir. V. DEĞERLENDİRME VE GEREKÇE Taraflar arasındaki uyuşmazlık, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu 470 ve devamı maddelerinde düzenlenen eser sözleşmesinden kaynaklanmaktadır. Davacı yüklenici, davalı iş sahibidir. Davacı yüklenici, davaya konu icra takibi ile iş bedeli alacağının tahsilini talep etmiş; davalı iş sahibi ise işin ayıplı yapıldığını, süresinde teslim olmadığını ileri sürerek davanın reddini istemiştir. Taraflar arasındaki uyuşmazlık; işin ayıplı yapılıp yapılmadığı, ayıplı ise ayıp ihbarının süresinde yapılıp yapılmadığı ve ayrıca işin sözleşmeye uygun şekilde süresinde teslim edilip edilmediği noktalarında toplanmaktadır.Eser sözleşmesi ilişkisinde ayıp; yüklenicinin meydana getirerek iş sahibine teslim ettiği eserde, sözleşmeye, teknik kurallara ve fen gereklerine aykırılık bulunmasıdır. Başka bir ifadeyle ayıp; sözleşme ve eklerinde kararlaştırılan, ayrıca iş sahibinin sözleşmeden haklı olarak beklediği amaca göre eserde bulunması gereken niteliklerin bulunmaması ya da eserde bulunmaması gereken bozukluk ve eksikliklerin mevcut olması şeklinde ortaya çıkar. Ayıp, açık ayıp ve gizli ayıp olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Açık ayıp; eserin tesliminden sonra, işin olağan akışı içerisinde makul süre içinde yapılacak basit bir kontrol ve muayene ile görülebilen ve tespit edilebilen ayıplardır. Gizli ayıp ise, teslim anında basit bir inceleme ile fark edilemeyen ve eserin kullanılmaya başlanmasından sonra ortaya çıkan ayıplardır.Eser sözleşmelerinde ayıba ilişkin hükümler, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 474 ilâ 478. maddeleri arasında düzenlenmiştir. TBK’nın 474/1. maddesi uyarınca; iş sahibi, eserin tesliminden sonra işlerin olağan akışına göre mümkün olan en kısa sürede eseri gözden geçirmek, muayene etmek ve varsa açık ayıpları tespit ederek bunları gecikmeksizin yükleniciye bildirmekle yükümlüdür. Kanunda muayene ve ihbar süreleri açıkça belirlenmemiş olup, bu sürenin belirlenmesinde işin niteliği, eserin büyüklüğü ve kapsamı ile olayın özellikleri dikkate alınarak değerlendirme yapılması, gerektiğinde uzman bilirkişi görüşüne başvurulması gerekmektedir.Somut olayda, bilirkişi raporunda ayıp bulunduğu ve ayıbın açık ayıp niteliğinde olduğu tespit edilmiş olup, az yukarıda belirtildiği üzere eser sözleşmelerinde iş sahibinin, eseri teslim alır almaz açık ayıplar yönünden eseri kontrol ve muayene etmesi, tespit ettiği ayıpları işin olağan akışı ve uygun süre içerisinde yükleniciye bildirmesi gerekmektedir. Dosya kapsamında alınan bilirkişi raporunda da belirtildiği üzere, işin niteliği ve hacmi dikkate alındığında, davalı iş sahibi tarafından süresinde ayıp ihbarında bulunulmadığı anlaşılmakta olup, bu yönüyle mahkemece ayıba dayalı savunmanın yerinde görülmemesine ilişkin değerlendirme isabetlidir.Ancak, davalı iş sahibinin, işin süresinde teslim edilmediği ve bu nedenle sözleşme gereği %30 indirim yapılması gerektiğine ilişkin savunması, hukuki niteliği itibarıyla mahsup itirazı mahiyetindedir. Mahsup itirazı, taraflarca açıkça ileri sürülmese dahi, dosya kapsamından anlaşılması hâlinde mahkemece resen dikkate alınması gereken bir savunmadır. Ancak somut olayda, mahkemece bu mahsup itirazı yönünden herhangi bir araştırma ve inceleme yapılmadığı anlaşılmaktadır.Bu itibarla, işin süresinde teslim edilip edilmediği ve gecikme bulunması hâlinde taraflarca kararlaştırılan indirim hususuna ilişkin mahsup itirazı değerlendirilmeden karar verilmiş olması doğru görülmemiş; bu savunma yönünden gerekli araştırma ve değerlendirme yapılmak üzere ilk derece mahkemesi kararının kaldırılması gerekmiştir.Açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin istinaf talebinin kabulü ile usul ve yasaya uygun bulunmayan yerel mahkeme kararının 6100 sayılı HMK'nın 353/1-a-6 maddesi gereğince kaldırılarak yukarıda açıklanan şekilde inceleme ve araştırma yapıldıktan sonra oluşacak uygun sonuç dairesinde bir karar verilmesi için dosyanın yerel mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekmiştir. HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜNE, 2-BAKIRKÖY 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ'nin 11/11/2021 tarih, 2020/125 Esas, 2021/1059 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA, 3-Dosyanın Dairemiz kararına uygun şekilde inceleme yapılarak yeniden bir karar verilmek üzere yerel mahkemesine GÖNDERİLMESİNE, 4-Davalı tarafından yatırılan istinaf karar harcının istek halinde kendisine İADESİNE, 5-Davalı tarafça yapılan istinaf yargılama giderinin ilk derece mahkemesince yeniden verilecek kararda DİKKATE ALINMASINA, 6-İstinaf yargılaması sırasında duruşma açılmadığından vekâlet ücreti takdirine YER OLMADIĞINA, Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda, 6100 sayılı HMK'nın 353/1-a-6 maddesi gereğince KESİN olmak üzere 07/01/2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.