Hukuk Genel Kurulu 2018/362 E. , 2022/232 K. MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi 1. Taraflar arasındaki “menfi tespit” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İstanbul 13. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen davanın reddine ilişkin karar davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 19. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. 2. Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.…
**Hukuk Genel Kurulu 2018/362 E. , 2022/232 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi 1. Taraflar arasındaki “menfi tespit” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İstanbul 13. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen davanın reddine ilişkin karar davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 19. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. 2. Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: I. YARGILAMA SÜRECİ Davacı İstemi: 4. Davacı vekili dava dilekçesinde; davalılardan ...'ın İstanbul 11. İcra Müdürlüğünün 2010/8338 E. sayılı takip dosyası ile 15.06.2007 vadeli ve 8.000TL bedelli senede istinaden davacı aleyhine icra takibi başlattığını, diğer davalı ...'in bonoda lehtar olduğunu, müvekkilinin bu kişilere borcu olmadığı gibi senet de düzenleyip vermediğini, takibe konu senet üzerinde keşideci olarak müvekkilinin imzası bulunmadığını, bu konuda davalılar hakkında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 2011/1821 soruşturma numaralı dosyası ile suç duyurusunda bulunduklarını ve soruşturmanın hâlen devam ettiğini, taraflar arasında icra takibine dayanak herhangi bir alacak-borç ilişkisi de bulunmadığını ileri sürerek, senet üzerindeki imzanın müvekkiline ait olmadığının tespiti ile müvekkilinin yukarıda adı geçen icra dosyasında borçlu olmadığının tespitine, davalılar aleyhine alacağın %40'ından az olmamak üzere kötü niyet tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalılar Cevabı: 5. Davalı ... vekili cevap dilekçesinde; davacının takipte ödeme emrine süresinde itiraz etmediğini, zamanaşımı dolduktan sonra bu davayı açtığını, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca başlatılan soruşturma kapsamında alınan bilirkişi raporunda senetteki keşideci imzasının davacının eli ürünü olduğunun tespit edilip soruşturma sonunda 19.06.2012 tarihinde kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiğini belirterek davanın reddini savunmuş; davacının kötü niyetli olarak menfi tespit davası açarak alacağın tahsilini geciktirmesi nedeniyle %40’dan aşağı olmamak üzere kötü niyet tazminatına ve menfi tespit davası imza inkârını da içerdiğinden %20 oranında kötü niyet tazminatına karar verilmesini istemiştir. 6. Davalı ... davaya cevap vermemiştir. İlk Derece Mahkemesinin Birinci Kararı: 7. İstanbul 27. Asliye Ticaret Mahkemesinin 26.12.2012 tarihli ve 2012/281 E., 2012/328 K. sayılı kararı ile; İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 2011/1821 numaralı dosyasıyla yapılan soruşturma sırasında düzenlenen bilirkişi raporunda bonodaki keşideci imzasının davacının eli ürünü olduğunun tespit edildiği, davacının senetteki imzanın kendi imzasına benzediğini, ancak davalılara hiçbir şekilde senet düzenleyip vermediğini hem mahkemede verdiği beyanında, hem de İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına verdiği 12.01.2011 tarihli ifadesinde dile getirdiği, bono lehtarı davalı ...’in ev aldığı sırada kendisine 8.000TL para yardımında bulunduğunu belirttiğinden, dava ve takip konusu bononun davacının aldığını kabul ettiği 8.000TL için düzenlendiğinin kabulü gerektiği, bono lehtarı olan davalı ...’in 8.000TL tutarında parayı davacıya bağışladığını kanıtlayacak hiçbir delil de sunulmadığı, dolayısıyla davacının kendi imzasını taşıyan bonoda yazılı 8.000TL borçtan sorumlu olduğu gerekçesiyle menfi tespit isteminin reddine, davaya konu bononun dava tarihinden yaklaşık sekiz yıl önce düzenlenmiş olması ve bonodaki imzanın davacıya ait olduğunun davadan sonra düzenlenen 04.06.2012 tarihli raporla anlaşılması nedeniyle davacının kötü niyetle dava açtığı kanaatine varılamadığından davalı alacaklı vekilinin İİK’nın 72/5 maddesine dayalı tazminat talebinin yerinde olmadığı gerekçesiyle reddine karar verilmiştir. Özel Daire Birinci Bozma Kararı: 8. İstanbul 27. Asliye Ticaret Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili ve katılma yoluyla davalı ... vekilince temyiz isteminde bulunmuştur. 9. Yargıtay (Kapatılan) 19. Hukuk Dairesinin 29.05.2013 tarihli ve 2013/5918 E., 2013/9916 K. sayılı kararı ile; “…Dava, İİK'nın 72. maddesi gereği dava ve takip konusu senetteki keşideci imzasının davacıya ait olmadığı iddiasıyla açılan menfi tespit istemine ilişkindir. Davalı ... vekili, takip konusu senet üzerindeki imzanın İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma kapsamında alınan bilirkişi raporu ile davacının eli ürünü olduğunun tespit edildiğini, davanın reddi gerektiğini ileri sürmüştür. Mahkemece imzasını inkâr eden davacı keşideci yönünden HMK'nın 211. maddesi gereği davacı keşideci yönünden senet tanzim tarihinden öncesine ait imza örneklerinin getirtilerek konusunda uzman bir bilirkişi vasıtasıyla imza incelemesi yapılması gerekirken anılan savcılık soruşturması kapsamında alınan rapora atıfta bulunularak karar verilmesi isabetsiz olduğu gibi davalı lehtarın İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca alınan 11.05.2011 tarihli “senedin ön ve arka yüzündeki yazı ve imzanın kendisine ait olmadığını, davacı ...'e 8000 TL. para vermediğini, ...'den herhangi bir alacağının bulunmadığını, ayrıca bu senetle ilgili icra dosyasından ödeme emri gönderilmediğini, böyle bir senet düzenlemediğine” dair savcılık beyanı üzerinde durulmadan karar verilmesi doğru görülmemiştir. Kaldı ki davalı hamil ... yönünden ise senedin bedelsiz olduğunu bilerek iktisap edip etmediği üzerinde değerlendirme yapılmadan yazılı gerekçe ile karar verilmesi da isabetsizdir,…” gerekçesiyle karar davacı yararına bozulmuş, bozma nedenine göre davalı ... vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesinin İkinci Kararı: 10. İstanbul 13. Asliye Ticaret Mahkemesince bozma kararına uyularak, 09.09.2015 tarihli ve 2014/530 E., 2015/584 K. sayılı karar ile; “…Davacının imza örnekleri alınarak dosya Adli Tıp kurumuna gönderilmiştir, Adli Tıp Kurumunun düzenlediği 24.02.2015 tarihli raporda özetle: 02.02.2004 tanzim 15.06.2015 ödeme tarihli borçlusu ..., alacaklısı ... olan 8.000.000.000.-TL bedelli senette ... adına atfen atılan imzanın davacı ... Beber'in olduğunun kabulüne karar vererek raporunu sunmuştur. Davalılardan ...'ın İstanbul 11. İcra Müdürlüğünün 2010/8338 esas sayılı takip dosyası ile 15/06/2007 vadeli 8.000,00-TL bedelli senede istinaden davacı aleyhine icra takibi başlattığı anlaşılmaktadır. Diğer davalı ...'in bonoda lehtar görünmekte olduğu. Davacının bu şahıslara borcu olmayıp senet te düzenleyip vermediği. Takibe konu senet üzerinde keşideci olarak davacının imzası olmadığı, davacının davalılara böyle bir borcu bulunmadığı, iddiası ile bu dava açılmıştır. Diğer yandan, Mahkememizde alınan beyanında senetteki imzanın kendi imzasına benzediğini, ancak davalılara hiçbir şekilde senet düzenleyip vermediğini belirten davacı, hem Mahkememizce alınan beyanında, hem de İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca alınan 12.01.2011 tarihli ifadesinde, bono lehtarı davalı ...’in ev aldığı sırada kendisine 8.000,00-TL para yardımında bulunduğunu belirttiğinden, dava ve takip konusu bononun davacının aldığını kabul ettiği 8.000,00-TL için düzenlendiğinin kabulü gerekir. Bono lehtarı olan davalı ...’in 8.000,00-TL tutarında parayı davacıya bağışladığını kanıtlayacak hiçbir delil de sunulmamıştır. Adli Tıp Kurumu da dava konusu imzanın davacının eli ürünü olduğunu saptamıştır. Bu durumda davacı kendi imzasını taşıyan bonoda yazılı 8.000,00-Tl borçtan bu nedenle sorumlu olduğundan menfi tespit isteminin reddi gerekir. Tüm bu nedenlerle davanın reddine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki biçimde hüküm kurulmuştur,…” gerekçesiyle davanın reddine, %20 icra inkâr tazminatı tutarı olan 1.600TL’nin davacıdan tahsiline karar verilmiştir. Özel Daire İkinci Bozma Kararı: 11. İstanbul 13. Asliye Ticaret Mahkemesinin yukarıda belirtilen ikinci kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 12. Yargıtay (Kapatılan) 19. Hukuk Dairesinin 06.06.2016 tarihli ve 2016/6240 E., 2016/10166 K. sayılı kararı ile; “…Dairemiz bozma kararına uyulduğu halde, bozma gerekleri tam olarak yerine getirilmemiştir. Bozma kararında belirtilen imza incelemesi yaptırıldığı halde, kararda belirtilen diğer hususlar hakkında inceleme ve değerlendirme yapılmadan karar verilmesi doğru görülmemiş, hükmün bozulması gerekmiştir,…” gerekçesiyle karar bozulmuştur. Direnme Kararı: 13. İstanbul 13. Asliye Ticaret Mahkemesinin 15.03.2017 tarihli ve 2016/1147 E., 2017/183 K. sayılı kararı ile; önceki karar gerekçesi yanında, Adli Tıp Kurumu’nca düzenlenen raporda dava konusu imzanın davacının eli ürünü olduğu belirlendiğinden davacının kendi imzasını taşıyan bonodan sorumlu olduğu ve menfi tespit isteminin reddi gerektiği, imza itirazında bulunan davacının dava dilekçesinde belirttiği sair itirazlarının ise imzanın davacının eli ürünü olduğunun saptanmasından sonra 2012 yılında açılmış menfi tespit davasında hukukun gecikmesine neden olacağı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. Direnme Kararının Temyizi: 14. Direnme kararı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. II. UYUŞMAZLIK 15. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; mahkemece Özel Daire birinci bozma kararına uyulduğu hâlde, bozma gerekleri tam olarak yerine getirilmeyerek kararda belirtilen diğer hususlar hakkında inceleme ve değerlendirme yapılmadan hüküm kurulmasının usul ve yasaya uygun olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. III. GEREKÇE 16. Eldeki dava; bonoya dayalı menfi tespit istemine ilişkin olup, davacı vekili dava konusu bonodaki imzanın müvekkili eli ürünü olmadığını iddia etmek suretiyle bu davayı açmıştır. 17. Mahkemece yapılan incelemeye göre, İstanbul 11. İcra Müdürlüğünün 2010/8338 E. sayılı takip dosyası kapsamından; davalı hamil ... vekili tarafından 03.03.2010 tarihinde, keşidecisi davacı olan 02.02.2004 düzenleme tarihli, 15.06.2007 vade tarihli ve 8.000.000.000TL (Eski TL) bedelli bonoya dayalı olarak, davacı ve bono lehtarı davalı ... aleyhine toplam 13.004,67TL’nin tahsili amacıyla ve kambiyo senetlerine özgü yolla icra takibi yapıldığı, ödeme emrinin davacıya usulüne uygun olarak tebliği ile davacı yönünden icra takibinin kesinleştiği anlaşılmaktadır. 18. İlk derece mahkemesince; İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 2011/1821 Sor. numaralı dosyasıyla yapılan soruşturma sırasında düzenlenen bilirkişi raporunda bonodaki keşideci imzasının davacının eli ürünü olduğu tespit edildiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. 19. Kararın temyizi üzerine Özel Dairece; mahkemece imzasını inkâr eden davacı keşideci yönünden HMK'nın 211. maddesi gereği senet tanzim tarihinden öncesine ait imza örneklerinin getirtilerek konusunda uzman bir bilirkişi vasıtasıyla imza incelemesi yapılması gerekirken anılan savcılık soruşturması kapsamında alınan rapora atıfta bulunularak karar verilmesinin isabetsiz olduğu, davalı lehtarın İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca alınan 11.05.2011 tarihli “senedin ön ve arka yüzündeki yazı ve imzanın kendisine ait olmadığını, davacı ...'e 8000TL para vermediğini, ...'den herhangi bir alacağının bulunmadığını, ayrıca bu senetle ilgili icra dosyasından ödeme emri gönderilmediğini, böyle bir senet düzenlemediğine” dair savcılık beyanı üzerinde durulmadan karar verilmesinin doğru görülmediği, davalı hamil ... yönünden de senedin bedelsiz olduğunu bilerek iktisap edip etmediği üzerinde değerlendirme yapılmadan karar verildiğinden bahisle ilk derece mahkemesi kararı bozulmuştur. 20. İlk derece mahkemesince bozma kararına uyulması üzerine, senette ... adına atfen atılan imzanın davacının eli ürünü olup olmadığının tespiti bakımından Adli Tıp Kurumu’ndan rapor alınarak söz konusu imzanın keşideci davacıya ait olduğunun tespiti üzerine davanın reddine karar verilmiştir. 21. Bu karar, davacı vekilinin temyizi üzerine, Özel Dairece bozma kararına uyulduğu hâlde bozma gereklerinin tam olarak yerine getirilmediği gerekçesiyle bozulmuştur. 22. Senetteki imzanın kendi imzasına benzediğini, ancak davalılara hiçbir şekilde senet düzenleyip vermediğini iddia eden davacı; hem mahkemedeki beyanında, hem de İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığında 12.01.2011 tarihinde vermiş olduğu ifadesinde, bono lehtarı davalı ...’in ev aldığı sırada kendisine 8.000TL para yardımında bulunduğunu belirttiğinden, dava ve takip konusu bononun davacının aldığını kabul ettiği 8.000TL için düzenlendiğinin kabulü gerekir. Ayrıca, davacı tarafça bono lehtarı olan davalı ...’in 8.000TL tutarında parayı davacıya bağışladığını kanıtlayacak hiçbir delil de sunulmadığı gibi, Adli Tıp Kurumu’ndan alınan raporla dava konusu imzanın davacının eli ürünü olduğunu belirlenmiş olduğundan, ilk bozma kararında belirtilen diğer hususlara ilişkin olarak mahkemece bir inceleme yapılmasına gerek yoktur. 23. Zira bu noktada; Özel Dairece bozma kararına uyulduğu hâlde, bozma gereklerinin tam olarak yerine getirilmediğinden bahsetmek mümkün değildir. 24. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında; mahkemece davalı lehtarın İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca alınan 11.05.2011 tarihli beyanı bakımından ve davalı hamil ... yönünden senedin bedelsiz olduğunu bilerek iktisap edip etmediği üzerinde değerlendirme yapılması gerektiği gibi, davalı ...’ın İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına verdiği ifadenin içeriği incelendiğinde dava konusu bonodaki ciro silsilesinin de kopuk olduğunun anlaşıldığı, böyle olunca direnme kararının belirtilen bu ilâve gerekçe ile bozulması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de, bu görüş yukarıda açıklanan gerekçelerle Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir. 25. Diğer yandan direnmeye ilişkin gerekçeli kararın 3. sayfasının 5. paragrafında yer alan “Mahkememizce bozma ilamına uyularak yargılamaya devam edilmiştir” şeklindeki cümlenin maddi hataya dayalı olarak yazıldığı anlaşıldığından, bu husus ayrıca bozma nedeni yapılmamıştır. 26. Hâl böyle olunca, mahkemenin az yukarıda belirtilen maddi ve hukukî olguları gözeterek, benzer gerekçelere dayalı olarak davacı tarafın menfi tespit isteminin reddine ilişkin karar vermesinde bir isabetsizlik bulunmadığından, usul ve yasaya uygun olan direnme kararının onanması gerekir. IV. SONUÇ : Açıklanan nedenlerle; Davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile direnme kararının ONANMASINA, Harç peşin alındığından harç alınmasına yer olmadığına, 6217 sayılı Kanun’un 30. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun geçici 3. maddesi gereğince uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 440/III-1. maddesi uyarınca miktar itibariyle karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 01.03.2022 tarihinde oy çokluğu ile kesin olarak karar verildi. KARŞI OY Kıymetli evrak öyle senetlerdir ki, bunlarda mündemiç olan hak senetten ayrı olarak dermeyan edilemediği gibi başkalarına da devredilemez (TTK 557/1). Kıymetli evrakın bu tanımı kıymetli evrakın bir hakkı içermesi gerektiğini gösterdiği kadar hak ile senet arasındaki sıkı bağı da ortaya koymaktadır. Bir senedin kıymetli evrak sayılması için, içinde yer alan hakla sıkı sıkıya bağlanması gerekir. Senette mevcut olan bu hak özel hukuk alanına giren bir haktır. Kıymetli evrak sayesinde bu hakkın menkul mal gibi devri mümkün olmakta ve bu hakka akıcılık kazandırılmaktadır. Kıymetli evrakın devri, senedin kıymetli evraka has biçimde içerdiği hakkı talep etme imkanına sahip olan kimsenin bir akitle değişmesi demektir. Devir anlaşması senette yer alan hakkın sahibi ile üçüncü şahıs arasında yapılır. Devir anlaşmasının konusu her şeyden önce senedin içerdiği haktır. Mülkiyet veya sair bir ayni hak tesisi maksadıyla kıymetli evrakın devri için, “her hâlde” senet üzerindeki zilyetliğin devri şarttır. Mülkiyet hakkı tesis etmeyi amaçlı olarak senet zilyetliğinin devri hâlinde hak sahibi değişir. Senedi devralan da senedin maliki olur ve alacaklı sıfatını kazanır. Bu andan itibaren kıymetli evrak, devralanın mamelekine girmektedir (Prof. Dr. Fırat Öztan, Kıymetli Evrak Hukuku, Turhan Kitabevi 2018 sf. 30 ve 31 ). Kıymetli evrakın devri ile senede sıkı sıkıya bağlanmış olan ve özel hukuk alanına giren bir hak da devredilmiş olmaktadır. TTK'nın 690. maddesinin göndermesiyle bonolar hakkında da uygulaması gereken aynı kanunun 593. maddesi gereğince kambiyo senedi niteliğinde olan bonodaki hakkın devri ancak ciro ve teslim yoluyla mümkündür. Ayrıca TTK'nın 595/2. maddesi gereğince lehine ciro yapılan kimsenin ciroda gösterilmesine lüzum olmadığı gibi ciro, cirantanın sadece imzasından ibaret de olabilir. Açıklanan şekildeki ciroya "beyaz ciro" denilir. Ciroda lehine ciro yapılanın belirtilmesi hâlinde ise bu ciroya "tam ciro" denir ve bu durumda bononun devri için lehine ciro yapılanın cirosu gerekir. Her iki cironun da geçerli olması için senedin üzerinde veya senede bağlı alonj üzerinde ciranta tarafından imza edilmesi gerekir. Poliçelerde hak sahipliğinin ispatı TTK 598 ve 599. maddelerde düzenlenmiştir. Bu hükümler TTK 690. madde yollamasıyla emre muharrer senet olan bonolar hakkında da uygulanır. Bir poliçeyi elinde bulunduran kimse, son ciro beyaz ciro olsa dahi kendi hakkı müteselsil ve birbirine bağlı cirolardan anlaşıldığı takdirde salahiyetli hamil sayılır. Çizilmiş cirolar bu hususta yazılmamış hükmündedir. Bir beyaz ciroyu diğer bir ciro takip ederse son ciroyu imzalayan kimse, poliçeyi beyaz ciro ile iktisap etmiş sayılır (TTK 598/1). Yollama yapılan bu hükmün sonucu olarak emre muharrer senet olan bononun yasal (meşru) hamili olmak için senedi elinde bulunduran kimsenin hakkı, son ciro beyaz ciro olsa dahi senetteki ciroların müteselsil ve birbirine bağlı olmaları zorunludur. Daha açık bir deyimle ciro dizisinin herhangi bir kesintiye uğramamış olması gerekmektedir. Kıymetli evraka sahip olan kimse kural olarak o senedin içerdiği hakkın da sahibidir. Bu durum senedi elinde bulunduran kimselerin, o senette yazılı olan hakkın sahibi oldukları hususunda bir görünüm yaratır. Bu dış görünüme bakılarak senedi elinde bulunduranların hakkın sahibi olduğu kabul edilir. Ciro silsilesi muntazam ise kural olarak bonoyu elinde bulunduran görünüm olarak hakkın sahibi diğer bir ifadeyle yetkili hamil sayılır ise de bu mutlak bir hak sahipliği olmayıp aksini mümkün kılan hükümler de bulunmaktadır. Bu hükümler; poliçe herhangi bir surette hamilin elinden çıkmış bulunursa birinci fıkrada yazılı hükümlere göre hakkı anlaşılan yeni hamil, ancak poliçeyi kötü niyetle iktisabetmiş olduğu veya iktisabında ağır bir kusur bulunduğu takdirde o poliçeyi geri vermekle mükellef olduğu (TTK 598/2), poliçeden dolayı kendisine müracaat olunan kimse keşideci veya önceki hamillerden biriyle kendi arasında doğrudan doğruya mevcut olan münasebetlere dayanan def'îleri müracaatta bulunan hamile karşı ileri süremez ise de hamil, poliçeyi iktisap ederken bile bile borçlunun zararına hareket etmiş ise bu def'îleri ileri sürebileceği (TTK 599/1) düzenlemeleri olup TTK 690. madde yollamasıyla bonolar hakkında da uygulanmaktadır. Bu hükümlerin sonucu olarak, düzgün bir ciro zinciri ile bonoyu elinde bulunduran hamil bono kapsamıyla ciro silsilesinin düzgünlüğünü ispatlamış durumda olup bunun aksinin borçlu tarafından takdiri delillerle ispatı mümkün değil ise de başkaca kesin delillerle ispatı mümkündür. Yine düzgün bir ciro zinciri ile bonoyu elinde bulunduran hamilin iyi niyetli olduğunu ispat etme yükümlülüğü bulunmamakta ise de ispat yükü üzerinde olan borçlu, hamilin bile bile borçlu zararına hareket ederek bonoyu iktisap ettiğini diğer bir ifadeyle iyi niyetli hamil olmadığını takdiri veya kesin delillerle ispatlaması mümkündür. Yukarıda yapılan açıklama ve sözü edilen kurallarla birlikte somut olay değerlendirildiğinde; davacı bonodaki imzanın kendisine ait olmadığını ve bonodan dolayı lehtara bir borcu olmadığını belirtmiş ancak yapılan imza incelemesinde keşideci imzasının davacıya ait olduğu anlaşılmış ise de bonoda ciro imzası bulunan ... bu bonodan dolayı davacıdan herhangi bir alacağı bulunmadığını, senette hamil görünen Erkan ile aralarında herhangi bir hukukî ilişki bulunmadığını, kendisine ciro yoluyla senet vermediğini hazırlık ifadesinde belirtmektedir. Lehtarın bu beyanına rağmen ciro imzasının Avadis Kalander’e ait olduğu 2011/1821 soruşturma sayılı hazırlık evrakında alınan bilirkişi raporunda belirtilmiştir. Aynı hazırlık evrakında davalı ...’ın da beyanı alınmış ve Cumhuriyet Savcılığında şüpheli sıfatı ile verdiği bu ifadesinde senedi Celal Narin’den aldığını, kendisine 9.500TL borç verdiğini ve ödenmeyen 8.000TL alacağı için bu senedin Celal Narinin talimatı ile kendisine muhasebe çalışanı Şennur isimli bayan tarafından lehtarın ciro imzası mevcut olduğu hâlde teslim edildiğini açıklamıştır. Nitekim davalının savcılıkta verdiği bu ifade doğrultusunda Celal Narin ve Şennur Koyuncu yönünden de imza incelemesi kapsamında rapor alınmıştır. Bonodaki borçlu imzasının davacıya, bonodaki lehtar ciro imzasının davalı ...’e ait olduğu anlaşılmış ve bonodaki ciro silsilesine göre davalı ... yetkili hamil görünmekte ise de davalı sözü edilen hazırlık evrakında bonoyu ciro imzası bulunan ve aralarında hukukî bir ilişki bulunmayan Avadis’den almayıp 8.000TL alacağı bulunan Celal'den aldığını açıkça kabul etmiştir. Bu beyan davalılardan Avadis’in hazırlık evrakındaki savcılık ifadesi ile de uyumludur. Davalı ...’ın senedi aldığını belirttiği Celal’in senette ciro imzası bulunmamaktadır. Davalıların savcılıktaki bu beyanları ile ciro silsilesinde bozukluk olduğu, davalı ...’in ciro imzası ile senet zilyetliğini davalı ...’a devretmiş olmadığı, yetkili hamil olmaksızın senedi ele geçiren Celal’in senede sıkı sıkıya bağlı hakkın sahibi olmaksızın bu senedi ele geçirip ciro imzası da olmaksızın davalı ...’a teslim ettiği ispatlanmıştır. Erkan bu bonoyu senette yetkili hamil olmayan kişiden almakla bile bile borçlu zararına hareket ettiği açıkça anlaşılmaktadır. Tüm bu nedenlerle davalı ...’ın bu bono nedeniyle davalıdan alacak talep etmeye hakkı olmadığı ispatlanmış olup belirttiğimiz bu nedenlerle ilaveli bozma kararı verilmesi gerektiği görüşünde olduğumuzdan hükmün onanması yönünde oluşan değerli çoğunluk görüşüne katılamıyoruz.