11. Ceza Dairesi 2012/7937 E. , 2012/17552 K. MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi SUÇ : Memur olmayan kimsenin resmi belgede sahteciliği HÜKÜM : Düşme 08.11.2001 ve 23.05.2003 tarihli iddianamelerde; sanıkların Gaziantep Araban Belediyesince açılan memurluk sınavına katılmadıkları halde belediye görevlileri tarafından düzenlenen sahte sınav kazanma belgelerini, encümen kararlarını ve atama belgelerini başka kamu kurumlarına naklen atanmaları ve göreve başlamaları sırasında kulland…
**11. Ceza Dairesi 2012/7937 E. , 2012/17552 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi SUÇ : Memur olmayan kimsenin resmi belgede sahteciliği HÜKÜM : Düşme 08.11.2001 ve 23.05.2003 tarihli iddianamelerde; sanıkların Gaziantep Araban Belediyesince açılan memurluk sınavına katılmadıkları halde belediye görevlileri tarafından düzenlenen sahte sınav kazanma belgelerini, encümen kararlarını ve atama belgelerini başka kamu kurumlarına naklen atanmaları ve göreve başlamaları sırasında kullandıklarının iddia olunması karşısında; şikayetçi kurumun sanıkların üzerine atılı suçtan doğrudan zarar görmediği ve kamu davasına katılma hakkı bulunmadığı cihetle; usulsüz verilmesinden dolayı hukuken geçersiz olan katılma kararının hükmü temyiz etme yetkisi vermeyeceğinden şikayetçi vekilinin vaki temyiz isteminin 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK.nun 317. maddesi uyarınca REDDİNE, 16.10.2012 gününde oyçokluğuyla karar verildi. MUHALEFET ŞERHİ Kamu davasına katılma, açılmış bulunan bir kamu davasına, savcının yanında yer alarak bazı hak ve yükümlülükleri üstlenmek amacıyla etkide bulunmak demektir. Katılan savcı yanında yer almakta ve onun bazı yetkilerini kullanabilmekteyse de, ondan bağımsız olduğunda tereddüt yoktur. Esasen öğretide çok açıkça ifade edilmemekle birlikte, katılan kimse savcılığı kontrol etmek suretiyle suçtan zarar gören kimse cephesini hukuksal anlamda desteklemektedir. (Ünver-Hakeri, Ceza Muhakemesi Hukuku, 6. Baskı, s.274) 5271 sayılı CMK.nun 237. maddesi, mağdur, suçtan zarar gören gerçek ve tüzel kişiler ile malen sorumlu olanların katılma hakkı olduğunu belirlemiştir. Alman Hukuku’nda katılan sıfatını kazanabileceklerin kapsamı, kanun koyucu tarafından, şahsi davacıdan çok daha geniş çizilmiştir. Kamu davasına katılmaya ilişkin olan 5271 sayılı CMK.’nın 237. maddesi, 1412 sayılı CMUK’nın 365. maddesi ile benzer şekilde düzenlenmiş olup, yeni yasadaki düzenlemeye önceki yasada yer almayan “malen sorumlu” ve dar anlamda suçtan zarar göreni ifade eden “mağdur” da eklenmiştir. Böylece, Yasa koyucu bu maddeyi öğreti ve uygulamadaki görüşlere uygun olarak, katılma hak ve yetkisi bulunduğu kabul edilenleri kapsayacak şekilde genişletilerek yeniden düzenlemiştir. “Suçtan Zarar Gören” kavramı, çeşitli kanunlarda yer almış; fakat tarif edilmiş değildir. Son yıllarda ceza hukukunda suçtan doğan mağduriyetin giderilmesi, suç mağdurunun korunması yönündeki eğilim “mağdur hakları” kavramını ve mağdurun ceza muhakemesindeki konumunun güçlendirilmesi sonucunu doğurmuştur. Yasada “suçtan zarar görmek” kavramı açıklanmamış olmakla birlikte gerek Ceza Genel Kurulunun, gerekse Özel Dairelerin yerleşmiş kararlarında bu kavram, “suçtan doğrudan doğruya zarar görmüş olma hali” olarak anlaşılmış ve dolaylı veya muhtemel zararların, davaya katılma hakkı vermeyeceği kabul edilmiştir. Herhangi bir tüzel kişinin kamu davasına katılabilmesi için, CMK.'nın davaya katılmayı düzenleyen genel kural niteliğindeki 237. maddesinde belirtilen koşulun gerçekleşmesi, başka deyişle “mağdur” veya “suçtan zarar görmüş” bulunması yeterlidir. Ancak bazense bir yasada, belirli bir tüzel kişinin bazı suçlardan açılan kamu davalarına katılmasını özel biçimde düzenleyen bir hüküm bulunabilir. Örneğin; 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Yasasının davaya katılmayı düzenleyen 18. maddesi uyarınca “gümrük idaresinin”, 3628 sayılı Mal Bildiriminde Bulunulması, Rüşvet ve Yolsuzluklarla Mücadele Yasasının 18. maddesi uyarınca “Maliye Bakanlığının”, 5411 sayılı Bankacılık Yasasının 162. maddesi uyarınca “Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu ile Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonunun” başvuruda bulunmaları halinde kamu davasına katılacakları açıkça hükme bağlanmıştır. Özel yasa hükümleri uyarınca davaya katılmanın kabul edildiği bu gibi durumlarda mahkemece bunların suçtan zarar görüp görmedikleri ayrıca araştırmaya gerek bulunmaksızın katılmalarına karar vermek gerekecektir.(Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 03.05.2011 gün ve 2010/4-155/80 sayılı kararı.) Özel bir hüküm bulunmayan hallerde ise; mahkemece davaya katılma hususunda karar verilebilmesi için öğretide kabul gören “dar” ve “geniş” yorum olmak üzere iki ayrı kıstasımız bulunmaktadır. Dar anlamda suçtan zarar göreni, suçun maddi unsuruna muhatap olan ve bu nedenle suçla korunan hukuki yararı zedelenen, suçun zarar verdiği değerin sahibini ifade eden mağdur, çoğu suç tipinde suçtan zarar görenle birleşmekte ise de, suçtan zarar gören ve mağdur kavramları farklı anlamları ifade etmektedir. Örneğin hırsızlık veyaralama suçlarında suçun mağduru ile zarar göreni aynı kişi olmasına karşın, öldürme suçlarında, suçun mağduru yaşamına son verilen kişi, zarar göreni ise bu öldürme eylemi nedeniyle, öldürülenin mirasçıları ve bu olay nedeniyle haklı çıkarları zedelenen üçüncü kişilerdir. Zimmet suçunun mağduru ise toplumu oluşturan tüm bireylerdir, zimmete geçirilen mal değerine sahip bulunanlar ise, bu suçun işlenmesi dolayısıyla suçtan zarar gören konumunda ve toplumu oluşturan bireyler olması nedeniyle de işlenen suçun mağdurudurlar. Resmi belgede sahtecilik suçunda ise; suçla zarara uğrayan “kamu güveni”(fides publica) dir. Filangeri tarafından ortaya atılan bu kavram, çok tartışmalara yol açmıştır. Öğretide çoğunluğun kabul ettiği görüşe göre, kamu güveni; hukuk düzeninin kanıt değerini tanıdığı şeylere, doğruluk ve gerçeklikleri konusunda duyulan ortak ve sürekli bir duygudur, inançtır. Gerçekten toplumsal yaşam, insanlar arasında çeşitli bağların yoğun bir ağını gerektirir. Hukuki, ekonomik, politik alanlarda ve bireylerin aralarında ördükleri ailesel dostça entelektüel ilişkilerle kurulan güven temel bir ögedir. Onun yokluğu toplumsal ortak yaşamı altüst eder, bireysel ve toplumsal çatışmaların tohumunu atar Bu güven yalnızca sözde değil, iradelerin açıklandığı yazı ve simgelerde de aranır. Uygarlığımız yazı üzerine kuruludur ve bu yüzden yazı söze üstün sayılmıştır. Sokaklar nasıl temiz ve güvenli olmalı ise bu yazılarda doğru ve gerçek olmalıdır. Bu nedenledir ki hukukun yarattığı yapay bir fantezi ve varsayım ürünü olmayan tersine toplumsal yaşamın temeli olan gelenekler gibi toplumsal ve zorunlu bir gerçek ve olgu bulunan kamu güvenine yasa koyucu enerjik yaptırımlarla korumak gereğini duymuştur. Devlet, bunların kanıt değerini gözeterek yazılı yalanın cezalandırılmasını istemiştir. Bunda özel değil, kamusal yarar görmüştür. Sahtecilik suçlarının hukuki konusu, iste bu nedenlerle yukarıda tanımını verdiğimiz kamu güvenidir. Bu nedenledir ki; yapılan sahtecilikten dolayı toplumu oluşturan fertlerde, iş ve sosyal hayatımızda çok önemli kanıt değeri olan olan “belgelere” karşı bir güvensizlik oluşacaktır. (Selçuk, Sami. Dolandırıcılık Cürmünün Kimi Suçlardan Ayrımı ve Çekle İlgili Suçlar, Ankara, 1986 s.72) Yasalarımızda, bazen “mağdur” (5271 sayılı CMK.nun 12. ve 237 md, 5237 sayılı TCY 86/2, 131 md), bazen “suçtan zarar gören kişi” (5271 sayılı 237 md., 5237 sayılı TCY 73.md), denilen zarar gören ferde aktif veya pasif süje olarak haklar tanınır, ödevler verilirken, her hak ve ödevde yasa koyucunun farklı ölçü ile hareket etmesi mümkündür. Örneğin şikâyet hakkı tayin edilirken başka, kamu davasına katılma hakkı tayin edilirken başka ölçü tutulmuş olabilir. Dolayısıyla “suçtan zarar gören” terimi ihtiyaca göre yorumlanmalıdır. Örneğin; hâkimlerin objektifliğini en iyi biçimde sağlayabilmek amacı, hâkimin davaya bakamayacağı halleri düzenleyen CMK’nın 22. maddesinde geçen “suçtan kendisi zarar görmüşse” terimini en geniş biçimde yorumlanmayı gerektirir. (Kunter-Yenisey-Nuhoğlu Muhakeme Hukuku Dalı Olarak Ceza Muhakemesi Hukuku, 16. Bası, s.361) İşte özellikle “resmi belgede sahtecilik” suçlarında kamunun güveninde bir sarsılma meydana geldiğinden bu tür suçlarda geniş yorumu tercih ederek kamuyu temsil etme hak ve ödevi bulunan hazinenin veya kamu kurum vekillerinin katılma taleplerini kabul etmek gerekecektir. Somut olayımızda; sanıklar hakkında, Araban İlçesi Elif Belediyesi'nce açılan memur sınavına katılmadıkları, sınavı kazanmadıkları, belediyede çalışmadıkları halde daha önceden haklarında mahkumiyet kararı verilen ve Yargıtay 6.Ceza Dairesince 01.05.2003 tarihinde onanarak kesinleşen belediye başkanı, encümen üyesi, muhasibi ve başkatibi tarafından düzenlenen sahte sınav kazanma belgeleri ile çalışıyorlarmış gibi gösterilerek, yine sahte olarak düzenlenen encümen kararları ve atama belgeleri ile Tapu Kadastro Müdürlüğü, İstatistik Bölge Müdürlüğü, Milli Eğitim Müdürlüğü, Gençlik ve Spor Müdürlüğü, Tarım İl Müdürlüğü ve Özel idare Müdürlüğü gibi kamu kurumlarına naklen atanmaları ve göreve başlamaları sırasında kullandıkları iddiası ile kamu davası açılmıştır. Sanıklar düzenlenen sahte sınav kazanma belgeleri ile belediyede çalışıyorlarmış gibi gösterilmiş, yine sahte olarak düzenlenen encümen kararları ve atama belgeleri ile değişik kamu kurumlarına naklen geçişleri sağlanarak, katılan Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı (devredilen Emekli Sandığı Genel Müdürlüğü) ile irtibatlandırılmak suretiyle geçmişe dönük emekliliklerine esas hizmet süreleri kazanmaları sağlanmıştır. Sanıkların atanmalarının yapıldığı kurumlarca bir şekilde sahtecilik fiilleri anlaşılıp görevlerine son verilmesinden sonra “Emekli Sandığı Genel Müdürlüğü” ne ihbar edilmiş ve adı geçen kurumun Teftiş Kurulu Başkanlığı'nca “sahte belgelerle kazanılan haksız hizmet süreleri”nin tespiti ve iptali yönünden soruşturma başlatılmış ve bu soruşturma neticesinde ise 10.01.2003 tarih ve M.33/2. Sayılı rapor düzenlenerek Gaziantep Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesi üzerine inceleme konumuz olan hükme konu kamu davası açılmıştır. Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı'na bağlı bir birim olan “Emeklilik Hizmetleri Genel Müdürlüğü'nün 5502 sayılı Kanunun 13. maddesinin (a) bendi uyarınca kuruma bağlı çalışanların “emeklilik işlemlerini” yürütmek gibi bir görevi bulunmaktadır. Kamu kurumlarında çalışan tüm memurların sahip oldukları emeklilik sicil (son dönemde sosyal güvenlik sicil numarası) numarası ile memuriyete girişi, kurumlar arası geçişi, emekliliğe esas hizmet süresi gibi durumları izlenmekte olup, bu işlemlere esas belgelerde yapılan veya yapılacak sahtecilikler kurumun bu kayıtlarının da sahte oluşturulmasına sebebiyet vermiş olacaktır. Keza 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 100. maddesi “Bilgi ve Belgeleri Kuruma Verilme Usulü” başlığı ile kamu kurum ve kuruluşlarınca çalışanlarının bilgi ve belgelerinin Sosyal Güvenlik Kurumu’na nasıl verileceğini düzenlemektedir. İşte tüm bu hususlar da gözönüne alındığında, suça konu sahte belgeler doğrudan “Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı”na sunulmasa dahi bu belgeler naklen atamalarının yapıldığı kurumlar tarafından hizmet sürelerinin tespiti ve emekliliğe esas kurum kayıtlarının oluşturulmasında dayanak belgeler olarak kullanılması nedeniyle katılan kurumun işlenen sahtecilik suçundan doğrudan zarar gördüğü kabul edilmelidir. Yukarıda da bahsettiğimiz üzere, sahtecilik suçları “kamu güvenine” karşı işlenen kamunun güvenini ihlal eden suçlar olması ve somut olayda “Sosyal Güvenlik Kurumu” gibi ülkemizin tüm çalışanların kayıtlarının tutulduğu çok önemli ve ciddi bir kurumun kayıtlarının sahte oluşturulmasına sebebiyet verilmesi, toplumun güven duygusunu diğer sahtecilik fiillerine göre daha çok zedeleyecektir. Bu nedenlerle; kamu kurum ve kuruluşlarının taraf olduğu kamu davalarına katılma kararı verilirken, Asliye Ceza Mahkemelerindeki duruşmalara artık Cumhuriyet Savcılarının katılmayacağı hususu da göz önüne alındığında davaya katılan olarak kabul etmek için “suçtan doğrudan doğruya” zarar görme şartını aramayan 5271 sayılı CMK.nın ruhuna da uygun olacak şekilde “geniş yorum”u tercih etmenin doğru, yerinde ve isabetli olacağı düşünülmektedir. Bu nedenledir ki, somut dosyamızda; düzenlenen sahte belgelerle belediyede çalışıyorlarmış gibi gösterilip, değişik kamu kurumlarına naklen geçişleri sağlanarak, Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı (devredilen Emekli Sandığı Genel Müdürlüğü) ile irtibatlandırılarak eskiden beri memur olarak çalışmışlar gibi geçmişe dönük olarak emekliliklerine esas hizmet süreleri kazanmaları sağlayacak şekilde işlenen “resmi belgede sahtecilik” suçundan/suçlarından zarar gören “Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı'nı “katılan”, vekilinin ise “katılan vekili” olarak dava ve duruşmalara kabul eden mahkemenin kararında bir isabetsizlik görülmediğinden sayın çoğunluğun, Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı'nın suçtan doğrudan doğruya zarar görmemesi nedeniyle katılma hakkı olmadığından vekilinin vaki temyiz isteminin reddine dair görüşüne iştirak etmiyorum.