Danıştay 10. Daire Başkanlığı 2021/1768 E. , 2024/328 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y ONUNCU DAİRE Esas No : 2021/1768 Karar No : 2024/328 TEMYİZ EDEN (DAVACILAR) : 1- ... 2- ... 3- ... VEKİLİ : Av. ... TEMYİZ EDEN (DAVALILAR) : 1- ... Bakanlığı VEKİLİ : ... 2- ... Valiliği VEKİLİ : Av. ... İSTEMLERİN KONUSU : ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:... , K:... sayılı kararının taraflarca aleyhlerine olan kısımlarının temyizen incelenerek bozulması istenilmekte
Danıştay 10. Daire Başkanlığı 2021/1768 E. , 2024/328 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y ONUNCU DAİRE Esas No : 2021/1768 Karar No : 2024/328 TEMYİZ EDEN (DAVACILAR) : 1- ... 2- ... 3- ... VEKİLİ : Av. ... TEMYİZ EDEN (DAVALILAR) : 1- ... Bakanlığı VEKİLİ : ... 2- ... Valiliği VEKİLİ : Av. ... İSTEMLERİN KONUSU : ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:... , K:... sayılı kararının taraflarca aleyhlerine olan kısımlarının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: Davacılar tarafından, yakınları ...'in 13/03/2016 tarihinde Ankara Kızılay Güvenpark mevkiinde meydana gelen bombalı saldırıda yaşamını yitirmesi nedeniyle uğranılan zararın genel hükümler kapsamında karşılanması gerektiği ileri sürülerek müteveffanın babası ... için 17.000,00 TL (miktar artırımı ile 86.950,85 TL) maddi, 125.000,00 TL manevi, annesi ... için 17.000,00 TL (miktar artırımı ile 113.845,79 TL) maddi, 150.000,00 TL manevi, kardeşi ... için 1.000,00 TL maddi, 125.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmektedir. İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla; bilirkişi raporunda özetle, davacılar tarafından, murisleri ...'in vefat etmesi nedeniyle ...'in talep edebileceği destekten yoksun kalma tazminatının 113.845,79 TL olduğu, ....'in talep edebileceği destekten yoksun kalma tazminatının 86.950,85 TL olduğunun belirtildiği, teknik yönden yeterli ve kapsamlı bir incelemeye dayalı olduğu anlaşılan bilirkişi raporunun hükme esas alınır nitelikte olduğuna karar verildiği, davacı ...'in destekten yoksun kalma tazminatından yararlandırılmasına hukuken olanak bulunmadığı, manevi tazminat istemine gelince, terör olayı sonrası vefat nedeniyle duyulan acı, üzüntü ve ruhsal sıkıntının giderilmesi için çekilen manevi üzüntü ve ızdıraba karşılık olarak baba için 75.000,00 TL, anne için 75.000,00 TL, kız kardeş için 25.000,00 TL olmak üzere toplam 175.000,00 TL manevi tazminatın ödenmesinin uygun olacağı sonucuna varıldığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne kısmen reddine, hükmedilen 200.796,64 TL maddi tazminatın, 34.000,00 TL'lik kısmının dava tarihi olan 18/01/2017 itibaren, 166.796,64 TL'lik kısmının ise miktar artırım tarihi olan 28/01/2019 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalı idarelerce davacılar ... ve ...'e ödenmesine, fazlaya ilişkin maddi tazminat isteminin reddine, hükmedilen 175.000,00 TL manevi tazminatın davanın açıldığı tarih olan 18/01/2017 itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalı idarelerce davacılara ödenmesine karar verilmiştir. Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesince; İdare Mahkemesince maddi tazminat yönünden kurulan hükümde hukuka ve mevzuata aykırılık görülmediği, kararın manevi tazminatın kısmen kabulü yönünden incelenmesinden, anne ve baba için 25.000,00 TL, kardeş için 10.000,00 TL manevi tazminata hükmedilmesi yoluna gidildiği, kararın maddi tazminatın miktar artırımı ile artırılan kısmı yönünden miktar artırım dilekçesinin Mahkeme kayıtlarına girdiği tarihten itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine ilişkin kısmı yönünden yapılan incelemede, artırılan tazminat miktarı yönünden faize, idarenin temerrüde düştüğü tarih olan miktar artırımına ilişkin dilekçenin idareye tebliğ edildiği tarihten itibaren hükmedilmesi gerektiği gerekçesiyle davalıların istinaf isteminin kısmen kabulüne, kısmen reddine, kararın maddi tazminata yönelik kısmının onanmasına, manevi tazminata yönelik kısmı ile maddi tazminata işleyecek faizin başlangıç tarihine yönelik kısımlarının kaldırılmasına, manevi tazminat istemi yönünden yeniden incelenen davada, davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine, hükmedilen 200.796,64 TL maddi tazminatın, 34.000,00 TL'sinin dava açılış tarihi olan 18/01/2017 tarihinden kalan 166.796,64 TL miktarın ise miktar artırım dilekçesinin davalı idareye tebliğ tarihi olan 26/02/2019 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davacılar ... ve ...'e davalı idarece ödenmesine, takdiren anne ...'e 25.000,00 TL, baba ...'e 25.000,00 TL ve kardeş ...'e 10.000,00 TL manevi tazminatın davanın açıldığı tarih olan 18/01/2017 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı idarece davacılara ödenmesine karar verilmiştir. TEMYİZ_EDENLERİN_İDDİALARI : Davacılar tarafından, hükmedilen manevi tazminatın ekonomik koşullar da dikkate alındığında olay nedeniyle meydana gelen manevi yaraları teskin edecek nitelikte olmadığı, hesabın yapıldığı tarihteki asgari ücret ile bugünkü asgari ücret arasında uçurum olduğundan yeniden maddi tazminat hesabı yapılması gerektiği, olay tarihinden itibaren faize hükmedilmesi gerektiği iddialarıyla; davalı İçişleri Bakanlığı tarafından olay nedeniyle idarelerinin kusurlu ya da kusursuz sorumluluğunun bulunmadığı, olayın terör eylemi olduğu, hükmedilen manevi tazminatın emsal dosyalara göre yüksek ve sebepsiz zenginleşme niteliğinde olduğu, idarelerin harçtan muaf olduğu iddialarıyla; davalı Ankara Valiliği tarafından ise olayda idarelerinin hizmet kusurunun bulunmadığı, maddi tazminat hesabının 5233 sayılı Kanuna göre yapılması gerektiği, anılan Kanuna göre manevi tazminata hükmedilemeyeceği, idarelerinin hasım mevkiine alınmasının hatalı olduğu, idarelerinin harçtan muaf olduğu iddialarıyla temyize konu kararın aleyhlerine olan kısımlarının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir. TARAFLARIN_SAVUNMALARI : Davalı idareler tarafından davacıların temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmakta olup davacılar tarafından savunma verilmemiştir. DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : ... DÜŞÜNCESİ : Davacıların maddi tazminata yönelik temyiz istemlerinin incelenmeksizin reddi, manevi tazminata yönelik temyiz istemlerinin kabulü; davalı idarelerin temyiz istemlerinin kısmen kabulü kısmen reddi ile temyize konu kararın bozulması gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: İNCELEME VE GEREKÇE : MADDİ OLAY : Dava dosyasının incelenmesinden, davacılar tarafından, yakınları ...'in 13/03/2016 tarihinde Ankara Kızılay Güvenpark mevkiinde meydana gelen bombalı saldırıda yaşamını yitirmesi nedeniyle uğranılan zararın karşılanması amacıyla 19/04/2016 tarihinde Ankara Valiliğine yapılan başvuru üzerine Ankara Valiliği 1 No'lu Zarar Tespit Komisyonu'nun ... tarih ve ... sayılı kararı ile 5233 sayılı Kanun'un 9. maddesinin uygulanmasına ilişkin Yönetmeliğin 21. maddesi uyarınca 32.640,65 TL'nin yaşamını yitiren adına yasal mirasçılarına ödenmesi önerisinde bulunulduğu, söz konusu tutarın kabul edilmemesi sonucu 05/10/2016 tarihinde davalı idare ile davacılar vekili arasında uyuşmazlık tutanağı imzalandığı, akabinde genel hükümler uyarınca maddi ve manevi tazminat istemiyle 17/10/2016 tarihinde İçişleri Bakanlığına başvuru yapıldığı, başvurunun yönlendirildiği Ankara Valiliği tarafından 09/11/2016 tarihli yazı ile yapılacak herhangi bir işlem bulunmadığının belirtilmesi üzerine bakılmakta olan davanın açıldığı anlaşılmaktadır. İLGİLİ MEVZUAT: Anayasanın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmıştır. Yine, Anayasa'nın 2. maddesinde, Devletin nitelikleri sayılmış ve sosyal bir hukuk devleti olduğu vurgulanmış; 5. maddesinde, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak, kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmak Devletin temel amaç ve görevleri arasında sayılmış olup, "Kişinin dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı" başlıklı 17. maddesinde, herkesin yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip olduğu vurgulanmıştır. Bu düzenlemelerden, tüm vatandaşların yaşama haklarının, devlet güvencesi ve onun pozitif yükümlülüğü kapsamı içinde koruma altında olduğu anlaşılmaktadır. Diğer taraftan, 17/07/2004 tarihinde kabul edilip, 27/07/2004 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanan 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun'un, 1. maddesinde, ''Bu Kanunun amacı, terör eylemleri veya terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle maddî zarara uğrayan kişilerin, bu zararlarının karşılanmasına ilişkin esas ve usulleri belirlemektir.''; 2. maddesinin 1. fıkrasında, ''Bu Kanun, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun 1 inci, 3 üncü ve 4 üncü maddeleri kapsamına giren eylemler veya terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle zarar gören gerçek kişiler ile özel hukuk tüzel kişilerinin maddî zararlarının sulhen karşılanması hakkındaki esas ve usullere ilişkin hükümleri kapsar; 7. maddesinde, ''Bu Kanun hükümlerine göre sulh yoluyla karşılanabilecek zararlar şunlardır: a) Hayvanlara, ağaçlara, ürünlere ve diğer taşınır ve taşınmazlara verilen her türlü zararlar, b) Yaralanma, engelli hâle gelme ve ölüm hâllerinde uğranılan zararlar ile tedavi ve cenaze giderleri, c) Terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle kişilerin mal varlıklarına ulaşamamalarından kaynaklanan maddî zararlar''; 8. maddesinin 1. fıkrasında, ''7 nci maddede belirtilen zararlar, zarar görenin beyanı, adlî, idarî ve askerî mercilerdeki bilgi ve belgeler göz önünde tutularak olayın oluş şekli ve zarar görenin aldığı tedbirlere göre, zarar görenin varsa kusur veya ihmalinin de göz önünde bulundurulması suretiyle, hakkaniyete ve günün ekonomik koşullarına uygun biçimde komisyon tarafından doğrudan doğruya veya bilirkişi aracılığı ile belirlenir.''; 9. maddesinde, ''Yaralanma, engelli hâle gelme ve ölüm hâllerinde (7000) gösterge rakamının memur aylık katsayısı ile çarpımı sonucunda bulunan miktarın; a) Yaralananlara altı katı tutarını geçmemek üzere yaralanma derecesine göre, b) Çalışma gücü kaybı, yetkili sağlık kuruluşları tarafından üçüncü derece olarak tespit edilenlere dört katından yirmidört katı tutarına kadar, c) Çalışma gücü kaybı, yetkili sağlık kuruluşları tarafından ikinci derece olarak tespit edilenlere yirmibeş katından kırksekiz katı tutarına kadar, d) Çalışma gücü kaybı, yetkili sağlık kuruluşları tarafından birinci derece olarak tespit edilenlere kırkdokuz katından yetmişiki katı tutarına kadar, e) Ölenlerin mirasçılarına elli katı tutarında, nakdî ödeme yapılır. Nakdî ödemenin tespitine esas tutulacak miktar, ödeme yapılmasına ilişkin valinin veya Bakanın onayı tarihinde geçerli gösterge ve katsayı rakamları esas alınarak belirlenir. Birinci fıkranın (e) bendine göre belirlenen nakdî ödemenin mirasçılara intikalinde 4721 sayılı Türk Medenî Kanununun mirasa ilişkin hükümleri uygulanır. Cumhurbaşkanı, nakdî ödemeye esas tutulan gösterge rakamını yüzde otuza kadar artırmaya veya kanunî sınıra kadar indirmeye yetkilidir. Bu Kanun kapsamındaki zararlardan dolayı, zarar gören kişilere gerçek veya özel hukuk tüzel kişileri tarafından yapılan ödemeler sebebiyle Devlete rücu edilemez. Nakdî ödemenin şekli, tutarı, yaralanma ve engellilik derecelerinin tespitine ilişkin esas ve usuller yönetmelikle belirlenir.''; 12. maddesinde, "Komisyon, doğrudan doğruya veya bilirkişi aracılığı ile yaptığı tespitten sonra 8 inci maddeye göre belirlenen zararı, 9 uncu maddeye göre hesaplanan yaralanma, engelli hâle gelme ve ölüm hâllerindeki nakdî ödeme tutarını, 10 uncu maddeye göre ifa tarzını ve 11 inci maddeye göre mahsup edilecek miktarları dikkate alarak, uğranılan zararı sulh yoluyla karşılayacak safi miktarı belirler. Komisyonca, bu esaslara göre hazırlanan sulhname tasarısının örneği davet yazısı ile birlikte hak sahibine tebliğ edilir. Davet yazısında hak sahibinin sulhname tasarısını imzalamak üzere otuz gün içinde gelmesi veya yetkili bir temsilcisini göndermesi gerektiği, aksi takdirde sulhname tasarısını kabul etmemiş sayılacağı ve yargı yoluna başvurarak zararının tazmin edilmesini talep etme hakkının saklı olduğu belirtilir. Davet üzerine gelen hak sahibi veya yetkili temsilcisi sulhname tasarısını kabul ettiği takdirde, bu tasarı kendisi veya yetkili temsilcisi ve komisyon başkanı tarafından imzalanır. Sulhname tasarısının kabul edilmemesi veya ikinci fıkraya göre kabul edilmemiş sayılması hâllerinde bir uyuşmazlık tutanağı düzenlenerek bir örneği ilgiliye gönderilir. Sulh yoluyla çözülemeyen uyuşmazlıklarda ilgililerin yargı yoluna başvurma hakları saklıdır.'' hükümleri bulunmaktadır. Anılan Kanun'a dayanılarak çıkarılan Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Yönetmeliğin "Yaralanma, engelli hale gelme ve ölüm hallerinde yapılacak ödemeler" başlıklı 21. maddesinde de, "Yaralanma, engelli hale gelme ve ölüm hâllerinde (7000) gösterge rakamının memur aylık katsayısı ile çarpımı sonucunda bulunan miktarın; a) Yaralananlara, altı katı tutarını geçmemek üzere, onda birinin doktor veya sağlık kurulu raporu ile belirlenen iş ve güce engel olma süresi ile çarpımı sonucunda belirlenecek tutarda, b) Çalışma gücü kaybı derece ve oranları için ekli cetvelde (EK-D) belirlenen katı tutarında, c) Ölenlerin mirasçılarına elli katı tutarında, nakdî ödeme yapılır." kuralı bulunmaktadır. HUKUKİ DEĞERLENDİRME: A) Davacıların Maddi Tazminata Yönelik Temyiz İsteminin İncelenmesi: Davacılar tarafından İdare Mahkemesi kararının ardından istinaf başvurusunda bulunulmadığı; buna karşın temyiz isteminde bulunulduğu ve temyiz dilekçesinde maddi tazminata yönelik iddiaların da yer aldığı görülmektedir. Bilindiği üzere, istinaf mahkemelerinin faaliyete geçmesinin ardından İlk Derece Mahkemesi kararına yönelik usul ve hukuka aykırılık iddiaları için öncelikle istinaf kanun yoluna başvurulmakta, sonuç alınamaması durumunda temyiz kanun yoluna gidilmektedir. Başka bir ifade ile, İdare Mahkemesi kararınının aleyhine olan kısımlarını istinaf kanun yoluna götürmeyen taraf bakımından, -istinaf mahkemesince idare mahkemesi kararından daha aleyhe bir hüküm verilmedikçe- kararın aleyhlerine olan kısmı kesinleşmiş olmaktadır. Bu durumda, İdare Mahkemesi kararını istinaf kanun yolu incelemesine taşımayan davacıların maddi tazminata yönelik temyiz isteminin, Bölge İdare Mahkemesince maddi tazminata yönelik verilen kararın İdare Mahkemesi kararından daha aleyhe hüküm içermediği de dikkate alındığında, incelemesinin yapılması hukuken mümkün değildir. Belirtilen sebeple, istinaf başvurusunda bulunmayan davacıların maddi tazminata yönelik temyiz isteminin incelenmesine hukuki olanak bulunmamaktadır. Bununla birlikte işbu bozma kararı üzerine Bölge İdare Mahkemesince, maddi tazminat istemi yönünden İdare Mahkemesi kararından daha aleyhe bir hüküm verilmesi halinde temyiz kanun yoluna başvurulabileceği izahtan varestedir. B) Temyize Konu Kararın Davacıların Manevi Tazminat İstemine Yönelik Kısmının İncelenmesi: Manevi tazminat, kişinin malvarlığında meydana gelen eksilmeyi gidermeye yönelik bir tazmin aracı değil, manevi değerlerinde bir eksilme meydana gelen ve yaşama sevinci ve zevki azalan kişinin manen tatminini sağlamaya yönelik bir tazmin aracıdır. Manevi zararın başka türlü giderim yollarının bulunmayışı veya yetersiz kalışı manevi tazminatın parasal olarak belirlenmesini zorunlu kılmaktadır. Manevi tazminat, olay nedeniyle duyulan elem ve ızdırabı kısmen de olsa hafifletmeyi amaçlar. Belirtilen niteliği gereği manevi tazminatın, zenginleşmeye yol açmayacak şekilde belirlenmesi gerekmekte ise de, tam yargı davalarının niteliği gereği takdir edilecek manevi tazminat miktarının, olayın ağırlığını ortaya koyacak, hukuka aykırılığı özendirmeyecek, bir başka ifade ile benzeri olayların bir daha yaşanmaması için caydırıcı ve aynı zamanda cezalandırıcı bir miktarda olması gerekmektedir. Temyize konu karar ile müteveffanın annesi ... için 25.000,00 TL, babası ... için 25.000,00 TL ve kardeşi ... için 10.000,00 TL manevi tazminatın ödenmesine karar verilmişse de manevi tazminatın, ilgililerin duyduğu elem ve üzüntünün kısmen giderilmesini sağlayan manevi bir tatmin aracı olduğu gözetildiğinde, dava konusu olay nedeniyle yakınlarını kaybettikleri dikkate alındığında davacıların manevi varlığında meydana gelen zararın giderilebilmesi için hükmedilen manevi tazminat tutarının yetersiz kaldığı kanaatine varıldığından, temyize konu kararın belirtilen kısmında hukuki isabet bulunmamaktadır. Nitekim, aynı olayda yakınları vefat eden kişiler tarafından açılan başka bir tazminat davasında, müteveffanın annesi ve babası için ayrı ayrı 75.000,00 TL, kardeşleri için ise 50.000,00 TL manevi tazminata hükmedildiği, tarafların anılan kısma yönelik istinaf istemlerinin reddi ve sonrasında temyiz istemlerinin reddi neticesinde Danıştay Onuncu Dairesinin 21/02/2024 tarih ve E:2023/2896, K:2024/329 sayılı kararı ile hükmedilen manevi tazminatın onanarak kesinleştiği görülmektedir. C) Temyize Konu Kararın Davacılar ... ve ... 'in Maddi Tazminat İstemine Yönelik Kısmının İncelenmesi: Davacılar tarafından, terör örgütünce gerçekleştirilen bombalı saldırı sonucu yakınlarının vefatı sebebiyle oluşan zararlarının genel hükümlere göre tazmininin istenilmesi karşısında, olayda öncelikle idarenin hizmet kusurunun ya da kusursuz sorumluluk hallerinin bulunup bulunmadığının tespiti gerekmektedir. Nitekim, Dairemizin yerleşik içtihadı da; terör eylemi sonucu bir zarar ortaya çıkması durumunda, öncelikle söz konusu olayın meydana gelmesinde idareye atf-ı kabil bir hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk halinin bulunup bulunmadığının ortaya konulması, idarenin gerek hizmet kusuru gerekse kusursuz sorumluluk halinin olayda bulunmaması durumunda 5233 sayılı Kanun kapsamında gerekli inceleme yapılarak karar verilmesi gerektiği yönündedir. Bu nedenle idarenin olay öncesi genel güvenlik hizmetlerine ilişkin kusurlu / kusursuz sorumluluğunun tespiti için olay öncesinde olaya ilişkin ihbar veya istihbari bilgi ve belge olup olmadığının araştırılması gerekmektedir. Olay öncesinde ve olaya ilişkin istihbari bilgi- belge var ise idarenin bu konuda özel bir önlem almaması neticesinde oluşan zarardan hizmet kusuru ilkesi uyarınca sorumlu tutulacağı açıktır. Dava dosyası ile uyuşmazlık konusu olay ile ilgili olarak açılan diğer dava dosyalarında bulunan bilgi ve belgelerin birlikte değerlendirilmesinden; ... İdare Mahkemesinin E:... sayılı esasına kayıtlı dosyada verilen ara kararına Ankara Valiliği tarafından sunulan cevabi yazıda; 01/11/2016-31/03/2016 tarihleri arasında Ankara ilinde alınan emniyet tedbirlerinin ve meydana gelen olayların liste halinde sunulduğu, 20/02/2016 tarihinde Başkent Güvenlik Eylem Planı’nın hazırlandığının ve 09/03/2016 tarihinde yürürlüğe girdiğinin belirtildiği, aynı dosyada İçişleri Bakanlığı Emniyet Genel Müdürlüğü’nün 06/07/2017 tarihli yazısında; olay öncesinde istihbari bilgi elde edilemediği, olayla ilgili somut duyum bulunmadığı, yine İçişleri Bakanlığı Emniyet Genel Müdürlüğü’nün 11/07/2017 tarihli yazısında; Ocak-Şubat-Mart aylarında emniyete ulaşan ve gerekli birimlerle paylaşılan genel nitelikteki muhtemel eylemlere ilişkin yazıların sunulduğu, ... İdare Mahkemesinin E:... sayılı esasına kayıtlı dosyada bulunan Ankara Valiliği İl Emniyet Müdürlüğü’nün 12/10/2016 tarihli yazısında; olaya ilişkin ihbarın bulunmadığının belirtildiği, ayrıca olay sonrası İçişleri Bakanlığı Mülkiye Müfettişi ve Polis Başmüfettişi tarafından hazırlanan Araştırma Raporunda; yaşanan terör olaylarının engellenmesinin sadece bir ilin sınırları içinde alınacak tedbirlerle sağlanamayacağı, ülke içinde ve sınırlarımız dışında alınması gereken önlemler olduğu, olaya ilişkin ön inceleme yapılmasına gerek olmadığı, disiplin soruşturmasına gerek olmadığı, idari ve mali yönden herhangi bir işlem yapılmasına gerek olmadığı yönünde tespitlerde bulunulduğu anlaşılmaktadır. Davalı idarenin hizmet kusuru nedeniyle sorumlu tutulabilmesinin, olay öncesinde olaya ilişkin istihbari bilginin yer, zaman, kişi unsurlarından bir ya da bir kaçının belirli olacak şekilde idarece bilinmesi ve idarenin bu bilgiye rağmen gerekli önlemi almaması halinde söz konusu olacağı değerlendirildiğinde; dava konusu olayda emniyet birimlerinde olay öncesinde olaya ilişkin herhangi bir ihbarın bulunmadığına ilişkin yazılar da göz önünde tutularak idarenin bu yönden hizmet kusurunun bulunmadığı sonucuna varılmaktadır. Olaya sebebiyet veren canlı bomba olan şahsın, Balıkesir'de eğitim görürken Diyarbakır ... Gençlik Şöleni'ne katıldıktan sonra Suriye'ye gidip PKK-KCK terör örgütüne katıldığı, ailesinin kayıp başvurusunda bulunduğu, terör örgütüne üye olma suçundan hakkında arama kararı bulunduğu, olayda kullanılan araçla ilgili istihbari bilgi-belge olmadığı, idarenin ilgili şahsa yönelik hukuki ve idari tüm işlemleri yaptığı, bir süre yurt dışında da bulunan şahsın yasa dışı yollarla ülkeye giriş yaptığı dikkate alındığında, bu yönden de idareye atfedilecek bir kusur bulunmamaktadır. Ayrıca idari eylem ile davacıların uğradığı zarar arasında illiyet bağı bulunmaması; bir başka ifadeyle zararın, idareye tümüyle yabancı üçüncü kişiler olan terör örgütü mensuplarınca gerçekleştirilen canlı bomba eylemi sonucu meydana gelmesi karşısında; davalı idarenin kusursuz sorumluluğundan da söz edilemeyeceği görülmektedir. Her ne kadar davacılar tarafından dava konusu olay nedeniyle uğranılan maddi zararların genel tazminat hukuku ilkeleri kapsamında karşılanması gerektiği ileri sürülmüşse de; 5233 sayılı Kanun'un yürürlüğünden sonra meydana gelen ve idarenin kusur ya da kusursuz sorumluluğunun bulunmadığı terör olaylarında da anılan Kanun uygulanarak, zarar miktarının 5233 sayılı Kanun'un 9. maddesi ile Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Yönetmeliğin 21. maddesine göre hesaplanması gerekmektedir. 5233 sayılı Kanun ve Uygulama Yönetmeliği'nin 21. maddesinde, (7000) gösterge rakamının memur aylık katsayısı ile çarpımı sonucunda bulunan miktarın, ölüm halinde 50 katı tutarında nakdi ödeme yapılacağı; söz konusu hesaplamalarda ödemeye ilişkin valinin veya bakanın onayı tarihinde geçerli gösterge ve katsayı rakamlarının esas alınacağı kurala bağlanmıştır. Elazığ İdare Mahkemesinin, 5233 sayılı Kanun'un bazı madde ve ibarelerinin Anayasaya aykırı olduğu gerekçesiyle yaptığı başvuru üzerine Anayasa Mahkemesince verilen 25/06/2009 tarih ve E:2006/79, K:2009/97 sayılı kararda; "Gösterge ve katsayı rakamlarının her yıl artış göstermesi nedeniyle, son işlem tarihinde geçerli gösterge ve katsayı rakamlarının esas alınmasının, tazminat alacaklısının lehine bir uygulama olduğu açıktır." tespit ve gerekçesine yer verilmiş olup, bu husus Dairemiz kararlarında da benimsenmiştir. Buna göre, son işlem tarihi olarak genel hükümler kapsamında yapılan başvurunun reddedildiği 09/11/2016 tarihinin esas alınması gerekmektedir. Bu doğrultuda genel hükümler kapsamında yapılan başvurunun reddedildiği 09/11/2016 tarihindeki memur aylık kat sayısı ile (7000) gösterge rakamının çarpımı sonucunda bulunan miktarın Yönetmeliğin 21. maddesinin (c) bendine göre elli katı tutarında belirlenecek maddi tazminatın hak sahipleri tespit edilmek suretiyle miras payları oranında ödenmesine karar verilmesi gerekirken, genel hükümler kapsamında sosyal risk ilkesi uyarınca maddi tazminata hükmedilmesinde hukuki isabet bulunmamaktadır. KARAR SONUCU : Açıklanan nedenlerle; 1. Davacıların maddi tazminata yönelik temyiz istemlerinin İNCELENMEKSİZİN REDDİNE, manevi tazminata yönelik temyiz istemlerinin KABULÜNE; davalı idarelerin temyiz istemlerinin kısmen KABULÜNE, kısmen REDDİNE, 2. Temyize konu ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının BOZULMASINA, 3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesne gönderilmesine, 21/02/2024 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.