Danıştay 3. Daire Başkanlığı 2021/3045 E. , 2024/963 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y ÜÇÜNCÜ DAİRE Esas No : 2021/3045 Karar No : 2024/963 TEMYİZ EDENLER: 1-(DAVALI) … Vergi Dairesi Başkanlığı/… VEKİLİ: Av. … 2-(DAVACI) … İSTEMİN KONUSU: … Vergi Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararına yöneltilen istinaf başvurusuna ilişkin … Bölge İdare Mahkemesi ... Vergi Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ: Dava k
Danıştay 3. Daire Başkanlığı 2021/3045 E. , 2024/963 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y ÜÇÜNCÜ DAİRE Esas No : 2021/3045 Karar No : 2024/963 TEMYİZ EDENLER: 1-(DAVALI) … Vergi Dairesi Başkanlığı/… VEKİLİ: Av. … 2-(DAVACI) … İSTEMİN KONUSU: … Vergi Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararına yöneltilen istinaf başvurusuna ilişkin … Bölge İdare Mahkemesi ... Vergi Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ: Dava konusu istem: Davacı adına, İflas Halinde … Kimya Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi'nden alınamayan 2014 ve 2015 yıllarına ait kamu alacağının tahsili amacıyla kanuni temsilci sıfatıyla düzenlenen … tarih ve … takip numaralı ödeme emrinin iptali istemine ilişkindir. İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: Davacının 16/05/2014 ile 05/11/2015 tarihleri arasında asıl borçlu şirketi temsil ve ilzama yetkili olduğunun anlaşıldığı olayda dava konusu ödeme emrinin 9 ila 11, 14, 15, 19, 24 ila 26, 29, 38, 58 ila 65 ve 80. sıra numarasında yer alan alacağın beyanname üzerine tahakkuk ettiği dikkate alındığında sözü edilen alacağın vade tarihlerinde davacının kanuni temsilcilik sıfatını haiz bulunmadığı dolayısıyla vergilendirmeye dair ödevleri yerine getirmemekten dolayı sorumlu tutulamayacağından söz konusu alacağın kendisinden takibinde hukuka uyarlık bulunmadığı, dava konusu ödeme emrinin diğer kısımlarının da beyanname üzerine tahakkuk ettiği, vade tarihlerinde ise davacının kanuni temsilcilik sıfatını haiz olduğu ancak ... Asliye Hukuk Mahkemesinin … esas sayılı dosyasında 22/11/2018 tarihinde iflasının açılmasına karar verilen şirketin iflas masasında mal varlığı bulunup bulunmadığı hususunda bir araştırma yapılması, öncelikle iflas masasının kapanmasının beklenilmesi, iflas masasındaki mal varlığının borcun ne kadarını karşıladığının net olarak ortaya konulması, bu kapsamda kamu alacağının karşılanmayan kısmı için kanuni temsilcinin takip edilmesi gerekirken, bu usule uyulmaksızın iflas süreci tamamlanmadan davacının kanuni temsilci sıfatıyla takip edilmesinde hukuka uyarlık bulunmadığı gerekçesiyle ödeme emirleri iptal edilmiştir. Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: Vergi Mahkemesi kararının; dava konusu ödeme emrinin 9 ila 11, 14, 15, 19, 24 ila 26, 29, 38, 58 ila 65 ve 80. sıra numarasında yer alan alacağın iptaline ilişkin hüküm fıkrasına yöneltilen istinaf başvurusu, değinilen hüküm fıkrasının kaldırılmasını sağlayacak nitelikte görülmediği gerekçesiyle reddedilmiştir. Bir şirketin iflas halinde olmasının tahsil zaman aşımını kesmediği ve iflas halindeki şirketin tasfiye hâlinin uzun yıllar sürebildiği dikkate alındığında kanuni temsilcilerin takibi için şirketin iflas hâlinin sona ermesinin beklenemeyeceği, Dairelerince verilen ara kararı üzerine dosyaya sunulan bilgi ve belgelere göre, davalı idarece iflas masasına 6.950.024,15 TL alacak kaydı yapıldığı, şirketin kamu alacağını karşılayacak mal varlığına sahip olmadığı, mevcut araçları üzerinde çok sayıda alacaklı şerhinin yer aldığı, satılan taşıtlardan idareye herhangi bir ödeme yapılmadığı, kayıtlı taşınmazının ve bankalarda mal varlığının bulunmadığının anlaşıldığı olayda dava konusu ödeme emrinin diğer kısmında yer alan alacağın şirketten tahsil edilemediği somut olarak ortaya konulduğundan söz konusu alacağın tahsili amacıyla ilgili dönemlerde kanuni temsilci olan davacı adına ödeme emri düzenlenmesinde hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle Vergi Mahkemesi kararının, dava konusu ödeme emrinin 1 ila 8, 12, 13, 16 ila 18, 20, 22, 23, 27, 28, 31, 33 ila 37, 39 ila 57, 66 ila 79 ve 82 ila 86. sıra numarasında yer alan alacağa ilişkin hüküm fıkrasına yöneltilen istinaf başvurusu kabul edilerek sözü edilen hüküm fıkrası kaldırıldıktan sonra ödeme emrinin değinilen kısmı yönünden dava reddedilmiştir. TEMYİZ EDENLERİN İDDİALARI: Davalı idare tarafından, şirketin beyanları üzerine tahakkuk eden ancak vadesinde ödenmeyen borçların tahsili amacıyla dava konusu ödeme emrinin düzenlendiği, alacağın ilgili olduğu dönemlerde davacının kanuni temsilcilik sıfatını haiz bulunduğu, asıl borçlu şirket adına düzenlenen ödeme emrine karşı dava açılmadığı, yapılan işlemlerin yasal ve yerinde olduğu ileri sürülerek kararın aleyhe olan kısmının bozulması istenilmektedir. Davacı tarafından, şirketteki kanuni temsilcilik görevinin 05/11/2015 tarihi itibarıyla sona erdiği dikkate alındığında eski kanuni temsilcilerin sorumlu tutulabileceğine dair herhangi bir yasal düzenlemenin bulunmadığı, kanuni temsilcilik döneminde yükümlülüklerin özenle ve mevzuata uygun olarak yerine getirildiği, şirketin iflasının açılmasına karar verilmesinden sonra borçlardan iflas masasının sorumlu olduğu, Vergi Dava Dairesince kanuni temsilcilerin sorumluluğuna dair 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun'un mükerrer 35. maddesindeki düzenlemeyi iptal eden Anayasa Mahkemesi kararının dikkate alınmadığı ve bu duruma dair bir gerekçenin de kararda yer almadığı, aynı şirket borçları için diğer kanuni temsilciler tarafından açılan davalarda ödeme emirlerinin iptaline dair Mahkeme kararlarına yöneltilen istinaf başvurularının Vergi Dava Dairesince reddedildiği dolayısıyla aynı konuda çelişkili karar verilmesinin hukuka aykırı olduğu, kamu alacağının iflas masasından alınamayacağına dair somut tespit bulunmadan kanuni temsilcilerin takip edildiği, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 10. maddesi uyarınca ödeme emri düzenlenemeyeceği, dava konusu ödeme emri içeriği bir kısım alacağın vadeleri kanuni temsilcilik görevinin sona erdiği tarihten sonrasına rastladığından sorumlu tutulamayacağı ileri sürülerek kararın aleyhe olan kısmının bozulması istenilmektedir. TARAFLARIN SAVUNMALARI: Davalı idare tarafından savunma verilmemiştir. Davacı tarafından, kanuni temsilcilik döneminde yükümlülüklerin özenle ve mevzuata uygun olarak yerine getirildiği, şirketin iflasının açılmasına karar verilmesinden sonra şirkete ait borçlardan iflas masasının sorumlu olduğu, dava konusu ödeme emri içeriği bir kısım alacağın vadeleri kanuni temsilcilik görevinin sona erdiği tarihten sonrasına rastladığından sorumlu tutulamayacağı belirtilerek temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmuştur. DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …'IN DÜŞÜNCESİ: Temyiz istemlerinin reddi ile usul ve yasaya uygun olan Bölge İdare Mahkemesi kararının onanması gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Üçüncü Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: HUKUKİ DEĞERLENDİRME: Bölge idare mahkemelerinin nihai kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, dilekçelerde ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. KARAR SONUCU: Açıklanan nedenlerle; 1. Temyiz istemlerinin reddine, 2. Temyize konu Vergi Dava Dairesi kararının ONANMASINA, 3. Davacıdan 492 sayılı Harçlar Kanunu'na bağlı (3) sayılı Tarife uyarınca …-TL maktu harç alınmasına, 4. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 50. maddesi uyarınca, kararın taraflara tebliğini ve bir örneğinin de ilgili Vergi Dava Dairesine gönderilmesini teminen dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine, 28/02/2024 tarihinde oyçokluğuyla kesin olarak karar verildi. (X)-KARŞI OY : 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun "Kanuni Temsilcilerin Ödevi" başlıklı 10. maddesinde, tüzel kişilerin mükellef veya vergi sorumlusu olmaları halinde bunlara düşen ödevlerin kanuni temsilcileri tarafından yerine getirileceği, temsilcilerin bu ödevleri yerine getirmemeleri yüzünden tüzel kişiden tamamen veya kısmen alınamayan vergi ve buna bağlı alacakların kanuni ödevlerini yerine getirmeyenlerin varlıklarından alınacağı öngörülmüştür. 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun'un "Kanundaki terimler" başlıklı 3. maddesinde, "tahsil edilemeyen amme alacağı" teriminin, amme borçlusunun bu Kanun hükümlerine göre yapılan mal varlığı araştırması sonucunda haczi kabil herhangi bir mal varlığının bulunmaması, haczedilen mal varlığının satılarak paraya çevrilmesine rağmen satış bedelinin amme alacağını karşılamaması gibi nedenlerle tahsil edilemeyen amme alacaklarını; "tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacağı" teriminin, amme borçlusunun haczedilen mal varlığına bu Kanun hükümlerine göre biçilen değerlerin amme alacağını karşılayamayacağının veya hakkında iflas kararı verilen amme borçlusundan aranılan amme alacağının iflas masasından tahsil edilemeyeceğinin anlaşılması gibi nedenlerle tahsil dairelerince yürütülen takip muamelelerinin herhangi bir aşamasında amme borçlusundan tahsil edilemeyeceği ortaya çıkan amme alacaklarını ifade ettiği belirtilmiştir. Dosyada yer alan bilgi ve belgelerin birlikte incelenmesinden, ... Asliye Hukuk Mahkemesinin … esas sayılı dosyasında 22/11/2018 tarihinde iflasının açılmasına karar verilen şirketin iflas masasında mal varlığı bulunup bulunmadığı hususunda bir araştırma yapılması, iflas masasındaki mal varlığının borcun ne kadarını karşıladığının net olarak ortaya konulmasından sonra kamu alacağının karşılanamayan kısmı için kanuni temsilcinin takip edilmesi gerekirken, bu usule uyulmaksızın doğrudan davacının kanuni temsilci sıfatıyla takip edildiğinin anlaşıldığı olayda kamu alacağının şirketten tahsil edilemediği hususu somut olarak ortaya konulamadığından dava konusu ödeme emrinin 1 ila 8, 12, 13, 16 ila 18, 20, 22, 23, 27, 28, 31, 33 ila 37, 39 ila 57, 66 ila 79 ve 82 ila 86. sıra numarasında yer alan alacağa ilişkin hüküm fıkrasına davacı tarafından yöneltilen temyiz istemi kabul edilerek Vergi Dava Dairesi kararının değinilen hüküm fıkrasının bozulması gerektiği görüşüyle, Daire kararına kısmen katılmıyoruz.