9. Ceza Dairesi 2024/3030 E. , 2024/9122 K. MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2023/2494 E., 2023/2465 K. SUÇ : Sarkıntılık suretiyle çocuğun cinsel istismarı HÜKÜM : İstinaf başvurusunun esastan reddi kararı TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen karar temyiz edilmekle dosya incelendi. İlk Derece Mahkemesince sanığın sarkıntılık suretiyle çocuğun cinsel istismarı suçundan 6 yıl 3 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına dair 25.10.2022 tarih ve 2020/…
**9. Ceza Dairesi 2024/3030 E. , 2024/9122 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2023/2494 E., 2023/2465 K. SUÇ : Sarkıntılık suretiyle çocuğun cinsel istismarı HÜKÜM : İstinaf başvurusunun esastan reddi kararı TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen karar temyiz edilmekle dosya incelendi. İlk Derece Mahkemesince sanığın sarkıntılık suretiyle çocuğun cinsel istismarı suçundan 6 yıl 3 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına dair 25.10.2022 tarih ve 2020/365 Esas, 2012/322 Karar sayılı ilama ilişkin sanık müdafiinin istinaf talebi üzerine hükmün sanık lehine bozulmasının ardından söz konusu karara direnme yetkisi bulunmayan ve kanunen uymak zorunda olan İlk Derece Mahkemesince sarkıntılık suretiyle çocuğun cinsel istismarı suçundan dolayı sanığın 4 yıl 8 ay 7 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına dair kurulan hükmün aslında Bölge Adliye Mahkemesince verilmiş bir karar olarak kabulünde zorunluluk bulunduğu, esas olarak Bölge Adliye Mahkemesince istinaf incelemesi sırasında tespit edilen hukuka aykırılıklar karşısında 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 280/1-(g) maddesi uyarınca duruşma açılmak suretiyle yapılacak yargılama sonucunda esasa ilişkin yeni hüküm kurulması gerektiği ve bu kapsamda bozma üzerine İlk Derece Mahkemesince kurulan yeni hükmün temyizi kabil olduğu tespit edilmiştir. Sanık müdafiinin duruşmalı inceleme talebinin, hükmedilen ceza miktarına göre 5271 sayılı Kanun'un 299/1. maddesi uyarınca reddine karar verilmekle, gereği düşünüldü: I. HUKUKÎ SÜREÇ Sanık hakkında çocuğun cinsel istismarı suçunu işlediği iddiası ile açılan kamu davasında yapılan yargılama sonucunda, İstanbul 39. Ağır Ceza Mahkemesince mevcut delillerin değerlendirilmesi neticesinde sanığın sarkıntılık suretiyle çocuğun cinsel istismarı suçundan mahkumiyetine dair verilen kararın istinaf edilmesi üzerine, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 20. Ceza Dairesi kararı ile istinaf başvurusunun 5271 sayılı Kanun’un 280/1-a maddesi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir. II. TEMYİZ SEBEPLERİ Sanık Müdafiinin Temyiz İstemi Mahkemece eksik araştırma ile hüküm kurulduğuna, hükmün kanuni anlamada yeterli gerekçe içermediğine, tanıklar ..., ... ve ...'in dokunma eylemi yönünde bilgileri bulunmadığı halde bu tanık beyanları esas alınarak mahkumiyet hükmü kurulmasının hatalı olduğuna, katılan mağdure beyanlarının çelişkili olduğuna, usul ve yasaya aykırı mahkumiyet hükmünün bozulması gerektiğine ilişkindir. III. GEREKÇE 5271 sayılı Kanun'un 288 ve 294. maddelerinde yer alan düzenlemeler nazara alınıp, aynı Kanun'un 289. maddesinde sayılı kesin hukuka aykırılık halleri ve temyiz dilekçesinde belirtilen nedenler de gözetilerek yapılan değerlendirmede, yargılama sürecindeki işlemlerin usul ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, vicdanı kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eyleme uyan suç vasfı ile yaptırımların doğru biçimde belirlendiği anlaşıldığından, kararda hukuka aykırılık görülmemiştir. IV. KARAR Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 20. Ceza Dairesinin kararında sanık müdafii tarafından öne sürülen temyiz sebepleri ve 5271 sayılı Kanun’un 289/1. maddesiyle sınırlı olarak yapılan temyiz incelemesi sonucunda hukuka aykırılık görülmediğinden 5271 sayılı Kanun’un 302/1. maddesi gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, Üye ...'in karşı oyu ve oy çokluğuyla TEMYİZ İSTEMİNİN ESASTAN REDDİ İLE HÜKMÜN ONANMASINA, Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304/1. maddesi uyarınca İstanbul 39. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 20. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 24.10.2024 tarihinde karar verildi. MUHALEFET ŞERHİ Dairemizin Sayın çoğunluğu ile aramızdaki ihtilaf, mağdur beyanının yeterli delil olup olmadığı, eylemlerin niteliği, dolayısıyla suçun sübut bulup bulmadığına yöneliktir. İlk derece mahkemesi mağdurun beyanlarının tek başına yeterli delil olduğunu, sanığın mağdureye karşı tüm söz ve davranışlarının cinsel nitelikte olduğunu, dolayısıyla eylemlerin “cinsel davranış” olduğunu kabul ederek suçun oluştuğu kanaatine varmış, Dairemizin çoğunluğu ise kararın onanmasına karar vermiştir. Oysa olayda bir öğretmen-öğrenci ilişkisi söz konusudur. Bu tamamen göz ardı edilmiştir. Dosya kapsamından da anlaşılacağı gibi mağdure, okulda sorunlu olarak bilinen, derslerinde başarısız ve ilgisiz, yaşından beklenmeyen davranışlara sahip, yani sorunlu kişilik özellikleri ve sosyal ilişkileri olan (saçını yeşile boyayan, sosyal medyada anormal paylaşımlar yapan) biridir. Sanığın öğretmen olarak kendisiyle kurduğu ilişkiyi yanlış değerlendirdiği de yine dosya kapsamından anlaşılmaktadır. (Mağdurenin arkadaşı ... beyanında tuvalette karşılaştığı mağdurenin “bugün ... cığımın dersi var, hangi rujumu sürsem acaba” şeklinde söz söylediğini beyan etmiştir). Mağdurede sanığa karşı bir önyargı oluştuğu açıktır. Sanığa isnat edilen eylemler ise farklı tarihlerde sırnaşıkça kabul edilebilecek sözler ve basit dokunmalardan ibarettir. Öğrenci-öğretmen ilişkisinden kaynaklanan ve uzun süreye yayılmış eylemler toparlanmış ve birbirleriyle ilişkilendirilerek bundan sonuç çıkartılmıştır. Yukarıda bahsedilen özelliklere sahip bir öğrencinin basit söz ve eylemlere değer yargısı yükleyerek ya da cinsellik atfederek anlatmasına, yorumlamasına, itibar edilmesi mümkün değildir. Mağdurun yukarıda sayılan özellikleri ve sosyal durumu zaten mağdur beyanları üzerinde şüphe oluşturmaktadır. İsnat edilen eylemlerin niteliği de dikkate alındığında şüphe daha da artmakta ve yoğunlaşmaktadır. Bunların yanında mağdurenin zamana yayılmış eylemleri birbiri ile bağlantılıymış gibi o anki bağlamından kopartılarak anlatması algıyı değiştirdiği gibi mağdurenin beyanında karışıklığa da neden olmuştur. Mağdure beyanı kendi içerisinde çeliştiği gibi tanık beyanlarıyla da çelişmektedir. Zaten mağdurenin sanığa isnat ettiği mahkeme tarafından kabul edilen birkaç eylem vardır. Bu eylemlerden bir tanesi de sanığın mağdurenin bacağına dokunma şeklinde gerçekleşen eylemdir. Ancak mağdure bu eylemi anlatırken soruşturma aşamasında sanığın bacağına dokunduğunu ardından da elini kazağının altından beline soktuğunu ve beline dokunduğunu, ayrıca “seni seviyorum beni aldatma, aramızın çok iyi olması lazım, temas lazım” şeklinde sözler söylediğini beyan etmiş, kovuşturmada ise eylemleri birbirinden ayırmış ve sadece bacağına dokunduğunu başka bir zamanda ise sırtına dokunduğunu beyan ederek sözlerden bahsetmemiştir, dolayısıyla çelişkiye düşmüştür. Bu olayı gören tanık Aynur ise mağdureyle birlikte sanığın yanına gitttiklerini, sanığın piyano çaldığını, bu sırada kendi aralarında konuşurken sanığın hafif yaklaşarak elini mağdurenin bacağının üzerine koyup ne konuşuyorsunuz dediğini beyan etmiştir. Yani mağdur beyanı ile tanık beyanı arasında da farklılıklar vardır. Sanığa isnat edilen eylemlerden diğeri ise; müzik dersi sırasında diyafram eğitimi verirken mağdurenin karnına dokunması eylemidir. Ancak bu eylemin müzik dersi ile bağlantılı olduğu zaten tanık beyanları ile de sabittir. Bu eylemlerin cinsel davranış olmadığı açıktır. Sanığın mağdureye hitap şekli bazı tanıklar tarafından doğrulanmış ise de çeşitli zamanlarda bağlamından koparılarak söylendiği söylenen bu sözlere herhangi bir anlam yüklenemez. Sözler bağlamı ile bir anlam ifade eder. Aksi takdirde bağlamından koparttığınız her söz ileride söyleyen için sıkıntılar oluşturur ki bu tür bir yorum kabul edilemez. Mağdurenin bunların dışında bana sürekli sarılıyordu ve dokunuyordu şeklindeki beyanını doğrulayan herhangi bir tanık da bulunmamaktadır. Bu dokunmaların cinsel amaçlı olup olmadığı ise mağdur algısı ve bu algının oluşturduğu beyandan ibarettir. Mağdurun öğretmeni ile olan diyalogları ve ilişkisini kafasında kurgulama ihtimali ve abartma ihtimali oldukça yüksektir. Yine mağdurenin okuldaki başarısızlığı nedeni ile kendisi ile ilgilenen öğretmenin bu ilgisini yanlış anlamış olma ihtimali de yüksektir. Uzun süreli bu tür bir ilişkinin bu tür komplikasyonlarına rağmen mağdur beyanının doğru kabul edilerek sonuca varılması kabul edilemez. Sanığın eylemleri basit eylemlerden ibarettir ve erojen bölgelere yönelik herhangi bir eylemden bahsedilmemektedir. Cinsel olmayan bölgeye yönelik dokunmaların ve yine cinsellik içermeyen ama çok da doğru kabul edilmeyen hitapların cinsel içerikliği olduğunu kabul etmek için elde çok net delillerimiz bulunmalıdır ancak dosyada mağdurenin üzerinde şüphe bulunan abartılı olma ihtimali yüksek tamamen kişisel algıya dayalı beyanından başka herhangi bir delil bulunmamaktadır. Olayın intikal tarzı ve süresi sorunludur. Mağdur beyanı kendi içinde çelişkilidir. Mağdur beyanının bir kısmı kişisel algı ve yorumlardan ibarettir. Mağdur beyanı ile tanık beyanları arasında çelişki vardır. Mağdurun bahsettiği birçok husus hakkında tanıkların bilgisi bulunmamaktadır. Oysa eylemlerin hemen hemen tamamı okulda diğer öğrencilerin bulunduğu ortamda gerçekleştirilen, dolayısıyla tanıkların görmesi gereken eylemlerdir. Bu nedenlerle sanığın eylemlerinin cinsel davranış olduğuna dair elde yeterli delil bulunmadığı, elde bulunan deliller üzerinde şüphe bulunduğu ve sanığın beraatine karar verilmesi gerektiğinden kararın bozulması görüşünde olduğumdan sayın çoğunluğun görüşüne katılmıyorum.