10. Hukuk Dairesi 2023/11880 E. , 2023/12475 K. MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi SAYISI : 2020/1271 E., 2023/707 K. KARAR : Esastan Ret İLK DERECE MAHKEMESİ : Malatya 2. İş Mahkemesi SAYISI : 2018/443 E., 2020/312 K. Taraflar arasındaki Kurum işleminin iptali, davalı Kuruma borçlu olmadığının tespiti, ölüm aylığının fiili durumun değiştiği tarihten itibaren yasal faiziyle birlikte tahsili ile yeniden bağlanması istemine ilişkin davadan dolayı yapılan y…
**10. Hukuk Dairesi 2023/11880 E. , 2023/12475 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi SAYISI : 2020/1271 E., 2023/707 K. KARAR : Esastan Ret İLK DERECE MAHKEMESİ : Malatya 2. İş Mahkemesi SAYISI : 2018/443 E., 2020/312 K. Taraflar arasındaki Kurum işleminin iptali, davalı Kuruma borçlu olmadığının tespiti, ölüm aylığının fiili durumun değiştiği tarihten itibaren yasal faiziyle birlikte tahsili ile yeniden bağlanması istemine ilişkin davadan dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin 12.11.2002 tarihinde eşi ...’dan boşandığını, bu tarihten bir süre sonra babası ...’ın ölümü üzerine yetim aylığı almaya başladığını, daha sonra müvekkilinin eşinden hileli olarak boşandı iddiası ile 18.10.2008 tarihinde aylığının kesilerek Malatya 6. İcra Müdürlüğünün 2010/6134 E. sayılı dosya numarası ile davalı tarafından takip başlatıldığını, müvekkilinin 16.03.2011 tarihinde Malatya 1. İş Mah. 2011/280 E., 2014/303 K. sayılı dosyası ile borçlu olmadığının tespiti ve aylığının tekrar bağlanabilmesi için menfi tespit davası açtığını, bu davanın reddedilerek 23.12.2014 tarihinde kesinleştiğini, geçen süre zarfında fiili durumda oluşan değişiklik sebebiyle bu davayı açmak zorunda kaldıklarını, müvekkilinin eşinden boşandıktan sonra evli iken ikamet ettikleri evde kalmaya devam ettiğini, bu süre zarfında eşinin çocukları ile kişisel irtibat kurabilmesi ihtiyaçlarını karşılayabilmesi için eşi ile irtibatının ihtiyaçlar doğrultusunda devam ettiğini, bu durumun müvekkili ile eski eşinin aynı evde ikamet ettiği algısını yarattığını, ancak müvekkilinin uzun yıllardır tek başına ikamet ettiğini, müvekkilinin eski eşinin annesi ile aynı mahallede ikamet ettiğini, ayrıldıktan sonra eski eşinin annesi ile birlikte yaşamaya başladığını, eski eşinin çocuklarını görmek amacıyla müvekkilinin ikametine geldiğini, çocukların babalarını görmek için eski eşinin (babaannelerinin) ikametine gittiğini, fiili bir beraberlik olmamasına rağmen evlerin yakın olması nedeniyle iletişimin devam ettiğini, bu durumun fiili beraberlik olarak yorumlandığını, müvekkilinin eşinden boşandıktan sonra evli iken kirada oturduğu evde oturmaya devam ettiğini, kirasını kendisinin ödediğini, eski eşinin evin ve eşyaların kendisinin olduğunu iddia ederek müvekkilinden evden çıkmasını isteyerek defalarca rahatsızlık verdiğini, bu konuda 08.12.2014 ve 10.01.2015 tarihinde alınan ifadeler ve takipsizlik kararları olduğunu, SGK'nın fiili birliktelik durumunun tespiti üzerinden 10 yıllık bir süre geçtiğini, bu süre içinde fiili birliktelik durumu mevcut olduğu iddiası kabul edilse dahi geçen zaman diliminde bu durumun değişmiş olma ihtimalinin kuvvetle muhtemel olduğunu, bu konuda Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2012-101154 E., 2013/360 K. 13.03.2013 tarihli kararı ve Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 2017/1207 E., 2017/3795 K. 26.04.2017 tarihli kararlarında hak sahibine eylemli birlikteliğin sona erdiği tarihten itibaren diğer koşulların varlığı durumunda gelir/aylık bağlanabileceğinin kabul edildiğini, müvekkilinin kalp hastası olduğunu, herhangi bir sağlık güvencesi olmadığını, ilaçlarını almakta maddi sıkıntı yaşadığını, çocuklarından aldığı destekle geçimini sağladığını, mağdur olduğunu, açıklanan nedenlerle ve re’sen nazara alınacak nedenlerle, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla, dava tarihi itibariyle yetim aylığının tedbiren bağlanması, davalı kurumca kesilen yetim aylığının fiili durumun değiştiği tarihten itibaren yasal faiziyle birlikte müvekkiline iade edilmesine karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı Kurum vekili cevap dilekçesinde; açılan davanın haksız ve yersiz olduğunu, HMK'nın 114 üncü maddesinde aynı davanın daha önceden “kesin hükme bağlanmamış olması” nın dava şartlarından sayıldığını, açılan davanın daha önceden Malatya 1. İş Mah. 2011/280 E. 2014/303 K. sayılı ilamı ile reddedildiğini, kararın kesinleştiğini, bu nedenle tarafları ve konusu aynı olan huzurdaki davanın esasa girilmeden usulden reddini, kaldı ki geçen süre zarfında fiili değişiklik sebebiyle davanın açıldığı gerekçesinin de isabetli olmadığını, davacı tarafından yetim aylığı alınması için muvazaalı şekilde boşanmanın gerçekleştiğinin ispatlandığını, yetim aylığı almaya hak kazanamadığının sabit olduğunu, sıradan herhangi bir durumun boşanmadaki asıl amacı değiştiremeyeceğini, kanunun arkasından dolanarak hukuka aykırı olarak menfaat elde etme çabasını meşrulaştırmayacağını hukuka aykırı olarak doğan işlemi hukuka uygun hale getirmeyeceğini, ayrıca dava dilekçesi fiili durumun değiştiği tarihten itibaren yetim aylığının bağlanmasının talep edildiğini, bu talebe göre boşanmanın muvazaalı şekilde yapıldığının dolaylı yolla da olsa kabul edildiğini, açılan davanın kötü niyetli olduğunu, beyanların ve uydurulan bir kısım fiili durumun gerçek durumu yansıtmadığını, bu durumun hakkın kötüye kullanılması olduğunu, 5510 sayılı Kanun'un 56 ncı maddesinin eşinden boşandığı halde, boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşadığı belirlenen eş ve çocukların, bağlanmış olan gelir ve aylıkları kesilir, bu kişilere ödenmiş olan tutarlar 96 ncı madde hükümlerine göre geri alınır şeklinde olduğunu, bu nedenle haksız ve yersiz açılan davanın izah edilen sebepler ve re’sen tespit edilecek sebeplerle fazlaya ilişkin hakları saklı kalarak öncelikle kesin hüküm nedeniyle ve izah edilen nedenlerle reddini talep etmiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının davasının reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davacı vekili; usul ve yasaya aykırı verilen ret kararının istinaf incelemesi neticesinde kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesi gerektiğini belirtmiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile "...yargılamaya konu dava da davacının eşinden muvazaalı olarak boşandığı iddiası ile davalı Kurum tarafından 18.10.2008 tarihinde aylığının kesilerek Malatya 6. İcra Müdürlüğünün 2010/6134 E. sayılı dosya numarası ile davalı tarafından takip başlatıldığı, davacı tarafından tarafları ve konusu aynı olan Malatya 1. İş Mah. 2011/280 E. 2014/303 K. sayılı dosyası ile dava açıldığı, davanın reddedilerek 23.12.2014 tarihinde kesinleştiği, değişen durum nedeniyle yeniden görülmekte olan davanın açıldığı, Mahkeme tarafından yapılan yargılamada davacının telefon kayıtları, hastane başvuruları, kullandığı oy nedeniyle yapılan seçim kurulu araştırmaları ve özellikle tanık beyanları birlikte değerlendirilerek her ne kadar davacı geçen süre zarfında fiili durumda oluşan değişiklik sebebiyle bu davayı açmış ise de davasını ispat edemediği gerekçesiyle Mahkemece davanın reddine karar verildiği görülmüştür. " gerekçesine dayalı olarak davacı vekilinin istinaf isteminin esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuşlardır. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili istinaf gerekçeleri ile İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, davacının boşandığı eşi ile fiilen birlikte yaşadığına ilişkin kabulün yerinde olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. 2. İlgili Hukuk 1-Davanın, yasal dayanağı 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 56 ncı maddesinin ikinci fıkrasıdır. Fıkrada “Eşinden boşandığı halde, boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşadığı belirlenen eş ve çocukların, bağlanmış olan gelir ve aylıkları kesilir. Bu kişilere ödenmiş olan tutarlar, 96 ncı madde hükümlerine göre geri alınır.” düzenlemesine yer verilmiştir. Anılan madde 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe girmiştir. 5510 sayılı Kanun'un 56 ncı maddesinin Anayasa’ya aykırı olduğu gerekçesiyle iptali istemiyle Anayasa Mahkemesi'ne yapılan 2009/86 Esas numaralı başvurunun, 28.04.2011 tarihinde verilen karar ile reddedilmiştir. 2-5510 sayılı Kanun'unun 56 ncı maddesinin ikinci fıkrası, daha önceki sosyal güvenlik kanunlarında yer almayan, boşanılan eşle fiilen (eylemli olarak) birlikte yaşama olgusu, gelir-aylık kesme nedeni olarak düzenlendiği gibi eylemli olarak birlikte yaşama, aynı zamanda gelir-aylık bağlama engeli olarak da benimsenmiştir. Burada, eylemli olarak birlikte yaşama olgusunun/durumunun tanımlanması, hukuki sınır ve çerçevesinin çizilip ortaya konulması önem arz etmektedir. Taraflar arasında hangi hukuki sebep ve maddi vakıaya dayanmış olursa olsun sona ermiş evlilik birliğinin hak ve yükümlülüklerinin sürdürüldüğü beraberlikler veya kesinleşmiş yargı kararına bağlı olarak gerçekleşmiş boşanmanın var olan-olası sonuçlarını ortadan kaldırıcı/giderici nitelikteki birliktelikler madde kapsamında değerlendirilmeli, ortak çocuk-çocuklar yönünden, boşanma kararına bağlanan veya bağlanmayan kişisel ilişkilerin yürütülmesini sağlamaya yönelik olarak, eşlerin belirli aralıklarda ve günlerde zorunlu şekilde bir araya gelmeleri durumunda ise kanun koyucunun bu türden ilişkinin varlığının gelir-aylık bağlanmaması veya kesilmesi nedeni olarak öngörmediği kabul edilmeli, boşanılan eşle kurulan-yürütülen ilişkinin, eylemli olarak birlikte yaşama kavramı kapsamında yer alıp almadığı dikkatlice irdelenerek saptama yapılmalıdır. 3- Anılan 56 ncı maddede, oldukça yalın olarak “eşinden boşandığı halde, boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşadığı belirlenen” ibareleri yer almakta olup, kanun koyucu tarafından örneğin; “sosyal güvenlik kanunları kapsamında ölüm aylığına hak kazanmak amacıyla eşinden boşanan”, “hak sahibi sıfatını haksız yere elde etme amacıyla eşinden boşanan”, “gerçek boşanma iradesi söz konusu olmaksızın (muvazaalı olarak) eşinden boşanan” veya bunlara benzer ifadelere yer verilmemiş, sade olarak kaleme alınan metinle uygulama alanı genişletilmiştir. Maddede boşanma amacına-saikine yönelik herhangi bir düzenlemeye yer verilmediğinden, gerek Kurumca, gerekse yargı organlarınca uygulama yapılırken; eşlerin boşanma iradelerinin gerçekliğinin-samimiliğinin araştırılıp ortaya konulması söz konusu olmamalı, boşanmanın muvazaalı olup olmadığına ilişkin herhangi bir araştırma-irdeleme ve boşanma yönündeki kesinleşmiş yargı kararının geçerliliğinin sorgulaması yapılmamalı, özellikle, kesinleşmiş yargı organının verdiği karara dayanan “boşanma” hukuki durum ve sonucunun eşlerin gerçek iradelerine dayanıp dayanmadığının araştırılmasının bir başka organın yetki ve görevi içerisinde yer almadığı, kaldı ki 4721 sayılı Türk Medeni Kanununda “anlaşmalı boşanma” adı altında hukuki bir düzenlemenin de bulunduğu dikkate alınmalıdır. Şu durumda sonuç olarak vurgulanmalıdır ki, boşanma tarihi itibarıyla gerçek-samimi boşanma iradelerine sahip olan (evlilik birliği temelinden sarsılan) veya olmayan tüm eşlerin, maddenin yürürlük tarihi olan 01.10.2008 tarihinden itibaren her ne sebeple olursa olsun eylemli olarak birlikte yaşadıklarının saptanması durumunda gelirin-aylığın kesilmesi zorunluluğu bulunmaktadır. 4- Gelirin-aylığın kesilme tarihi ile Kurumun geri alım (istirdat) hakkının kapsamına ilişkin olarak; eylemli birlikte yaşama olgusunun gerçekleşme-başlama tarihi esas alınarak bu tarih itibarıyla gelir-aylık kesme veya iptal işlemi tesis edilip ilgiliye, anılan tarihten itibaren yapılan ödemeler yasal dayanaktan yoksun-yersiz kabul edilmeli, ancak, söz konusu madde 01.10.2008 günü yürürlüğe girdiğinden, eylemli birliktelik daha önce başlamış olsa dahi maddenin yürürlük günü öncesine gidilmemeli, başka bir anlatımla 01.10.2008 tarihi öncesine ilişkin borç tahakkuku söz konusu olmamalı, böylelikle açıklığa kavuşturulacak yersiz ödeme dönemine ilişkin olarak 5510 sayılı Kanun'un 96 ncı maddesine göre uygulama yapılmalıdır. İnceleme konusu 56 ncı maddede, “eşinden boşandığı halde, boşandığı eşiyle” ibareleri yer aldığından, birden fazla evlilik ve doğal olarak birden fazla boşanmanın gerçekleşmiş olması durumunda, boşanılan herhangi bir eşle eylemli olarak birlikte yaşama durumunda madde hükmünün uygulanacağı gözetilmelidir. 5.Aynı Kanun'un 59 uncu maddesinin başlığı kurumun denetleme ve kontrol yetkisi olup maddeye göre; "bu kanunun uygulanmasına yönelik işlemlerin denetimi, kurumun denetim ve kontrol ile görevlendirilmiş memurları eli ile yürütülür ...", maddenin 2 nci fıkrasında "kurumun denetim ve kontrol ile görevlendirilmiş memurlarına görevleri sırasında tespit ettikleri kurum alacağını doğuran olay ve bu olaya ilişkin işlemler, yemin hariç her türlü delile dayandırılabilir. Bunlar tarafından düzenlenen tutanaklar aksi sabit oluncaya kadar geçerlidir..." şeklinde düzenlenmiştir. 6- Sonuç olarak; 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 56 ncı maddesinin ikinci fıkrasına dayalı açılan bu tür davalarda eylemli olarak birlikte yaşama olgusunun tüm açıklığıyla ve özellikle taraflar arasındaki uyuşmazlık konusu dönem yönünden ortaya konulması önem arz etmektedir. Bu aşamada, özellikle Anayasa'nın 20., 5510 sayılı Kanun'un 59 uncu, 100 üncü, 298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanunun 28 inci, 45 inci, 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanununun 3 üncü, 45 – 53 üncü, 4857 sayılı İş Kanunu'nun 32 nci, 01.10.2011 günü yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 6 ncı, 24 – 33 üncü, 189 uncu, 190 ıncı, 191 inci, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 6 ncı, 19 uncu, 20 nci, maddeleri ve diğer ilgili mevzuat hükümleri göz önünde bulundurulmak suretiyle yöntemince araştırma yapılmalı, tarafların göstereceği tüm kanıtlar toplanmalı, bildirilen ve dinlenilmesi istenilen tanıkların ifadeleri alınmalı, davacı ile boşandığı eşinin yerleşim yerlerinin saptanmasına ilişkin olarak muhtarlıktan ikametgah senetleri elde edilmeli, ilgili Nüfus Müdürlüklerinden sağlanan nüfus kayıt örnekleri ile yerleşim yeri ve diğer adres belgelerinden yararlanılmalı, adres değişiklik ve nakillerine ilişkin bilgilere ulaşılmalı, özellikle ilgili Nüfus Müdürlüğü’nden adres hareketleri, tarihleriyle birlikte istenilmeli, ilgililerin su, elektrik, telefon aboneliklerinin hangi adreste kimin adına tesis edildiği saptanmalı, seçmen bilgi kayıtları getirtilmeli, varsa çalışmaları nedeniyle resmi-özel kurum ve kuruluşlara verilen belgelerde yer alan adresler dikkate alınmalı, boşanan eşler 4857 sayılı Kanun hükümleri kapsamında yer almakta iseler adlarına ödeme yapılabilecek özel olarak açılan banka hesabı bulunup bulunmadığı belirlenmeli, boşanan eşlerin kayıtlı oldukları bölge-bölgeler yönünden kapsamlı Emniyet Müdürlüğü-Jandarma Komutanlığı araştırması yapılmalı, anılan mahalle-köy muhtar ve azalarının tanık sıfatıyla bilgi ve görgülerine başvurulmalı, böylelikle “boşanılan eşle eylemli olarak birlikte yaşama” olgusunun gerçekleşip gerçekleşmediği, toplanan kanıtlar ışığı altında değerlendirildikten sonra elde edilecek sonuca göre karar verilmelidir. 3. Değerlendirme 1-İncelenen dava dosyasında; davacının 12.11.2002 tarihinde boşandığı, 01.12.2002 tarihinde vefat eden babasından dolayı ölüm aylığı bağlandığı, Kurumun 08.03.2010 tarihli denetim raporunda davacının boşandığı eşi ile birlikte yaşadığının tespit edildiğinin belirtilmesi üzerine aylığının kesildiği ve ödenen aylıkların da borç tahakkuk ettirilerek 18.10.2008-17.04.2010 arası ödenen yersiz aylıkların davacıdan istendiği, davacı tarafından davalı Kurum aleyhine Malatya 1. İş Mahkemesinin 2011/280 Esas, 2014/303 Karar sayılı dosyasından; aylığın kesilmesine ilişkin Kurum işleminin iptali için açtığı davanın reddine karar verildiği, kararın Yargıtay 21. Hukuk Dairesinin 23/12/2014 tarihli onama kararı ile kesinleştiği, iş bu kere davacının dava tarihi itibariyle tedbiren olmak üzere Kurumca kesilen aylığının fiili durumun değiştiği tarihten itibaren yasal faiziyle ödenmesi istemli eldeki davayı açtığı, Mahkemece yapılan araştırma ve inceleme neticesinde davanın reddine karar verildiği anlaşılmakla verilen karar eksik inceleme ve araştırmaya dayalıdır. 2-Mahkemece yapılması gereken iş, taraflar arasındaki şikayetlere ilişkin 2014/23425 soruşturma nolu, 2015/4551 soruşturma nolu ceza dosyaları ile davacının şikayeti üzerine aile mahkemesince verilen uzaklaştırma kararları getirtilerek içeriği, verilen ifadeler değerlendirilmeli, tarafların ikametğahlarının bulunduğu adreslerdeki komşularının ve muhtar-aza'ların tanık olarak beyanına başvurulmalı, davacının ve boşandığı eşinin adreslerinde zabıta araştırması yapılarak birlikte yaşama olgusu yukarıda açıklanan düzenlemeler ışığında da araştırılarak elde edilecek sonuca göre bir karar verilmelidir. VI. KARAR Açıklanan nedenlerle, 1.Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, 2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Peşin yatırılan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 06.12.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.