Başvuru, merkezi yurt dışında bulunan bir vakfa Türkiye'de şube açma izni verilmemesi nedeniyle din özgürlüğü çerçevesinde dernek kurma özgürlüğünün ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru, merkezi yurt dışında bulunan bir vakfa Türkiye'de şube açma izni verilmemesi nedeniyle din özgürlüğü çerçevesinde dernek kurma özgürlüğünün ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 17/5/2016 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmuştur. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir: Başvurucu MIHR Vakfı (Vakıf) merkezi Amerika Birleşik Devletleri'nde (ABD) bulunan, uluslararası faaliyet gösteren bir vakıftır. Vakfın Başkanı İ.E.E., ABD'de mukim iken 19/11/2019 tarihinde vefat etmiştir.A. Bireysel Başvurudan Önceki Gelişmeler İ.E.E. Hakkında Laikliğe Aykırı Davranışlarda Bulunma Suçundan Yapılan Yargılama 1987 yılında bir gazetede yayımlanan makalesi sebebiyle İ.E.E. hakkında 1/3/1926 tarihli ve 765 sayılı mülga Türk Ceza Kanunu'nun maddesi uyarınca laikliğe aykırı davranışlarda bulunma suçundan Devlet Güvenlik Mahkemesinde dava açılmıştır. İ.E.E. hakkında aldırılan iki adet akıl sağlığı raporunda İ.E.E.ye paranoya teşhisi konulması üzerine yargılamayı yürüten Mahkeme İ.E.E.nin Adli Tıp Kurumu İhtisas Kuruluna sevkine karar vermiş, Adli Tıp Kurumu tarafından tanzim edilen raporda İ.E.E.nin akıl sağlığının yerinde olduğu değerlendirilmiştir. Yargılama 21/1/1988 tarihinde beraat kararı ile sonuçlanmıştır. MİHR Vakfı ve Dağılma Süreci Başvurucu Vakıf "vakfın üyesi bulunan veya üye olmayan yardıma muhtaç kişilere vakıf üyelerinden ve dışardan sağlanan yardımları ulaştırmak" amacıyla ABD'de kurulmadan önce ilk kez Türkiye'de 25/10/1989 tarihinde kurulmuştur. Kendisine ait yayın organları da bulunan Vakıf, bu yayın organlarında "Türkiye'nin ve İslâm'ın geleceğe açılan bir köprüsü olduğu"nu vurgulamaktadır. 1/5/2002 tarihinde başvurucu Vakfın amaçlarını yerine getirmek için mali yetersizlik içinde olduğu ve faaliyetlerinin büyük ölçüde azaldığı belirtilerek Vakıf hakkında Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından Vakfın dağıldığının tespitine karar verilmesi ve mal varlığının geri kalanının benzer amaçlar için kurulmuş olan diğer bir vakfa devredilmesi talebiyle dava açılmıştır. Yargılama sonucunda Mahkeme, 25/10/2005 tarihinde Vakfın dağıldığı tespitine ve Vakfın mali varlıklarının geri kalanının benzer amaçları izleyen başka bir vakfa devredilmesine karar vermiştir. Karar 18/7/2006 tarihinde kanun yolu incelemelerinden geçerek kesinleşmiştir. 26/2/2007 tarihinde başvurucu, mali yetersizlik sebebiyle verilen dağılma kararına karşı kararın Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) , , , ve maddelerine aykırılık teşkil ettiği iddiasıyla Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) başvuruda bulunmuştur. AİHM söz konusu kararda, örgütlenme özgürlüğüne yönelik müdahalenin ihlal oluşturmadığı sonucuna ulaşmıştır. Ayrıca gerekçede, hukuk mahkemeleri tarafından verilen dağılma kararının Vakfın dernek kurma özgürlüğüne bir müdahale teşkil ettiğini ancak bu müdahalenin Vakfın kendi tüzüğünde belirlenen amaçlara uygun olarak işleyemediği tespitine dayandığını belirtmiştir. Başvurucunun dağılma kararının başka nedenlere dayandığına yönelik iddialarını yeterince ortaya koyamadığına değinen AİHM, gerekçeli kararda yerel mahkemece belirtilen dağılma nedeninin kamu düzeninin sağlanması, başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması meşru amaçları doğrultusunda gerçekleştiğini ifade etmiştir. AİHM, bu tedbirin demokratik toplumda gerekliliğine ilişkin olarak yaptığı değerlendirmelerine ise vakıfların dernek kurma özgürlüğü kapsamındaki önemine değinmiştir. Vakıfların Osmanlı Devleti'nden günümüze kadar Türk hukuku ve uygulamasındaki önemini, üstlendiği rolleri hatırlatan AİHM; vakfın amaçlarını gerçekleştirebilmesi için vakıftan asgari mali kriteri yerine getirmesinin istenmesinin Türkiye'de kamu yararına çalışan vakıf sisteminin etkinliğini ve güvenilirliğini koruma ihtiyacından doğduğunu, başvuran vakfın mali sıkıntılar nedeniyle dağıldığını tespit etmek için ulusal mahkemeler tarafından ileri sürülen gerekçelerin uygun ve yeterli olduğunu değerlendirmiş; gerçekleşen müdahalenin zorunlu bir ihtiyaca karşılık geldiği ve ulaşılması amaçlanan meşru amaçla orantılı olduğu sonucuna ulaşmıştır (MİHR Vakfı/Türkiye , B. No: 10814/07, 7/5/2019). Vakfın Sorumluları Hakkında Başlatılan Ceza Yargılaması Başvurucu Vakfın faaliyetleri sebebiyle 2000 ve 2002 yıllarında Vakıf faaliyetlerine katılan 21 kişi hakkında terör örgütüne üye olma suçundan soruşturma başlatılmıştır. Bu kişilere yöneltilen suçlamalar, İ.E.E.nin talimatları doğrultusunda toplumda kabul gören dinî inançları, kanaatleri ve ibadetleri istismar etmek yoluyla devletin mevcut yapısını değiştirerek yerine İslam devleti kurmak istemesine dayanmaktadır. İlgililer hakkında iddianame tanzim edilmiş ve iddianamede Vakıf, kamu düzenini ciddi şekilde tehdit eden bir örgütün ayrılmaz parçası olarak tanımlanmıştır. Yapılan yargılama sonucunda Vakfın kendi tüzüğüne ve 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'na aykırı faaliyetlerde bulunup bulunmadığı hususunda bir değerlendirilmede bulunulmaksızın sanıklar hakkında silahlı ya da şiddet içeren bir faaliyet gerçekleştirmedikleri gerekçesiyle beraat kararı verilmiştir. Vakfın Yeniden Kurulmasına Yönelik Talebin Reddedilmesi 12/7/2013 tarihli ve 6495 sayılı Kanun ile 20/2/2008 tarihli ve 5737 sayılı Vakıflar Kanunu'nda değişiklikler yapılmıştır. Vakfın kurucuları, 6495 sayılı Kanun kapsamında yapılan değişikliklere dayanarak Vakfın yeniden tescil edilmesi talebiyle Ankara Asliye Hukuk Mahkemesine başvuruda bulunmuştur. Yapılan inceleme neticesinde Vakfın dağıtılmasına değil hedeflerini gerçekleştirmek doğrultusunda mali imkânlarının yetersiz olduğu gerekçesiyle dağılmasına karar verildiği, bu durumun 6495 sayılı Kanun'da sayılan hâller arasında bulunmadığı kaydedilerek Vakfın yeniden tescil edilmesi talebi reddedilmiştir. Karar, Yargıtay incelemesinden geçerek kesinleşmiştir. Başvurucu 7/1/2018 tarihinde Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur. Yapılan inceleme neticesinde bireysel başvuruyla ilgili olarak 5/9/2019 tarihinde Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Üçüncü Komisyonu tarafından konu bakımından yetkisizlik ve açıkça dayanaktan yoksun olma nedenleriyle kabul edilemezlik kararı verilmiştir. B. Bireysel Başvuruya Konu Olaylar Başvurucu Vakıf 13/3/2007 tarihinde, merkezi Ankara olmak üzere Türkiye'de şube açmasına izin verilmesi talebiyle İçişleri Bakanlığına başvurmuştur. İçişleri Bakanlığı tarafından Dışişleri Bakanlığından görüş alınmış ve ilgili birimlerden bilgi temin edilmesinin ardından Vakfın dinî bir yapıda olduğu, Vakfın başkanı olan şahsın kamuda sahte peygamber olarak bilindiği, kendisine vahiy geldiğini, mehdi olduğunu, Allah tarafından kendisine kitap yazdırıldığını iddia ettiği verilerine ulaşılmıştır. Elde edilen bilgiler ışığında Vakfın ve Vakıf Başkanı İ.E.E.nin toplumun temel değerlerine aykırı faaliyetler içinde olduğu değerlendirilerek 29/12/2008 tarihinde Vakfın Ankara'da Türkiye şubesi açmasına izin verilmemiştir. Karar, başvurucuya Ankara Valiliği tarafından gerekçe bildirilmeden tebliğ edilmiştir. Başvurucu Vakıf, ret kararına karşı Ankara İdare Mahkemesinde iptal davası açmıştır. Dava dilekçesinde başvurucu, talebinin üzerindenyaklaşık iki yıl geçmesinin ardından hiçbir gerekçe gösterilmeden talebinin reddedilmesinin mevzuata aykırı olduğunu belirterek 29/12/2009 tarihli İçişleri Bakanlığı kararının iptalini ve yürütmesinin durdurulmasını talep etmiştir. Yapılan yargılama sonucunda davanın reddine karar verilmiştir. Yargılamayı yürüten Ankara İdare Mahkemesi (Mahkeme); dosyada mübrez Dışişleri Bakanlığı, Millî İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı ve Emniyet Genel Müdürlüğünün bilgi notları ışığında öncelikle başvurucu Vakıf ve Vakfın başkanı İ.E.E. hakkında birtakım saptamalarda bulunmuştur. Vakıf Başkanı İ.E.E.nin MIHR grubu olarak bilinen dinî grubun lideri olduğuna dikkati çeken Mahkeme, Vakfın da bu dinî grupla ilintili olduğunu belirtmiştir. Vakıf Başkanı İ.E.E.nin 1986 yılında güvenlik güçleri tarafından yapılan bir operasyonda gözaltına alındığını, İ.E.E. hakkında paranoid kişilik bozukluğu (paranoya) raporu olduğunu, İ.E.E.nin mehdilik ve peygamberlik iddiasında bulunduğunu belirten Mahkeme; İ.E.E.nin bu iddiaları sebebiyle toplumun hemen her kesiminden büyük tepki aldığına ve bu tepkilerden ötürü prestij kaybı yaşayarak ABD'ye yerleştiğine işaret etmiştir. Mahkeme, söz konusu grubun toplumun temel değerlerine aykırı faaliyetlerde bulunduğuna işaret ederek başvurucu Vakfın Ankara'da şube açmasına izin verilmemesine ilişkin işlemde mevzuata ve hukuka aykırılık olmadığını tespit etmiştir. Başvurucu, kararı temyiz etmiştir. Temyiz dilekçesinde başvurucu; Dışişleri Bakanlığı, Millî İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı ve Emniyet Genel Müdürlüğünün bilgi notlarının kendisine tebliğ edilmediğini ileri sürmüştür. Gerekçeli kararda İ.E.E. hakkında iki kez paranoya raporu tanzim edildiği yolundaki bilgiye yer verilmekle birlikte İ.E.E.nin Adli Tıp Kurumu İhtisas Kuruluna sevk edildiğine ve hakkında 28/9/1987 tarihinde "Akıl sağlığı yerinde" raporu verildiğine ilişkin bilginin gerekçeye işlenmediğini belirtmiştir. Başvurucu, gerekçede İ.E.E. hakkındaki ceza yargılamasının 21/1/1988 tarihinde beraat ile sonuçlandığına ilişkin bilgilere de kasıtlı olarak yer verilmediğini ileri sürmüştür. İ.E.E.nin peygamberlik iddiasında bulunmadığını, bu yakıştırmayı defaatle reddettiğini, yaptığı şeyin İslam dininde bugün de geçerli olan bazı uygulamaların Kur'an-ı Kerim'e uygun olmadığını ve yanlış uygulamalar sonucunda da İslam'ın yaşanmadığını ortaya koymak olduğunu ileri süren başvurucu; dinî bir yapı olması ve Vakıf Başkanı hakkında birtakım iddialar bulunması nedeniyle Türkiye'de şube açmalarına izin verilmemesinin Anayasa'nın , , ve maddelerinde yer alan haklara aykırılık teşkil ettiğini ve kararın bozulması gerektiğini iddia etmiştir. Başvurucunun temyiz ve ardından yaptığı karar düzeltme talepleri; Danıştay Onuncu Dairesinin 19/2/2015 ve 26/2/2016 tarihli kararları, ilk derece mahkemesinden farklı bir gerekçe bildirilmeksizin kesin olarak reddedilmiştir. Başvurucu, nihai kararı 3/5/2016 tarihinde öğrendikten sonra 17/5/2016 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. A. Ulusal Hukuk 4721 sayılı Kanun'un "Kuruluşu" üst başlıklı, "Tanımı" kenar başlıklı maddesinin ilgili kısmı şöyledir:" Vakıflar, gerçek veya tüzel kişilerin yeterli mal ve hakları belirli ve sürekli biramaca özgülemeleriyle oluşan tüzel kişiliğe sahip mal topluluklarıdır....Cumhuriyetin Anayasa ile belirlenen niteliklerine ve Anayasanın temel ilkelerine, hukuka, ahlâka, millî birliğe ve millî menfaatlere aykırı veya belli bir ırk ya da cemaat mensuplarını desteklemek amacıyla vakıf kurulamaz" 5737 sayılı Kanun'un "Yeni vakıfların kuruluşu, mal varlığı, şube ve temsilcilikleri" kenar başlıklı maddesinin dördüncü fıkrası şöyledir:"Yabancılar, Türkiye’de, hukukî ve fiilî mütekabiliyet esasına göre yeni vakıf kurabilirler. " 4/11/2004 tarihli ve 5353 sayılı Dernekler Kanunu'nun "Uluslararası faaliyet" kenar başlıklı maddesinin ikinci fıkrası şöyledir:"Yabancı dernekler, Dışişleri Bakanlığının görüşü alınmak suretiyle İçişleri Bakanlığının izniyle Türkiye'de faaliyette veya işbirliğinde bulunabilir, temsilcilik veya şube açabilir, dernek veya üst kuruluş kurabilir veya kurulmuş dernek veya üst kuruluşlara katılabilirler. " Aynı Kanun'un "Uygulanacak hükümler" kenar başlıklı maddesi şöyledir:"Bu Kanun hükümleri; derneklerin şubeleri, dernek ve vakıfların üst kuruluşları, merkezleri yurt dışında bulunan dernekler, vakıflar ve diğer kâr amacı gütmeyen kuruluşların Türkiye’deki şube veya temsilcilikleri ile Türkiye’de faaliyette veya iş birliğinde bulunma izinleri hakkında da ceza hükümleri ile birlikte uygulanır. Bu Kanunda hüküm bulunmayan hâllerde Türk Medenî Kanunu hükümleri uygulanır." 31/3/2005 tarihli ve 25772 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Dernekler Yönetmeliği'nin "Yabancı vakıfların izin alma yükümlülüğü" kenar başlıklı maddesinin birinci fıkrası şöyledir: "Yabancı vakıflar, uluslararası alanda işbirliği yapılmasında yarar görülen hallerde, karşılıklı olmak koşulu ile Dışişleri Bakanlığının ve gerektiğinde ilgili diğer kurumların da görüşü alınmak suretiyle, Bakanlığın izniyle Türkiye’de faaliyette veya işbirliğinde bulunabilir, temsilcilik veya şube açabilir, üst kuruluşlar kurabilir, kurulmuş üst kuruluşlara katılabilir veya kurulmuş vakıflarla işbirliği yapabilirler." Aynı Yönetmelik'in "Yabancı vakıf başvurularının incelenmesi ve izin " kenar başlıklı maddesinin birinci ve ikincifıkraları şöyledir: "Yabancı vakıfların Türkiye’deki faaliyetleriyle ilgili başvuru formu ve ekleri Bakanlıkça incelenir ve varsa eksiklikleri tamamlatılır.Dışişleri Bakanlığının (Ek ibare:RG-9/7/2020-31180) ve gerektiğinde ilgili diğer kurumların da konu ile ilgili görüşü alındıktan sonra, Bakanlıkça gerekli değerlendirme yapılır ve değerlendirmenin olumlu olması halinde, iznin türü, kapsamı ve süresi de kararda belirtilir. Temsilcilik ve şube açma, üst kuruluş kurma veya üst kuruluşlara katılma durumlarında izin süresiz verilir. Başvuru sonuçlandıktan sonra, başvuru sahibine ve form ve ekleri ile birlikte de ilgili valiliğe on gün içinde bildirilir."B. Uluslararası Hukuk AİHM, Zehra Foundation/Türkiye (B. No: 51595/07, 10/7/2018) kararında; vakfın 2005-2013 tarihleri arasında kapatılmasından dolayı faaliyette bulunamaması ve 2013 yılında açılmasının ardından ise kamu hizmetine tahsis edildiği anlaşılan taşınmazların vakfa iade edilmemesi nedeniyle yapılan şikâyetin başvurucunun dernek kurma hakkını kullanmasına yönelik olduğunu kabul etmiştir. Avrupa İnsan Hakları Komisyonu (Komisyon) Kontakt-Information-Therapie ve Hagen/Avusturya (B. No: 11921/86, 12/10/1988) kararında yasal organizasyonların din ve düşünce özgürlüğünün süjesi olabileceğini ancak vicdan özgürlüğünden yaralanamayacağını karara bağlamıştır. Moskova Scientology Kilisesi/Rusya (B. No: 18147/02, 24/9/2007) kararında ise AİHM, 1994 yılından itibaren yasal bir statüsü bulunan Moskova Scientology Kilisesi'nin 1997 yılında yürürlüğe giren kanun nedeniyle kanunda öngörülen belgeleri ibraz ederek yeniden tescil için yaptığı başvuruların 1998-2005 tarihleri arasında on bir kez reddedilmesinin din ve vicdan hürriyeti referansında örgütlenme özgürlüğünü ihlal ettiği sonucuna ulaşmıştır. AİHM kararında ilk olarak, tescil için yetkili mercinin hangi bilgi yahut evrakın eksik olduğunu belirtmediğine dikkati çekmektedir. Bu durumdan ötürü başvurucunun müracaatını düzeltme hakkının engellendiğine işaret eden AİHM, bu sebeple tescil talebinin reddine yönelik kararın gerekçelendirilmediği ve keyfî bir uygulamaya sebebiyet verdiği sonucuna ulaşmaktadır. Başvurucuya orijinal evrak ibraz etme yükümlülüğü yüklenmesinin kanunlarla öngörülen bir kural yahut teamül olmadığına dikkati çeken AİHM, dahası bu çeşit bir yükümlülüğün gerçekleştirilmesinin aşırı zor hatta imkânsız olduğunu vurgulamaktadır. Kararda son olarak başvurucu tarafından sunulan Scientology dinine ilişkin temel doktrini içerir kitabın yeterli öğretisel ve ibadete ilişkin bilgi içermediği gerekçesiyle idare tarafından yeterli bulunmadığının belirtildiğine vurgu yapan AİHM, bu eksikliğin içeriğine ve nasıl tamamlanacağına ilişkin olarak gerek idarenin ret kararında gerekse mahkeme kararında bir değerlendirme bulunmadığını ifade etmekte; başvurucunun din ve vicdan hürriyeti referansında örgütlenme özgürlüğüne yönelik gerçekleşen müdahalenin kanunilik kriterini karşılamadığını belirtmektedir. Eski Baltık Dini Topluluğu “Romuva”/Litvanya (B. No:48329/19, 8/6/2021) kararında AİHM, Litvanya'da eski Baltık inancı çevresinde birden fazla topluluğun bir araya gelerek kurmak istedikleri sivil topluluğa devlet tarafından dinî statü tanınmaması konusundaki şikâyeti ele almıştır. Hükûmet, başvurucu topluluğun faaliyetlerinde dinî inancın hatta takip ettiğini iddia ettiği eski Baltık inancının varlığından şüphe duyduğunu ifade etmişse de AİHM; başvurucu topluluğun inancının belli bir bütünlük, inandırıcılık ve ciddiyet arz ettiğini, bu nedenle başvurucu topluluğun Pastafaryanizm, Jediizm ve Dudeizm gibi dinlerin parodisini yapan hareketlerle eş değer kabul edilmemesi gerektiğini belirtmiştir. Topluluğun dinî statüsünün devlet tarafından tanınmamasına ilişkin ilgili ve yeterli gerekçenin ortaya konulamadığını vurgulayan AİHM, topluluğa eş değer diğer dinî topluluklardan farklı muamele edilmesinin din ve inanç özgürlüğü referansında ayrımcılık yasağını ihlal ettiğini açıklamıştır.