Başvuru, boşanma davasında davacı taraf lehine bir tutum sergilendiği, davanın başlangıcında müşterek çocukların velayetinin gerekçe gösterilmeden tedbiren karşı tarafa verildiği, bu tedbir kararı ile bilirkişi raporlarına yönelik itirazlarının dikkate alınmadığı, bir kısım delillerinin ilgili yerlerden getirtilmediği, delillerin aleyhine ve tek taraflı olarak değerlendirildiği ayrıca çocuklarını sadece icra kanalıyla görebilmesi nedenleriyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ili
Başvuru, boşanma davasında davacı taraf lehine bir tutum sergilendiği, davanın başlangıcında müşterek çocukların velayetinin gerekçe gösterilmeden tedbiren karşı tarafa verildiği, bu tedbir kararı ile bilirkişi raporlarına yönelik itirazlarının dikkate alınmadığı, bir kısım delillerinin ilgili yerlerden getirtilmediği, delillerin aleyhine ve tek taraflı olarak değerlendirildiği ayrıca çocuklarını sadece icra kanalıyla görebilmesi nedenleriyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 1/9/2014 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirmemiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde olaylar özetle şöyledir: 24/9/1996 tarihinde evlenen başvurucu ile eşinin 9/3/1998 ve 30/5/2007 doğumlu B. ve K. isimli iki erkek çocuğu bulunmaktadır. Başvurucunun eşi T.A. 14/10/2009 tarihinde İzmir Aile Mahkemesinde (Mahkeme) boşanma davası açmıştır. Davanın başlangıcında davacı, eşinden ayrı bir evde yaşadığını belirterek birlikte yaşadığı biri "down sendromlu", diğeri 2,5 yaşında olan müşterek çocuklarının velayetinin tedbiren kendisine verilmesini istemiştir. Mahkeme 18/11/2009 tarihli ek kararı ile müşterek çocuklarının velayetinin tedbiren davacı anneye verilmesine, müşterek çocuklar ile başvurucu (davalı baba) arasında her ayın ve hafta sonları Cumartesi günleri, ayrıca dini bayramların ve günleri kişisel ilişki düzenlenmesine itirazı kabil olmak üzere evrak üzerinden karar vermiştir. Başvurucu yargılama sırasında 25/2/2010 tarihli dilekçesinde eşinin çocuklarının bakımı ile yeterince ilgilenmediğini iddia ederek tedbiren davacı anneye verilen velayet yetkisinin kaldırılarak çocuklarının velayetinin kendisine verilmesini talep etmiştir. Mahkemece bu konuda uzman raporu alınmasına karar verilmesi üzerine sosyal hizmet uzmanı ile uzman psikolog tarafından 12/4/2010 tarihli rapor düzenlenmiştir. Anılan rapordan röntgen teknisyeni olan anne ve devlet memuru olarak çalışan baba ile yapılan bireysel görüşmeler yanında müşterek çocuklarla görüşme ve gözlemler yapıldığı, tarafların kaldıkları konutların incelendiği, ayrıca down sendromlu küçük B.nin öğretmenleriyle görüşüldüğü anlaşılmaktadır. Tüm bu görüşme, gözlem ve değerlendirmeler sonucunda çiftin boşanmaları durumunda müşterek çocuklarının velayetinin davacı anneye verilmesinin ve davalı baba ile kişisel ilişki sağlanmasının uygun olacağı ifade edilmiştir. Mahkeme 16/4/2010 tarihli oturumda uzman raporunda belirtilen görüş doğrultusunda geçici velayetin tedbiren değiştirilmesi konusundaki başvurucunun talebinin reddine karar vermiştir. Yapılan yargılama sonucunda Mahkeme 7/12/2010 tarihli kararı ile tarafların boşanmalarına ve müşterek çocukların velayetinin davacı anneye verilmesine hükmetmiştir. Temyiz üzerine Yargıtay Hukuk Dairesinin (Daire) 6/4/2012 tarihli kararı ile başvurucunun bir kısım tanıklarının dinlenmediği gerekçesiyle hüküm bozulmuştur. Öte yandan başvurucu bozma sonrasında 27/9/2012 tarihli dilekçesiyle reddi hâkim talebinde bulunmuştur. Reddi hakim talebinde hâkimin tarafsız davranmadığı belirtilerek, bozulan kararda davalı tarafın sadakatsizliğini ispata ilişkin delillerin değerlendirilmemesi ve karar gerekçesindeki "...tarafların özellikle davalının birbirleri ile olan sorunlarını çocuklar üzerinden halletmeye çalışmalarının ve bu konudaki takıntılı davranışlarının hem kendilerini hem de müşterek çocukları daha da fazla yıprattığı..." tespitinin yapılması ret sebebi olarak gösterilmiştir. Ayrıca başvurucu "...müşterek çocukların yaşları gözönüne alınarak anne şefkatine ihtiyaç duyduğu dönemde olmaları..." gerekçesiyle çocukların velayetinin anneye verilerek ayrımcılık yapıldığı iddiasında bulunmuştur. Reddi hâkim talebini inceleyen İzmir Aile Mahkemesi 30/10/2012 tarihli kararı ile "...mahkeme hakiminin taraflı davrandığına ilişkin herhangi bir delil ve emareye rastlanmadığı..." gerekçesiyle talebin reddine karar vermiştir. Ret kararı taraflarca temyiz edilmemiş ve 14/11/2012 tarihinde kesinleşmiştir. Bozmaya uyularak yapılan yargılama sonunda Mahkeme 11/4/2013 tarihli kararı ile tarafların boşanmalarına, müşterek çocukların velayetinin anneye verilmesine hükmetmiştir. Karar gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir: "...Toplanan deliller, dinlenilen tanık beyanları ve tüm dosya kapsamından tarafların uzun süredir geçimsiz oldukları, davalının zaman zaman davacıya hakaret ettiği, dövdüğü, içki içtiği, ikinci çocukları K.'nın doğumundan sonra taraflar arasında cinsel uyumsuzluk meydana geldiği, duygusal yönden birbirlerinden koptukları, geçimsizliklerinden kendileri gibi müşterek çocukları B. ve K.'nın da yıprandıkları, müşterek çocuk B.'nin Down sendromu olması nedeni ile gergin ve geçimsiz aile ortamında kişisel gelişiminin ve yeteneklerinin hızla geriye gittiği, taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamına imkan vermeyecek nitelikte geçimsizliğin mevcut ve sabit olduğu, olayların akışı karşısında davacı davayı açmakta haklı olup bu şartlar altında eşleri birlikte yaşamaya zorlamanın artık kanunen mümkün görülmediği anlaşıldığından açılan davanın kabulü ile tarafların boşanmalarına, müşterek çocukların yaşları gözönüne alınarak anne şefkatine ihtiyaç duyduğu dönemde olmaları ayrıca düzenlenen uzman raporlarına istinaden velayetlerinin davacı anneye verilmesine, velayeti anneye verilen müşterek çocuklardan K. için aylık 225 TL, B. için aylık 250 TL tedbir, karar kesinleştikten sonra müşterek çocuklardan K. için aylık 275 TL, B. için aylık 300 TL iştirak nafakasının davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine karar vermek gerek(miştir)..." Temyiz üzerine Dairenin 1/4/2014 tarihli kararı ile hüküm onanmıştır. Başvurucunun karar düzeltme talebi aynı Dairenin 9/7/2014 tarihli kararı ile reddedilmiştir. Ret kararı 1/8/2014 tarihinde başvurucu vekiline tebliğ edilmiş, 1/9/2014 tarihinde süresi içinde bireysel başvuruda bulunulmuştur. 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun "Hâkimin takdir yetkisi" kenar başlıklı maddesinin birinci ve ikinci fıkraları şöyledir:"Mahkeme boşanma veya ayrılığa karar verirken, olanak bulundukça ana ve babayı dinledikten ve çocuk vesayet altında ise vasinin ve vesayet makamının düşüncesini aldıktan sonra, ana ve babanın haklarını ve çocuk ile olan kişisel ilişkilerini düzenler.Velâyetin kullanılması kendisine verilmeyen eşin çocuk ile kişisel ilişkisinin düzenlenmesinde, çocuğun özellikle sağlık, eğitim ve ahlâk bakımından yararları esas tutulur. Bu eş, çocuğun bakım ve eğitim giderlerine gücü oranında katılmak zorundadır." 4721 sayılı Kanun’un "Birlikte yaşamaya ara verilmesi" kenar başlıklı maddesinin dördüncü fıkrası şöyledir:"Eşlerin ergin olmayan çocukları varsa hâkim, ana ve baba ile çocuklar arasındaki ilişkileri düzenleyen hükümlere göre gereken önlemleri alır." 4721 sayılı Kanun’un "Ana ve baba evli ise" kenar başlıklı maddesinin ikinci fıkrası şöyledir:"Ortak hayata son verilmiş veya ayrılık hâli gerçekleşmişse hâkim, velâyeti eşlerden birine verebilir." 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun "Çocukla şahsi münasebet tesisine dair ilamin icrası" kenar başlıklı 25/a maddesi şöyledir:"Çocukla şahsi münasebetlerin düzenlenmesine dair ilam hükmünün yerine getirilmesi talebi üzerine icra memuru, küçüğün ilam hükümleri dairesinde lehine hüküm verilen tarafla şahsi münasebette bulunmasına mani olunmamasını; aksi halde ilam hükmünun zorla yerine getirileceğini borçluya 24 üncü maddede yazılı şekilde bir icra emri ile tebliğ eder. Bu emirde ilam hükmüne aykırı hareketin 341 inci maddedeki cezayı müstelzim olduğu da yazılır.Borçlu bu emri tutmazsa ilam hükmü zorla yerine getirilir. Borçlu alacaklının şikayeti üzerine ayrıca 341 inci maddeye göre cezalandırılır."