Danıştay 10. Daire Başkanlığı 2024/3291 E. , 2024/6503 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y ONUNCU DAİRE Esas No : 2024/3291 Karar No : 2024/6503 TEMYİZ EDEN (DAVALI) : ... Valiliği VEKİLİ : Av. ... KARŞI TARAF (DAVACI) : ... İSTEMİN_KONUSU : ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: Hekim olan davacı tarafından, mesleğini özel bir sağlık kuruluşunda icra
Danıştay 10. Daire Başkanlığı 2024/3291 E. , 2024/6503 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y ONUNCU DAİRE Esas No : 2024/3291 Karar No : 2024/6503 TEMYİZ EDEN (DAVALI) : ... Valiliği VEKİLİ : Av. ... KARŞI TARAF (DAVACI) : ... İSTEMİN_KONUSU : ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: Hekim olan davacı tarafından, mesleğini özel bir sağlık kuruluşunda icra edebilmesine izin verilmesi istemiyle yapılan başvurunun reddine ilişkin Denizli Valiliği İl Sağlık Müdürlüğünün ... tarih ve ... sayılı işlemin iptali istenilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla; hekimlik mesleğinin nitelikleri karşısında, davacının anayasal düzene karşı filli nedeniyle hekimlik mesleğini yapmasının sınırlandırılmasının; 1219 sayılı Kanun'un 28. maddesi ile yasal dayanağının ve sınırlamanın meşru bir amacının bulunduğunun kabulü gerekmekle birlikte; davacının bir uzman hekim olarak kamuda değil, özel sektörde ve bağımlı bir çalışma biçimi ile çalışmasının sürekli olarak engellenmesine yönelik sınırlamanın; demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olmadığı ve ölçülülük koşulunu sağlamadığı, sınırlamalardan kaynaklanan kamu yararı ile davacının kişisel olarak bu yönden üstlendiği külfetler bakımından adil bir dengenin kurulamadığı, davacının bu yolla özel yaşamına yapılan müdahalenin orantısız olduğu ve demokratik toplumun gerekleri bakımından davacıya getirilen sınırlamanın bir zorunluluğa da dayanmadığı ve davacının bir özel hastanede Valiliğin vereceği izinle ve hastanenin işletmesicisi kişiyle aralarında yapacakları sözleşme ile çalışmasının 5237 sayılı Kanun'un 53. maddesinin 1. fıkrasının (e) bendi uyarınca hapis cezasının infazı süresince yasaklanmasının hukuksal olanağı bulunmadığından dava konusu işlemde "neden ve konu" bakımından hukuka uyarlık bulunmadığı gerekçesiyle dava konusu işlemin iptaline karar verilmiştir. Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesince; istinaf başvurusuna konu ... İdare Mahkemesi kararının hukuka ve usule uygun olduğu ve davalı tarafından ileri sürülen iddiaların söz konusu kararın kaldırılmasını sağlayacak nitelikte görülmediği gerekçesiyle istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir. TEMYİZ_EDENİN_İDDİALARI : Davalı idare tarafından, davacının anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçtan mahkum edildiği ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 53. maddesi kapsamındaki hakları kullanmaktan hapis cezasının infazının tamamlanıncaya kadar mahrum edildiği, davacının denetimli serbestlik kapsamında tahliye edildiği ve cezanın infazının tamamlanmadığı, bu haliyle davacının hekimlik mesleğini icra edemeyeceği gerekçesiyle Bölge İdare Mahkemesi kararının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir. KARŞI_TARAFIN_SAVUNMASI : Davacı tarafından savunma verilmemiştir. DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : ... DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kabulü gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra dosyanın tekemmül ettiği anlaşıldığından yürütmenin durdurulması istemi hakkında ayrıca bir karar verilmeksizin gereği görüşüldü: İNCELEME VE GEREKÇE : MADDİ OLAY : Davacı genel cerrahi uzmanı hekim olup, ... Ağır Ceza Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla "silahlı terör örgütüne yardım etmek" suçundan 1 yıl 13 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hapis cezasının kanuni sonucu olarak Türk Ceza Kanunu'nun 53. maddesinin uygulanmasına karar verilmiş; anılan karar istinaf ve temyiz kanun yolları aşamalarından geçerek kesinleşmiştir. Davacının ceza infaz kurumunda hükmedilen hapis cezasının infazı devam ederken koşullu salıverilmesine karar verilmiştir. Bunun üzerine, davacının Özel Denipol Hastanesinde hekimlik mesleğini icra edebilmesine izin verilmesi istemiyle anılan Hastane mesul müdürlüğünce 10/02/2023 tarihinde Denizli Valiliği İl Sağlık Müdürlüğüne başvuru yapılmıştır. Denizli Valiliği İl Sağlık Müdürlüğünün ... tarih ve ... sayılı işlemi ile, davacının Türk Ceza Kanunu'nun 314. maddesinin 2. fıkrası uyarınca hapis cezasına mahkum edildiği ve anılan suçun 1219 sayılı Kanun'un 28. maddesinde ismen sayılan suçlar arasında yer aldığından bahisle hükmolunan cezanın süresi ve nevi bakımından hekimlik mesleğinin icrasına mani olduğu ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 53. maddesinin 1. fıkrasının (a), (c), (d) ve (e) bentlerinde sayılan hakları kullanmaktan mahrum bırakılmasına karar verildiğinden bahisle başvurunun reddedilmesi üzerine anılan işlemin iptali istemiyle bakılan davanın açıldığı anlaşılmaktadır. İLGİLİ MEVZUAT: 1219 sayılı Kanun'un 28. maddesinin 1. fıkrasında, "Hekimlik mesleğinin icrası için; Türk Ceza Kanununun 53 üncü maddesinde belirtilen süreler geçmiş olsa bile; kasten işlenen bir suçtan dolayı beş yıl veya daha fazla süreyle ya da devletin güvenliğine karşı suçlar, Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar, zimmet, irtikâp, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, güveni kötüye kullanma, hileli iflas, ihaleye fesat karıştırma, edimin ifasına fesat karıştırma, suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama veya kaçakçılık suçlarından hapis cezasına mahkûm olmamak gerekir. " hükmüne yer verilmiştir. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun, "Belli hakları kullanmaktan yoksun bırakılma" başlıklı 53. maddesinin 1. fıkrasında, "Kişi, kasten işlemiş olduğu suçtan dolayı hapis cezasına mahkûmiyetin kanuni sonucu olarak; a) Sürekli, süreli veya geçici bir kamu görevinin üstlenilmesinden; bu kapsamda, Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeliğinden veya Devlet, il, belediye, köy veya bunların denetim ve gözetimi altında bulunan kurum ve kuruluşlarca verilen, atamaya veya seçime tabi bütün memuriyet ve hizmetlerde istihdam edilmekten, b) Seçme ve seçilme ehliyetinden, c) Velayet hakkından; vesayet veya kayyımlığa ait bir hizmette bulunmaktan, d) Vakıf, dernek, sendika, şirket, kooperatif ve siyasi parti tüzel kişiliklerinin yöneticisi veya denetçisi olmaktan, e) Bir kamu kurumunun veya kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşunun iznine tabi bir meslek veya sanatı, kendi sorumluluğu altında serbest meslek erbabı veya tacir olarak icra etmekten yoksun bırakılır."; aynı maddenin 2. fıkrasında, "Kişi, işlemiş bulunduğu suç dolayısıyla mahkûm olduğu hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar bu hakları kullanamaz."; 3. fıkrasında, "Mahkûm olduğu hapis cezası ertelenen hükümlü hakkında birinci fıkranın (e) bendinde söz konusu edilen hak yoksunluğunun uygulanmamasına karar verilebilir." hükümlerine yer verilmiştir. 5352 sayılı Adli Sicil Kanunu'nun "Yasaklanmış Hakların Geri Verilmesi" başlıklı 13/A maddesinin 1. fıkrasında, "5237 sayılı Türk Ceza Kanunu dışındaki kanunların belli bir suçtan dolayı veya belli bir cezaya mahkûmiyete bağladığı hak yoksunluklarının giderilebilmesi için, yasaklanmış hakların geri verilmesi yoluna gidilebilir. Bunun için; Türk Ceza Kanununun 53 üncü maddesinin beşinci ve altıncı fıkraları saklı kalmak kaydıyla, a) Mahkûm olunan cezanın infazının tamamlandığı tarihten itibaren üç yıllık bir sürenin geçmiş olması, b) Kişinin bu süre zarfında yeni bir suç işlememiş olması ve hayatını iyi halli olarak sürdürdüğü hususunda mahkemede bir kanaat oluşması, gerekir." hükmüne yer verilmiştir. HUKUKİ DEĞERLENDİRME: 1219 sayılı Kanun'un 28. maddesinin 1. fıkrasında, hekimlik mesleğinin icrası için, Türk Ceza Kanunu'nun 53. maddesinde belirtilen süreler geçmiş olsa bile; kasten işlenen bir suçtan dolayı beş yıl veya daha fazla süreyle ya da devletin güvenliğine karşı suçlar, Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar, zimmet, irtikâp, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, güveni kötüye kullanma, hileli iflas, ihaleye fesat karıştırma, edimin ifasına fesat karıştırma, suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama veya kaçakçılık suçlarından hapis cezasına mahkûm olmamak gerektiği kuralına yer verilmiştir. Anılan kuralla, kamu hizmeti niteliğindeki hekimlik mesleğinin icrasının, mesleğin onur ve itibarını korumak amacıyla sınırlandırıldığı ve bazı suçlardan mahkum olanların bu mesleği icra etmesinin yasaklandığı, mesleğin, insan yaşamının korunmasını amaç edinen bir nitelik taşıması itibarıyla da hekimlerin tabi olması gereken şartların diğer pek çok meslekten daha ayrıntılı ve katı şekilde düzenlendiği görülmektedir. 1219 sayılı Kanun’un 23/01/2008 tarihli ve 5728 sayılı Kanun’un 25. maddesiyle değiştirilen 28. maddesinin iptali istemiyle itiraz yoluyla Anayasa Mahkemesine başvurulması üzerine, Anayasa Mahkemesince, itiraz konusu kuralın 1. fıkrasının "Hekimlik mesleğinin icrası için; Türk Ceza Kanunu'nun 53. maddesinde belirtilen süreler geçmiş olsa bile..." bölümü ile "...Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı işlenen suçlar..." ve "... hapis cezasına mahkum olmamak gerekir." ibarelerinin, "...Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı işlenen suçlar..." ibaresi ile sınırlı olarak esasının incelenmesi neticesinde verilen ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararla anılan kuralın Anayasaya aykırı olmadığına ve itirazın reddine karar verilmiştir. Anayasa Mahkemesinin ret kararının gerekçesi: "18.Kural anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlardan mahkûm olanların hem özel sağlık kuruluşlarında hem de serbest olarak hekimlik mesleğini icra edemeyeceklerini öngörmek suretiyle Anayasa’nın 48. ve 49. maddelerinde güvence altına alınan çalışma hakkı ve özgürlüğüne sınırlama getirmektedir. (...) 22. Kuralda hangi suçlardan mahkûmiyetin hekimlik mesleğinin icrasına engel olduğu açıkça belirtilmiştir. Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçların 5237 sayılı Kanun’da düzenlendiği gözetildiğinde kuralın belirli, ulaşılabilir ve öngörülebilir nitelikte olduğu ve bu yönüyle kanunilik şartını taşıdığı anlaşılmaktadır. (...) 24. Hekimlik mesleğinin sağlık hizmeti içindeki rolü ve önemi gözetildiğinde mesleğin icrasına getirilen sınırlanmanın amacının mesleğin onur ve itibarını korumak olduğu değerlendirilmektedir. Mesleğin onur ve itibarının korunması amacıyla, bazı suçlardan mahkûm olanların bu mesleği icra etmesinin yasaklanmasının anayasal yönden meşru bir amaca dayandığı kanaatine varılmaktadır. (...) 26. Hekimlik mesleğinin, yer ve zaman sınırlaması olmaksızın toplum yararına hizmet etmeyi gerektiren, insan yaşamının korunmasını amaç edinen bir nitelik taşıması itibarıyla hekimlerin tabi olması gereken kanuni ve etik sınırların diğer pek çok meslekten daha ayrıntılı ve katı şekilde düzenlenmiş olması olağan kabul edilmelidir. Nitekim kuralda da hekimlik mesleğinin icrası için sınırlı sayıda yer verilen bir kısım suçtan mahkûm olmama şartının getirildiği görülmektedir. Bu yönüyle kuralla öngörülen sınırlamanın, hekimlik mesleğinin onur ve itibarının korunması amacına ulaşılması bakımından elverişli olduğu anlaşılmaktadır. 27. Kuralda hekimlik mesleğinin icrasına engel olduğu belirtilen suçların niteliği gözetildiğinde, bunları işleyenlerin hekimlik mesleğinin icrasından yasaklanmasının kanun koyucunun takdir yetkisi kapsamında öngörebileceği bir tedbir olduğu değerlendirilmiştir. Bu sebeple kuralın hekimlik mesleğinin onur ve itibarının korunmasına yönelik amacın gerçekleştirilmesi bakımından gerekli olma şartını sağladığı sonucuna ulaşılmıştır. 28. Diğer yandan sınırlamanın orantılı olup olmadığı da ortaya konulmalıdır. Bu itibarla hekimlik mesleğine ilişkin onur ve itibarın korunmasına dair tedbirler sonucunda hekimlik mesleğini icra etmek isteyenlerin yüklendiği külfet ile hak ve menfaatleri arasında adil bir dengenin kurulması gerekmektedir. Hekimlik mesleğini icra etmek isteyenlere aşırı bir külfet yüklenip yüklenmediğinin denetiminde kuralla öngörülen sınırlamanın süresiz bir sınırlama olup olmadığı veya hekimlik mesleğini yeniden icra edebilmeyi sağlayan hukuki bir çarenin olup olmadığı önem taşımaktadır. 29. 5352 sayılı Kanun’un 13/A maddesinde yasaklanmış hakların geri verilmesi kurumu düzenlenmiştir. Anılan maddenin gerekçesinde 5237 sayılı Kanun dışındaki çeşitli kanunlardaki kasıtlı bir suçtan dolayı belirli süreyle hapis cezasına veya belli suçlardan dolayı bir cezaya mahkûm olan kişilerin süresiz olarak kullanmaktan yasaklandıkları hakları tekrar kullanabilmelerine imkân tanıyan bir düzenleme yapılmasına ihtiyaç duyulduğu belirtilmiştir. Bu kapsamda anılan madde uyarınca, yasaklanmış hakların geri verilebilmesi için 5237 sayılı Kanun’un 53. maddesinin beşinci ve altıncı fıkraları saklı kalmak kaydıyla, mahkûm olunan cezanın infazının tamamlandığı tarihten itibaren üç yıllık bir sürenin geçmiş olması, kişinin infazın tamamlanmasından itibaren üç yıllık süre içerisinde yeni bir suç işlememesi ve hayatını iyi hâlli olarak sürdürdüğü hususunda mahkemede bir kanaatin oluşması gerektiği belirtilmiştir. 30. Süresiz hak yoksunluğunun oluşturduğu sorunların çözümü amacıyla getirilen yasaklanmış hakların geri verilmesi kurumunun, anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlardan mahkûm olanların hekimlik mesleğini yeniden icra etmelerine imkân sağlayıp sağlamadığı, kişilere aşırı bir külfet yüklenip yüklenmediğinin tespitinde önem taşımaktadır. 31. Kural uyarınca anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlardan mahkûm olanların özel sağlık kuruluşları bünyesinde veya serbest olarak hekimlik mesleğini icra etmelerinin süresiz olarak kısıtlandığı, bununla beraber yasaklanmış hakların geri verilmesi kararıyla hekimlik mesleğinin icrasının önünde bir engel olmadığı anlaşılmaktadır. Bu kapsamda, yasaklanmış hakların geri verilebilmesi için mahkûm olunan cezanın infazının tamamlandığı tarihten itibaren üç yıllık bir sürenin geçmiş olması, kişinin infazın tamamlanmasından itibaren üç yıllık süre içerisinde yeni bir suç işlememesi ve hayatını iyi hâlli olarak sürdürdüğü hususunda mahkemede bir kanaatin oluşması şartlarının kişiye aşırı külfet yükleyip yüklemediği değerlendirilmelidir. 32. Bu bağlamda infazın tamamlanmasından itibaren geçmesi gereken üç yıllık süre şartıyla hekimlik mesleğinin özel sağlık kuruluşları bünyesinde veya serbest olarak icrasının süresiz olarak sınırlanmadığı ve bu üç yıllık sürenin hekimlik mesleğinin niteliği gözetildiğinde makul ve orantılı olduğu anlaşılmaktadır. 33. Öte yandan yasaklanmış hakların geri verilmesi için üç yıllık süre içerisinde yeni bir suç işlememe ve hayatın iyi hâlli olarak sürdürüldüğü hususunda mahkemede kanaatin oluşması şartı arandığından bu konuda hâkimin takdir yetkisi bulunmaktadır. Bununla beraber iyi hâlin belirlenmesinde üç yıl içerisinde yeni bir suçun işlenmemesinin etkili olduğu gözetildiğinde hâkime sınırsız bir takdir yetkisinin verilmediği anlaşılmaktadır. 34. Kaldı ki anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçların niteliği, toplumda oluşturduğu etki düşünüldüğünde, hekimlik mesleğinin icrasını sağlayacak kararda hâkime verilen takdir yetkisinin hekimlik mesleğinin onur ve itibarının korunması amacına hizmet edeceği açıktır. 35. Bu itibarla kuralla anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlardan mahkûm olanların özel sağlık kuruluşları bünyesinde veya serbest olarak hekimlik mesleğini icra etmeleri bakımından bir hak yoksunluğu getirilmekte ise de yasaklanmış hakların geri verilmesi kurumuyla birlikte bu hak yoksunluğunun süresiz olmadığı, bu sürenin yeni kurumla birlikte diğer koşulların yanında üç yılla sınırlandırıldığı ve hekimlik mesleğinin icrası için anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlardan mahkûm olanlara aşırı bir külfet yüklemediği anlaşılmaktadır. 36. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 13., 48. ve 49. maddelerine aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir." şeklindedir. Uyuşmazlık konusu olayda, davacının "FETÖ/ PDY silahlı terör örgütüne yardım etmek" suçundan ... Ağır Ceza Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla 1 yıl 13 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği, söz konusu kararın kesinleştiği, bilahare davacının özel bir sağlık kuruluşunda çalıştırılması istemiyle yapılan başvurunun, söz konusu mahkumiyet hükmünden dolayı 1219 sayılı Kanun'un 28. maddesinin 1. fıkrası hükmü gereği hekimlik mesleğini icra edemeyeceğinden bahisle reddi üzerine bakılan davanın açıldığı görülmektedir. 1219 sayılı Kanun'un 28. maddesinde, hekimlik mesleğinin icrası için anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı işlenen suçlardan hapis cezasına mahkum olmamak gerektiğinin hüküm altına alındığı dikkate alındığında, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun "Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine Karşı Suçlar" başlıklı bölümünde yer alan "silahlı terör örgütüne yardım etmek" suçundan hapis cezasıyla cezalandırılan davacının, mesleğini özel sağlık kuruluşunda icra etmesine izin verilmesi istemiyle yapılan başvurunun Kanun'un amir hükmü gereği reddine ilişkin dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmamaktadır. Ayrıca, temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararıyla hukuka uygun bulunan İdare Mahkemesi kararında, "davacının anayasal düzene karşı işlediği suç nedeniyle hekimlik mesleğini yapmasının sınırlandırılmasının, 1219 sayılı Kanun'un 28. maddesi ile yasal dayanağının ve meşru bir amacının bulunduğunun kabulü gerekmekle birlikte, davacının bir uzman hekim olarak kamuda değil, özel sektörde ve bağımlı bir çalışma biçimi ile çalışmasının sürekli olarak engellenmesine yönelik sınırlamanın, demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olmadığı ve ölçülülük koşulunu sağlamadığı, sınırlamalardan kaynaklanan kamu yararı ile davacının kişisel olarak bu yönden üstlendiği külfetler bakımından adil bir dengenin kurulamadığı, davacının bu yolla özel yaşamına yapılan müdahalenin orantısız olduğu ve demokratik toplumun gerekleri bakımından davacıya getirilen sınırlamanın bir zorunluluğa da dayanmadığı" gerekçesine yer verilmiş ise de, kamu hizmeti niteliğindeki hekimlik mesleğinin gereklerinin kamu veya özel sektörde farklılık arz etmediği, nitekim 1219 sayılı Kanun'un 28. maddesi hükmünde de mesleğin icrasına engel suçlar düzenlenirken kamu veya özel sektör ayrımına gidilmediği gözetildiğinde davacının kamuda veya özel sektörde çalışması açısından farklı bir değerlendirme yapılmasını gerektiren bir durumun söz konusu olmadığı sonucuna varılmıştır. Bu itibarla, dava konusu işlemin iptali yönündeki İdare Mahkemesi kararına yönelik istinaf başvurusunun reddine dair temyize konu ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesi kararında hukuki isabet bulunmamaktadır. Öte yandan, Anayasa Mahkemesinin yukarıda yer verilen kararında da belirtildiği üzere, davacı hakkında, 5352 sayılı Kanun’un 13/A maddesi hükmü uyarınca yasaklanmış hakların geri verilmesi kararı verilmesi halinde, davacının hekimlik mesleğini herhangi bir özel sağlık kuruluşunda veya serbest olarak icra edebilmesine izin verilmesi istemiyle idareye yeniden başvuru yapabileceği de açıktır. KARAR SONUCU : Açıklanan nedenlerle; 1. Davalı idarenin temyiz isteminin KABULÜNE, 2. Dava konusu işlemin iptaline ilişkin ... İdare Mahkemesi kararına yönelik olarak yapılan istinaf başvurusunun reddi yolundaki temyize konu ... Bölge İdare Mahkemesi .... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının BOZULMASINA, 3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesine gönderilmesine, 17/12/2024 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.