Başvuru, terör olayları dolayısıyla köyü terke mecbur kalınması nedeniyle 17/7/2004 tarihli ve 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun kapsamında yapılan başvurunun kısmen kabul edilmesi ve idare ile sulhname imzalanması akabinde başvurunun kabul edilmeyen kısmı için açılmış davanın reddedilmesi nedeniyle mülkiyet hakkının; açılan davaya ilişkin yargılama işlemlerinin adil olmaması, makul sürede sonuçlandırılmaması, kararların gerekçesiz olması neden
Başvuru, terör olayları dolayısıyla köyü terke mecbur kalınması nedeniyle 17/7/2004 tarihli ve 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun kapsamında yapılan başvurunun kısmen kabul edilmesi ve idare ile sulhname imzalanması akabinde başvurunun kabul edilmeyen kısmı için açılmış davanın reddedilmesi nedeniyle mülkiyet hakkının; açılan davaya ilişkin yargılama işlemlerinin adil olmaması, makul sürede sonuçlandırılmaması, kararların gerekçesiz olması nedenleriyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Başvuru 7/11/2014 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlığın 7/10/2015 tarihli görüş yazısı 19/10/2015 tarihinde başvurucu vekiline tebliğ edilmiş olup başvurucu vekili tarafından 3/11/2015 tarihinde Bakanlık görüşüne karşı beyan dilekçesi sunulmuştur. A. Olaylar Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucu, Tunceli ili Hozat ilçesi Kurukaymak köyünde ikamet etmekte iken meydana gelen terör olayları neticesinde köyünün boşaltılmasıyla yerleşim yerlerinden 1994 yılında göç etmek zorunda kaldığını iddia etmiştir. Başvurucu, yerleşim yerine dönme talebiyle Hozat Kaymakamlığına dilekçe sunmuştur. Hozat Kaymakamlığının 28/3/2002 tarihli ve BO54VLK4623001-16-12/193 sayılı yazılarında GAP Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığınca Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerinde Köye Dönüş ve Rehabilitasyon Projesi'nin geliştirildiği ve bu konuda çalışmalara devam edildiği, bu kapsamda dilekçenin değerlendirmeye alınmış olup ilerleyen tarihlerde oluşturulacak olanaklar çerçevesinde talebin gereğinin yapılacağı bildirilmiştir. Başvurucu 15/6/2006 tarihinde 5233 sayılı Kanun kapsamına giren zararlarının karşılanması talebiyle Tunceli Valiliği Zarar Tespit Komisyonuna (Komisyon) başvurmuştur. Komisyon 14/3/2008 tarihli ve 2008/3-1087 kararında; İlçe Araştırma Heyeti tespit raporuna göre 1994 yılında terör nedeniyle başvurucunun köyünden ayrıldığı tespit edilmiş ise de bu tespitin beyana dayalı olduğu, bunu destekleyici bilgi ve belgenin bulunmadığı, başvurucunun köyde yaşadığı ve başvurucu adına kayda rastlanmadığı gerekçeleriyle talebin reddine karar vermiştir. Başvurucu tarafından belirtilen ret işlemi aleyhine Malatya İdare Mahkemesinde iptal davası açılmıştır. Malatya İdare Mahkemesinin 11/6/2010 tarihli ve E.2008/1164, K.2010/1335 sayılı kararı ile eksik incelemeye dayalı olarak başvurunun bilgi belge eksikliğinden reddedilmesine ilişkin dava konusu işlemde hukuka uyarlık görülmediği gerekçesi ile işlemin iptaline karar verilmiştir. İptal kararı akabinde Komisyonca yapılan yeniden inceleme sonucunda Komisyonun 16/12/2011 tarihli ve 7137 sayılı kararı ile mal varlığına erişilemeyen yedi yıl üzerinden amortisman oranları da dikkate alınarak başvurucuya 29 m2, ahşap, taş duvarlı ev için 383,80 TL;29 m2, ahşap, taş duvarlı ahır için 392 TL; 1,80 dönüm, sulak arazi için 020,60 TL; ceviz ağaçları için 695 TL ve 156 TL; badem ağaçları için 645 TL; dut ağaçları için 315 TL; erik ağaçları için 385 TL; kavak ağaçları için 154 TL olmak üzere toplam 146,40 TL ödenmesine karar verilmiştir. Komisyon kararı akabinde 5233 sayılı Kanun’un maddesi gereğince davet yazısı ile birlikte sulhname örneği başvurucu vekiline gönderilmiştir. “Yukarıda ayni/nakdi olarak belirtilen zararımın/zararlarımın karşılanması sonucunda Komisyonun tespitine esas olay ile ilgili olarak uğradığım zararımın tamamının karşılanmış olduğunu kabul ve taahhüt ederim.” beyanını içeren sulhname, başvurucu vekili tarafından imzalanmıştır. Başvurucu tarafından Komisyon kararında hükmedilen miktarın gerçek zararını karşılamadığından bahisle Elazığ İdare Mahkemelerinde iptal davası açılmıştır. Elazığ İdare Mahkemesinin 28/12/2012 tarihli ve E.2012/1430, K.2012/1834 sayılı kararı ile davanın reddine karar verilmiştir. İlgili gerekçe şöyledir:“... maddenin son fıkrasında da sulh yoluyla çözülemeyen uyuşmazlıkların ise ilgililerin yargı yoluna başvurma haklarının saklı olduğu hükme bağlanmıştır. Anılan maddenin gerekçesinde ise; "....Hukukumuzda feragat, kabul ve sulh gibi işlemler, görülmekte olan davaları sona erdiren işlemlerdir. Sulh işlemi, dava öncesi yapılmışsa dava açılmasını engelleyici özelliktedir. Sulh işlemine rağmen dava açılırsa bu durum itiraz olarak ileri sürülebilir ve dava ortadan kaldırılır. Böylece dostane bir çözüm şekli olan sulh bağlayıcı niteliktedir." şeklinde açıklamalara yer verilmiştir. 5233 sayılı Kanunun yukarıda belirtilen amacı, gerekçesi ve madde metninin birlikte değerlendirilmesinden; sulhnamenin imzalanmasından sonra dava açılmasına hukuki olanak bulunmamaktadır. Olayda, davacı vekili ile davalı idare arasında imzalanan 2012 tarih ve 7137 sayılı sulhname ile davacının uğradığı zararları tazmin edilmek suretiyle uyuşmazlığın ortadan kalktığı, tarafları bağlayıcı nitelik taşıyan ve imzalama aşamasında davacı/davacı vekilinin iradesini fesada uğratan herhangi bir hususun bulunmadığı görülmekte olup sulhname sonucu uyuşmazlığın tekrar yargıya taşınmasının mümkün olmadığı sonucuna varılmıştır. Öte yandan, 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun ile terör eylemleri veya terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle maddi zarara uğrayan kişilerin, sadece maddizararlarının karşılanmasına ilişkin esas ve usuller belirlenmiş olup, manevi zararın tazminine yönelik herhangi düzenlemeye yer verilmemiş olması karşısında, davacının manevi tazminat talebinin karşılanmamış olması yönüyle de söz konusu komisyon kararında hukuka aykırılık bulunmamaktadır...” Başvurucunun temyizi üzerine Danıştay Onbeşinci Dairesinin 12/12/2013 tarihli ve E.2013/7784, K.2013/10632 sayılı ilamı ileİlk Derece Mahkemesi kararının onanmasına hükmedilmiştir. Başvurucunun karar düzeltme istemi, aynı Dairenin 6/6/2014 tarihli ve E.2014/3625, K.2014/4839 sayılı ilamı ile reddedilmiştir. Karar düzeltme isteminin reddi kararı, başvurucu vekiline 15/10/2014 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucu 7/11/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. B. İlgili Hukuk 5233 sayılı Kanun’un , , , , geçici , geçici maddeleri. 5233 sayılı Kanun’un 25/4/2013 tarihli ve 6462 sayılı Kanun’un maddesiyle değişik maddesinin ilgili kısmı şöyledir: "Bu Kanun hükümlerine göre sulh yoluyla karşılanabilecek zararlar şunlardır: a) Hayvanlara, ağaçlara, ürünlere ve diğer taşınır ve taşınmazlara verilen her türlü zararlar ..." 5233 sayılı Kanun’un maddesinin ilgili kısmı şöyledir: "7 nci maddede belirtilen zararlar, zarar görenin beyanı, adlî, idarî ve askerî mercilerdeki bilgi ve belgeler göz önünde tutularak olayın oluş şekli ve zarar görenin aldığı tedbirlere göre, zarar görenin varsa kusur veya ihmalinin de göz önünde bulundurulması suretiyle, hakkaniyete ve günün ekonomik koşullarına uygun biçimde komisyon tarafından doğrudan doğruya veya bilirkişi aracılığı ile belirlenir." 5233 sayılı Kanun’un maddesi şöyledir:“Komisyon, doğrudan doğruya veya bilirkişi aracılığı ile yaptığı tespitten sonra 8 inci maddeye göre belirlenen zararı, 9 uncu maddeye göre hesaplanan yaralanma, engelli hâle gelme ve ölüm hâllerindeki nakdî ödeme tutarını, 10 uncu maddeye göre ifa tarzını ve 11 inci maddeye göre mahsup edilecek miktarları dikkate alarak, uğranılan zararı sulh yoluyla karşılayacak safi miktarı belirler. Komisyonca, bu esaslara göre hazırlanan sulhname tasarısının örneği davet yazısı ile birlikte hak sahibine tebliğ edilir. Davet yazısında hak sahibinin sulhname tasarısını imzalamak üzere otuz gün içinde gelmesi veya yetkili bir temsilcisini göndermesi gerektiği, aksi takdirde sulhname tasarısını kabul etmemiş sayılacağı ve yargı yoluna başvurarak zararının tazmin edilmesini talep etme hakkının saklı olduğu belirtilir. Davet üzerine gelen hak sahibi veya yetkili temsilcisi sulhname tasarısını kabul ettiği takdirde, bu tasarı kendisi veya yetkili temsilcisi ve komisyon başkanı tarafından imzalanır. Sulhname tasarısının kabul edilmemesi veya ikinci fıkraya göre kabul edilmemiş sayılması hâllerinde bir uyuşmazlık tutanağı düzenlenerek bir örneği ilgiliye gönderilir. Sulh yoluyla çözülemeyen uyuşmazlıklarda ilgililerin yargı yoluna başvurma hakları saklıdır.”