7. Hukuk Dairesi 2013/14657 E. , 2013/22311 K. "İçtihat Metni" Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı.Dosya incelendi, gereği görüşüldü: 1-Davacı vekili; davacının 26.10.2000-27.02.2008 tarihleri arasında dava dışı işveren Günak Konfeksiyon işyerinde çalışıp, ücretlerinin ödenmemesi nedeniyle 27.02.2008 tarihinde iş akdini feshettiğini, tazminat ve alacaklarının ödenmesi iç
**7. Hukuk Dairesi 2013/14657 E. , 2013/22311 K.** **"İçtihat Metni"** Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı.Dosya incelendi, gereği görüşüldü: 1-Davacı vekili; davacının 26.10.2000-27.02.2008 tarihleri arasında dava dışı işveren Günak Konfeksiyon işyerinde çalışıp, ücretlerinin ödenmemesi nedeniyle 27.02.2008 tarihinde iş akdini feshettiğini, tazminat ve alacaklarının ödenmesi için...3.İş Mahkemesinin 2008/256 Esas 2009/364 Karar sayılı dosyasında dava açıp, kıdem tazminatı ve 10.745,19 TL.ücret alacağının hüküm altına alındığını, ilamdaki alacaklarını tahsil etmek için...1.İcra Müd.nün 2009/6938 sayılı takip dosyası ile icra takibine geçmişse de takibin semeresiz kalıp, 31.05.2011 tarihinde icra dosyasından işveren hakkında aciz vesikası alındığını, bunun üzerine davacının Ücret Garanti Fonu Yönetmeliği kapsamında 3 aylık ödenmeyen ücret alacağının ödenmesi için Türkiye İş Kurumu...İl Müdürlüğüne 07.07.2011 tarihinde başvurduğunu, davalı kurumca talebin reddedilip, 16.09.2011 tarihinde davacıya tebliğ edildiğini, ret işleminin hukuka aykırı olup, davalı kurumca işverenin ödeme güçlüğü içine düştüğü tarihin, ilamın icraya konulup haciz işleminin gerçekleştiği yada aciz vesikası alındığı tarih olarak değil, işçinin ücretinin ödenmemesi sebebiyle işverene karşı dava açtığı tarih olarak tespiti ve kabulü gerektiğini, işverenin ödeme güçlüğünün meydana geldiği tarihin davanın açıldığı tarih olduğunu, davalı kurumun davacının başvurusunu reddetmesinin hukuka ve adalete aykırı olup iptali gerektiğini ileri sürerek 26.08.2011 tarihli bu red işleminin iptali ile işverenin ödeme güçlüğü sebebiyle işverenden 3 aylık ödenmeyen ücret alacağının ücret garanti fonu kapsamında davalı kurumdan tahsilini talep etmiştir. Davalı vekili; davacının Ücret garanti fonundan faydalanma şartlarını taşımadığını,icra dosyasından yapılan 13.600,00 TL lik 2013/14657-22311 S.2 tahsilat tutarı içinde ücret alacağının da bulunduğunu savunarak davanın reddini istemiştir. Mahkemece; davacının resen yapılan mahsup işlemi sonrası ücret alacağının tahsil edilmiş olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Taraflar arasındaki uyuşmazlık,kısmi ödemenin işçinin hangi alacağına mahsup edileceği ve mahsup işlemi sonrasında ödenmeyen ücret alacağının bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır. Uyuşmazlığın normatif dayanağı Borçlar Kanununun 84-86 maddeleridir. Borçlar Kanununun 84 üncü (TBK.nun 100 üncü) maddesinde kuralına yer verilmiş; 85 inci (TBK.nun 101 inci) maddesinde hükmü öngörülmüş, 86 ncı (TBK.nun 102 inci) maddesinde ise kuralı düzenlenmiştir. Borçlar Kanununun yukarıda belirtilen hükümleri öncelikle muacceliyet ve temerrüt kavramlarının açıklanmasını gerektirmektedir. Muacceliyet, alacaklının borçludan borçlanılan edimi talep ve dava edebilme yetkisidir. Borç muaccel olmadan borçlu temerrüdü söz konusu olmaz. Temerrüt, en kısa tanımıyla, alacaklı tarafından talep edilebilir (muaccel) hale gelmiş bir borcun ifasındaki gecikmedir. Kural olarak, bu tür (muaccel) bir borcun borçlusu, alacaklının ihtarı ile temerrüde düşer (BK. m. 101/1). Başka bir ifadeyle, temerrütten söz edilebilmesi için, öncelikle muaccel bir borcun ve alacaklının o borca yönelik ihtarının bulunması gerekir. Kural böyle olmakla birlikte, borçlunun temerrüde düşmesi için alacaklının ihtarının gerekmediği bazı durumlar da vardır: Örneğin, ifa gününün taraflarca birlikte kararlaştırıldığı (BK. m.101/2-TBK.Nunun 117.), borçlunun borcu ifa etmeyeceğini bildirmiş olduğu veya hal ya da durumundan bu sonuca varılabildiği (BK. m.107/1-TBK.nun124.) durumlarda, temerrüdün gerçekleşmesi için alacaklının ihtarına gerek yoktur. Tek bir borç ilişkisinin söz konusu olduğu durumlarda, borçlu para borcunun faiz ve masraflarını ödemede temerrüde düşmemişse yaptığı kısmi ödemeyi anapara borcuna mahsup etme hakkına sahiptir. Ancak, para borcunun bir kısmı için kefalet, rehin veya benzeri bir teminat verilmişse, yapılan kısmi ödemenin teminatlı olan borca mahsubu istenemez. Bu durumda, kısmi ödemenin teminatsız olan ya da teminatı daha az olan borca mahsubu gerekir. Borçlu, faiz ve masrafları ödemede temerrüde düşmüşse yaptığı kısmi ödeme öncelikle gecikmiş faiz ve masraf borçlarına mahsup edilecektir. Hukuk Genel Kurulunun 27.9.2000 tarih ve 2000/12-1148 Esas, 2000/1193 Karar sayılı ilamında da vurgulandığı üzere, Borçlar Kanununun 84 üncü maddesi gereğince, ödemelerin öncelikle asıl alacaktan düşülebilmesi için, borçlunun faiz ve masrafları ödemede gecikmemiş olması zorunludur. Gecikme 2013/14657-22311 S.3 ve alacaklının iradesini açıklaması halinde, ödenen kısmın öncelikle faizden düşülmesi gerekir. İcra takibi, ödemeye ihtirazi kayıt konulması irade açıklamasıdır. Birden fazla borcu bulunan borçlunun yaptığı ödeme, ifa zamanında beyan ettiği borca mahsup edilir. Borlu, ödeme sırasında, yapılan ödemenin hangi borca ilişkin olduğunu beyan etmemiş veya alacaklının makbuzda belirttiği borca derhal itirazda bulunmamışsa makbuzda belirtilen borca mahsup edilmelidir. Birden fazla para borcunun bulunduğu bir borç ilişkisinde, borçlunun, yapılan kısmi ödemenin hangi borç için mahsup edildiğini belirtmemesi, alacaklının da ödemenin hangi borca ilişkin olduğunu makbuzda göstermemesi durumunda, kısmi ödemenin hangi borca mahsup edileceği sorunu Borçlar Kanununun 86 ncı maddesine göre çözümlenmelidir. Bu gibi durumlarda, kısmi ödeme öncelikle muaccel olan borç için yapılmış sayılır. Ödeme zamanında birden fazla borç muaccel hale gelmişse, ödeme ilk takibe konulan borca mahsup edilir. Muaccel olan borçlardan hiçbiri takibe verilmemişse kısmi ödeme ifa zamanı önce gelen borca mahsup edilmiş sayılır. Borçların ifa zamanları ( vadeleri ) aynı günde gelmişse yapılan kısmi ödeme borçların miktarlarıyla orantılı olarak mahsup edilir. Borçlardan hiçbirinin ifa zamanı gelmemişse, kısmi ödeme alacaklı için güvencesi en az olan borca mahsup edilmiş sayılır. İş sözleşmesinden doğan para borçlarının kısmi ifasında, mahsubun ne şekilde yapılacağı ile ilgili 4857 sayılı İş Kanununda özel bir düzenleme bulunmadığından, Borçlar Kanununun yukarıda belirtilen genel hükümleri kapsamında sorun çözümlenmektedir. İşçinin işverenden bir alacağının, örneğin sadece kıdem tazminatı alacağının bulunduğu durumlarda, kısmi ödeme nedeniyle mahsup işlemi Borçlar Kanununun 84 üncü maddesi çerçevesinde yapılacaktır. Dairemiz uygulamasına göre, temerrüde düşmüş olan işverenin yaptığı kısmi ödeme işçinin bu hususta beyanda bulunup bulunmadığına bakılmaksızın öncelikle faiz ve masraflara mahsup edilmelidir. Borcun taksitle ödenmesi konusunda yapılan anlaşma aksi öngörülmemişse, kural olarak, işçinin faiz talebinden vazgeçtiğini kapsar. Ancak, bu sonuç işverenin taksit anlaşmasına uygun hareket etmesine bağlıdır. İşverenin taksitlerden birini zamanında ödememesi halinde, işçinin faizle ilgili feragati geçersiz hale gelir ve sadece ödenmeyen taksit için değil, tüm alacak için faiz talep hakkı doğacaktır. Bu durumda ödenmiş olan önceki taksitlerin öncelikle faiz ve masraflara mahsubu gerekecektir. Kuşkusuz taksit sözleşmesinin işçinin serbest iradesi ile meydana gelmesi gerekir. İşçinin birden fazla alacağının söz konusu olması halinde, yapılan kısmi ödemenin hangi alacağa ilişkin olduğu işveren tarafından ödeme sırasında belirtilmemiş ve işçi tarafından da bu husus makbuzda gösterilmemiş ise, mahsup işlemi Borçlar Kanununun 2013/14657-22311 S.4 86 ncı maddesine göre yapılacaktır. İş Kanununda işçinin sözleşme ve kanundan doğan alacaklarının muacceliyet ve vade zamanları konusunda değişik hükümler öngörülmüştür. 4857 sayılı İş Kanununa göre ücret en geç ayda bir ödenir (m.32/5). İş hukuku mevzuatımızda Basın İş Kanununun 14 üncü maddesi hariç, ücretin peşin ödeneceğine dair bir düzenleme bulunmamaktadır. Bu nedenle ücret, çalışılan ayı takip eden aybaşında muaccel hale gelmektedir. Fazla mesai, hafta tatili ücreti, ulusal bayram ve genel tatil ücretlerinin muacceliyet tarihleri normal aylık ücret gibidir. İşçinin ihbar ve kıdem tazminatı ile yıllık izin ücreti sözleşmenin feshi ile muaccel hale gelir. 1475 sayılı İş Kanununun 14 ve 4857 sayılı İş Kanunun 120 nci maddesi uyarınca, işveren kıdem tazminatı borcu bakımından iş sözleşmesinin feshedildiği tarihte temerrüde düşer. Yukarıda belirtilen diğer tazminat ve alacaklar bakımından ise, tarafların sözleşme ile kararlaştırdıkları ödeme zamanı ya da işçi tarafından gönderilecek ihtarnamede belirtilen ödeme günü itibariyle işverenin temerrüdü gerçekleşir. Buna göre örneğin, 5.000 TL ihbar tazminatı, 7.500 TL kıdem tazminatı, 2.500 TL ücret, 2.000 TL fazla mesai ve 500 TL yıllık izin ücreti alacağı olmak üzere takibe konu yapılmamış toplam 17.500 TL alacağı olan bir işçiye işveren tarafından yapılacak 15.000 TL lik bir kısmi ödeme, öncelikle muaccel olan normal aylık ücret ve fazla mesai alacağına ilişkin borçlarına mahsup edilmelidir. Kalan miktar ihbar ve kıdem tazminatı ile izin ücreti borcuna mahsup edilecektir. Anılan borçların muacceliyet tarihleri aynı olduğundan, temerrüt tarihi önce gerçekleşmiş olan borca yani kıdem tazminatına mahsup edilecektir. Kalan 3.000 TL lik ödemenin, ihbar ve izin ücreti borcuna mahsubu anılan borçların muacceliyet ve temerrüt tarihlerinin aynı olması nedeni ile miktarları ile orantılı olarak yapılacaktır. Kalan toplam borç 5.500 TL olup, ihbar tazminatının bu miktara oranı 5.000/5.500 = 10/11, izin ücretinin oranı 500/5.500 = 1/11 olmakla, 3.000 X 10/11 = 2.727 TL ihbar tazminatına, 3.000 X 1/11 = 273 TL izin alacağına mahsup edilecektir. Böylece işverenin 2.273 TL ihbar tazminatı, 227 TL izin ücreti olmak üzere toplam 2.500 TL borcu kalmış olacaktır. Somut olayda, davacı tarafça...3. İş Mahkemesinin 09.06.2009 tarih, 2008/256 E ve 2009/364 K sayılı kesinleşen ilamına istinaden kıdem tazminatı ile yıllık izin ,ücret, fazla çalışma ücret alacağı , yargılama giderleri,vekalet ücreti ve işlemiş yasal faiz olmak üzere toplam 24.503,86 TL'nin tahsili için davalı işveren aleyhine...1.İcra Md.'nün 2009/6938 sayı ile icra takibi başlatılarak BK 84 maddesi gereğince kısmi ödemelerin öncelikle işlemiş faiz,masraf ve ferilerine mahsubunun talep edildiği, icra dosyasında haczedilen menkul malların satış masrafları davacı tarafça karşılanmak suretiyle yapılan 2. İhale neticesinde hacze konu menkullerin davacı vekili tarafından 13.600,00 TL bedelle alacağa mahsuben alındığı anlaşılmaktadır. Mahkemece tahsil edilen 13.600,00 TL'lik kısmi ödemenin toplam 12.417,47 TL'sına tekabül eden 2.705,40 TL'nın (kıdem Tazminatı için işlemiş faiz) ,1.357,58 TL'sının (diğer işlemiş faiz),2.348,04 TL'sının maaş alacağı ve 6.006,45 TL'sının da fazla çalışma ücretine mahsup edilmiş ve artan miktarın ise kıdem tazminatına mahsup edilmesi gerektiği belirtilmiştir. Ancak tahsil edilen bu miktara yapılan icra masrafları ve vekalet ücreti gibi giderler de dahildir. Yapılacak iş, tahsil edilen 13.600,00 TL 'den faiz ve masraflara tekabül eden miktarın net olarak tespiti için konusunda uzman bilirkişiden denetime elverişli rapor almak,bakiye tahsilat miktarını ilke kararı gözetilerek icra takip dosyasında talep edilen alacaklara sırasıyla mahsup etmek suretiyle davacının ödenmeyen ücret alacağının bulunup bulunmadığını belirlemek ve çıkacak sonuca göre karar vermektir. Mahkemece eksik inceleme ve araştırma ile yazılı şekilde hüküm kurulması hatalı olup bozmayı gerektirmiştir. SONUÇ:Temyiz olunan kararın,yukarıda yazılı nedenle BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 16.12.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.