1. Hukuk Dairesi 2010/4679 E. , 2010/5477 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : BÜYÜKÇEKMECE 1. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 23/07/2009 Taraflar arasında birleştirilerek görülen davada; Davacı, 2041 parsel sayılı taşınmazın kıyı kenar çizgisi içinde kaldığını, kıyıların Devletin hüküm ve tasarrufu altında olup özel mülkiyete konu olamayacağını ileri sürerek, taşınmazın kıyı kenar çizgisi içinde kalan kısmının tapusunun iptaline, elatmanın önlenmesine ve yıkıma karar verilmesini istemiştir. Davalılar
**1. Hukuk Dairesi 2010/4679 E. , 2010/5477 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ : BÜYÜKÇEKMECE 1. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 23/07/2009 Taraflar arasında birleştirilerek görülen davada; Davacı, 2041 parsel sayılı taşınmazın kıyı kenar çizgisi içinde kaldığını, kıyıların Devletin hüküm ve tasarrufu altında olup özel mülkiyete konu olamayacağını ileri sürerek, taşınmazın kıyı kenar çizgisi içinde kalan kısmının tapusunun iptaline, elatmanın önlenmesine ve yıkıma karar verilmesini istemiştir. Davalılar, davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, 3402 Sayılı Yasanın 5841 Sayılı Yasa ile değişik 12/son maddesi uyarınca hak düşürücü sürenin geçmiş olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Karar, davacı vekili tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla, Tetkik Hakimi .. .in raporu okundu. Düşüncesi alındı. Dosya incelendi. Gereği görüşülüp, düşünüldü. Dava ve birleşen dava, çekişme konusu taşınmazın kıyı kenar çizgisine göre kıyıda kaldığı, Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerin özel mülkiyete konu edilemeyeceği iddiasına dayalı tapu iptali, elatmanın önlenmesi ve yıkım isteklerine ilişkindir. Mahkemece, hak düşürcü süre nedeniyle davanın reddine, yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına ve taraflar yararına vekalet ücreti takdirine yer olmadığına karar verilmiştir. Bilindiği üzere, 14 Mart 2009 tarihli Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren 5841 Sayılı Yasa’nın 2. maddesi ile 3402 Sayılı Kadastro Yasası’nın 12. maddesinin üçüncü fıkrasına “Bu hüküm, iddia ve taşınmazın niteliğine yahut Devlet veya diğer kamu tüzel kişileri dâhil, tarafların sıfatına bakılmaksızın uygulanır.” cümlesi ve aynı Yasa’nın 3. maddesi ile de 3402 Sayılı Yasa’ya “Bu Kanunun 12 nci maddesinin üçüncü fıkrası hükmü, Devletin hüküm ve tasarrufu altında olduğu iddiası ile yürürlük tarihinden önce açılmış ve henüz kesin hükme bağlanmamış olan davalarda dahi uygulanır.” şeklindeki geçici 10. madde eklenmiştir. Öte yandan, 3402 Sayılı Yasanın 12/3.maddesinde öngörülen süre hak düşürücü olup kamu düzeni ile ilgilidir ve mahkemece davanın her aşamasında re'sen gözetilmesi gerekli olumsuz dava şartlarındandır. Somut olayda, kadastro tespitinin kesinleştiği tarihten itibaren dava tarihine kadar 10 yıllık hak düşürücü süre geçtiğinden, davanın reddedilmesinde bir isabetsizlik yoktur. Hazinenin, bu yöne değinen temyiz itirazı yerinde değildir, reddine. Ancak hemen belirtmelidir ki; bir taraf, dava açıldığı andaki mevzuata ve içtihat durumuna göre davasında haklı olup da, dava açıldıktan sonra yürürlüğü giren (geçmişe etkili) yeni bir yasa hükmü ya da yeni bir İnançları Birleştirme Kararı gereğince davayı kaybederse, davada haksız çıkmış olmasına rağmen, yargılama giderlerinden sorumlu tutulamaz. Anılan bu kural yasal ve yargısal uygulamada kararlılık kazanmıştır.(Baki Kuru, Hukuk Usulü Muhakemeleri 5. cilt, sayfa 5338, dipnot 159; 10. H.D. 21/12/1976, 8770/8739 ve dipnot 160: 5. HD 12/09/1977, 5445/5655 dipnot 161: 10.HD 24/02/1976, 6296/1297) Ayrıca her dava açıldığı tarihteki koşullara bağlıdır. Öte yandan avukatlık ücreti 04.09.1957 tarih ve 4/16 sayılı İnançları Birleştirme Kararı uyarınca yargılama giderlerinden sayılır. (29.5.1957 tarih ve 4/16 sayılı İnançları Birleştirme Kararı) Mahkemece, yapılan uygulama sonucu alınan uzman bilirkişi heyeti raporuna göre taşınmazın kısmen kıyı kenar çizgisi kapsamında kaldığı görülmektedir. Bu durumda, davacı Hazinenin dava tarihinde dava açmakta haklı olduğu dikkate alındığında ve yargılama sırasında yürürlüğe giren 5841 Sayılı Yasa gereğince dava reddedildiğine göre davalıların tüm yargılama giderlerinden, avukatlık ücretinden ve maktu harçtan sorumlu tutulması gerekeceğinde kuşku yoktur. Davacı Hazinenin, bu yöne değinen temyiz itirazı yerindedir. Kabulüyle, hükmün açıklanan nedenden ötürü HUMK.'nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, 10.5.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.